23 Nisan: Çocuk Olmak mı, Çocukları Yaşatmak mı?

Abone Ol

Ben her 23 Nisan’da yeniden çocuk olurum; içimde filizlenen sevinç, sanki her bahar yeniden âşık olan bir kalbin coşkusu gibi çoğalır. Ama bu çocukluk, sadece neşeden ibaret değildir; hafızası olan bir çocukluktur bu. Çünkü bilirim ki o bayramın ardında bir milletin küllerinden doğuşu, bir bağımsızlık mücadelesinin onuru vardır.

Ben her 23 Nisan’da çocuk olurum ama asla unutmam: O bayramın ardında Kurtuluş Savaşı vardır. Mustafa Kemal Atatürk, silah arkadaşları ve şehitlerimiz vardır. O şiirlerin-türkülerin içinde cepheye giden on beşlilerin sesi, o bayrakların dalgalanışında bir ulusun kahramanca direnişi vardır.

Ve tam da bu yüzden, içimde büyüyen o çocuk, yalnızca oyun oynamaz; aynı zamanda sorumluluk taşır. Çünkü o çocuk bilir ki, kendisine armağan edilen bu bayram, atalarının ve şehitlerimizin kutsal bir emanetidir.

İşte o an, içimden yükselen ses daha gür, daha kararlı olur:

“Egemenlik kayıtsız koşulsuz ulusundur.” diye haykırır.

Bu haykırış, benim için sadece bir ilke değil; geçmişe duyulan saygının, bugüne düşen sorumluluğun ve geleceğe bırakılacak en değerli mirasın adıdır. 23 Nisan’da çocuk olurum ama o çocuğun yüreğinde bir ulusun hafızası, bir cumhuriyetin onuru ve sarsılmaz bir egemenlik bilinci taşırım.

2026 yılı 23 Nisan öncesi yaşanan olaylar ülkeyi yasa boğdu.

14 Nisan'da Şanlıurfa'nın Siverek ilçesinde eski bir öğrencinin liseye düzenlediği silahlı saldırıda çok sayıda kişi yaralandı. Hemen ertesi gün Kahramanmaraş'ın Onikişubat ilçesindeki bir ortaokulda yaşanan saldırı ise bir öğretmenin ve sekiz öğrencinin hayatına mal oldu, üçü ağır yirmiye yakın çocuk da yaralandı. Bu olaylar sadece tek başına ve bağımsız birer olay değil, toplumun derinlerinde büyüyen bir sorunun açık göstergesidir.

Bu acı tablo yalnızca ülkemize özgü değil. 28 Şubat'ta İran'ın güneyindeki Minab kentinde bir ilkokula düzenlenen füze saldırısında, aralarında çok sayıda çocuğun da bulunduğu 165 kişi hayatını kaybetti. Filistin’de, Lübnan da da çocuklar savaş kurbanı oldu.

Ukrayna'da çocuklar evlerinin avlusuna gömüldü.

Savaşın, şiddetin zulmün ve ölümün coğrafyası yok.

Nedenleri farklı olsa da sonuç değişmiyor: Çocuklar öldü; sabah çocuklarını öperek, koklayarak yolcu eden aileler; çocuklarının mezuniyet sevincini yaşamak yerine gözyaşları içinde hastane ve cenaze kapılarına koşmak zorunda kaldı. Bu tablo, sadece bireysel bir acıyı değil, toplumsal bir travmayı da ortaya koymaktadır.

23 Nisan 2026 perşembe günü, resmî tatildir; buna karşılık 22 Nisan için ayrı bir yarım gün tatil uygulaması yoktur. Dolayısıyla normal ders düzeni ve mesai akışı devam eder. Okulların yıllık çalışma takvimi ve resmî tatil hükümleri de bu çerçevede belirlenir. Şimdi perşembe tatil, cuma gününü de idare et dört günlük tatil yap gözü açıklığını da zamanı değildir.

Zaten asıl sorun yalnızca takvim sorunu değildir. Asıl sorun şudur: Böylesine ağır bir toplumsal yas ikliminde çocuk bayramının coşkusu nasıl korunacaktır? Bir yanda çocukların bayramı, neşesi, şiirleri, şarkıları, marşları, gösterileri; öte yanda taze acılar, güvenlik kaygıları ve toplumun omuzlarına çöken bir hüzün vardır. İşte tam bu noktada, bayramı bütünüyle iptal etmekle onu alışılmış kutlamalardan arındırmak arasındaki ince çizgi önem kazanır.

Elbette her okulun kendi koşulları vardır. Güvenlik kaygısı taşıyan yerlerde müzikli ve yüksek tempolu gösterilerin azaltılması, törenlerin daha sade bir içeriğe çekilmesi yerine güvenliğin üst düzeyde sağlanması, konuşmalar, marşlar, şiirler ve konuşmalarla günün anlamının öne çıkarılması gerekir.. Çünkü 23 Nisan’ın ruhu, gösterinin biçiminde değil; ulus egemenliğinin ve çocuklara duyulan güvenin özünde yaşar.

Unutulmamalıdır ki 23 Nisan, yalnızca bir çocuk bayramı değildir. Aynı zamanda millet egemenliğinin ilan edildiği gündür. Bu yüzden bayramın iki kanadı vardır: biri çocuklar, diğeri egemenliktir. Çocuklara armağan edilen bu gün, aynı zamanda milletin kendi kaderine sahip çıktığı büyük tarihî dönüm noktasını da taşır.

Bugün çocukları savaşların, şiddetin, ihmalin ve istismarın gölgesinden koruyamayan dünyada 23 Nisan’ın anlamı daha da büyüyor. Çocukların güven içinde okula gidebildiği, ailelerin onları endişe duymadan kapıdan uğurlayabildiği bir ülke kurmak, bayramı yalnızca kutlamak değil, onu hak etmek demektir. Bayramın gerçek coşkusu da burada başlar.

Bu nedenle 23 Nisan’ı korkuya teslim etmek doğru değildir. Yapılması gereken, çocukların neşesini incitmeden, toplumsal duyarlığı gözeten; her zaman ki gibi onurlu, ama derinlikli bir kutlama dili kurmaktır.

Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarını, şehitlerimizi bir kez daha minnet ve şükranla anıyorum.

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kutlu olsun.