CMK m. 205 Kapsamında Mahkemenin Doğrudan Tutuklama Yetkisi

Abone Ol

Yargılama faaliyeti, özü itibarıyla sükûnet ve disiplin gerektiren bir süreçtir. Türk ceza muhakemesi hukukunda duruşmanın düzenini sağlama yetkisi, münhasıran mahkeme başkanına veya hâkime tanınmıştır. Ancak bu yetki sadece disiplin tedbirleriyle sınırlı kalmamakta; duruşma esnasında bir suç işlenmesi halinde çok daha ağır bir koruma tedbirine, yani tutuklamaya kadar uzanabilmektedir. Bu durumda başvurulması gereken yer 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 205. maddesidir. CMK 205. maddede düzenlenen husus olağanüstü bir yetkidir. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun ‘‘Duruşma sırasında işlenen suç hakkında işlem’’ başlıklı 205. maddesinde ‘‘Bir kimse, duruşma sırasında bir suç işlerse, mahkeme olayı tespit eder ve bu hususta düzenleyeceği tutanağı yetkili makama gönderir; gerek görürse failin tutuklanmasına da karar verebilir.’’ denilmektedir. Genel hükümler gereğince tutuklama kararı, soruşturma evresinde Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi, kovuşturma evresinde ise ilgili mahkeme tarafından verilir. Ancak CMK 205. madde, bu genel usulün dışında, duruşma salonunun vakarını korumak adına mahkemeye re'sen (doğrudan) hareket etme kabiliyeti tanımaktadır. Her ne kadar olası durumlar göz önünde bulundurularak işbu madde ihdas edilmişse de yargı pratiklerinde mahkemeler tarafından bu madde kapsamında tutuklama kararları verildiği pek görülmemektedir.

6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda da benzer bir düzenlemenin olduğunu ifade etmek gerekir. Mülga 1412 Sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nda da (CMUK) düzenlenen bu yetki, 5271 sayılı CMK ile daha modern bir yapıya kavuşturulmuştur. Kanun koyucu bu değişiklikle; "tutanağın yetkili makama gönderilmesi" zorunluluğunu getirerek, mahkemenin hem tutuklama kararı veren makam hem de yargılama yapan makam olmasından doğabilecek tarafsızlık gölgesini, soruşturmayı savcılığa devrederek aşmayı hedeflemiştir. Duruşma sırasında işlenen suçların derhal tespiti ve gerekiyorsa failin tutuklanması, adaletin ciddiyetini korumak ve duruşmanın düzenini sağlamak bakımından önemlidir.

Düzenlemenin var oluş gerekçesi, mahkeme salonunun yargı yetkisinin doğrudan icra edildiği kamusal alan olmasından kaynaklanmaktadır. Hâkim, orada sadece bir devlet memuru değil, devletin yargı yetkisini kullanan bir makamdır. Duruşma sırasında işlenen suç (örneğin hakime hakaret veya tanığa saldırı), kamu düzenini en üst düzeyde ihlal eden bir eylemdir. Kanun koyucu, bu ihlale karşı mahkemenin seyirci kalmamasını, otoritesini derhal kullanmasını istemiştir. Bir diğer önemli unsur, suçun soruşturulması için genel usullerin (savcılığa bildirim, ifade alımı, savcının tutuklama sevki, sulh ceza hâkimliğinin sorgusu) beklenmesinin, o anki duruşma disiplinini tesis etmede yetersiz kalacağıdır. Mahkemeye bu yetki verilerek, suçun yarattığı kaosun duruşmanın akışını bozması engellenmeye; failin derhal sistem dışına çıkarılmasıyla yargılama sürecinin selameti sağlanmaya çalışılmıştır.

Hukuk pratiği açısından bu yetkinin kullanılabilmesi için belirli şartların varlığı aranmaktadır:

1. Suçun Duruşma Esnasında ve Salonda İşlenmesi: Bu yetki, sadece duruşma devam ederken ve duruşma salonunda işlenen suçlar (hakaret, tehdit, fiziksel saldırı, sahte tanıklık vb.) için geçerlidir. Adliye koridorunda, bekleme alanında ya da adliye binasının herhangi bir yerinde cereyan eden olaylar nedeniyle failler hakkında bu madde kapsamında tutuklama kararı verilemez. Yargılamanın devam ettiği duruşma salonu dışında gerçekleşen hadiseler bu madde kapsamında değil, genel hükümlere göre değerlendirilir.

2. Olay Tutanağının Düzenlenmesi: Mahkeme, işlenen suçu anında tespit ederek bir tutanak düzenlemek zorundadır. Bu tutanak, olayın oluş şeklini ve delillerini içeren, soruşturmaya esas teşkil edecek resmi bir belgedir. Özellikle belirtmek gerekir ki meydana gelen olayın duruşma tutanağına geçirilmesi yeterli değildir. CMK 205 kapsamında düzenlenen tutanak, duruşma tutanağından ayrı ve soruşturmaya esas teşkil edecek nitelikte olmalıdır.

3. Tutuklama Kararının Takdiri: Maddede geçen "gerekirse" ibaresi, mahkemeye bir takdir yetkisi sunar. Her suçta tutuklama kararı verilmesi zorunlu değildir; ancak suçun niteliği, kaçma şüphesi veya delillerin korunması gibi genel tutuklama nedenleri mevcutsa mahkeme doğrudan tutuklama yoluna gidebilir. Burada hâkim CMK’nın 100. ve devamındaki maddeleri göz önünde bulundurmalıdır. Aksi takdirde bu yetkinin sınırları olmayacaktır.

Belirtilen kanun maddesinin gerekçesine bakıldığında ‘‘Duruşma sırasında işlenmiş bulunan suçların soruşturma evresine tabi tutulmadan, bizzat mahkeme tarafından yargılanması ve hükme bağlanması bugün Batı hukukunda kabul edilmiş ilkelerdendir. Hüküm mercilerinin duruşma yapılırken huzurlarında işlenen suçlara hemen elkoymak yetkisine sahip olmaları, tarafsızlık ilkesine de aykırı sayılmamaktadır.’’ şeklindedir. Kanun koyucu, düzenlemenin karşılaştırmalı hukuk kaynaklarına dayandığını ve tarafsızlık ilkesine aykırılık oluşturmadığını özellikle belirtmiştir. Aynı maddenin gerekçesinin devamına bakıldığında önceki kanundan kalma cürüm kavramından bahsedildiği, kabahat ve cürüm ayrımlarına gidildiği ve meydana gelebilecek eylemlerin farklı prosedürlere tabi tutulduğu görülmektedir. Yine avukatlara ilişkin istisnai durum da zikredilmiş, avukatlar hakkında Avukatlık Kanunu gereği işlem yapılacağı belirtilmiştir. Fakat belirtilen maddenin gerekçesi kanun maddesinin içeriğini aşmış, bir nevi ayrıntılı bir düzenleme hali almıştır.

Hâkimin duruşma sırasında suç işlenmesi halinde tutuklama kararı verebilmesi disiplin hapsi ile karıştırılmamalıdır. Sıkça yapılan bir hata, CMK 205 kapsamındaki bu yetkiyi, CMK 203. maddede düzenlenen "duruşma düzenini bozanlara yönelik disiplin hapsi" ile karıştırmaktır. Halbuki ikisi mahiyet itibarıyla tamamen farklıdır. Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 203. maddesinin üçüncü fıkrası ‘‘Kişi dışarı çıkarılması sırasında direnç gösterir veya karışıklıklara neden olursa yakalanır ve hâkim veya mahkeme tarafından, avukatlar hariç, verilecek bir kararla derhâl dört güne kadar disiplin hapsine konulabilir. Ancak çocuklar hakkında disiplin hapsi uygulanmaz.’’ şeklindedir. Yani disiplin hapsi verilebilmesi için bir suç işlenmiş olması gerekmez; duruşma düzenini bozan (söz kesen, bağıran vb.) kişiye karşı uygulanan bir disiplin tedbiridir. Halbuki CMK 205. maddede düzenlenen tutuklama müessesesi doğrudan bir suçun işlenmesi halinde devreye giren bir koruma tedbiridir ve fail hakkında ceza soruşturması açılmasına yol açar.

Bu düzenlemedeki temel çelişki ve soru şudur: Ağır Ceza Mahkemesi’nce yapılan bir yargılama sırasında, duruşma salonunda bulunan taraflardan birisinin tutuklanmayı gerektiren bir suç işlemesi halinde Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığı tarafından CMK 205. madde kapsamında tutuklama kararı verilecektir. Normal prosedüre göre Sulh Ceza Hâkimliğinin tutuklama kararlarına karşı yapılan itiraz üzerine karar vermek üzere dosya Nöbetçi Asliye Ceza Mahkemesine gönderilir, bu mahkeme tarafından itiraz değerlendirmesi yapılır ve tutuklama ile ilgili nihai karar verilir. Peki Ağır Ceza Mahkemesi tarafından CMK 205. madde kapsamında verilen tutuklama kararına karşı itirazı değerlendirmekle görevli mahkeme neresi olacaktır? Kanun koyucu tarafından bu sorunun netliğe kavuşturulması gerekirdi. Yine de itiraz merciinin CMK m. 268 ve devamı hükümleri çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiği, Ağır Ceza Mahkemesi kararına karşı itirazın numara olarak izleyen Ağır Ceza Mahkemesine yapılması gerektiği yönündeki görüş ağır basmaktadır.

CMK m. 205, yargılama makamına tanınmış en güçlü yetkilerden biridir. Bu hüküm, sadece bir ceza normu değil, aynı zamanda adaletin tecelli ettiği makamın saygınlığının korunması için getirilmiş bir güvence mekanizmasıdır. Mahkemenin bu yetkiyi kullanırken ölçülülük ilkesini gözetmesi, hukuk devleti ilkesinin bir gereğidir. Mahkeme tutuklama konusundaki tüm ilkeleri göz önünde bulundurmalıdır. Mahkeme tarafından tutuklamayla ilgili sorgu yapılması, yine şüphelinin savunma ve delillerinin alınması gerekmektedir. Belki de adil yargılanma hakkının en çok önemsenmesi gereken yer böyle bir süreçtir. Zira olayın mahkeme huzurunda gerçekleşmesi, karar verici makam üzerinde psikolojik etki oluşturma potansiyeli taşır. Ceza hukukunun genel ilkelerinin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin tutuklamaya dair kararlarının, Anayasa mahkemesi kararlarının ve Ceza Muhakemesi Kanunu’nun ilgili maddelerinin kriter olarak esas alınması gerekmektedir.