2.06.2026 tarihli “Dernekler Hukukunda Görevli Mahkeme Nasıl Belirlenir? HMK m. 2 ve Özel Kanun İlişkisi” başlıklı makalemizde de ifade ettiğimiz üzere, görevli mahkemenin belirlenmesinde temel hareket noktası, uyuşmazlık hakkında özel bir görev kuralının bulunup bulunmadığının tespit edilmesidir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 2. maddesine göre, dava konusunun değer veya miktarına bakılmaksızın malvarlığı haklarına ilişkin davalar ile şahıs varlığına ilişkin davalarda, aksine bir düzenleme bulunmadıkça görevli mahkeme asliye hukuk mahkemesidir. Bu nedenle siyasi partilerin kongreleri, kurultayları, üyelik ilişkileri ve parti içi seçimlerinden kaynaklanan uyuşmazlıklarda da görev meselesi öncelikle özel kanun hükümleri çerçevesinde değerlendirilmelidir.
Bu noktada siyasi partilerin hukuki niteliğinin doğru tespit edilmesi gerekir. Siyasi partiler, Anayasa’nın 68. maddesinde demokratik siyasi hayatın vazgeçilmez unsurları olarak kabul edilmiş olmakla birlikte, aynı zamanda tüzel kişiliğe sahip kuruluşlardır. Bu nedenle siyasi partiler hem anayasa hukukunun hem de özel hukukun ilgi alanına giren karma bir yapıya sahiptir.
2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu da bu niteliği dikkate almış ve birçok konuda genel hukuk kurallarına atıf yapmıştır. Kanunun 121. maddesinde:
“Türk Kanunu Medenisi ile Dernekler Kanununun ve dernekler hakkında uygulanan diğer kanunların bu Kanuna aykırı olmayan hükümleri, siyasi partiler hakkında da uygulanır.”
hükmüne yer verilmiştir.
Bu düzenleme uyarınca siyasi partiler hakkında özel bir hüküm bulunmayan hâllerde Türk Medeni Kanunu ile dernekler hukukuna ilişkin hükümler uygulanacaktır. Dolayısıyla görevli mahkemenin belirlenmesinde yalnızca Siyasi Partiler Kanunu hükümlerine değil, atıf yapılan genel hukuk düzenine birlikte bakılması gerekir.
Bu çerçevede parti üyeliği, disiplin işlemleri, delegelik sıfatı, kongre ve kurultay kararlarının iptali, parti organlarının oluşumu ve benzeri parti içi uyuşmazlıklar, anayasal denetim kapsamına girmeyen ve siyasi partinin tüzel kişiliğinin iç işleyişinden kaynaklanan özel hukuk uyuşmazlıkları niteliğindedir. Bu uyuşmazlıklarda öncelikle Siyasi Partiler Kanunu’nda açık bir görev kuralının bulunup bulunmadığı araştırılmalıdır. Kanunda özel bir görev hükmü bulunmadığı takdirde ise Siyasi Partiler Kanunu’nun 121. maddesi gereğince Dernekler Kanunu hükümleri devreye girecektir.
Nitekim 5253 sayılı Dernekler Kanunu’nun 36. maddesinde, bu Kanunun uygulanmasından doğan uyuşmazlıklarda görevli mahkemenin asliye hukuk mahkemesi olduğu açıkça hükme bağlanmıştır. Bu nedenle Siyasi Partiler Kanunu’nun 121. maddesi aracılığıyla Dernekler Kanunu hükümlerinin uygulanabildiği parti içi uyuşmazlıklarda görevli mahkemenin belirlenmesi bakımından ayrıca HMK m. 2’ye başvurulmasına çoğu zaman ihtiyaç bulunmamaktadır. Zira Dernekler Kanunu m. 36, görevli mahkemeyi açık biçimde göstermektedir.
Bununla birlikte, Dernekler Kanunu’nun 36. maddesinin bulunmadığı varsayılsa dahi ulaşılan sonuç değişmeyecektir. Çünkü söz konusu uyuşmazlıklar, özel hukuk niteliği taşıyan ve tüzel kişinin iç işleyişinden kaynaklanan davalardır. Bu nedenle özel bir görev kuralının bulunmadığı kabul edildiğinde, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 2. maddesindeki genel görev kuralı devreye girecek ve görevli mahkeme yine asliye hukuk mahkemesi olacaktır. Başka bir ifadeyle, Dernekler Kanunu’nun 36. maddesi, HMK sistematiğini değiştiren değil; genel görev düzeni içinde zaten ulaşılabilecek sonucu özel bir norm olarak teyit eden bir düzenleme niteliği taşımaktadır.
Bu noktada önemli olan husus, iki düzenlemenin farklı gerekçelerle de olsa aynı sonuca ulaşmasıdır. Dernekler Kanunu’nun 36. maddesi ile HMK’nın 2. maddesi, farklı normatif temellerden hareket etmekle birlikte, siyasi partilerin parti içi işleyişinden kaynaklanan uyuşmazlıklarda görevli mahkemenin asliye hukuk mahkemesi olduğu sonucunu birlikte doğrulamaktadır.
Kuşkusuz siyasi partilerin kapatılması, devlet yardımından yoksun bırakılması, mali denetimi veya Anayasa’ya aykırı faaliyetleri nedeniyle yürütülen anayasal denetim süreçlerinde görevli merci Anayasa Mahkemesidir. Bu husus doğrudan Anayasa’nın 69. maddesinden kaynaklanmaktadır. Dolayısıyla anayasal denetim kapsamına giren davalar ile parti içi işleyişten kaynaklanan özel hukuk uyuşmazlıklarının birbirinden ayrılması gerekir.
Esasen kanun koyucunun yaptığı bu atfın amacı da budur. Siyasi partiler her ne kadar anayasal kurumlar olsalar da üyelerden oluşan, organları bulunan ve kararlarını kongre veya kurultaylar aracılığıyla alan tüzel kişiliklerdir. Bu yönleriyle derneklerle benzer yapısal özellikler taşımaktadırlar. Siyasi Partiler Kanunu’nun 121. maddesi de bu benzerliği hukuki bir bağlantı kuralına dönüştürmektedir.
Görev kurallarının kamu düzenine ilişkin olduğu unutulmamalıdır. Bir uyuşmazlığın siyasi etkisinin geniş olması, görevli mahkemeyi kendiliğinden değiştirmez. Görevi belirleyen unsur, uyuşmazlığın siyasi niteliği değil hukuki karakteridir.
Sonuç olarak, siyasi partiler bakımından görevli mahkemenin belirlenmesinde öncelikle Siyasi Partiler Kanunu’nda özel bir görev kuralının bulunup bulunmadığı araştırılmalıdır. Özel bir görev düzenlemesinin bulunmadığı parti içi uyuşmazlıklarda ise Siyasi Partiler Kanunu’nun 121. maddesi uyarınca Dernekler Kanunu hükümleri uygulanacaktır. Dernekler Kanunu’nun 36. maddesi ile HMK’nın 2. maddesi farklı hukuki dayanaklardan hareket etmekle birlikte aynı sonuca ulaşmaktadır. Bu nedenle siyasi partilerin parti içi işleyişinden kaynaklanan uyuşmazlıklarda görevli mahkemenin kural olarak asliye hukuk mahkemesi olduğu yönünde hem özel hukuk düzenlemeleri hem de genel görev sistemi arasında açık bir uyum bulunmaktadır. Böylece görev meselesi, siyasi tartışmalardan bağımsız şekilde, tamamen hukuki normlar çerçevesinde çözümlenmiş olmaktadır.