Herkes İçin Adalet

Abone Ol

Geçenlerde Baro’da Hukuk Felsefesi ve Sosyolojisi Komisyonu ile Al Pacino’nun Herkes İçin Adalet filmini izledik. İki husus beni dehşete düşürdü; bir Al Pacino hayranı olan ben bu filmi nasıl atlamışım ve ikincisi Amerikan mahkemeleri hakkında olan bu filmi nasıl atlamışım. Öyle değil mi, hepimiz hukuk fakültesine o Amerikan filmlerinde gördüğümüz sahnelerden etkilenerek girmedik mi? Zannettik ki böyle duruşma salonunda ellerimiz cebimizde dolaşacağız, teatral bir ifadeyle ağzımızı şekilden şekile sokarak itiraz ediyorum sayın yargıç diyeceğiz.

Oysa bizi bekleyen gerçekler dosyanın münderecatının tamamlanmış olduğu, mevcut beyanlarımızın tekrarı ve aleyhe hususları kabul etmemek oldu. Şu aleyhe hususlar da ilginç. Hani belki hukuk yargılamasında bir anlamı olabilir de, ceza yargılamasında da bunu zikredince, biraz komik oluyor.

Film bir mahkeme salonundaki yazıyla başlıyor. Bir şeyler okumak yasaktır, kişisel şeylerle uğraşmayın, tüm dikkatinizi duruşmaya verin diyor. Cep telefonunun olmadığı yıllar. Şimdi bizde böyle bir uyarı olsa nasıl olurdu diye düşündüm. Duruşmana zamanında gelmişsin ama daha önünde yirmi dosya var, Çağlayan’da filansan şanslısın salona girebilmişsin yoksa yer darlığından zaten dışarıda beklemek zorundasın ve tüm dikkatini mevcut yargılamaya veriyorsun.

Hani Vekil Duruşmadan Atılabilir mi[1]’de görmüştük ya, bizde hukuk yargılamasında avukatın dışarıya çıkarılamayacağı çok açık yazar da ceza davalarında böyle bir açıklık yoktur ama orada da vekilsiz yargılamaya devam edilmez, fakat bizde net olan bir husus vardır ki hem HMK m. 150 hem de CMK m. 203 avukatlara disiplin hapsi cezası uygulanmaz diyor. Fakat Amerika’da çatır çatır hakim avukatı nezarethaneye atıyor, geceyi orada geçirtiyor diğer gasptan, fuhuştan, cinayetten, hırsızlıktan şüphelilerle beraber.

İşte biz hep diyoruz ya duruşmada müvekkilimiz ortada biz ondan ayrı sağda durmayalım, yanında olalım, güç verelim ona; işte bizde avukat yargılamanın üçüncü ayağı olarak kabul edilir, kadıyoran yani. Bu yüzden ceza yargılamasında vekil dışında bir de müdafi kavramı vardır; vekil müvekkilin talimatıyla bağlıyken müdafi sanıktan bağımsız bir süjedir. Siz onu sanıktan ayrı bir yere koymazsanız Anglosakson hukukunda olduğu gibi, yeri gelir size de uygularlar o disiplin hapsini. Bu arada CMK’da böyle bir kesin hüküm yoktur illa ortada olacak diye ama işin mantığı budur.

Hiç aklımdan çıkaramadığım bir sahne, adam otoyolda gidiyor tek farı yanmadan, durduruyorlar, GBT yapıyorlar, isim benzerliğinden aranan başka biriyle karıştırıyorlar. İşler büyüyor, bir türlü ikna edemiyorlar onun o olmadığına. Neyse duruşma esnasında vekil ile hakim anlaşıyor. Yok öyle düşündüğünüz gibi rüşvet idi irtikap idi olaylar yok; orada herkes özerk ya, böyle ceza pazarlıkları yapılabiliyor. Avukat az ceza aldığı için mutlu, savcı hiç dava kaybetmediği için mutlu çünkü dava açmak masraflı bir iş; bunun bir daha seçimi filan var. Konu açılmışken, aradaki fark için İrtikap Muhbirinin Rüşvetçiliği[2]’ne bakabilirsiniz.

Ancak celseye anlaştıkları hakim dışında başka bir hakim geliyor ve yeni hakimin anlaşmadan haberi yok. Sanık suçunu kabul ediyor ve hakim de anlaşmaya uygun olarak denetimli serbestlik verecekken beş yıl hapse mahkum ediyor. Kıta Avrupası’nda ve Anglosakson hukukunda bizimki gibi bir infaz yasası olmadığı için bunun direkt yatarı vardır.

Neyse kahramanımız içerideyken Al Pacino delilleri buluyor ve o aranan şahsın müvekkili olmadığı konusunda ispatı hakime sunuyor. Ancak, kıyıda köşede kalmış eski bir kanun diyor ki, delillerin belli bir süre içerisinde gösterilmesi gerekir aynen hukuk yargılamasında olduğu gibi, ve o süre de üç gün geçmiştir!

Hikayenin sonunda çocuk içerideki tecavüze ve dayağa dayanamayıp gardiyan rehin alıp bir SWAT kurşununa kurban gidiyor.

Hakim ile avukat arkadaş olup dışarıda alemlere gidebiliyorlar, spor yapıyorlar, helikopter uçuruyorlar. AvK m. 13 veya HMK m. 36 havalarda uçuşmuyor.

Bir gün Al Pacino’nun bir müvekkili ona nasıl bir cinayet işlemek istediğini anlatıyor böyle detaylıca. Hani Avukatın Aranmama Hakkı[3]’nda değinmiştik ya, müvekkil çoğu zaman sizi Güzin Ablası, Marko Paşası olarak görür, derdini dinlemenizi ister diye. AvK m. 36 sır saklama yükümlülüğü de bu yüzden vardır; özellikle belirtir cezai sorumluluk doğurmaz diye, TCK m. 279 kamu görevlisinin suçu bildirmemesi uygulama alanı bulmaz.

İşte bir süre sonra da aynen müvekkilinin anlattığı gibi bir cinayet işlenmiş, Al Pacino da gitmiş ihbar etmiş. Be adam, sana mı kaldı, devletin polisi var, cumhuriyetin savcısı var, milletin hakimi var; sana mı kaldı muhbir vatandaşlık? Etsinler tabii seni barodan ihraç.

Komisyonda ise şunu tartıştık; şimdi bu fevkalade hatalı bir davranış da, ya gelip böyle bir cinayeti işlemek istediğini anlattığında, acaba önlem almak için, yapmamız gereken bir davranış var mı? Tamam AvK m. 36 özel hüküm, işlenmişler de bile bizi koruyor, saik haydi haydi cezalandırılmaz da, insancıl hukuk açısından?

Maalesef efendim, önce vekiliz sonra insanız.

---------------

[1] https://www.hukukihaber.net/vekil-durusmadan-atilabilir-mi-ozgur-turkes

[2] https://www.hukukihaber.net/irtikap-muhbirinin-rusvetciligi-ozgur-turkes

[3] https://www.hukukihaber.net/avukatin-aranmama-hakki-ozgur-turkes