5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 235 ila 242. maddelerinde ekonomi, sanayi ve ticarete ilişkin suçlar düzenlenmiştir. Bu yazımızda; 237. maddede tanımlanan fiyatları etkileme, 238. maddede yer alan kamuya gerekli şeylerin yokluğuna neden olma ve 240. maddede belirtilen mal veya hizmet satımından kaçınma ile bu suçlardan dolayı tüzel kişiler hakkında güvenlik tedbiri uygulanmasını öngören 242. madde hakkında açıklamalarda bulunulacaktır.
“Suçta ve cezada kanunilik” ilkesi gereğince; bir fiilin suç sayılabilmesi için, o an yürürlükte olan ceza kanunlarında suç olarak tanımlanması ve karşılığında cezasının gösterilmesi gerekir. Fahiş fiyatın ve stokçuluğun önlenebilmesinde Ceza Hukuku ve İdari Ceza Hukuku yardımcı kaynaklar olup, esas itibariyle serbest piyasası düzenleyen ticari kurallara göre hareket edilmesi ve piyasanın takip edilmesi isabetli olacaktır. Serbest piyasa şartlarında kişinin satacağı malı aşırı karla satmasına veya bir süre beklettikten sonra yüksek karla satmasına karşılık gelecek hükümlerin olup olmadığını değerlendirmek gerekir. Fahiş fiyat ve stokçuluk bakımından, TCK m.237’nin ve m.238’in incelenmesi gerekir.
Ayrıca;
İktisadi düzende yaşanan bozulmalar sebebiyle kanun koyucunun, 6585 sayılı Perakende Ticaretin Önlenmesi Hakkında Kanun’da değişikliğe gittiği, buna ilişkin hükümlere m.18/1-k’da ve Ek 1. maddede yer verdiği görülmektedir. 23 Eylül 2021 tarihinden itibaren başlayan iktisat politikası değişikliğinde kur hareketlerinden kaynaklanan ciddi maliyet artışlarının olduğu ve bu nedenle piyasa şartlarını bozan fiilleri icra edenlerin cezalandırmalarının gerektiği tartışmasız olmakla beraber; yalnızca idari tedbirler ve cezalar, bu kapsamda polisiye tedbirler ve bunun yanında adli suç ve cezalarla, serbest piyasada meydana gelen fiyat istikrarsızlıklarının yerli yerine oturtulamayacağı, hayat pahalılığı ve alım gücünde azalmaya yol açan sonuçların sebeplerinin ortadan kaldırılmasının gerektiği, Ceza Hukukunun bir yardımcı kaynak olup, suçların önlenmesinde ve caydırıcılıkta fayda sağlayabileceği, ancak bunun için fikri ve iktisadi alanlara müdahalesinin sınırlı olmasının gerektiği, demokratik hukuk devletlerinde suç ve cezalar ile kısıtlamalarda aşırıya gidilemeyeceği, ifade hürriyeti ile serbest piyasa düzeninin özünü zedeleyecek sınırlamalardan kaçınılmasının isabetli olacağı, ayrıca “metrukiyet” olarak bilinen ve uygulanmadığı için zamanla toplumsal inancı kaybeden yasal düzenlemelerin faydası olmadığından, iktisadi alana ve serbest piyasa koşullarına aşırı müdahale içermesi sebebiyle toplum tarafından kabul görmeyen yasal değişikliklere gidilmemesi gerektiği,
Bununla birlikte; birey ve kamu yararı dengesinin korunması bakımından temel hak ve hürriyetlerin sınırsız kullanıma açık olmadığı, bu nedenle “Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması” başlıklı Anayasa m.13’ün kabul edildiği, yazı konumuz sebebiyle de serbest piyasa koşullarının önemli olduğu, ama bunun da bir düzeninin olması gerektiği, bu nedenle “piyasa yapıcı” olarak bilinen Devletin yetkilendirildiği, nitekim normlar hiyerarşisinin tepesinde olan Anayasa m.166 ila m.173’ün iktisadi hükümlerden oluştuğu,
Sonuçta; iktisadi, sanayi ve ticarete ilişkin suç ve ceza hükümlerine yer veren TCK m.235 ila m.242’nin korunan hukuki yararlar bakımından her zaman gözden geçirilebileceği, “suçta ve cezada kanunilik” prensibine ve Ceza Hukuku ile korunan hukuki yararların, Ceza Hukukunun fonksiyonunun gözetilmek suretiyle yasal değişikliklere gidilebileceği, ceza normlarının zamana ve toplum düzeni ile ihtiyaçlarına karşılık gelecek şekilde yenilenebileceği, ancak bu değişikliklerde hukukun evrensel ilke ve esaslarının gözetilmesinin uygun olacağı,
İzahtan varestedir.
1- Fahiş Fiyatlandırma ve Stokçuluk ile İlgili İdari Suçlar ve Cezaları
6585 sayılı Perakende Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanun’un “Fahiş fiyat artışı, stokçuluk ve Haksız Fiyat Değerlendirme Kurulu” başlıklı Ek 1. maddesinin ilk üç fıkrasına göre;
“(1) Üretici, tedarikçi ve perakende işletmeler tarafından bir mal veya hizmetin satış fiyatında fahiş artış yapılamaz.
(2) Üretici, tedarikçi ve perakende işletmeler tarafından piyasada darlık yaratıcı, piyasa dengesini ve serbest rekabeti bozucu faaliyetler ile tüketicinin mallara ulaşmasını engelleyici faaliyetlerde bulunulamaz.
(3) Üretici, tedarikçi ve perakende işletmelerin fahiş fiyat artışı ve stokçuluk uygulamalarına yönelik gerektiğinde denetim ve incelemelerde bulunarak idari para cezası uygulamak ve her türlü tedbiri almak amacıyla Haksız Fiyat Değerlendirme Kurulu oluşturulur. (…)”
6585 sayılı Kanunun “Ceza hükümleri” başlıklı m.18/1-k’da; Haksız Fiyat Değerlendirme Kurulu’nun, Ek 1. maddede sayılan idari suçlardan 1. fıkrada belirtilen fahiş fiyat uygulayanlara 100 bin liradan 1 milyon liraya kadar ve 2. fıkrada belirtilen şekilde stokçuluk yapanlara da 1 milyon liradan 12 milyon liraya kadar idari para cezası kararı vermeye yetkili olduğu belirtilmiştir.
Burada sorun; korunan hukuki yararlar ve unsurlar aynı olduğunda ve adli suçları ve cezalarını gösteren hükümler ile idari suçları ve cezalarını gösteren hükümlerde, “bir suçtan iki ceza verilemez” kuralını bertaraf etmeye yönelik bir ibare olmadığında, çifte cezalandırma yasağı gündeme gelebilir. Gerçi hükümler incelendiğinde, her ne kadar korunan hukuki yararların aynı olduğu ve unsurların farklı olduğu anlaşılsa da, tartışmayı sonlandırmak amacıyla en azından 6585 sayılı Kanunun 18. maddesine çifte cezalandırma yasağını önleyici bir hükmün eklenmesinde yarar olacaktır.
2- İktisadi Suçlar ve Cezaları
a) Fiyatları Etkileme Suçu
Türk Ceza Kanunu m.237’e göre; “(1) İşçi ücretlerinin veya besin veya malların değerlerinin artıp eksilmesi sonucunu doğurabilecek bir şekilde ve bu maksatla yalan haber veya havadis yayan veya sair hileli yollara başvuran kimseye bir yıldan üç yıla kadar hapis ve adli para cezası verilir.
(2) Fiil sonucu besin veya malların değerleri veya işçi ücretleri artıp eksildiği takdirde ceza yarısı oranında artırılır.
(3) Fail, ruhsatlı simsar veya borsa tellalı ise ceza ayrıca yarısı oranında artırılır”.
Fiyatları etkileme suçu ile ilgili değerlendirmemiz;
Fiyatları etkileme suçunun; Türk Ceza Kanunu’nun “Topluma Karşı Suçlar” başlıklı üçüncü kısmında yer alan “Ekonomi, Sanayi ve Ticarete İlişkin Suçlar” başlıklı dokuzuncu bölüm altında TCK m.237’de yer aldığı, bu suçla korunan hukuki yararın serbest piyasa düzeni ve dolayısıyla toplum olduğu, TCK m.237/1’de suçun unsurlarının ortaya koyulduğu, kusurun kast olarak gösterildiği, özel kasta, yani amaca ve saike önem verildiği, bu suçun olası, yani muhtemel kastla işlenemeyeceği, kanun koyucunun failin özel maksadını aradığı,
İşçi ücretlerinin veya besin veya malların değerlerinin artıp eksilmesine, yani sadece fahiş fiyata yol açacak değil, tersine piyasa düzenini bozacak şekilde ürünlerin fiyatlarında eksilmeye yol açabilecek şekilde ve bu maksatla yalan haber veya ilgiyle karşılanan söylenti yayan veya sair hileli yollara başvuran failin bir yıldan üç yıla kadar hapis ve “Adli para cezası” başlıklı TCK m.52/1 gereğince beş günden yedi yüz otuz güne kadar adli para cezasıyla cezalandırılacağı,
Kanun koyucunun TCK m.237/1’de “sair hileli yollara başvuran” unsuruna yer vererek, “suçta ve cezada kanunilik” ilkesinin sınırını genişlettiği ve zorladığı, “sair hileler” kavramının kullanıldığı, failin hileli, yani aldatıcı yollara başvurmak suretiyle ürünlerin fiyatlarında artışa veya eksilmeye neden olduğu, fiyatların artışı veya eksilmesi sonucunun doğmasının TCK m.237/1’de tanımlanan tehlike suçunun oluşması için zorunlu sayılmadığı, işçi ücretlerinin veya ürünlerin değerlerinin artması veya eksilmesi sonucuna sebebiyet verilecek şekilde veya bu maksatla yalan haber veya söylenti yaymanın yeterli olduğu, yine işçi ücretlerinin veya ürünlerin değerlerinin artması veya eksilmesi için hileli, yani serbest piyasa koşullarını bozmaya ve bunu da başka kişileri, firmaları veya toplumu aldatmaya dönük hareketlerle gerçekleştirmeye çalışanların fiyatları etkileme suçunu işleyeceği, bu fiilin sonucunda besin veya malların değerleri ile işçi ücretlerinin gözle görülür şekilde arttığının veya eksildiğinin tespiti halinde, TCK m.237/2 uyarınca 1. fıkrada sayılan suçun cezasında yarı oranında artırıma gidileceği,
TCK m.237/3’de; failin “ruhsatlı simsar” veya “borsa tellalı”, yani ürün borsalarında alım satım iş ve işlemlerine aracılık eden ve ticari aracılık faaliyetlerinden para kazanan kişilerden olması halinde, bu meslekleri icra edenlerle sınırlı olmak kaydıyla fiyatları etkileme suçunun cezasında ayrıca yarısı oranında artırım yapılacağı,
Anlaşılmaktadır.
Kanun koyucu TCK m.237/3’de; açıkça “ruhsatlı simsar” ve “borsa tellalı” diyerek, ticari işlere aracılık edenlerle sınırlı olacak şekilde cezada artırıma gidilmesini öngörmüştür.
Bu suç malvarlığına karşı işlenmiş suçlar kapsamında düzenlenmediğinden, her bir mağdura karşı ceza sorumluluğu gündeme gelmeyecek, mağdur serbest piyasa şartları ve toplum kabul edildiğinden, faile bir ceza verilecek, şartları varsa nitelikli haller ve yasal şartlar oluşmuşsa zincirleme suçu düzenleyen TCK m.43’den dolayı bir ceza üzerinden cezada artırıma gidilecektir.
TCK m.237’nin gerekçesi incelendiğinde;
Bu madde tarafından serbest rekabet koşulları çerçevesinde fiyatların belirlenmesini ihlal edici hareketlerin engellenmesinin amaçlandığı, bu gerekçeye bakıldığında, fiyatları etkilemeye dönük ihlal edici hareketlerin neler olduğunun sayılmadığı, m.237/1’de tehlike suçunun tanımlandığı, 2. fıkranın ise zarar suçu olarak görülmesinin gerektiği,
Failin; işçi ücretlerinin, besin veya malların kıymetlerinin yapay olarak düşmesini veya artmasını sağlamak maksadıyla yalan haber veya havadisleri yaymasının arandığı, 1. fıkranın bir tehlike suçu olarak kabul edildiği, çünkü suçun tamamlanması için neticenin gerçekleşmesinin aranmadığı, maddi unsuru oluşturan icra hareketlerinin tamamlanmasıyla tehlike suçunun oluşacağının kabul edildiği, fakat burada failin yalan haber veya havadis yayma veya sair hileli yollarla ücretlerde veya fiyatlarda artışa veya eksilmeye sebep olma maksadına sahip olmasının aranmasının yanında, elbette icra hareketlerinin suçla korunan hukuki yararı tehlikeye düşürmeye elverişli olması gerekeceğinden, bu suçun TCK m.237/2’de sayılan nitelikli halinin gerçekleşmesinin mümkün olduğu, ancak ücretlerde veya fiyatlarda artış veya eksiliş olmadan da buna sebebiyet verebilecek ve bu maksatla yapılan haberlerin ve çıkarılan söylentiler ile hileli hareketlerin TCK m.237/1’de sayılan suçun basit halinin gerçekleşmesine imkan verebileceği, TCK m.237/1’de suçun basit halinin cezasının bir yıldan üç yıla kadar hapis olarak gösterildiği, buna göre 2. fıkrada sayılan nitelik halin gerçekleşmesi durumunda cezanın bir buçuk yıldan dört buçuk yıla kadar hapis olacağı, para cezasının da TCK m.52/1’de gösterilenin iki katı oranında uygulanacağı,
Sonucuna varılmalıdır.
“Suçta ve cezada kanunilik” prensibini dikkate almak suretiyle fiyatları etkileme; yani kamuoyunda “fahiş fiyat” olarak bilinen, serbest piyasa koşullarına aykırı şekilde fiyatların düşürülmek ve bazı üreticilerin veya satıcıların zor durumda bulunmalarına yol açmak sebebiyle gerçekleştirilen hareketlerden ziyade, enflasyonun yüksek olduğu, insanların alım gücünün düştüğü, fiyat algısının kaybolduğu piyasa koşullarında, takibi ve kontrolü mümkün olmayan maliyet artışlarının ve kar marjları düşüklüğünün gerekçe gösterilerek, bulundukları piyasada üretici, aracı veya satıcı olarak fiyatları belirleme imkanına ve kabiliyetine sahip olan kişilerin ve firmaların bizzat kendileri veya aynı piyasada faaliyet gösteren diğer kişiler ve firmalarla anlaşarak, fiyatları serbest piyasa koşullarının üstüne ve tümü ile tüketicilerin aleyhine olacak şekilde “fahiş” kapsamına girebilecek oranda ve fiyat algısını ortadan kaldırmaya dönük ani artışlarla yükseltmesi, TCK m.237/1-2 kapsamında piyasaya ve dolayısıyla topluma dönük hileli yollardan sayılabilecek ve iktisadi koşulların olumsuzluğundan istifade etmek suretiyle fahiş fiyatlarda ve aşırı karlılık içeren oranlarda alım gücü de düşen tüketicileri zarara uğratacak ürün ve mal satışları fiyatları etkileme suçu kapsamında değerlendirilebilecektir.
Anayasa m.166 ila m.173’ün başlığı “Ekonomik hükümler” olup, “I. Planlama; Ekonomik ve Sosyal Konsey” başlıklı 166. maddenin 1. ve 2. fıkralarında; ekonomide planlama yapmanın Devletin görevi olduğu, planda milli tasarrufu ve üretimi artırıcı, fiyatlarda istikrarı ve dış ödemelerde dengeyi sağlayıcı, yatırımı ve istihdamı geliştirici tedbirlerin Devlet tarafından alınacağının belirtildiği,
“A. Tüketicilerin korunması” başlıklı Anayasa m.172’de; Devletin, tüketicileri koruyucu ve aydınlatıcı tedbirler alacağı, tüketicinin kendilerini koruyucu girişimlerini teşvik edeceğinin belirtildiği ve “B. Esnaf ve sanatkarların korunması” başlıklı m.173’de; Devletin, esnaf ve sanatkarları koruyucu tedbirleri alacağının ifade edildiği, gerek m.166’da ve gerekse “II. Piyasaların denetimi ve dış ticaretin düzenlenmesi” başlıklı m.167’de; Devletin “piyasa yapıcı” rolü olduğunun, para, kredi, sermaye, mal ve hizmet piyasalarının sağlıklı ve düzenli işlemelerini sağlayıcı ve geliştirici tedbirleri alacağının ve yine Devletin piyasalarda fiili veya anlaşma sonucu doğacak tekelleşmeyi ve kartelleşmeyi önleyeceğinin söylendiği,
Böylece; normlar hiyerarşisinin tepesinde olan ve Anayasa m.11 gereğince herkesi bağlayan Anayasada tüketicilerin ve esnafların korunacağı, fahiş fiyatların önleneceği, bu yolla ekonomide serbest piyasa koşulları işlese de, Devletin fahiş fiyat uygulanması yöntemiyle tüketicilerin mağdur edilmelerinin ve yine piyasanın koşullarını değiştirebilme imkanına ve kabiliyetine sahip büyük firmaların tekelleşmelerinin, fiyatları diledikleri gibi artırıp eksiltmelerinin önüne geçmeye yönelik her türlü tedbiri almak suretiyle iktisadi düzeni koruması gerektiği,
İzahtan varestedir.
Bu nedenle; serbest piyasa koşullarının ve toplum düzeninin korunması amacıyla çıkarılan TCK m.237’nin hukuki dayanağını Anayasada yer alan yukarıda belirttiğimiz hükümlerin oluşturduğu anlaşılmakla, kamuda veya özelde çalışan işçi ücretleri ile besin veya malların değerlerinin artırılması ve eksiltilmesi amacıyla ve buna elverişli olacak şekilde yalan haber veya dezenformasyon olarak nitelendirilebilecek havadisler veya kirli bilgilerle fiyatları etkileme tehlikesine yol açanların, bu konuda piyasa koşullarını etkileme gücüne sahip olan bir kişinin veya firmanın bağımsız hareketleri veya suça iştirak suretiyle birden fazla kişinin veya firmanın anlaşmak suretiyle fiyatları etkilemesi, özellikle enflasyonist ortamın yol açtığı belirsizlikten veya fiyat algısı bozulmalarından istifade ederek, zaten satın alma güçleri düşen ve bu nedenle yoksullaşan insanları iktisadi bakımdan daha zor duruma düşürecek hileli hareketlerle fahiş fiyatların gündeme gelme tehlikesine yol açanlar veya hileli yollarla fiyatları etkileyip, yüksek enflasyon ortamında “fahiş fiyat” olarak nitelendirebilecek ürün fiyatlarını artıran veya artışına destek veren faillerin TCK m.237/1-2 kapsamında sorumlu tutulmaları mümkün olabilecektir.
İzlenen mali ve para politikalarının enflasyonu artırdığı, borçları ve faizi yükselttiği, bütçe dengesini bozduğu, cari açığa yol açtığı, bu nedenle mali sistemin devamlı eleştirildiği, toplumu oluşturan çoğunlukta artan yoksullaşmanın, gelir dağılımında ortaya çıkan adaletsizliğin sürekli gündeme geldiği ve siyasi tartışmalara konu edildiği, ancak bunların hiçbirisinin “suçta ve cezada kanunilik” ve “şahsi kusur sorumluluğu” ilkeleri kapsamında, serbest piyasa koşullarının istikrarsızlığından faydalanarak ve maliyet artışlarını bahane ederek, özellikle de tüketicide bozulan fiyat algısından istifade etmek suretiyle fahiş fiyatla ve karla mal ve ürün satmanın serbest piyasa koşullarında gerçekleşebilecek olan hareketlerden sayılmasının, buna sebep olan sonucun izlenen hatalı mali ve para politikaları olduğundan bahisle, isteyenin istediği fiyattan ürün ve mal satabileceği, çalışan ücretlerini belirleyebileceği türünde savunmalar karşısında, “Fiyatları etkileme” başlıklı TCK m.237’yi gözardı etmek mümkün değildir.
Stokçuluk, yani elde mal ve ürün tutarak ve satışa arz etmeyerek piyasada fiyatların suni olarak yükselmesine sebep olma fiilinin, TCK m.240 kapsamında değil, fiyatları etkileme suçunu düzenleyen TCK m.237/1-2’ye göre değerlendirilmesinin uygun olacağı, buna göre elinde yeterli mal ve ürün olduğu halde bunları satmayıp depolayarak veya gizleyerek, besin veya malların değerlerinin suni olarak artmasının TCK m.237 kapsamında suç sayılacağı, ancak mal stoklamak, yani malı veya hizmeti satmaktan kaçınarak, halk için acil ihtiyaçların ortaya çıkmasına neden olma varsa, bu durumda mal veya hizmet satışından kaçınma suçunun oluşacağı,
Fiyatları etkileme suçu ile mal veya hizmet satımından kaçınma suçunun aynı fiille işlenmesinin mümkün olabileceği, bu durumda “Fikri içtima” başlıklı TCK m.44 gereğince cezası daha ağır olan fiyatları etkileme suçundan failin cezalandırılmasının gerektiği,
Sonucuna varılmalıdır.
Suçun maddi unsurunu oluşturan icra hareketi ve tehlike veya zarar sonucu ile illiyet bağının kurulduğu, “tipiklik” unsuru çerçevesinde TCK m.237/1-2’de tanımlanan suçun işlendiği, bu şekilde maliyetlerin artırıldığı ve tüketicilerin zarara uğrama tehlikesi ve hatta düşen alım gücü karşısında mal ve ürünleri pahalı almak suretiyle zarara uğratıldığı bir durumda, fiyatları etkileme suçunun oluştuğundan bahsedileceği gibi, bunun fail tarafından somut bir veya birkaç kişiye karşı yapıldığı, hileli davranışlarla mağduru aldatıp, onun veya başkasının zararına olarak, kendisine veya başkasına yarar sağlayacak şekilde fahiş fiyattan, yani gerçek koşulları bilmesi ve yanıltılmaması halinde satın almayacağı bir ürünü veya malı yüksek fiyattan almak durumunda bırakılan mağdurun esasta hataya düşürüldüğü ve TCK m.157 ile m.158/1-h kapsamında dolandırılıp dolandırılmadığına da ayrıca bakılması gerektiği, ancak burada tartışma konumuzu oluşturan fiyatları etkileme suçumuzun topluma karşı işlenen suçlardan sayılan bir suç olduğu, fiyatları etkileme suçu kapsamına giren besin veya malların değerlerinde artışın ve eksilmenin genel ve herkese karşı işlenen bir suç olarak kabul edildiği gözardı edilmemelidir.
Belirtmeliyiz ki; “Fiyatları etkileme” başlıklı TCK m.237’nin “suçta ve cezada kanunilik” prensibi gereğince gözden geçirilmesi, fahiş fiyat uygulamalarının önüne geçecek şekilde, fakat serbest piyasaya aşırı müdahale içermeden değiştirilmesi düşünülebilir. Buna göre; üretici, tedarikçi ve perakende işletmeler tarafından hileli yollarla, serbest piyasa düzenini bozucu hareketlerle, başkalarıyla anlaşarak, fiyatlarda suni artışlara ve eksilmelere yol açacak şekilde bir malın veya hizmetin satış fiyatında piyasa koşullarına aykırı fahiş fiyat artışları yapılmasını suç sayan yasal düzenlemeye gidilebilir. 6585 sayılı Kanunun Ek 1. maddesinde yer alan idari cezalar ile adli cezalar arasında “bir suçtan iki ceza verilemez” kuralının ihlalini önlemek amacıyla 6585 sayılı Kanunda değişikliğe gidilmesi de isabetli olacaktır.
b) Kamuya Gerekli Şeylerin Yokluğuna Neden Olma Suçu
Türk Ceza Kanunu m.238’e göre; “Taahhüt ettiği işi yerine getirmeyerek, kamu kurum ve kuruluşları veya kamu hizmeti veya genel bir felaketin önlenmesi için zorunlu eşya veya besinlerin ortadan kalkmasına veya önemli ölçüde azalmasına neden olan kimseye bir yıldan üç yıla kadar hapis ve bin güne kadar adli para cezası verilir”.
Kamuya gerekli şeylerin yokluğuna neden olma suçu ile ilgili değerlendirmemiz;
Bu suçun faili, ancak kamu kurumları ve kuruluşları veya kamu hizmeti veya genel bir felaketin önlenmesi için zorunlu eşya veya besinlere ilişkin bir taahhüt altına girmiş kişi olabilir. Örneğin; bir hastanenin oksijen tüplerinin sağlanmaması, yakıt taahhüdünün yerine getirilmemesi, askeri birliğin ekmek ihtiyacının karşılanmaması bu kapsamdadır. Bu suç sırf hareket suçu olmayıp, aynı zamanda netice suçudur. Dolayısıyla; taahhüdün yerine getirilmemesi sebebiyle kamuya gerekli olan şey ortadan kalkmamış veya önemli ölçüde azalmamışsa, taahhüdü yerine getirmeyen fail teşebbüsten sorumlu tutulabilecektir.
TCK m.238’de; kamuya gerekli şeylerin yokluğuna neden olma suçunun düzenlendiği, buna göre taahhüt ettiği işi kasten yerine getirmeyerek kamu kurumları veya kuruluşları veya kamu hizmeti veya genel bir felaketin önlenmesi için eşya ve besinlerin ortadan kalkmasına önemli ölçüde, yani toplum düzenini bozacak şekilde yol açan faile bir yıldan üç yıla kadar hapis ve bin güne kadar adli para cezasının verilmesi öngörülmüştür.
Maddenin gerekçesi incelendiğinde; suçun maddi unsurunun taahhüt edilen işin yapılmaması, manevi unsurunun da kast derecesinde kusurlu hareket edilmesi olduğu, suçun konusunun kamu kurumları veya kuruluşları veya kamu hizmeti veya genel bir felaketin önlenmesi için lüzumlu eşya veya besinlerden olması gerektiği, dolayısıyla herhangi bir taahhüdün yerine getirilmemesinin bu suçun işlenmesine yol açmayacağı anlaşılmaktadır.
Failin taahhüt ettiği işi yapmayarak, kamu kurumları veya kuruluşları veya kamu hizmeti veya genel bir felaketin önlenmesi için zorunlu olan eşyanın veya besinlerin ortadan kalkmasına veya önemli ölçüde azalmasına neden olması gerekir, yani taahhüt edilen işin yapılmaması ile gerçekleşen sonuç arasında illiyet bağı kurulmalıdır. Fail tarafından taahhüdün elinde olmayan sebeplerle yerine getirilememesi halinde, elbette suç işleme kastının varlığından ve dolayısıyla kamuya gerekli şeylerin yokluğuna neden olma suçundan failin cezalandırılması yoluna gidilemez.
b) Mal veya Hizmet Satımından Kaçınma Suçu
Türk Ceza Kanunu m.240’a göre; “Belli bir mal veya hizmeti satmaktan kaçınarak kamu için acil bir ihtiyacın ortaya çıkmasına neden olan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır”.
Mal veya hizmet satımından kaçınma suçu ile ilgili değerlendirmemiz;
Herhangi bir taahhüt altında bulunmayan, ancak belirli bir malı veya hizmeti satmaktan kaçınarak kamu için acil bir ihtiyacın ortaya çıkmasına neden olan kişilerin ceza sorumluluğu TCK m.240’a göre belirlenecektir.
Fail tarafından piyasaya veya kamu kurumlarına ve kuruluşlarına mal veya hizmet satımından kaçınılması ve bunun sonucu olarak kamu için acil bir ihtiyacın ortaya çıkmasına neden olunması halinde suçun oluşacağı, kamu için acil bir ihtiyacın ortaya çıkmasının bu suçta objektif cezalandırılma şartı olarak kabul edildiği, dolayısıyla mal veya hizmeti satmaktan kaçınmanın tek başına suçun oluşması için yeterli olmayacağı gibi, kamu için acil bir ihtiyacın ortaya çıkmasına yol açılması da objektif cezalandırma şartı sayıldığından, mal veya hizmetten kaçınma suçunun teşebbüse müsait olmadığı, failin yerine başkalarının da piyasaya veya kamu kurumlarına ve kuruluşlarına aynı nitelikte mal veya hizmet satabilmesinin mümkün olması halinde suçun oluşmayacağı anlaşılmaktadır.
Madde gerekçesinde yer verilen örneklere göre; özel hukuk tüzel kişileri eliyle verilen sağlık hizmetlerinin aksatılarak, belirli bir güzergahta toplu taşımacılık hizmetinin veya ekmek gibi temel ihtiyaç maddelerinin üretiminin veya akaryakıt satışının durdurularak, kamu için acil bir ihtiyacın çıkmasına sebep olunduğunda, mal veya hizmet satımından kaçınma suçu oluşacaktır.
Stokçuluk, diğer adıyla istifçilik, ileride bulunmayacağı veya pahalılaşacağı düşüncesiyle çok mal yığarak piyasada sıkıntıya yol açma anlamını taşımaktadır. Kanun koyucu; serbest piyasa düzeninde, stokçuluk yapmak suretiyle iktisadi açıdan toplumun zarara uğratılmasının önüne geçilmesi amacıyla yasal düzenlemeye gitmiştir.
Madde metni incelendiğinde;
Kanun koyucunun stokçuluk yapmayı ve stokçuluğu suç saydığı, özellikle mal satışından kaçınmak suretiyle kamu, yani halk için acil bir ihtiyacın ortaya çıkmasına neden olunmasının gerektiği, yani malı veya hizmeti satmaktan kaçınmak suretiyle kamu için acil ihtiyacın ortaya çıkmasında illiyet bağının kurulmasının zorunlu olduğu, ancak burada bahsedilen stokçuluğun fiyatları artırma ve fahiş fiyat amacı olarak değerlendirilemeyeceği, stokçuluk, yani elde mal ve ürün tutarak ve satışa arz etmeyerek piyasada fiyatların suni olarak yükselmesine sebep olma fiilinin, TCK m.240 kapsamında değil, fiyatları etkileme suçunu düzenleyen TCK m.237/1-2’ye göre değerlendirilmesinin uygun olacağı, buna göre elinde yeterli mal ve ürün olduğu halde bunları satmayıp depolayarak veya gizleyerek, besin veya malların değerlerinin suni olarak artmasına neden olunmasının TCK m.237 kapsamında suç sayılacağı, ancak mal stoklamak, yani malı veya hizmeti satmaktan kaçınarak, halk için acil ihtiyaçların ortaya çıkmasına neden olma varsa, ancak bu durumda mal veya hizmet satışından kaçınma suçunun oluşacağı, fiyatları etkileme suçu ile mal veya hizmet satımından kaçınma suçunun aynı fiille işlenmesinin mümkün olabileceği, bu durumda “Fikri içtima” başlıklı TCK m.44 gereğince cezası daha ağır olan fiyatları etkileme suçundan failin cezalandırılmasının gerektiği gözardı edilmemelidir.
Mal veya hizmet satımından kaçınma suçunu tanımlayan TCK m.240’ın “suçta ve cezada kanunilik” prensibi çerçevesinde değiştirilmesi ve korunan hukuki yararın serbest piyasa dengesini bozmadan daha korunaklı hale getirilmesi mümkündür.
Buna göre; belirli bir mal veya hizmeti satmaktan kaçınarak halk için acil bir ihtiyacın ortaya çıkmasına neden olan veya üretici, tedarikçi ve perakende işletmeler tarafından piyasada darlığa yol açacak, piyasa dengesini ve serbest rekabeti bozucu faaliyetlerle tüketicinin mallara ulaşmasını engellemeye yönelik fiillerin suç sayılarak, stokçuluk suçu ile korunan hukuki yararın kuvvetlendirilmesi mümkündür.
d) Tüzel Kişiler Hakkında Güvenlik Tedbiri Uygulanması
Türk Ceza Kanunu m.242’ye göre; “Bu bölümde yer alan suçların işlenmesi suretiyle yararına haksız menfaat sağlanan tüzel kişiler hakkında bunlara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunur”.
Tüzel kişiler hakkında güvenlik tedbiri uygulanması ile ilgili değerlendirmelerimiz;
Tüzel kişilerin ceza sorumluluğu kabul edilmemiştir. İdari suç ve ceza dediğimiz kabahatler yönünden tüzel kişiler sorumlu olsa da, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu m.20/2’ye göre; tüzel kişiler hakkında ceza yaptırımı uygulanamaz, fakat bir suçtan dolayı “Tüzel kişiler hakkında güvenlik tedbirleri” başlıklı TCK m.60’da öngörülen güvenlik tedbiri, yani müsadere ve/veya ruhsat ve izin iptalleri tüzel kişi şirket hakkında uygulanabilecektir. Adli suçlardan doğan ceza sorumluluğu ise; tüzel kişinin sevk ve idaresini yapan, yani yönetiminden sorumlu olan organ ve gerçek kişilere aittir. Anonim şirketlerde yönetim kurulu ve limited şirketlerde müdürler cezai açıdan sorumluluk sahibi olurlar. Bu sorumluluğun sınırlanması istenmekte ise; 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m.367 ve m.368’e göre iç yönerge hazırlanıp, bunun usulüne uygun bir biçimde tescil ve ilan edilmesi gerekir. Ancak bu durumda, yönetim kurulu üyelerinin veya müdürlerin sorumlulukları düzenlenebilir. Aksi halde, şirketi sevk ve idare eden yönetim kurulunun tüm üyeleri ile müdürler sorumludur.
(Bu makale, sayın Prof. Dr. Ersan ŞEN tarafından www.hukukihaber.net sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi makalenin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan makalenin bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)