Arabuluculuk Anlaşma Belgelerinin İcra Takibine Konu Edilmesi: Uygulamadaki Belirsizlikler ve Hukuki Çerçevenin Güçlendirilmesi

Abone Ol

Giriş

Uyuşmazlıkların mahkeme dışında, daha hızlı ve uzlaşmacı bir yöntemle çözülmesini hedefleyen arabuluculuk kurumu, hukuk sistemimizin önemli bir parçası haline gelmiştir. Bu sürecin sonunda ortaya çıkan arabuluculuk anlaşma belgesinin icra edilebilirliği, kurumun etkinliği açısından büyük bir önem taşımaktadır. Bununla birlikte, bu belgelerin icra takibine konu edilmesi sürecinde, icra daireleri arasında farklı uygulamaların ve tereddütlerin ortaya çıktığı görülmektedir. Adalet Bakanlığı İcra İşleri Dairesi Başkanlığı’nın 12 Ocak 2026 tarihli ve 86420598-12/284 sayılı görüş yazısı, bu noktadaki sorunlara ışık tutmakta ve icra dairelerine yol göstermeyi amaçlamaktadır. Bu makalede, bahsi geçen görüş yazısı ekseninde, arabuluculuk anlaşma belgelerinin icra hukukundaki yeri ve Bakanlığın konuya yaklaşımı, yapıcı bir eleştirel bakış açısıyla değerlendirilecektir.

Bakanlık Yazısında Öne Çıkan Tespit: Uygulamadaki Tereddütler

Adalet Bakanlığı, görüş yazısının odağına icra dairelerinin uygulama sırasında karşılaştığı tereddütleri yerleştirmiştir. Bakanlığın tespitlerine göre, temel sorun alanları şunlardır:

1. **Takip Yolunun Belirlenmesi:** Arabuluculuk anlaşma belgesine istinaden başlatılacak takiplerde, ilamlı veya ilamsız icra yollarından hangisinin tercih edileceği konusunda bir tereddüt yaşanmaktadır.

2. **Kısmi İcranın Mümkünlüğü:** Birden fazla edim içeren bir anlaşma belgesinde, bu edimlerin tamamının mı yoksa yalnızca bir kısmının mı icra takibine konu edilebileceği hususunda netlik bulunmamaktadır.

3. **“İlam” ve “İlam Niteliğinde Belge” Kavramları:** Bakanlık, hukuki nitelik ve işlev bakımından farklı olan “ilam” ile “ilam niteliğindeki belge” arasındaki ayrımın uygulamada yeterince anlaşılamamasının, her ikisi de aynı takip yoluna tabi olmasına rağmen, karışıklıklara neden olduğunu belirtmektedir.

Bu tespitler, arabuluculuk sürecinin sonunda elde edilen belgenin, alacaklı için beklenen güvenceyi sağlamakta zaman zaman yetersiz kalabildiğini ve yeni bir hukuki sürece kapı aralayabildiğini ortaya koymaktadır.

Bakanlığın Çözüm Önerileri ve Yapıcı Bir Değerlendirme

Bakanlık, bu tereddütleri gidermek amacıyla icra dairelerinin takip etmesi gereken ilkesel yaklaşımları sıralamaktadır. Buna göre icra daireleri, bir arabuluculuk anlaşma belgesini incelerken aşağıdaki hususları göz önünde bulundurmalıdır:

· **İlam Niteliği Değerlendirmesi:** Bakanlık, öncelikle belgenin “ilam niteliğinde belge” vasfını taşıyıp taşımadığının değerlendirilmesi gerektiğini vurgulamaktadır. Bu noktada, 6325 sayılı Kanun’un 18. maddesinde belirtilen şartların (örneğin taraflar ve vekillerince imzalanmış olması) varlığı önem arz etmektedir.

· **İçerik Değerlendirmesi:** Bakanlık ayrıca, icra dairelerinin, belgenin içeriğinde “mevzuata aykırı veya mevzuatsal yükümlülüklerin yerine getirilmesini bertaraf edecek düzenlemeler” bulunup bulunmadığını incelemesi gerektiğini ifade etmektedir. Bu yaklaşım, icra dairesinin, alacağın tahsili olan temel görevinin yanı sıra, bir “hukuka uygunluk değerlendirmesi” yapmasını da beklemektedir.

**Kişisel Değerlendirme:** Adalet Bakanlığı’nın bu yaklaşımı, uygulamadaki sorunlara çözüm bulma gayesi taşımakla birlikte, bazı yeni tartışmaları da beraberinde getirebilir. İcra memurundan, bir yargı mensubu gibi belgenin esasına girerek hukuki bir değerlendirme yapmasını beklemek, İcra ve İflas Kanunu’nun temel sistematiği ile ne ölçüde bağdaştığı ve icra dairelerindeki mevcut tereddütleri artırıp artırmayacağı üzerinde durulması gereken bir konudur. İcra memurunun temel görevi, takip talebinin ve dayanak belgenin kanunda öngörülen şekli unsurları taşıyıp taşımadığını kontrol etmektir. Bakanlığın önerdiği “içerik değerlendirmesi”, bu şekli denetimin ötesine geçerek icra memuruna bir takdir yetkisi alanı açmaktadır. Bu durumun, uygulamanın yeknesaklığı açısından dikkatle ele alınması gerekmektedir.

Bakanlık, bu değerlendirme neticesinde bir aykırılık saptanması durumunda, “ilamların aynen infazına ilişkin usulden ayrılarak kamu zararının oluşmasını önleyecek şekilde değerlendirme yapılması” gerektiğini belirtmektedir. Bu ifadenin, icra dairesinin hangi somut adımı atması gerektiği konusunda daha net bir çerçeveye kavuşturulması, uygulayıcılar için faydalı olacaktır.

Sonuç: İdari Yaklaşımın Ötesinde Kalıcı Bir Çözüm İhtiyacı

Adalet Bakanlığı İcra İşleri Dairesi Başkanlığı’nın görüş yazısı, uygulamadaki önemli bir sorunu gündeme getirmesi ve bir çözüm arayışı içinde olması bakımından değerlidir. Bununla birlikte, kanunların yorumlanmasından kaynaklanan ve yerleşik hale gelen bir sorunun, idari bir görüş yazısıyla tamamen ortadan kaldırılmasının güçlüğü de ortadadır. İcra dairelerine tanınan ve sınırları net olarak çizilmemiş bir “değerlendirme yetkisi”, arabuluculuk anlaşma belgelerinin icra edilebilirliğini güçlendirmekten ziyade, yeni tereddütlere yol açma potansiyeli taşımaktadır. En isabetli ve kalıcı çözüm, kanun koyucunun konuya müdahale ederek, arabuluculuk anlaşma belgelerinin hangi koşullarda ve ne şekilde, hiçbir şüpheye yer bırakmayacak biçimde ilamlı icraya konu edileceğini açıkça düzenlemesi olacaktır. Bu yönde atılacak bir adım, hem arabuluculuk kurumunun etkinliğini artıracak hem de hukuk uygulamasında yeknesaklığı sağlayacaktır.

Kaynakça

Adalet Bakanlığı İcra İşleri Dairesi Başkanlığı, 'Arabuluculuk Anlaşma Belgesi' Görüş Yazısı (Sayı: 86420598-12/284, 12 Ocak 2026). (https://www.hukukihaber.net/arabuluculuk-anlasma-belgesi-2026)