|
TÜRKİYE CUMHURİYETİ |
|
ANAYASA MAHKEMESİ |
|
BİRİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
R. Y. BAŞVURUSU |
|
(Başvuru Numarası: 2023/71476) |
|
Karar Tarihi: 6/1/2026 |
|
BİRİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
Başkan |
: |
Hasan Tahsin GÖKCAN |
|
Üyeler |
: |
Recai AKYEL |
|
Yusuf Şevki HAKYEMEZ |
||
|
İrfan FİDAN |
||
|
Yılmaz AKÇİL |
||
|
Raportör |
: |
Ömer Faruk NURSAÇAN |
|
Başvurucu |
: |
|
|
Vekili |
: |
Av. Ferhat MEMMEDZADE |
I. BAŞVURUNUN ÖZETİ
1. Başvuru; tutuklama tedbirinin hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının, daha önce yargılamasına başlanan eylemlerle ilgili olarak yeniden soruşturma açıldığı için aynı fiilden dolayı birden fazla yargılanmama veya cezalandırılmama ilkesinin ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
A. Bireysel Başvuru Öncesi Yürütülen Yargılama Süreçleri
2. 15/2/2018 tarihinde kabul edilen 25/1/2018 tarihli iddianame ile başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma, kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılığa teşebbüs, resmî belgede sahtecilik suçlarından cezalandırılması talep edilmiştir. Ankara 2. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından yapılan yargılama sonunda 17/6/2022 tarihinde başvurucunun eyleminin silahlı terör örgütüne üye olma suçunu oluşturmayacağı ancak silahlı terör örgütü içindeki hiyerarşik yapıya dâhil olmamakla birlikte örgüte bilerek ve isteyerek yardım etme suçunu oluşturacağı gerekçesiyle bu suçtan mahkûmiyetine karar verilmiştir. Diğer taraftan resmî belgede sahtecilik ve kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık suçlarından ise beraatine karar verilmiştir. Bir üye, yargılama konusu eylemin silahlı terör örgütü üyeliği suçunu oluşturduğu gerekçesiyle karara muhalif kalmıştır. Başvurucu hakkında bu yargılamaya konu olaylar yönünden soruşturma ve kovuşturma aşamasında tutuklama veya adli kontrol tedbiri uygulanmamıştır. Kararın silahlı terör örgütü üyeliğiyle ilgili kısmı şu şekildedir:
"...eğitim düzeyi, yaptığı görev nedeniyle edindiği bilgi, tecrübe ve konumu itibarıyla örgütün nihai amacını bildiği, örgütle organik bir bağ kurarak hiyerarşisine dâhil olduğu yönünde herhangi bir delil bulunmayan sanığın, 2010 yılı öncesinde örgütle iltisaklı olduğu gerekçesiyle kapatılan eğitim kurumlarında çalışmasının, çalıştığı dönem ile konum ve kişisel özellikleri de nazara alındığında sempati ve iltisak boyutunu aşan, örgüt üyesi olduğunu ispat etmeye yeterli örgütsel faaliyetler kapsamında değerlendirilemeyeceği, sanığın FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyesi olduğuna gösteren ByLock tespitinin bulunmadığı, sanığın örgütsel toplantılar gerçekleştirdiğine, örgüte destek olunması için himmet ya da bağış adı altında herhangi bir kimseden para talep ettiğine, örgüte eleman kazandırmaya çalıştığına yönelik tanık beyanı ya da başka bir belgenin bulunmadığı, sanığın 2010 KPSS’de yüksek başarı gösteren bir kısım kişiler ile HTS irtibatının bulunmasının "suç ve cezaların şahsiliği ilkesi" gereğince sanık yönünden aleyhinde bir delil ya da örgütsel faaliyet olarak kabul edilemeyeceği, sanığın HTS irtibatının olduğu kişilerin yargılandığı dosyalarda sanık aleyhinde bir beyan ya da sanığın örgüt üyesi olduğunu gösteren bir delilin bulunmadığı,
...sanığın örgütle iltisaklı olduğu gerekçesi ile KHK ile kapatılan kurumlarda çalışmasının çalıştığı dönemde dikkate alındığında örgütsel faaliyet olarak kabul edilemeyeceği, zira bu kurumların gerekli yasal izinleri alarak faaliyet gösterdiği, sanığın geçimini sağlamak amacı ile bu kurumlarda çalıştığı, çalıştığı dönemde örgütsel bir faaliyet gerçekleştirdiğine yönelik bir delilin dosya kapsamında bulunmadığı, dolayısıyla bu tespitlerin sanığın FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyesi olduğunu göstermeyeceği, ancak sanığın örgüt liderinin 15.01.2014 tarihinde ulusal medyada yayınlanan ‘Bank Asya’ya para yatırın’’ talimatından sonra Bank Asya'da bulunan hesabına bilirkişi raporundan da anlaşılacağı üzere 2014 yılı Ocak ayından sonra yeni hesaplar açtığı, hesabına para yatırmaya başlaması ve özellikle 30.01.2014 tarihinde hesabına yüklü miktarda para yatırıp bakiyesini önemli ölçüde artırması dikkate alındığında, sanığın bu eylemlerinin silahlı terör örgütünün hiyerarşik yapısına dahil olduğunu gösterir biçimde çeşitlilik, devamlılık ve yoğunluluk içermediği, dolayısıyla sanığın örgüt üyesi olarak kabul edilmesine yasal olanak bulunmadığı, konusu suç oluşturmayan, ancak örgüt liderinin talimatı doğrultusunda örgütün amacına hizmet edecek şekilde Bank Asya'da bulunan hesabına para yatıran sanığın eyleminin, silahlı terör örgütüne yardım etme suçunu oluşturduğu mahkememizce kabul edilmiş ve sanığın bu suçtan mahkûmiyetine karar verilmiş..."
3. Söz konusu yargılama Yargıtay önünde derdesttir.
B. Bireysel Başvuru Süreci
4. Başvurucu, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı (Cumhuriyet Başsavcılığı) tarafından Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanmasına (FETÖ/PDY) üye olma isnadıyla yürütülen soruşturma kapsamında 12/7/2023 tarihinde yakalanarak gözaltına alınmıştır.
5. Başvurucu, sevk edildiği Ankara 9. Sulh Ceza Hâkimliğinin (Sulh Ceza Hâkimliği) 15/7/2023 tarihli sorgusunda isnat edilen eylemleri reddetmiş, evinde yapılan aramada ele geçirilen A101 kartlarını depremzede ailelerine vermek için kendi aldığını, örgütsel bir toplantıya katılmadığını belirtmiş, başvurucu vekili de aynı gerekçelerle daha önce soruşturma yürütüldüğünü, yargılamanın tamamlanarak başvurucuya ceza verildiğini, dosyanın temyiz incelemesi aşamasında olduğunu, soruşturma aşamasında sorulan kırk sorudan otuz yedisinin başvurucunun daha önceden yargılandığı suçlamaya ilişkin sorular olduğunu, müvekkilinin kaçmadığını ifade etmiştir. Sulh Ceza Hâkimliği başvurucunun anılan suçtan tutuklanmasına karar vermiştir. Kararın ilgili kısmı şu şekildedir:
"...Şüpheli ...'ın üzerine atılı Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma suçunun niteliği, atılı suçu işlediğine dair kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösterir somut delillerin bulunması,şüphelinin kollukta ve Hakimliğimiz huzurunda alınan ifadesi,ile dosya içerisinde bulunan bilgi, belge ve tutanaklar itibariyle kuvvetli suç şüphesini gösteren mevcut delil durumu, mevcut delil durumu, atılı suçun CMK'nın 100/3-a maddesinde sayılan katalog suçlardan oluşu ve dosya içeriğine göre tutuklama nedenlerinin varlığı, soruşturma dosyası kapsamında göre tutuklama tedbirinin ölçülü olması, adli kontrol tedbiri uygulanmasının şu aşamada yetersiz kalacağı anlaşıldığından şüphelilerin isnat edilen suçtan TUTUKLANMASINA... [karar verildi.]"
6. Başvurucu vekili tarafından 17/7/2023 tarihinde yapılan itirazda, başvurucunun aynı olay sebebiyle Ankara 2. Ağır Ceza Mahkemesinde devam eden yargılama sonucunda 2 yıl 1 ay hapis cezasıyla cezalandırıldığı, bir adet alışveriş kartının yürütülen soruşturma konusu suçla ilgisinin bulunmadığı, baz birlikteliği sorulan kişilerle iletişiminin ortaya konulmadığını, mükerrer soruşturma nedeniyle tutuklama kararı verildiği, kaçma şüphesinin bulunmadığı belirtilerek itirazın kabulü ile başvurucunun tutuklama kararının kaldırılarak serbest bırakılması talep edilmiştir.
7. Asliye Ceza Mahkemesi yapılan itirazı 19/7/2023 tarihinde kesin olarak reddetmiştir.
8. Başvurucu, itirazın reddine ilişkin nihai hükmü 24/7/2023 tarihinde öğrenmesinden sonra 15/8/2023 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
9. Komisyon; adli yardım talebinin kabulüne, başvurunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiasını içeren başvurusunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.
C. Bireysel Başvurudan Sonraki Süreç
10. Cumhuriyet Başsavcılığı 1/12/2023 tarihinde soruşturmanın geldiği aşama ve mevcut delil durumu itibarıyla tutuklama tedbirinden beklenen faydanın sağlanmış olduğu kanaatine vararak başvurucunun adli kontrol tedbiri ile tahliyesine karar verilmesi için Sulh Ceza Hâkimliğinden talepte bulunmuştur. Aynı gün Sulh Ceza Hâkimliği başvurucunun yurt dışına çıkış yasağı adli kontrol tedbiri uygulanarak tahliye edilmesine karar vermiştir.
11. Başvurucu hakkında düzenlenen 4/11/2024 tarihli iddianamede, FETÖ/PDY'nin yeniden yapılanma kapsamında mahrem imamlarını yönlendirmesi ile örgütün tutuklu/hükümlü ya da açıkta bulunan mensuplarına ve onların ailelerine para veya para yerine geçebilecek şeylerin (A101 kartları) verildiğinin tespit edildiği belirtilmiştir. İddianamenin başvurucu ile ilgili kısmı şu şekildedir:
"... Şüpheli hakkında daha önce Cumhuriyet Başsavcılığımızın 2018/12426 sayılı dosyası üzerinden 31/01/2018 tarihinde FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olma suçundan tanzim edilen iddianame doğrultusunda Ankara 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 2018/827 Esas sayılı dosyası üzerinden yargılama yapılarak 17/06/2022 tarihinde örgüte yardım suçundan mahkumiyet hükmü kurulduğu görülmüştür.
Şüpheli Hakkında İletişimin Denetlenmesi Kapsamında Elde Edilen Deliller ile Bu Delillerin Değerlendirilmesi
07/04/2022 tarihinde dosyamız şüphelilerinden [O.K.] ile [M.B.] arasında telefon görüşmesi gerçekleştiği, bu görüşmede örgüt faaliyetleri kapsamında toplantı yapacaklarını konuştukları, [M.B.]'ün ifadesinde de geçtiği üzere şüpheli ....'ın da bu toplantıya katılacağı, şüphelilerin tedbir amaçlı bir kısım konuşmaları whatsapp'tan yaptıklarına dair sözler söyledikleri tespit edilmiştir.
Eş Zamanlı Olarak Gerçekleştirilen Arama El Koyma İşlemleri Kapsamında Şüpheliden Ele Geçirilenler
Şüpheliden suçtan elde edildiği ve yine örgüt faaliyetleri kapsamında kullanıldığı değerlendirilen bir miktar para, 1 adet A101 hediye kartı, başka firmalara ait 2 adet alışveriş kartı, şüphelinin ikamet ettiği ev için düzenlenmiş kiralayan kısmında daha önce hakkında örgüt kapsamında adli işlem yapılmış olan [F.D.]'ın isminin yer aldığı kira kontratı ile dijital materyaller ele geçirilmiştir.
(Bu şüpheliden ele geçirilen A101 kartı üzerinde parmak izi tespiti yapılamamıştır.)
Mali Analiz Raporunun Değerlendirilmesi
Şüphelinin suça konu tarihlerde şüpheli herhangi bir hesap hareketine rastlanılmamıştır.
HTS Kayıtlarının Değerlendirmesi
Şüphelinin dosyamızın diğer şüphelileri ile çok sayıda telefon irtibatı ve ortak baz bilgisinin olduğu tespit edilmiştir.
Dijital Materyal İnceleme Raporu Değerlendirmesi
Şüphelinin dijital materyallerinin incelenmesinde, şüphelinin [E.A.] isimli şahsa daha önce örgütten hakkında adli işlem yapılmış olan [H.İ.A.] isimli şahsa ulaştırılmak üzere bir emanet vermek istediğine dair mesajlaşmalara rastlanılmış olup, şüphelinin [H.İ.A.] isimli şahsa ulaştırmak istediği emanetin para, erzak veya A101 hediye kartı olduğu değerlendirilmiştir.
Şüpheli İfadesi
Şüpheli Kollukta Alınan İfadesinde Özetle: Dosyamız şüphelilerinden [O.K.] ve [M.B.] dışındakilerini tanımadığını, örgütle irtibatı olmadığını, beyanla üzerine atılı suçlamaları kabul etmemiştir.
Şüphelinin Hukuki Durumunun Değerlendirilmesi
Yukarıda anlatılan deliller doğrultusunda, şüphelinin FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyesi olduğu, örgütün faaliyetleri kapsamında ve örgüt talimatı doğrultusunda, örgütü diri tutmak, örgüt mensuplarının ve ailelerinin ihtiyaçlarını gidermek, örgütten kopuşların önüne geçmek, örgüte yeni eleman kazandırmaya çalışmak, ceza evlerinde bulunan şahıslar başta olmak üzere örgüt elemanlarının motivasyonlarını artırmak amacıyla para, erzak ve parasal karşılığı olan A101 hediye kartı toplama faaliyeti yürüttüğü, bunları söz konusu şahıslara ulaştırdığı, bu faaliyetleri doğrultusunda örgütsel toplantılara katıldığı, bu suretle şüphelinin üzerine atılı suçu işlediği anlaşılmıştır."
12. İddianamede E.A., H.İ.A. ve F.D. konusunda herhangi bir anlatıma yer verilmemiştir. İddianamede ayrıca Ramazan ayında A101 alışveriş kartı ve gıda kolileri gönderilen kişilerin beyanları bulunmaktadır fakat bu beyanlarda başvurucu ile ilgili açıklama yoktur.
13. Ankara 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 6/1/2025 tarihli duruşmasında başvurucu savunmasında şunları ifade etmiştir:
"Ben ingilizce öğretmeniyim özel ders veriyorum daha önce kapatılan kurumlarda çalıştım, daha önce mahkemenizde yargılandım, yardım suçundan ceza aldım, dosyam Yargıtay'dadır, diğer sanıklardan [M.B.], [O.K.] ve [H.B.]'ı tanıyorum, [H.B.] velimizdi bu nedenle tanıyorum [M.] ve [O.] ile aynı yerde çalıştım bu nedenle tanıyorum, [O.] ve [M.]''in konuşmasındaki Ramazan'ın ben olup olmadığımı bilmiyorum, biz zaman zaman görüşüyorduk ama bu örgütsel anlamda değildir, aramada ele geçirilen a-101 kartı kendi aldığım a-101 kartıydı bir depremzedeye verecektim ama ulaştıramadım, 5.600 TL'de kredi kartımın ödemesiyle ilgiliydi, [F.D.]'ı okuldan kimya öğretmeni olduğu için tanıyorum, [F.] Eşinden ayrılmıştı beraber ev tutmuştuk, ben iş için Ankara'ya gelmiştim kira sözleşmesi bununla ilgilidir, örgütsel bir yanı yoktur, [E.A.] kayınbiraderimdir, [H.İ.A] arabalara eksper yapmaktadır, ayrıca ücret karşılığında bulunan bir arabayı sizin yerinize bakıp size teslim ediyor, [E.] Bodrum'da tatildeydi aracı servisteydi, servisten alınıp bir yere bırakılması gerekiyordu bende dersteydim bu işleri yaptığı için [H.İ.A.]'ın telefonunu vermiştim mesajlaşma buna yöneliktir, ben daha önce açık öğretim fakültesinde okumuştum, sınavları Ankara'da oluyordum geldiğim zaman sınav döneminde evde kaldım ama örgüte ait olup olmadığını bilmiyorum, bahsi geçen [S.R.Ş.]'te burada kalanlardan olabilir ama tam olarak hatırlamıyorum, örgütsel amaçla kimseye para transferi yapmadım kimseden de para almadım, suçsuzum beraatimi istiyorum, dedi.
Soruşturma aşamasındaki beyanları okundu, kısmen çelişki nedeniyle soruldu; Doğrudur tekrar ederim, ben kalmış olduğum o evin örgüte ait olup olmadığını o zaman da bilmiyordum, sorgu esnasında heyecandan o şekilde geçmiş olabilir bilmiyorum dedi."
14. Aynı duruşmada savunma yapan O.K. ve M.B. başvurucuyu aynı okulda çalışmış olmaları sebebiyle tanıdıklarını beyan etmişler ancak telefon konuşmasına ilişkin açıklama yapmamışlardır. Yargılama Ağır Ceza Mahkemesi önünde derdesttir.
II. DEĞERLENDİRME
A. Kişi Hürriyeti ve Güvenliği Hakkı Yönünden
15. Başvurucu, hakkında devam eden ve aynı suçtan tutuksuz yargılandığı bir kovuşturma bulunmasına rağmen mükerrer soruşturma kapsamında soyut gerekçelerle tutuklandığını ileri sürmüştür. Başvurucu ayrıca suç işlediğine dair kuvvetli belirti olmamasına rağmen tutuklandığını, kaçma ve delilleri karartma şüphesi bulunmadığını belirterek tutuklamanın hukuki olmadığını iddia etmiştir. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde; başvurucu hakkında daha önceden yürütülen soruşturmanın somut soruşturmaya konu başvurudan farklı olarak başvurucunun 2009-2010 yılları arasında Anadolu Kurul Eğitim Öğretim Tur. Rek. İnş. Paz. İth. İhr. San ve Tic. A.Ş. (17/8/2016 tarihli ve 29804 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 670 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınması Gereken Tedbirler Hakkında Kanun Hükmünde Kararname gereği kapatılan) isimli firmada çalışması ve FETÖ/PDY elebaşının çağrısı sonrası Bank Asya hesabına para yatırması ile ilgili olduğuna dikkat çekilerek her iki soruşturmaya konu eylemlerin tarihleri ve mahiyetlerinin birbirinden farklı olduğu belirtilmiş, yapılacak incelemede Anayasa ve mevzuat hükümleri doğrultusunda somut olayın kendine özgü koşullarının gözönüne alınması gerektiği bildirilmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı başvuru formundaki şikâyetlerine benzer açıklamada bulunmuştur.
16. Başvurucunun şikâyetinin özü, tutukluluğunun hukuki olmadığına ilişkindir. Dolayısıyla başvurucunun iddialarının Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası bağlamındaki kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı kapsamında incelenmesi gerekir.
17. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
18. Anayasa’nın 19. maddesinin birinci fıkrasında herkesin kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkına sahip olduğu ilke olarak belirtildikten sonra ikinci ve üçüncü fıkralarında, şekil ve şartları kanunda gösterilmek kaydıyla kişilerin özgürlüğünden mahrum bırakılabileceği durumlar sınırlı olarak sayılmıştır. Dolayısıyla kişinin özgürlük ve güvenlik hakkının kısıtlanması, ancak Anayasa’nın anılan maddesi kapsamında belirlenen durumlardan herhangi birinin varlığı hâlinde söz konusu olabilir (Ramazan Aras [1. B.], B. No: 2012/239, 2/7/2013, § 43).
19. Bir kişinin tutuklanabilmesi, öncelikli olarak suç işlediği hususunda kuvvetli belirti bulunmasına bağlıdır. Bu, tutuklama tedbiri için aranan olmazsa olmaz unsurdur. Bunun için suçlamanın kuvvetli sayılabilecek inandırıcı delillerle desteklenmesi gerekir. İnandırıcı delil sayılabilecek olgu ve bilgilerin niteliği büyük ölçüde somut olayın kendine özgü şartlarına bağlıdır (Hanefi Avcı [2. B.], B. No: 2013/2814, 18/6/2014, § 46). Ancak kişinin bir suçla itham edilebilmesi için yakalama veya tutuklama anında delillerin yeterli düzeyde toplanmış olması şart değildir. Zira tutukluluğun amacı, yürütülen soruşturma ve/veya kovuşturma sırasında kişinin tutuklanmasının temelini oluşturan şüphelerin doğruluğunu kanıtlayarak veya ortadan kaldırarak adli süreci daha sağlıklı bir şekilde yürütmektir. Buna göre suç isnadına esas teşkil edecek şüphelere dayanak oluşturan olgular ile ceza yargılamasının sonraki aşamalarında tartışılacak olan ve mahkûmiyete gerekçe oluşturacak olguların aynı düzeyde değerlendirilmemesi gerekir (Mustafa Ali Balbay [1. B.], B. No: 2012/1272, 4/12/2013, § 73).
20. Anayasa’nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası gereğince tutuklama kararı verilebilmesi için kuvvetli suç şüphesinin bulunmasının yanı sıra bir tutuklama nedeninin de bulunması gereklidir. Anılan fıkrada tutuklama nedenleri “suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan kişilerin kaçmasını, delillerin yok edilmesini veya değiştirilmesini önlemek” veya “bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan ve kanunda gösterilen diğer hâller” olarak gösterilmiştir. Tutuklama tedbirinin düzenlendiği 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 100. maddesinde de tutuklama nedenlerinin neler olduğu belirtilmiştir. Buna göre (a) şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olgular varsa, (b) şüpheli veya sanığın davranışları; 1) delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme 2) tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa tutukluluk kararı verilebilecektir. Kuralda ayrıca işlendiği konusunda kuvvetli şüphe bulunması hâlinde tutuklama nedeninin varsayılabileceği suçlar bir liste hâlinde belirtilmiştir (Ramazan Aras, § 46). Kanunun tutuklama nedenlerine ilişkin bir karine öngörmesi durumunda bile kişi özgürlüğüne müdahaleyi gerektiren somut olguların varlığının objektif bir gözlemciyi ikna edecek biçimde ortaya konulması gerekir (Engin Demir [GK], B. No: 2013/2947, 17/12/2015, § 66).
21. Öte yandan ciddi ve ağır bir tedbir olan tutuklama ancak daha hafif başka bir tedbirin bireyin ve kamunun yararını korumak için yeterli olmayacağının ortaya konulması hâlinde makul kabul edilebilir. Bu bağlamda kişinin özgürlüğünden yoksun bırakılması için suçun işlendiğine dair kuvvetli belirtinin olması tutuklama tedbirinin uygulanabilmesi için yeterli değildir. Tutuklama tedbiri somut olayın koşulları altında gerekli de olmalıdır (benzer yönde AİHM kararı için bkz. Lütfiye Zengin ve diğerleri/Türkiye, B. No: 36443/06, 14/4/2015, § 81). Bu, Anayasa’nın 13. maddesinde düzenlenen temel hak ve özgürlüklerin sınırlanması ölçütleri arasında sayılan ölçülülük ilkesinin unsurlarından biri olan gereklilik unsurunun (AYM, E.2015/40, K.2016/5, 28/1/2016) da bir gereğidir. Tutukluluğa ilişkin kararlarda hedeflenen meşru amaçla yapılan müdahale arasında gözetilmesi gereken denge açısından öncelikle adli kontrol tedbirleri değerlendirilmeli ve adli kontrolün neden yetersiz kalacağı gerekçelendirilmelidir (Engin Demir, § 69).
22. Somut olayda öncelikle başvurucunun tutuklanmasının kanuni dayanağının olup olmadığının belirlenmesi gerekir. Başvurucu, silahlı terör örgütüne üye olma suçundan 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesi uyarınca tutuklanmıştır. Dolayısıyla başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin kanuni dayanağı bulunmaktadır.
23. Kanuni dayanağı bulunduğu anlaşılan tutuklama tedbirinin meşru bir amacının olup olmadığı ve ölçülülüğü incelenmeden önce tutuklamanın ön koşulu olan suçun işlendiğine dair kuvvetli belirti bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi gerekir.
24. Somut olayda yapılan tespitlere göre başvurucunun terör örgütünün güncel yapılanması içinde para toplama, erzak ve parasal karşılığı olan A101 hediye kartı toplama faaliyeti yürüttüğü, bunları örgüt mensuplarına veya ailelerine ulaştırdığı, bu faaliyetleri doğrultusunda örgütsel toplantılara katıldığı yönündeki HTS analiz raporları, evinde yapılan aramada ele geçirilen bir adet A101 alışveriş kartı, dijital inceleme materyallerinden elde edilen delil ile O.K. ile M.B. arasındaki telefon konuşması kayıtlarının bulunduğu iddianamede ifade edilmiştir (bkz. § 11). Sulh Ceza Hâkimliği tarafından başvurucunun ifadesi ve dosyada bulunan bilgi ve belgelere isim belirtilmeden atıfla kuvvetli suç şüphesi bulunduğu ifade edilmiş, atılı suçun 5271 sayılı Kanun'un 101. maddesinin (3) numaralı fıkrasında yer alan katalog suçlardan olması sebebiyle tutuklama nedeninin var olduğu kabul edilmiş, adli kontrol uygulamasının yetersiz kalacağı ve isnat olunan suç ile orantılı olduğu belirtilerek tutuklama kararı verilmiştir (bkz. § 5).
25. Başvurucu vekili sorguda yaptığı savunmada, başvurucu hakkında daha önce aynı suçtan dolayı soruşturma yürütüldüğünü, buna ilişkin yargılamanın tamamlanarak ceza verildiğini, dosyanın temyiz incelemesi için Yargıtayda olduğunu, polis ifadesinde başvurucuya sorulan kırk sorudan otuz yedisinin yargılama yapılan suça ilişkin olduğunu, başvurucunun kaçmadığını ifade etmiştir (bkz. § 5). Sulh Ceza Hâkimliği tarafından başvurucunun sorgusunda A101 alışveriş kartına ilişkin açıklaması sorulmuş, başvurucu hakkında soruşturma dosyasında yer alan hangi bilgi ve belgelerin kuvvetli suç şüphesini oluşturduğu ifade edilmeksizin bilgi, belge ve tutanaklara atıfla mevcut delil durumunun kuvvetli suç şüphesini gösterdiği ifade edilmiştir. Dolayısıyla tutuklama kararında isnat edilen suçun işlendiğini gösteren kuvvetli suç şüphesinin hangi delillere dayandığına ilişkin bir açıklamaya yer verilmemiştir. Ancak iddianamede belirtilen olgular ve soruşturma dosyasının içeriği gözönüne alındığında kuvvetli suç şüphesinin başvurucunun evinde yapılan aramada A101 alışveriş kartı ve hakkında daha önceden soruşturma yürütülen F.D.nin adının yer aldığı kira kontratının ele geçirilmesine, hakkında silahlı terör örgütü üyeliğinden soruşturma yürütülen O.K. ile M.B. arasındaki telefon konuşmasında Ramazan isminde bir kişiden bahsedilmesine ve dijital materyallerde H.İ.A.'ya ulaştırılmak üzere E.A.ya emanet vereceğine dair yazışmaların bulunmasına dayandırıldığı görülmektedir (bkz. § 10).
26. Soruşturma mercileri, başvurucunun evinde yapılan aramada ele geçirilen A101 alışveriş kartının mahrem imamların talimatıyla terör örgütü üyelerine veya yakınlarına verilmek üzere bulundurduğu sonucuna ulaşmıştır (bkz. § 10). Başvurucu, savunmasında A101 kartlarını depremzede ailelerine vermek için kendisinin aldığını ifade etmiştir (bkz. §§ 5, 12). İddianamede başvurucunun söz konusu alışveriş kartını kime ulaştıracağı, daha öncesinde başka kişilere alışveriş kartı veya para yardımı ulaştırıp ulaştırmadığı konusunda bir açıklama yapılmadığı gibi daha önceden alışveriş kartı verilen kişiler de başvurucudan kart aldıklarına dair açıklamada bulunmamışlardır (bkz. § 11).
27. Öte yandan soruşturma mercileri, başvurucunun evinde ele geçirilen ve F.D. adına düzenlenmiş olan kira kontratını terör örgütü üyeliğine delil olarak kabul etmiştir (bkz. § 10). Başvurucu savunmasında F.D.yi okuldan kimya öğretmeni olması nedeniyle tanıdığını, eşinden ayrılması sebebiyle beraber ev tuttuklarını, kira sözleşmesinin buna ilişkin olduğunu ifade etmiştir. İddianamede F.D. ile ilgili suç isnadı içeren anlatım olmadığı gibi başvurucunun F.D. ile birlikte ev kiralayıp kiralamadığı yönünde de araştırma yoluna gidildiğine ilişkin bilgi yer almamaktadır. Diğer taraftan O.K. ile M.B. arasındaki telefon konuşmasında Ramazan isminde bir kişiden bahsedilmesini, başvurucunun örgütsel nitelikte toplantıya katılacağına ilişkin görüşme olarak kabul edilmiştir. Başvurucu savunmasında bu konuşmada geçen kişinin kendisi olup olmadığını bilmediğini ancak bu kişileri tanıdığını ifade etmiştir. İddianamede konuşmada geçen toplantının yapılıp yapılmadığı, konuşmada geçen "Ramazan" isminin başvurucu olup olmadığı konusunda açıklama yapılmadığı gibi yargılama aşamasında duruşmada da bu husus ortaya konulamamıştır.
28. Başvurucuya yönelik suçlamanın bir diğer dayanağı da dijital materyallerde bulunan, H.İ.A.'ya ulaştırılmak üzere E.A. isimli kişiye emanet vereceğine dair yazışmadır (bkz. § 10). Başvurucu savunmasında E.A..nın kayınbiraderi olduğunu, H.İ.A.'nın arabalara eksperlik yaptığını, mesajlaşmanın E.A.nın tatilde olduğu dönemde serviste olan aracının servisten alınması için H.İ.A.'nın telefonunu E.A.ya iletmesine ilişkin olduğunu ifade etmiştir. İddianamede E.A. ve H.İ.A.'ya yönelik suç isnadında bulunulmadığı gibi başvurucunun savunmasında ileri sürdüğü şekilde bir ilişkinin varlığı konusunda da araştırma yapıldığına dair bilgi yer almamıştır. Dolayısıyla başvurucunun evinde ele geçirilen A101 alışveriş kartı, E.A. ile yaptığı yazışmaya ilişkin dijital materyal, F.D.ye ait kira sözleşmesi ile O.K. ve M.B. arasında geçen telefon konuşmasına ilişkin yukarıdaki değerlendirmeler gözönüne alındığında, söz konusu delillerin başvurucunun örgütsel bağlantılarını ortaya koyduğu yönünde kuvvetli belirti olarak kabul edilemeyeceği sonucuna ulaşılmıştır.
29. Soruşturma mercilerinin isnat edilen suçun işlendiğine dair kuvvetli şüphenin varlığını dayandırdığı olguların bir diğeri ise başvurucunun diğer şüpheliler ile çok sayıda telefon irtibatı ve ortak baz bilgisidir (bkz. § 10). Bununla birlikte soruşturma makamlarınca söz konusu ortak baz bilgisi ve telefon görüşmelerinin örgütsel bir ilişki çerçevesinde gerçekleştiği yönünde bir tespitte bulunulmadığı görülmektedir. Öte yandan başvurucu savunmasında M.B., O.K., ve H.B.yi tanıdığını kabul etmiştir. Başvurucunun hayatın olağan akışına uygun bu savunması karşısında, yapılan telefon görüşmeleri ve ortak baz bilgisinin örgütsel bir nitelik taşıdığına dair, savunmanın aksini gösteren bir delil soruşturma makamlarınca ortaya konulamamıştır. Bu durumda somut olayın koşulları itibarıyla birtakım baz hareketliliğinin ve telefon görüşmelerinin örgütsel bir ilişki bakımından kuvvetli suç belirtisi olarak kabulü mümkün görülmemiştir. Bununla birlikte ulaşılan bu kanaat Anayasa Mahkemesinin başvurucu hakkında yürütülmekte olan davanın sonucuyla ilgili bir tutum sergilediği anlamına gelmemektedir. Başvurucu hakkında suçlu-suçsuz kararı vermek ya da daha hafif veya ağır ceza belirlemek de Anayasa Mahkemesinin görevi değildir.
30. Bu itibarla başvurucunun savunmasına ve dosya kapsamına göre somut olayda tutuklama için gerekli olan suçun işlendiğine dair kuvvetli belirtinin yeterince ortaya konulamadığı kanaatine ulaşılmıştır.
31. Varılan bu sonuç karşısında tutuklama nedenlerinin bulunup bulunmadığına ve tutuklamanın ölçülü olup olmadığına ilişkin ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.
32. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası bağlamındaki kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
B. Aynı Fiilden Dolayı Birden Fazla Yargılanmama veya Cezalandırılmama İlkesinin İhlal Edildiğine İlişkin İddia
33. Başvurucu, daha önce yargılamaya konu edilen ve mahkûmiyet ile sonuçlanan eylemlerle ilgili ikinci kez soruşturma başlatılması ve tutuklanması nedeniyle aynı fiilden dolayı birden fazla yargılanmama veya cezalandırılmama ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Bakanlık görüşünde, yapılacak incelemede Anayasa ve mevzuat hükümleri doğrultusunda somut olayın kendine özgü koşullarının gözönüne alınması gerektiği bildirilmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı başvuru formunda ileri sürdüğü iddiaları tekrar etmiştir.
34. Başvurucunun iddialarının özü, adil yargılanma hakkının bir güvencesi olan aynı fiilden dolayı birden fazla yargılanmama veya cezalandırılmama ilkesine riayet edilmediği şikâyeti olduğundan inceleme de bu çerçevede yapılmıştır.
35. Anayasa Mahkemesi 4/11/2021 tarihli ve E.2019/4, K.2021/78 sayılı kararında konuya ilişkin uluslararası belgelerden de yararlanarak ne bis in idem ilkesini, hiç kimsenin ceza yargılamasında kesin/kesinleşmiş bir hükümle mahkûm edildiği ya da beraat ettiği bir fiilden dolayı ceza yargılaması kapsamında yeniden yargılanamayacağı veya cezalandırılamayacağı biçiminde tarif etmiştir. Söz konusu kararda, bu ilkeye aykırılık sonucuna varılabilmesi için gerçekleşmesi gereken bazı koşullar (1) ceza ile ilgili bir yargılama sürecinin olması, (2) bu sürecin kesin/kesinleşmiş mahkûmiyet veya beraat hükmüyle sonuçlanmış olması, (3) ceza ile ilgili bir yargılama sürecinin birden fazla işletilmesi, (4) farklı yargılama süreçlerinin aynı fiile ilişkin olması ve (5) ilkenin istisnalarından birinin olmaması şeklinde sıralanmıştır (AYM, E.2019/4, K.2021/78, 4/11/2021, § 27; Çetin Doğan (3) [GK], B. No: 2021/30714, 15/2/2023, § 152).
36. Somut olayda 25/1/2018 tarihli iddianameyle Ankara 2. Ağır Ceza Mahkemesinde açılan kamu davasında 17/6/2022 tarihinde başvurucunun eyleminin silahlı terör örgütüne üye olma suçunu oluşturmayacağı ancak silahlı terör örgütü içindeki hiyerarşik yapıya dâhil olmamakla birlikte örgüte bilerek ve isteyerek yardım etme suçunu oluşturacağı gerekçesiyle başvurucunun bu suçtan mahkûmiyetine karar verilmiş olup dosya temyiz incelemesi aşamasında derdesttir (bkz. §§ 2, 3). Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturmada tutuklama tedbirinin uygulandığı 15/7/2023 ile 1/12/2023 tarihleri arasında kanun yolu incelemesi devam etmektedir. Anılan yargılamanın kanun yolu evresinde devam ettiği süreçte, Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından açılan soruşturma neticesinde 4/11/2024 tarihli ikinci bir iddianame düzenlenmiştir (bkz. § 11). Anılan iddianamenin kabulüyle açılan kamu davası Ankara 2. Ağır Ceza Mahkemesinde devam etmektedir (bkz. § 13). Başvurucu hakkında açılan her iki soruşturmanın da ceza ile ilgili bir yargılama süreci olduğu tartışmasızdır. Ancak ilk iddianame üzerine açılan davada verilen mahkûmiyet hükmünün temyiz incelemesi aşamasında olduğu dönemde Cumhuriyet Başsavcılığınca yeni bir soruşturma yürütülerek iddianame düzenlenmesi karşısında kesinleşmiş bir mahkûmiyet veya beraat hükmünün varlığından bahsetmek mümkün değildir.
37. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun Anayasa'nın 36. maddesi altında güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamında aynı fiilden dolayı birden fazla yargılanmama veya cezalandırılmama ilkesinin ihlal edildiği iddiasına ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundan başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
III. GİDERİM
38. Başvurucu, ihlalin tespiti ile günlük 5.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.
39. Başvurucunun tahliye edilmiş olması da gözetilerek ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmamaktadır.
40. Eski hâle getirme kuralı çerçevesinde ihlalin sonuçlarının bütünüyle ortadan kaldırılabilmesi için başvurucuya manevi zararları karşılığında net 250.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.
IV. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
2. Aynı fiilden dolayı birden fazla yargılanmama veya cezalandırılmama ilkesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 19. maddesinde güvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Başvurucuya net 250.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE, tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,
D. 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,
E. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
F. Kararın bir örneğinin bilgi için Ankara 9. Sulh Ceza Hâkimliğine (2023/418 Sorgu) ve Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına (Sor. No: 2021/271088) GÖNDERİLMESİNE,
G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 6/1/2026tarihinde OYBİRLİĞİYLEkarar verildi.