<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Hukuki Haber</title>
    <link>https://hukukihaber.net</link>
    <description>Türkiye'den ve dünyadan hukuki haberler, makaleler, siyasetten, spora her konuda hukuki haber...</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://hukukihaber.net/rss/kararlar" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Thu, 09 Apr 2026 15:19:31 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://hukukihaber.net/rss/kararlar"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[Danıştay 8. Daire'nin 2024/427 E., 2025/63 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://hukukihaber.net/danistay-8-dairenin-2024427-e-202563-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://hukukihaber.net/danistay-8-dairenin-2024427-e-202563-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Danıştay 8. Daire'nin 23/01/2025 tarihli, 2024/427 E., 2025/63 K. sayılı kararı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p><strong>T.C.<br />
D A N I Ş T A Y<br />
SEKİZİNCİ DAİRE<br />
Esas No : 2024/427<br />
Karar No : 2025/63</strong></p>

<p>TEMYİZ İSTEMİNDE BULUNAN (DAVALI) : ... Valiliği<br />
VEKİLİ : Av. ...</p>

<p>KARŞI TARAF (DAVACI) : ...</p>

<p>İSTEMİN KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi... İdari Dava Dairesinin ... gün ve E:..., K:...sayılı kararının, temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.</p>

<p><strong>YARGILAMA SÜRECİ :</strong></p>

<p>Dava konusu istem: Davacı adına kayıtlı...plakalı aracın, belediye sınırları içerisinde izin ve ruhsat alınmaksızın ticari faaliyette bulunduğundan bahisle 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun ek 2/3. maddesi uyarınca 60 gün süreyle trafikten men edilmesine ilişkin... tarih ve ... sayılı işlemin iptaline karar verilmesi istenilmiştir.<br />
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesince verilen ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararda; idari yaptırımlarda, yaptırımın dayanağı olan kuralın yürürlükten kaldırılması veya yargı mercilerince iptal edilmesi ya da sonradan lehe düzenleme yapılması sebepleriyle hukuk alemindeki varlığının sona ermesi halinde şahıslar lehine oluşan yeni hukuki durumun dikkate alınmasının, bir ceza hukuku müessesesi olan lehe olan kanun hükmünün uygulanması ilkesinin niteliğine uygun düştüğü ölçüde idari yaptırımlarda da uygulanabileceğinin kabulü gerektiği, olayda, davacı adına tescilli aracın Göksel Katipoğlu adlı kişinin sevk ve idaresinde ilgili belediyeden izin veya ruhsat almaksızın yolcu taşımacılığı yaptığından bahisle 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun Ek 2/3.maddesi uyarınca 60 gün süreyle trafikten men edilmesine karar verildiği, bu durumda; Anayasa Mahkemesinin 09/04/2015 tarih ve 29321 sayılı Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren 11/9/2014 tarih ve E:2014/52,K:2014/139 sayılı iptal kararı ve gerekçesi dikkate alındığında, araç sahibi aynı zamanda araç sürücüsü olmadığından, araç sahibi olan davacının kusurunun bulunup bulunmadığı, belgesiz olarak ticari amaçlı yolcu taşımacılığı yapılmasına izin verip vermediği konusunda bir tespit ve belirleme olmadan, ilgili belediyeden izin veya ruhsat alınmaksızın ticari amaçlı yolcu taşımacılığı yapıldığından bahisle tescil plakası sahibi davacıya yalnızca ruhsat sahibi olması nedeniyle yaptırım uygulanmasına ilişkin işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Belirtilen gerekçelerle dava konusu işlemin iptaline karar</p>

<p>verilmiştir.<br />
Bölge İdare Mahkemesi ve Danıştay Aşaması : ... Bölge İdare Mahkemesi... İdari Dava Dairesinin ... gün ve E:..., K:...sayılı kararıyla; davacıya ait ... plakalı araçla, sürücüsü ...'nun sevk ve idaresinde iken, belediyeden tahditli S plaka ruhsatı ve güzergah izin belgesi alınmaksızın ticari amaçla personel taşımacılığı yapıldığı, sürücü tarafından yapılan bu izinsiz faaliyetin araç sahibi olan davacının bilgisi dahilinde olduğu kanaatine varıldığı, bu duruma göre D2 yetki belgesi olsa bile S plakası, servis ruhsatı ve güzergah izin belgesi bulunmayan aracın 60 gün süreyle trafikten men edilmesine ilişkin dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığından, davacının araç sürücüsü olmadığı gerekçesiyle dava konusu işlemi iptal eden Mahkeme kararında yasal isabet görülmediği gerekçesiyle davalı idarenin istinaf başvurusunun kabulüne, İdare Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Bu karar temyiz incelemesi sonucu Dairemizin 01/06/2023 tarih, E:2019/2716, K:2023/2988 sayılı kararı ile olayda, 24/02/2016 tarihli denetime ait tutanakta açıkça belirtilmemekle birlikte davalı idarenin savunma dilekçesinde söz konusu denetimin İzmir-Çanakkale Devlet Karayolu üzerinde gerçekleştirildiği, trafik denetleme ekiplerince düzenlenen tutanakta ise, hakkında S plakasız taşımacılık yaptığı yönünde ihbar bulunan ... plaka sayılı aracın ilgili belediyeden izin ve ruhsat almaksızın belediye sınırları dışına ticari amaçlı yolcu taşımacılığı yaptığı yönündeki tespite dayalı olarak 2918 sayılı Kanunun Ek 2. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca işlem tesis edildiği, buna göre, davaya konu aracın belediye sınırları dışına ticari amaçlı yolcu taşımacılığı yaptığından bahisle 2918 sayılı Kanunun Ek 2/3. maddesi uyarınca işlem tesis edilemeyeceğinden dava konusu işlemin sebep unsuru itibarıyla hukuka aykırı olduğu gerekçesiyle temyiz isteminin kabulüne ... Bölge ...İdari Dava Dairesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>Bozma kararı üzerine dosyanın gönderildiği ... Bölge ... İdari Dava Dairesi ... tarih, E:...,K:...sayılı kararında, Danıştay'ın bozma kararına konu olan Daire kararının verildiği tarih itibarıyla istinaf incelemesinde Daireleri görevli bulunmakta iken, Hakimler ve Savcılar Kurulu ... Dairesi'nin ...tarih ve ... sayılı kararı ile yeni kurulan ve 02/01/2019 tarihinde faaliyete geçen İzmir Bölge İdare Mahkemesi Yedinci İdari Dava Dairesinin, "Karayolları Trafik ve Taşımacılık Mevzuatına İlişkin İşler" konulu davaların istinaf incelemesinde görevlendirilmiş olması karşısında, ''Karayolları Trafik ve Taşımacılık Mevzuatına İlişkin İşler" konulu işbu davanın istinaf incelemesinde ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin görevli olduğu gerekçesiyle gönderme kararı verilmiş, dosya görevli ... Bölge İdare Mahkemesi ...İdari Dava Dairesince incelenmiş ve bozma kararına uyulduğu belirtildikten sonra “Başvuruya konu Mahkeme kararında hukuka aykırılık bulunmadığı” gerekçesiyle istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : </strong>Davalı idare tarafından, ilk derece Mahkemesi iptal kararının hüküm kurmaya elverişli olmadığı, idari işleme ilişkin evraktan anlaşılacağı üzere işleme konu aracın egzoz sisteminden çok yüksek ses geldiği, tesis edilen işlemin haklı ve hukuka uygun olduğu, yürürlükteki mevzuata göre karar verildiği ileri sürülmektedir.</p>

<p><strong>KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : </strong>Davacı tarafından, savunma verilmemiştir.</p>

<p><strong>DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'İN DÜŞÜNCESİ : </strong>Anayasa'nın 36. maddesinde açıkça düzenlenen adil yargılanma hakkı ile Anayasa'nın 141. ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 24. maddelerinde güvence altına alınan gerekçeli karar hakkının, idari yargı mercilerince yapılan hukukilik denetiminde yargısal etkinliğin sağlanmasında öncelikle gözetilmesi gerekmektedir. Yargı kararı gerekçesinin davanın muhatapları açısından hukuki temellendirilme vasfı ile açık, net ve davanın tarafları arasındaki uyuşmazlığı çözücü nitelikte olması önemlidir. Bu kapsamda; temyiz incelemesi sonucu Dairemizin 01/06/2023 tarih, E:2019/2716, K:2023/2988 sayılı kararı ile, dava konusu işlemin,... İdare Mahkemesince verilen ... tarih ve E:..., K:... sayılı iptal kararında belirtilen gerekçeden farklı bir hukuki sebeple, dava konusu işlemin iptali yönünde, verilen bozma kararına ilişkin olarak ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesi tarafından bozma kararına uyulduğu belirtildikten sonra, dava konusu işlemin sebebini oluşturan delil ve tespitlere ilişkin gerekçeye yer verilmeden sadece... İdare Mahkemesince verilen karara yönelik istinaf başvurusunun reddine karar verilmesi, gerekçeli karar hakkının ihlali niteliğinde olduğundan, temyiz isteminin kabulü ile Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>TÜRK MİLLETİ ADINA</strong><br />
Karar veren Danıştay Sekizinci Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:</p>

<p><strong>İNCELEME VE GEREKÇE:<br />
MADDİ OLAY :</strong><br />
Menemen Bölge Trafik Denetleme İstasyon Amirliği ekiplerince İzmir-Çanakkale Devlet Karayolu üzerinde 24/02/2016 tarihinde yapılan denetimde; araç sürücüsü Göksel Katipoğlu sevk ve idaresinde iken kontrol amaçlı durdurulan ... plaka sayılı otobüs içerisinde bulunan ve Star Rafineride çalışan 21 işçi ile yapılan görüşmede, Menemen Asarlık durağından binen işçilerin iş bitiminde ikametgahlarına döndüklerinin belirtildiği, ilgili belediyeden izin ve ruhsat almaksızın belediye sınırları dışına ticari amaçlı yolcu taşımacılığı yapıldığından bahisle 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun Ek 2/3. maddesi gereğince aracın 60 gün süre ile trafikten men edilmesi üzerine bakılmakta olan davanın açıldığı anlaşılmıştır.</p>

<p><strong>İLGİLİ MEVZUAT:</strong></p>

<p>Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 36. maddesinin 1. fıkrasında, “Herkes, meşrû vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercîleri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile âdil yargılanma hakkına sahiptir.”<br />
; 141. maddesinin 3. fıkrasında, “Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır.” kuralları yer almış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usûlü Kanunu'nun 24. maddesinin 1. fıkrasının (e) bendinde, kararın dayandığı hukukî sebepler ile gerekçe, kararlarda bulunacak hususlar arasında sayılmıştır.</p>

<p>2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 45. maddesinin 3. fıkrasında "Bölge İdare Mahkemesi kararını hukuka uygun bulursa istinaf başvurusunun reddine karar verir. Karardaki maddi yanlışlıkların düzeltilmesi mümkün ise gerekli düzeltmeyi yaparak aynı kararı verir" hükmü, 4. fıkrasında ise,"Bölge İdare Mahkemesi, ilk derece mahkemesi kararını hukuka uygun bulmadığı takdirde istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verir. Bu halde bölge idare mahkemesi işin esası hakkında yeniden bir karar verir..." hükmü bulunmaktadır.</p>

<p>2577 sayılı Kanunun "Kararlarda bulunacak hususlar" başlıklı 24. maddesinin (e) bendinde; "Kararın dayanağı hukuki sebepler ile gerekçesi ve hüküm tazminat davalarında hükmedilen tazminatın miktarı"nın Mahkeme kararında yer alması gerektiği belirtilmiştir.</p>

<p>Yine aynı Kanunun 50. maddesinin 3. fıkrasına göre, Bölge İdare Mahkemeleri Danıştayca verilen bozma kararlarına uyabileceği gibi kararında ısrar da edebileceği hüküm altına alınmıştır.</p>

<p>2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun "Araçların tescil edildikleri amacın dışında kullanılması" başlıklı Ek 2. maddesinin işlem tarihinde yürürlükte bulunan halinde; araçlarını motorlu araç tescil ve trafik belgesinde gösterilen maksadın dışında kullananlar ile sürülmesine izin veren araç sahiplerinin 14.400.000 lira para cezası ile cezalandırılacağı, ayrıca, aracın on beş gün süre ile trafikten men edileceği, ilgili belediyeden izin veya ruhsat almaksızın, belediye sınırları dahilinde ticari amaçlı yolcu taşıyan kişiye, araç sahibine, bağlı bulunduğu durak, işyeri ve işletmelerin sorumlularına birinci fıkrada gösterilen idari para cezasının üç kat olarak, fiilin işlendiği tarihten itibaren bir yıl içinde tekerrürü halinde ise beş kat olarak uygulanacağı, ayrıca, aracın her defasında altmış gün süre ile trafikten men edileceği hükmüne yer verilmiştir.</p>

<p><strong>HUKUKİ DEĞERLENDİRME:</strong></p>

<p>Anayasa'nın 141. maddesinde bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılacağı kurala bağlanmış ve bu konuda herhangi bir istisnaya yer verilmemiştir.</p>

<p>Türk Dil Kurumuna göre gerekçe, Mahkeme kararlarının dayandığı kanuni ve hukuki sebeplerdir.</p>

<p>Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin "Âdil Yargılanma hakkı" başlıklı 6. maddesinde, herkesin, gerek medenî hak ve yükümlülükleriyle ilgili nizâlar, gerek cezaî alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının mâkûl bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini isteme hakkına sahip olduğu belirtilmiş olup, âdil yargılanma hakkının düzenlendiği bu maddede, kanun ile kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davanın görülmesi, davanın mâkûl bir süre içinde sonuçlandırılması, hakkaniyete uygun yargılama ve alenî yargılama ilkelerine açıkça yer verildiği görülmektedir. Hakkaniyete uygun yargılama ilkesi, silahların eşitliği, çekişmeli dava, gerekçeli karar hakkı unsurlarının bir arada mevcut olmasını gerektirmektedir.</p>

<p>Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları çerçevesinde, gerekçeli karar hakkı denetiminin, gerekçenin hukukî olup olmadığı, yeterli ve mâkûl olup olmadığı, gerekçenin öğrenilip öğrenilmediği, tarafların iddialarının karşılanıp karşılanmadığı, gerekçenin mâkûl sürede yazılıp yazılmadığı ilkeleri açısından yapıldığı görülmektedir.</p>

<p>Anayasa Mahkemesi'nin 13/06/2013 tarih ve Başvuru No: 2013/1235 sayılı kararında;</p>

<p>' 23.Anılan kurallar uyarınca, ilke olarak mahkeme kararlarının gerekçeli olması, adil yargılanma hakkının bir gereğidir. Derece mahkemeleri, dava konusu maddi olay ve olguların kanıtlanmasını, delillerin değerlendirilmesini, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanmasını, uyuşmazlıkla ilgili vardığı sonucu, sonuca varılmasında kullandığı takdir yetkisinin sebeplerini makul bir şekilde gerekçelendirmek zorundadır. Bu gerekçelerin oluşturulmasında açıkça bir keyfilik görüntüsünün olmaması ve makul bir biçimde gerekçe gösterilmesi hâlinde adil yargılanma hakkının ihlalinden söz edilemez.</p>

<p>24.Makul gerekçe; davaya konu olay ve olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyucak, olay ve olgular ile hüküm arasındaki bağlantıyı gösterecek nitelikte olmalıdır. Zira tarafların o dava yönünden, hukuk düzenince hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri için ortaya usulüne uygun şekilde oluşturulmuş, hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini gösteren, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıktaki bir gerekçe bölümünün ve buna uyumlu hüküm fıkralarının bulunması zorunludur.<br />
25.Bununla birlikte derece mahkemelerinin, taraflarca ileri sürülen tüm iddialara cevap verme zorunluluğu bulunmayıp, hükme esas teşkil eden gerekçelerin nelerden ibaret olduğunu ortaya koyması yeterlidir. Diğer taraftan kanun yolu mercilerince; onama, itiraz veya başvurunun reddi kararları verilmesi hâlinde alt derece mahkemelerinin kararlarında gösterdikleri gerekçeler kabul edilmiş olacağından, anılan kararlarda ayrıca gerekçe gösterilmesine gerek bulunmamaktadır. Nitekim Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatları da bu yönde' olduğu belirtilmiştir.</p>

<p>2577 sayılı Kanunun 45. maddesi uyarınca bölge idare mahkemelerinin ilk derece mahkemesi kararına yönelik olarak istinaf isteminin reddine karar verebileceği gibi mahkemenin hukuka uygun bulmadığı gerekçesini değiştirerek hüküm verebileceği de tabidir.</p>

<p>Dosyanın incelenmesinden; ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... gün ve E:..., K:... sayılı kararıyla, sürücü tarafından yapılan izinsiz faaliyetin araç sahibi olan davacının bilgisi dahilinde olduğu kanaatine varıldığı belirtilerek D2 yetki belgesi olsa bile S plakası, servis ruhsatı ve güzergah izin belgesi bulunmayan aracın 60 gün süreyle trafikten men edilmesine ilişkin dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle,... İdare Mahkemesince dava konusu işlemin dayandığı yasa hükmünün Anayasa Mahkemesi kararı ile iptal edilmesi nedeniyle dava konusu işlemin yasal dayanaktan yoksun kaldığından bahisle verilen iptal kararının kaldırılarak davanın reddine karar verildiği, bu kararın temyiz incelemesi sonucunda ise Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulduğu anlaşılmaktadır.<br />
Dairemizin bozma kararı, Bölge İdare Mahkemesi kararı hakkında verilmiş olup, anılan kararın 2577 sayılı Kanunun 49. maddesinde de sayılan hususlar yönünden değerlendirilmesinden ibarettir. Kanunun 50. maddesi uyarınca Bölge İdare Mahkemesinin Danıştay tarafından verilen bozma kararlarına uyabileceği gibi kararlarında ısrar da edebileceği açıktır.</p>

<p>Görülmekte olan davada; ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesince Danıştay'ın bozma kararına uyulduğunu belirttikten sonra bu kararında herhangi bir gerekçe yazmadan ... İdare Mahkemesince verilen karara yönelik istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Dairemizin 01/06/2023 tarih, E:2019/2716, K:2023/2988 sayılı bozma kararı incelendiğinde, kararın gerekçesinin, ... İdare Mahkemesince verilen ... tarih ve E:..., K:... sayılı iptal kararında belirtilen gerekçeden farklı olduğu açıktır. Bu haliyle; ... Bölge İdare Mahkemesi ...İdari Dava Dairesinin ... gün ve E:..., K:... sayılı kararında bozma kararına uyulduğu belirtildikten sonra, ayrıca bir gerekçe belirtilmeden istinaf isteminin reddine karar verilmesi, ilk derece mahkemesi kararında belirtilen gerekçenin kabul edilerek, Dairemizin bozma kararındaki gerekçeye katılmadığı anlamına gelmektedir. ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesince kastedilen bu ise yapılması gereken, 2577 sayılı Kanunun 50. maddesi uyarınca ısrar kararı vermektir. Dairemizin bozma kararındaki gerekçeye katılınmış olması durumunda ise ilk derece mahkemesi kararının gerekçesini değiştirmek suretiyle istinaf istemini reddetmek gerekir.</p>

<p>Bu itibarla, dava konusu işlemin iptali yönündeki ... İdare Mahkemesi kararına yönelik istinaf isteminin reddine ilişkin temyize konu gerekçesiz Bölge İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır.</p>

<p><strong>KARAR SONUCU:</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>1. 2577 sayılı Kanun'un 49. maddesine uygun bulunan temyiz isteminin kabulüne,</p>

<p>2. ... Bölge İdare Mahkemesi ...İdari Dava Dairesinin... gün ve E:..., K:... sayılı kararının BOZULMASINA,</p>

<p>3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın yukarıda belirtilen Bölge İdare Mahkemesi İdari Dava Dairesine gönderilmesine,</p>

<p>4. Kesin olarak, 23/01/2025 tarihinde oybirliği ile karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://hukukihaber.net/danistay-8-dairenin-2024427-e-202563-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 11:35:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/10/yargi/danistay.jpg" type="image/jpeg" length="57918"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Danıştay 13. Daire'nin 2020/1049 E., 2023/2197 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://hukukihaber.net/danistay-13-dairenin-20201049-e-20232197-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://hukukihaber.net/danistay-13-dairenin-20201049-e-20232197-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Danıştay 13. Daire'nin 04/05/2023 tarihli, 2020/1049 E., 2023/2197 K. sayılı kararı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p><strong>T.C.<br />
D A N I Ş T A Y<br />
ONÜÇÜNCÜ DAİRE<br />
Esas No:2020/1049<br />
Karar No:2023/2197</strong></p>

<p>TEMYİZ EDEN (DAVALI) : ... Kurulu<br />
VEKİLİ : Av. ...</p>

<p>KARŞI TARAF (DAVACI) :... Radyo ve Televizyon Yayıncılık A.Ş.<br />
VEKİLİ : Av. ...</p>

<p>İSTEMİN KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesi'nin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.</p>

<p><strong>YARGILAMA SÜRECİ :</strong></p>

<p>Dava konusu istem: Davacı şirkete ait "..." logosuyla yayın yapan televizyon kanalında 01/12/2018 tarihinde 10:00-11:00 saatleri arasındaki 1 saatlik zaman dilimi içerisinde yer verilen reklam kuşağının süresi dolayısıyla 6112 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun'unun 10. maddesinin 2. fıkrasının ihlâl edildiğinden bahisle aynı Kanun'un 32. maddesinin 2. fıkrası uyarınca 17.065,00-TL idari para cezası uygulanmasına dair ... tarih ve ... no'lu Radyo ve Televizyon Üst Kurul (Üst Kurul) kararının iptali istenilmiştir.</p>

<p>İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesi Hâkimliği'nce verilen ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararda; söz konusu yayın her ne kadar davalı idarece reklam olarak nitelendirilmek suretiyle, bir saat başından bir sonraki saat başına kadar olan dilim içinde 12 dakikayı aşacak şekilde reklam yayınına yer verildiğinden bahisle idari para cezası uygulanmış ise de, dava konusu yayınların radyo ve televizyon reklamı değil, tele-alışverişe yönelik yayın olduğu, tele-alışveriş yayınlarının "bir saat başından bir sonraki saat başına kadarki yayın içinde yüzde yirmiyi aşmama" yasağından istisna tutulduğu gözetildiğinde, dava konusu yayınların hatalı olarak nitelendirilmesi neticesinde tesis edildiği anlaşılan dava konusu işlemde hukuka uygunluk bulunmadığı sonucuna varılmıştır.</p>

<p>Belirtilen gerekçelerle hukuka aykırı bulunan dava konusu işlemin iptaline karar verilmiştir.</p>

<p>Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdarî Dava Dairesi'nce; istinaf başvurusuna konu İdare Mahkemesi kararının usul ve hukuka uygun olduğu ve davalı tarafından ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediği belirtilerek 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>TEMYİZ EDENİN İDDİALARI :</strong> Davalı idare tarafından, davacının yayınında belirttiği ibare doğrultusunda işlem yapıldığı, yayının reklam veya tele-alışveriş olması durumunda mevzuat hükümlerine uygun olarak bu durumun belirtilmesi gerektiği ileri sürülmektedir.</p>

<p><strong>KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : </strong>Davacı tarafından, yayının reklam mı, tele-alışveriş mi olduğunun tespiti açısından yayın içeriğine bakılması gerektiği, davaya konu yayının reklam değil, tele-alışveriş yayını olduğu, tele-alışveriş yayınında farklı olarak, izleyicilerin ekranda belirtilen telefon numarasını arayarak ürüne sahip olabildiği, yayının bu kapsamda değerlendirilmesi neticesinde Kanun'un 10.maddesinin 2. fıkrasına aykırılık taşımadığı belirtilerek istemin reddi gerektiği savunulmuştur</p>

<p><strong>DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'NUN DÜŞÜNCESİ : </strong>Temyiz isteminin kabulü ile Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.</p>

<p><strong>TÜRK MİLLETİ ADINA</strong><br />
Karar veren Danıştay Onüçüncü Dairesi'nce, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:</p>

<p><strong>İNCELEME VE GEREKÇE:<br />
ESAS YÖNÜNDEN:<br />
MADDİ OLAY :</strong></p>

<p>Davacı şirkete ait "..." logosuyla yayın yapan televizyon kanalında 01/12/2018 tarihinde 10:00-11:00 saatleri arasındaki yayının bir saatlik zaman dilimi içerisinde yer verilen reklam kuşağı süresinin 6112 sayılı Kanun'un 10. maddesinin 2. fıkrasında yer alan düzenlemeyi aşacak şekilde 29 dakika 41 saniye olduğunun tespiti üzerine, davacı şirket hakkında anılan sayılı Kanun'un 32. maddesinin 2. fıkrası uyarınca ... tarih ve ... no'lu Üst Kurul kararıyla 17.065,00 TL idari para cezası verilmesi üzerine bakılan dava açılmıştır.</p>

<p>Dava konusu yayının incelenmesinden; saat 09:56'da Kız Kulesi manzarası ekrana getirilerek sağ alt köşede "REKLAM" ibaresine yer verildiği, akabinde 3 farklı renkte kışlık mont ekrana getirilerek bir kadın ve bir erkek sunucu tarafından bu ürünün özelliklerinin anlatılmaya başlandığı, "soğuk geçirmez", "yağmur geçirmez" gibi ürünü övücü ifadelerin sarf edildiği, saat 09:58'i gösterdiğinde bir mont alana bir montun hediye olduğunun belirtildiği ve bu esnada ekranın sağ alt kısmında ürün fiyatı olarak "109 TL (kargo dahil)" ibaresine yer verildiği, ekranın orta alt kısmında ise irtibat numarasının gösterildiği, sol alt köşede ise "kış gelmeden aldın aldın" ibaresine yer verildiği, sunucular tarafından yayın süresi boyunca ürünün övüldüğü ve "hemen şimdi arayın siparişinizi verin" şeklinde ifadelerin kullanıldığı, bu yayının saat 10:14'e kadar devam ettiği; saat 10:45'de Kız Kulesi manzarası ekrana getirilerek sağ alt köşede "REKLAM" ibaresine yer verilmek suretiyle yeni yayına başlandığı, bu sefer "lokma tamir seti" isimli ürünün özelliklerinin anlatılmaya başlandığı, yayın boyunca ekranın sol alt köşesinde "59 TL+kargo" ibaresinin, orta alt kısmında irtibat numarasının yer aldığı, ekrandaki numaranın aranarak bu ürüne sahip olunabileceğinin ifade edildiği, bu yayının da saat 11.01'de sona erdiği görülmektedir.</p>

<p><strong>İLGİLİ MEVZUAT:</strong></p>

<p>6112 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun'un "Tanımlar" başlıklı 3. maddesinin (ş) bendinde, radyo ve televizyon reklamı; "Taşınmazlar, hak ve yükümlülükler dâhil olmak üzere mal veya hizmetlerin teminini teşvik etmek, bir amaç veya düşünceyi yaymak veya başka etkileri oluşturmak amacıyla ticaret, iş, zanaat veya bir meslekle bağlantılı gerçek ve tüzel kişi tarafından, bir ücret veya benzeri bir karşılıkla yapılan her türlü duyuru veya öz tanıtım yayını" olarak; (v) bendinde ise, tele-alışveriş, "Taşınmazlar, hak ve yükümlülükler dâhil olmak üzere, mal veya hizmetlerin bir ücret karşılığında temini amacıyla kamuya yönelik doğrudan arz yayını" olarak tanımlanmıştır.</p>

<p>Aynı Kanun'un 10. maddesinin 1. fıkrasında, "Televizyon ve radyo yayın hizmetlerinde reklamlar ile tele-alışveriş, sesli ve/veya görüntülü bir uyarıyla açıkça fark edilebilecek ve program hizmetinin diğer unsurlarından kolaylıkla ayırt edilebilecek biçimde düzenlenir."; 2. fıkrasında, "Tele-alışveriş yayınları hariç her türlü reklam yayınlarının oranı, bir saat başından bir sonraki saat başına kadarki yayın içinde yüzde yirmiyi aşamaz."; 32. maddesinin 2. fıkrasında ise, "8'inci maddenin birinci fıkrasının diğer bentleri ile ikinci ve üçüncü fıkralarında ve bu Kanunun diğer maddelerinde belirlenen ilke, yükümlülük veya yasaklara aykırı yayın yapan ve/veya bu Kanun hükümleri kapsamında Üst Kurul tarafından belirlenen yükümlülüklerini yerine getirmeyen medya hizmet sağlayıcıya ihlâlin ağırlığı, yayının ortamı ve alanı gözönünde bulundurularak, ihlâlin tespit edildiği aydan bir önceki aydaki brüt ticari iletişim gelirinin yüzde birinden yüzde üçüne kadar idari para cezası verilir. İdarî para cezası miktarı, radyo kuruluşları için bin Türk Lirasından, televizyon kuruluşları ve isteğe bağlı medya hizmet sağlayıcıları için onbin Türk Lirasından az olamaz." kurallarına yer verilmiştir.</p>

<p><strong>HUKUKİ DEĞERLENDİRME:</strong></p>

<p>Dava konusu yayında, incelemenin yapıldığı bir saatlik zaman dilimi içerisinde gösterilen reklam kuşağı süresinin Kanun'da belirtilen süreyi aştığı gerekçesiyle, yayının 6112 sayılı Kanun'un 10. maddesinin 2. fıkrasına uygun olmaması nedeniyle dava konusu işlemin tesis edildiği, ancak, Mahkemece, dava konusu yayınların radyo ve televizyon reklamı değil tele-alışverişe yönelik yayın olduğu, tele-alışveriş yayınlarının da "bir saat başından bir sonraki saat başına kadarki yayın içinde yüzde yirmiyi aşmama" yasağından istisna tutulduğu gerekçesiyle işlemin hukuka aykırı olduğu tespiti yapılmıştır. Öte yandan, aynı Kanun'un 10. maddesinin 1. fıkrasında yer alan düzenlemeye göre, davacının yayınında tele-alışveriş veya reklama yönelik sunduğu hizmeti sesli ve/veya görüntülü bir uyarıyla açıkça fark edilebilecek ve program hizmetinin diğer unsurlarından kolaylıkla ayırt edilebilecek biçimde belirtmesi gerektiği, dava konusu yayında ise bu kurala aykırı olarak tele-alışveriş yayını olduğu belirtilmeksizin yayının gerçekleştirildiği, bu hususun, davacı tarafın 11/03/2020 tarihli temyiz başvurusuna cevap dilekçesinde de kabul edildiği görülmektedir.</p>

<p>Dava konusu Kurul kararında, ilgili yayının Kanun'un 10. maddesinin 2. fıkrasına aykırı bulunması nedeniyle aynı Kanun'un 32. maddesinin 2. fıkrası hükmü kapsamında idari para cezasının verildiği, bununla birlikte Kanun'un 10. maddesinin 1. fıkrası kapsamında bir ihlâlin bulunması durumunda da yine aynı Kanun'un 32. maddesinin 2. fıkrası hükmü kapsamında, ihlâlin tespit edildiği aydan bir önceki aydaki brüt ticari iletişim gelirinin yüzde birinden yüzde üçüne kadar idari para cezasının verileceği anlaşılmaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İdarenin dava konusu işlemi tesis ederken 6112 sayılı Kanun'un 32. maddesinin 2. fıkrası kapsamında, yayının anılan Kanun'un 10. maddesinin 2. fıkrasına aykırılığı gerekçesiyle idari para cezası vermiş olmasına rağmen, Mahkemece ilgili yayının bir tele-alışveriş yayını olduğunun tespit edilmiş olduğu ve davacı tarafından da bu durumun kabul edildiği görüldüğünden, yayının bu hâliyle Kanun'un 10. maddesinin 1. fıkrasına aykırılık taşıdığı neticesine varılmıştır. Ayrıca, Kanun'un 10. maddesinin 1. fıkrasının ihlâli durumunda da aynı Kanun'un 32. maddesinin 2. fıkrası kapsamında ceza verilmesi gerektiğinden, söz konusu uyuşmazlığın "sebep ikamesi" müessesesi kapsamında değerlendirilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p>İdare, idari işlemlerinde işlemin sebep ve amaç unsurlarıyla bağlıdır. İdari işlemi diğer hukuki işlemlerden ayıran esas unsurlar da bunlardır. Zira idare ve kişi arasındaki eşitsizlik, idarenin işleyişi bakımından zaruri bir eşitsizlik olmakla birlikte, ancak bu unsurların bağlayıcılığı altında kabul edilebilir (MERMUT, Güler, “İptal Davalarının Şartı Olarak Kanuna Aykırılık”, İdare Hukuku ve İdari Yargı ile İlgili İncelemeler - I, Danıştay Yayınları, Ankara, 1976, s. 319).</p>

<p>Sebep ikamesi; idari yargı yerlerince, idari işlemin hukuka aykırı maddi sebebinin, idarece ileri sürülmemiş ancak mahkemece re'sen saptanmış hukuka uygun başka bir maddi sebeple değiştirilmesidir (KARA, Burkay Can, "İptal Davasında Sebep İkamesi" Yetkin Yayınları, Ankara, 2020, s. 43).</p>

<p>Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu'nun 03/12/1999 tarih ve E:1999/775, K:1999/1200 sayılı kararında sebep ikamesi; “Açılan bir davada idarece ileri sürülmemiş ancak idari yargı yerince dosyanın incelenmesi sonucu başka bir neden saptanmış ve idarece ileri sürülen nedenin hukuken geçerli olmadığı belirlenmiş ise idarenin ileri sürdüğü nedenin bir yana bırakılarak dosyadan saptanan nedene göre uyuşmazlığın çözümlenebilmesi…” olarak tanımlanmıştır.</p>

<p>İdari yargı yerlerince sebep ikamesi yapılması durumunda çelişmeli yargılama ilkesi çerçevesinde yeni durumun taraflara bildirilmek suretiyle görüş ve itirazları alınarak yeterli tartışma olanağının tanınması yahut ilk derece mahkemesince karar aşamasında sebep ikamesi yapılmış ise karara karşı taraflara etkili ve sonuç alabilecek kanun yollarına başvuru yapma imkânı verilerek yeni sebebe ilişkin yeterli itirazların sunulmasının sağlanması ve bu yeni sebebe karşı tarafların ileri sürdüğü uyuşmazlığın sonucuna etkili iddiaların temyiz merciince değerlendirilmesi durumunda çelişmeli yargılama ilkesinin gerekleri yerine getirilebilecektir. İdarî yargı yeri sebep ikamesine başvuracaksa; çelişmeli yargılama ilkesini gerçekleştirebilmek için, tarafların yeni sebebe ilişkin görüş ve itirazlarını almak zorundadır (Koray Erdoğan, B. No: 2013/1989, 10/03/2016).</p>

<p>Çelişmeli yargılama ilkesi; tarafların dava sonucunu etkilemek için sundukları deliller ve görüşler hakkında bilgi sahibi olmalarını, bunları yorumlama imkânlarının bulunmasını ve taraflarca ileri sürülen deliller, görüşler ve bunlara ilişkin yorumların çelişmesi sonucu karara ulaşılmasını gerektirir (İNCEOĞLU, Sibel, “Adil Yargılanma Hakkı”, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi ve Anayasa – Anayasa Mahkemesine Bireysel Başvuru Kapsamında Bir İnceleme, Beta Yayınları, B. 2, İstanbul, 2013, s. 192 vd.; SUNAY, Zühal Aysun, İptal Davalarında Gerekçeli Karar Hakkı, Seçkin Yayıncılık, Ankara, 2016, s. 129 vd.; YILMAZ ÖZEL, Nurcan, Adil Yargılanma Hakkı Kriterlerinin Türk İdari Yargılama Hukuku Açısından Muhtemel ve Gerçekleşen Etkileri, On İki Levha Yayıncılık, İstanbul, 2016, s. 351 vd).</p>

<p>Dava konusu olayda, idarenin söz konusu yayın nedeniyle ihlâl kararının hukuki sebebinin 6112 sayılı Kanun'un 10. maddesinin 2. fıkrasına dayandığı, ancak ilgili yayının bir tele-alışveriş yayını olduğunun tespit edilmesi sonucunda yayının 10. maddenin 2. fıkrasına aykırılık taşımadığı, ancak tele-alışveriş olduğu belirtilmeden yapılan yayının aynı maddenin 1. fıkrasına aykırılık taşıdığı sonucuna varılmıştır.</p>

<p>Her iki fıkranın ihlâli durumunda da Kanun'un 32. maddesinin 2. fıkrası hükmü gereğince, ihlâlin tespit edildiği aydan bir önceki aydaki brüt ticari iletişim gelirinin yüzde birinden yüzde üçüne kadar idari para cezasının verileceği görüldüğünden, sebep ikamesi uygulanması durumunda para cezasının oranı yönünden idarenin yerine geçerek karar verme niteliğinde yerindelik denetimi yasağına aykırı karar verilmemesi açısından değerlendirme yapılması gerekmektedir.</p>

<p>Bu kapsamda, dava konusu Kurul kararına bakıldığında, her ne kadar Kanun'da belirtilen en yüksek oran olan yüzde üç üzerinden uygulanmasına karar verilmiş olsa da, davacının ticari iletişim geliri beyanı bulunmadığından, para cezası miktarının, televizyon kuruluşları için idari para cezasının 10.000,00 (onbin) Türk Lirasından az olamayacağını düzenleyen mevzuat gereği, 2018 yılı için belirlenen yeniden değerleme oranına göre 17.065,00 (onyedibinaltmışbeş) Türk Lirası üzerinden belirlendiği görülmektedir. Bu nedenle, verilecek olan cezanın kanunen belirtilen alt sınırın altında kalmış olması nedeniyle, alt sınırdan ceza verildiği ve idari para cezasının farklı bir oran üzerinden uygulanması durumunda da bu durumun sonucu değiştirmeyeceği anlaşılmaktadır.</p>

<p>Ayrıca, yukarıda bahsedilen Anayasa Mahkemesi kararında belirtildiği üzere çelişmeli yargılama ilkesine aykırılık oluşturmaması açısından durum incelendiğinde, Mahkeme kararlarında sebep ikamesi yapılması durumunda, dayanılan sebebin karşı taraf tarafından öğrenilmiş ve konu hakkında görüşlerini sunmuş olması şartının arandığı görülmektedir. Bu kapsamda, Mahkeme kararı ile, davacının yayınının bir tele-alışveriş yayını olduğunun tespit edildiği, söz konusu kararın davacıya 04/11/2019 tarihinde tebliğ edildiği, bu tespite ilişkin itirazlarını istinaf ve temyiz aşamasında ileri sürme imkânının sağlandığı ve davacı vekilinin temyize cevap dilekçesiyle, "Bir yayının reklam mı yoksa tele-alışveriş mi olduğunun nitelendirilmesi bakımından yayının içeriği esas alınmalıdır. Bu nedenle, müvekkil yayıncı kuruluşun davaya konu yayını reklam değil, tele-alışveriş yayınıdır." şeklinde ibareler kullanarak söz konusu tespite cevap verdiği görülmüştür.</p>

<p>Bu nedenle, yargılama sürecinde, silahların eşitliği, savunma ve adil yargılanma hakkına ilişkin Anayasa Mahkemesi kararında belirtilen usule uygun olarak, davacıya yayının tele-alışveriş olarak nitelendirilmesine dair itirazlarını sunma imkânının tanındığı anlaşılmıştır.</p>

<p>Bu itibarla, 6112 sayılı Kanun'un 10. maddesinin 1. fıkrasına aykırı olduğu anlaşılan uyuşmazlık konusu yayın nedeniyle, davacı şirket hakkında aynı Kanun'un 32. maddesinin 2. fıkrası uyarınca idari para cezası uygulanmasına ilişkin Üst Kurul kararının sonucu itibarıyla hukuka uygun olduğu anlaşıldığından, dava konusu işlemin iptali yönündeki İdare Mahkemesi kararına yönelik istinaf isteminin reddine ilişkin temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararında hukukî isabet bulunmamaktadır.</p>

<p><strong>KARAR </strong>SONUCU :</p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>1. Davalının temyiz isteminin kabulüne;</p>

<p>2. Dava konusu işlemin yukarıda özetlenen gerekçeyle iptaline ilişkin İdare Mahkemesi Hâkimi kararına yönelik istinaf başvurusunun reddi yolundaki temyize konu ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesi'nin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesi uyarınca BOZULMASINA,</p>

<p>3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesi'ne gönderilmesine, 04/05/2023 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://hukukihaber.net/danistay-13-dairenin-20201049-e-20232197-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 11:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/04/yargi/danistay-kararlari-85.jpg" type="image/jpeg" length="62776"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Danıştay 13. Daire'nin 2021/3757 E., 2022/4578 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://hukukihaber.net/danistay-13-dairenin-20213757-e-20224578-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://hukukihaber.net/danistay-13-dairenin-20213757-e-20224578-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Danıştay 13. Daire'nin 06/12/2022 tarihli, 2021/3757 E., 2022/4578 K. sayılı kararı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p><strong>T.C.<br />
D A N I Ş T A Y<br />
ONÜÇÜNCÜ DAİRE<br />
Esas No:2021/3757<br />
Karar No:2022/4578</strong></p>

<p>TEMYİZ EDEN (DAVALI) : … Bakanlığı<br />
VEKİLİ : Av. …</p>

<p>KARŞI TARAF (DAVACI) : … İthalat İhracat Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti.<br />
VEKİLLERİ : Av. …<br />
Av. …</p>

<p>İSTEMİN_KONUSU : … Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesi'nin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.</p>

<p><strong>YARGILAMA SÜRECİ :</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Dava konusu istem: Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü ile 09/07/2018 tarihinde 16.485 baş sığır ve 416.512 baş koyun alımı için Yurtiçi Hayvan Alım Sözleşmesi imzalayan davacı şirketin, sözleşmenin uygulanması sırasında yasak fiil ve davranışlarda bulunduğundan bahisle bütün kamu kurum ve kuruluşlarının ihalelerine katılmaktan 2 (iki) yıl süreyle yasaklanmasına ilişkin Tarım ve Orman Bakanlığı'nın 06/11/2019 tarih ve 30940 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan işleminin iptali istenilmiştir.</p>

<p>İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesi'nce verilen … tarih ve E:…, K:… sayılı kararda; … Cumhuriyet Başsavcılığı'nca yürütülen soruşturma kapsamında firma yetkililerinin tutuklandığı ve para hareketlerinin kısıtlanması nedeniyle firma tarafından sözleşmeden kaynaklı problemlerin çözüme kavuşturulamadığı, yürütülen soruşturmanın resmî belgede sahtecilik, kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık ve rüşvetten kaynaklı olduğu, bu durumun ilgili mevzuat hükmüne göre yasak fiil ve davranışlar kapsamında bulunduğu, yaşanan bu süreç üzerine … Cumhuriyet Başsavcılığı'nca davalı idareye tebliğ edilen … tarih ve … sayılı soruşturma müzekkeresinde, davacı şirket hakkında kamu yararı da gözetilerek ivedi bir şekilde yasaklama kararı alınması gerektiğinin bildirildiği, davalı idarece bu kapsamda mevzuat hükümleri uyarınca tesis edilen dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.</p>

<p>Belirtilen gerekçelerle dava konusu işlem hukuka uygun bulunarak davanın reddine karar verilmiştir.<br />
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: … Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesi'nce; 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu'nun 3. maddesinde düzenlenen istisna kapsamındaki bir işin yürütülmesi sırasında yasak fiil veya davranışların işlenmesi hâlinde, ihalelere katılmaktan yasaklama işleminin, 4734 sayılı Kanun hükümlerine göre değil, 4735 sayılı Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunu hükümlerine dayanılarak tesis edileceği, bu durumda, davacının imzaladığı sözleşme konusu olan işin yürütülmesi sırasında yasak fiil veya davranışlarda bulunduğundan bahisle 4734 sayılı Kanun'un 58. maddesi dayanak alınarak tesis edilen ihalelere katılmaktan yasaklanmasına ilişkin dava konusu işlemde hukuka uygunluk davanın reddi yolundaki İdare Mahkemesi kararında ise hukukî isabet bulunmadığı sonucuna varılmıştır.</p>

<p>Belirtilen gerekçelerle, davacının istinaf başvurusunun kabulü ile .... İdare Mahkemesi’nce verilen kararın kaldırılmasına, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 45. maddesinin 4. fıkrası uyarınca esastan incelenen davada, dava konusu işlemin iptaline karar verilmiştir.</p>

<p>TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davalı idare tarafından, usul yönünden, davanın süresinde açılmadığı; esas yönünden ise, davacı firmanın sözleşme imzalandıktan sonra Kanun'da yasaklanan fiilleri işlediğinin sabit olduğu 4735 sayılı Kanun'un 25. maddesi icabı tesis edilen işlemin mevzuata uygun olduğu ileri sürülmektedir.</p>

<p>KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davacı tarafından, savunma verilmemiştir.</p>

<p>DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …'IN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü ile Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.</p>

<p><strong>TÜRK MİLLETİ ADINA</strong></p>

<p>Karar veren Danıştay Onüçüncü Dairesi'nce, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:</p>

<p><strong>İNCELEME VE GEREKÇE:<br />
MADDİ OLAY :</strong></p>

<p>Davacı şirket ile Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü arasında 46.512 adet koyun ve 16.485 adet sığırın "Genç Çiftçi Projesi" kapsamında teslimine ilişkin sözleşme 09/07/2018 tarihinde imzalanmıştır.</p>

<p>Davacı ile Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü arasında imzalanan Yurtiçi Hayvan Alım Sözleşmesi'nin 27. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde, "Sözleşmenin uygulanması sırasında ÜRETİCİ'nin 4735 sayılı Kanun'un 25'inci maddesinde sayılan yasak fiil veya davranışlarda bulunduğunun tespit edilmesi"nin sözleşmenin feshi ve işin tasfiyesine neden olacağı kuralına yer verilmiştir.</p>

<p>Sözleşme ilişkisinin devam ettiği sırada davacı firma ve sözleşme konusu işle ilgili yürütülen soruşturma kapsamında … Cumhuriyet Başsavcılığı'nca gönderilen 06/09/2019 tarihli yazı ile, Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü ile davacı arasında imzalanan Yurtiçi Hayvan Alım Sözleşmelerinin 27. maddesinin 1-b fıkrası gereğince sözleşmenin feshedilmesi talep edilmiştir.</p>

<p>Bunun üzerine Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü Ticaret Daire Başkanlığı'nın … tarih ve … sayılı yazısı ile, davacının 4735 sayılı Kanun'un 26. maddesi kapsamında 2 (iki) yıl süreyle tüm kamu kurum ve kuruluşlarının ihalelerine katılmaktan yasaklanması teklif edilmiştir.</p>

<p>Bu teklife uygun olarak, … tarih ve … sayılı Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü Yönetim Kurulu kararı ile davacı şirketin sözleşmenin uygulanması sırasında 4735 sayılı Kanun'un 25. maddesinde belirtilen yasak fiil veya davranışlarda bulunduğundan bahisle 4735 sayılı Kanun'un 26. maddesi gereğince 2 (iki) yıl süreyle ihalelere katılmaktan yasaklanmasına karar verilmiştir.<br />
Söz konusu karar ilgili Bakan tarafından … tarih ve … sayılı Olur ile onaylanmış, bu işlemde davacının "4734 sayılı Kamu İhale Kanunu'nun 58. maddesi gereğince" yasaklandığı ifade edilmiştir.</p>

<p>Bu kararın 06/11/2019 tarihli ve 30940 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanması üzerine bakılan dava açılmıştır.</p>

<p><strong>İLGİLİ MEVZUAT:</strong></p>

<p>4735 sayılı Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunu’nun "Yasak fiil ve davranışlar" başlıklı 25. maddesinde, "Sözleşmenin uygulanması sırasında aşağıda belirtilen fiil veya davranışlarda bulunmak yasaktır:</p>

<p>a) Hile, vaat, tehdit, nüfuz kullanma, çıkar sağlama, anlaşma, irtikap, rüşvet suretiyle veya başka yollarla sözleşmeye ilişkin işlemlere fesat karıştırmak veya buna teşebbüs etmek.</p>

<p>b) Sahte belge düzenlemek, kullanmak veya bunlara teşebbüs etmek.</p>

<p>c) Sözleşme konusu işin yapılması veya teslimi sırasında hileli malzeme, araç veya usuller kullanmak, fen ve sanat kurallarına aykırı, eksik, hatalı veya kusurlu imalat yapmak.</p>

<p>d) Taahhüdünü yerine getirirken idareye zarar vermek.</p>

<p>e) Bilgi ve deneyimini idarenin zararına kullanmak veya 29. madde hükümlerine aykırı hareket etmek.</p>

<p>f) Mücbir sebepler dışında, ihale dokümanı ve sözleşme hükümlerine uygun olarak taahhüdünü yerine getirmemek.</p>

<p>g) Sözleşmenin 16. madde hükmüne aykırı olarak devredilmesi veya devir alınması."; "İhalelere katılmaktan yasaklama" başlıklı 26. maddesinde ise, "25. maddede belirtilen fiil veya davranışlarda bulundukları tespit edilenler hakkında fiil veya davranışlarının özelliğine göre, bir yıldan az olmamak üzere iki yıla kadar … bütün kamu kurum ve kuruluşlarının ihalelerine katılmaktan yasaklama kararı verilir. Katılma yasakları, sözleşmeyi uygulayan bakanlık veya ilgili veya bağlı bulunulan bakanlık, herhangi bir bakanlığın ilgili veya bağlı kuruluşu sayılmayan idarelerde bu idarelerin ihale yetkilileri, il özel idareleri ve bunlara bağlı birlik, müessese ve işletmelerde İçişleri Bakanlığı; belediyeler ve bunlara bağlı birlik, müessese ve işletmelerde ise Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından verilir… Bu fiil veya davranışlarda bulundukları tespit edilenler, yasaklama kararının yürürlüğe girdiği tarihe kadar aynı idare tarafından yapılacak ihalelere de iştirak ettirilmezler… İdareler, 25. maddede belirtilen yasaklamayı gerektirir bir durumla karşılaştıkları takdirde, gereğinin yapılması için bu durumu ilgili veya bağlı bulunulan bakanlığa bildirmekle yükümlüdür." kuralı yer almıştır.</p>

<p><strong>HUKUKÎ DEĞERLENDİRME:</strong></p>

<p>Açılan bir davada idarece ileri sürülmemiş, ancak idarî yargı yerince dosyanın incelenmesi sonucu işlemin tesisine esas alınabilecek başka bir sebep belirlenmiş ve idarece ileri sürülen sebebin hukuken geçerli olmadığı sonucuna varılmış ise, idarenin ileri sürdüğü sebebin bir yana bırakılarak dosyadan tespit edilen sebebe göre uyuşmazlığın çözümlenebilmesine idare hukukunda "sebep ikamesi" denilmekte olup, idarenin belli bir yönde davranması zorunluluğunu ifade eden bağlı yetkiye sahip olduğu hâllerde yargı yerinin idarece ileri sürülmese dahi sebep ikamesi yoluyla bağlı yetki durumunu öngören mevzuat hükmünü re'sen göz önüne alarak yargısal denetimini buna göre yapacağı yargısal içtihatlarla kabul edilmiş bulunmaktadır (Dairemizin 05/10/2012, E:2009/7353, K: 2013/2345; 14/04/2017 tarih ve E:2014/4828, K:2017/1022 sayılı kararları ile İdari Dava Daireleri Kurulu'nun 18/06/2009 tarih ve E:2009/189 sayılı yürütmenin durdurulması kararı).</p>

<p>Adil yargılama hakkının unsurlarından olan çelişmeli yargılama ilkesi taraflara dava malzemesi hakkında bilgi sahibi olma ve yorum yapma hakkının tanınmasını ve bu nedenle tarafların yargılamanın bütününe aktif olarak katılmasını gerektirmektedir. Bu anlamda mahkemece tarafların dinlenmemesi, taraflara delillere karşı çıkma imkânı verilmemesi, yargılama faaliyetinin hakkaniyete aykırı hâle gelmesine neden olabilecektir. İdarî yargı yerlerince sebep ikamesi yapılması durumunda çelişmeli yargılama ilkesi çerçevesinde yeni durumun taraflara bildirilmek suretiyle görüş ve itirazların alınarak yeterli tartışma olanağının tanınması yahut ilk derece mahkemesince karar aşamasında sebep ikamesi yapılmış ise karara karşı etkili ve sonuç alabilecek kanun yollarına başvuru yapma imkânı verilerek yeni sebebe ilişkin yeterli itirazların sunulmasının sağlanması gerekmektedir (Anayasa Mahkemesi, Birinci Bölüm, Koray Erdoğan Başvurusu, 10/03/2016, 2013/1898, R.G. 19/04/2016-29689).</p>

<p>Uyuşmazlıkta, davacının 4735 sayılı Kanun'un (Kanun) 26. maddesi gereğince 2 (iki) yıl süreyle bütün kamu kurum ve kuruluşlarının ihalelerine katılmaktan yasaklanmasının teklif edildiği ve bu teklif uyarınca 02/10/2019 tarih ve 549 sayılı Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü Yönetim Kurulu kararı ile davacı şirketin sözleşmenin uygulanması sırasında Kanun'un 25. maddesinde belirtilen yasak fiil veya davranışlarda bulunduğundan bahisle 26. maddesi gereğince 2 (iki) yıl süreyle ihalelere katılmaktan yasaklanmasına karar verildiği görülmüştür.</p>

<p>Öte yandan, davacının yasaklanması yönündeki teklif, Kanun'un 26. maddesi dayanak alınarak tesis edilmiş keza … tarih ve … sayılı Olur'un ilk sayfasında da İhale Sözleşmesi'nin 27.1.b maddesine gönderme yapılarak, davacının, Kanun'un 25. maddesinde sayılan yasaklı fiillerden birisini işlediğinden bahsedilmiş, fakat aynı kararın devamında, davacının "4734 sayılı Kamu İhale Kanunu'nun 58. maddesi gereğince" yasaklandığı ifade edilmiştir. Nitekim bu kararın yayımlandığı 06/11/2019 tarih ve 30940 sayılı Resmî Gazete'de de 4734 sayılı Kanun uyarınca davacının 2 (iki) yıl süreyle tüm kamu kurum ve kuruluşlarının ihalelerine katılmaktan yasaklandığının belirtildiği görülmüştür.</p>

<p>Her ne kadar dava konusu işlem 4734 sayılı Kanun uyarınca tesis edilmiş ise de, somut olayda davacının eylemlerinin 4735 sayılı Kanun'un 25. maddesi kapsamında olduğu ve yasaklanmanın 26. madde uyarınca yapıldığı değerlendirilerek sebep ikamesi yapılması gerektiği sonucuna varılmıştır.</p>

<p>Bu durumda, Bölge İdare Mahkemesi'nce, davacının, çelişmeli yargılama ilkesine uygun biçimde itiraz ve savunmaları alındıktan sonra bir karar verilmesi gerekirken, dava konusu işlemin 4734 sayılı Kanun hükümleri uyarınca tesis edildiği gerekçesiyle verilen iptal kararında hukukî isabet bulunmamaktadır.</p>

<p><strong>KARAR SONUCU :</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>1. Davalının temyiz isteminin kabulüne;</p>

<p>2. Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle reddine ilişkin İdare Mahkemesi kararına yönelik istinaf başvurusunun kabulü ve dava konusu işlemin iptali yolundaki temyize konu … Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesi'nin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesi uyarınca BOZULMASINA,</p>

<p>3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın … Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesi'ne gönderilmesine, 06/12/2022 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://hukukihaber.net/danistay-13-dairenin-20213757-e-20224578-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 11:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/07/yargi/danistay-s1.jpg" type="image/jpeg" length="46128"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Danıştay 13. Daire'nin 2019/1893 E., 2021/2033 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://hukukihaber.net/danistay-13-dairenin-20191893-e-20212033-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://hukukihaber.net/danistay-13-dairenin-20191893-e-20212033-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Danıştay 13. Daire'nin 02/06/2021 tarihli, 2019/1893 E., 2021/2033 K. sayılı kararı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p><strong>T.C.<br />
D A N I Ş T A Y<br />
ONÜÇÜNCÜ DAİRE<br />
Esas No:2019/1893<br />
Karar No:2021/2033</strong></p>

<p>TEMYİZ EDEN (DAVACI) : …<br />
VEKİLİ : Av. …</p>

<p>KARŞI TARAF (DAVALI) : … Belediye Başkanlığı / …<br />
VEKİLLERİ : Av. …, Av. …, …</p>

<p>İSTEMİN KONUSU : … İdare Mahkemesi'nin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.</p>

<p><strong>YARGILAMA SÜRECİ :</strong></p>

<p>Dava konusu istem: Siirt ili, Merkez, … mahallesi … ada … ve … sayılı parsellerin hafriyat toprağı, inşaat ve yıkıntı atıkları depolama ve geri kazanım tesisi olarak 10 yıllığına kiralanması için 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu uyarınca 25/09/2018 tarihinde yapılan ihalede, 2886 sayılı Kanun'un 20. maddesi uyarınca davacı üzerinde kalan ihalenin feshine ilişkin, … tarih ve … sayılı Siirt Belediye Encümeni kararının iptali istenilmiştir.</p>

<p>İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesi'nce verilen kararda; dava konusu işlem gerekçesi olarak davalı Belediye tarafından, davacının teknik şartnamede belirtilen bazı yükümlülükleri yerine getirmediği ve Belediyenin faaliyetlerinden elde edilen hafriyat ve yıkıntı atıklarının depolanması ile ilgili olarak "bedelsiz" şartının sehven unutulduğu, 2886 sayılı Kanun'un 20. maddesi gereğince ihale ilanının mevzuata uygun olmaması gerekçesiyle dava konusu işlemin tesis edildiği savunulmakta ise de, 2886 sayılı Kanun'un 17. ve 18. maddesinde düzenlenen ilan ve ilanda bulunması zorunlu olan hususlar arasında, "sehven unutulan" şartlardan söz edilmediği ve unutulan şartlar sebebiyle ihale veya sözleşmenin feshedilebileceğine ilişkin bir düzenlemeye de yer verilmediği, idarenin belli bir yönde davranması zorunluluğunu ifade eden bağlı yetkiye sahip olduğu hâlde yargı yerinin idarece ileri sürülmese dahi "sebep ikamesi yoluyla" bağlı yetki durumunu öngören mevzuat hükmünü re'sen göz önüne alarak yargısal denetimini buna göre yapacağı, 2886 sayılı Kanun'un 20. maddesindeki ilanın geçersizliğinin ihalenin yapılmasından sonra anlaşılması halinde ihalenin feshedileceği yönündeki emredici hüküm dolayısıyla idarenin bağlı yetkiye sahip olduğu, ihale ilanının Siirt ilinde günlük çıkan gazetelerde 14/09/2018 ve 20/09/2018 tarihinde iki defa duyurulduğu, ihalenin ise 25/09/2018 tarihinde yapıldığı, ilk ilan ile ihale günü arasında on gün bulunduğu, ancak ikinci ilan ile ihale günü arasında en az beş gün olması gerekirken dört gün bulunduğu, yapılan ihale ilanının bu hâliyle 2886 sayılı Kanun'un 17. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendine uygun olmadığı, bu sebeple yapılan ihale ilanının geçersiz olduğu anlaşıldığından, ihalenin feshine ilişkin dava konusu işlemde netice itibarıyla hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.<br />
Belirtilen gerekçelerle dava konusu işlem hukuka uygun bulunarak davanın reddine karar verilmiştir.</p>

<p>TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacı tarafından, 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu'nun 20. maddesinde feshin hangi hâllerde yapılacağının açıkça düzenlendiği, dava konusu fesih işleminin bu şartları taşımadığı ileri sürülmektedir.</p>

<p>KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, Belediyenin kendi faaliyetleri neticesinde elde ettiği hafriyat ve yıkıntı atıklarının depolanması ile ilgili olarak "bedelsiz" kaydının ihale ilanına sehven konulmadığı belirtilerek istemin reddi gerektiği savunulmuştur.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …'NİN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü gerektiği düşünülmektedir.</p>

<p><strong>TÜRK MİLLETİ ADINA</strong></p>

<p>Karar veren Danıştay Onüçüncü Dairesi'nce, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:</p>

<p><strong>İNCELEME VE GEREKÇE:</strong></p>

<p><strong>ESAS YÖNÜNDEN:<br />
MADDİ OLAY :</strong></p>

<p>Dosyanın incelenmesinden; davalı Siirt Belediye Başkanlığı tarafından 25/09/2018 tarihinde açık ihale usulü ile gerçekleştirilen "Siirt İli, … mahallesi, … ada … parsel sayılı 474.451,22 m² yüz ölçümlü taşınmazın 27.385,24 m²lik kısmı ile … ada … parsel sayılı 207.973,11 m² yüz ölçümlü taşınmazın 18.486,97 m²'lik kısmının hafriyat toprağı, inşaat ve yıkıntı atıkları depolama ve geri kazanım tesisi olarak 10 yıllığına kiralanması" ihalesinin davacı üzerinde bırakıldığı, anılan işe ait sözleşmenin 08/10/2018 tarihinde imzalandığı, davacının sözleşmenin imzalanmasından sonra Kazanım Tesisi Teknik Şartnamesi'nin 20. maddesinde belirtilen; "Yüklenici kiralanan yer içinde yapacağı her türlü yapı ve (güvenlik kulübesi, idari ofis, wc, vb.) için idareden yazılı izin alacaktır.", 28. maddesinde belirtilen; "Depolama ve geri kazanım sahasında toz oluşumunu engelleyici sulama ve sıkıştırma işleminde kullanılacak sulama hatları ve ekipmanları yüklenici tarafından yapılacak. Sulama hatlarının projesi yüklenici tarafından idarenin onayına sunulduktan sonra yapılacaktır.", 30. maddesinde belirtilen; "Döküm alanlarının yüzeylerine, şev dibi çevresine ve şev üstlerine insan ve diğer canlıların yaklaşmasını engelleyici önlemler alınacak ve uyarı levhaları konulacaktır.", 31. maddesinde belirtilen; "Depolama ve geri kazanım sahasının etrafı en az 2 metre yüksekliğinde tel örgü ile çevrilecektir." yükümlülüklerine uymadığı ve idari ve teknik şartname hazırlanırken davalı Belediyenin kendi çalışmalarından elde ettiği hafriyat toprağı, inşaat ve yıkıntı atıklarının depolanması ile ilgili olarak "bedelsiz" kaydının konulmasının sehven unutulduğu, bu durumun kamu zararına sebebiyet verebileceği gerekçe gösterilmek suretiyle 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu'nun 20. maddesine dayanılarak … tarih ve … sayılı Belediye Encümeni kararıyla davacı üzerinde bırakılan ihalenin feshine karar verildiği, bu işlemin iptali istemiyle de bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.</p>

<p><i>İLGİLİ MEVZUAT:</i></p>

<p>2886 sayılı Devlet İhale Kanunu’nun "Kapsam" başlıklı 1. maddesinde, genel bütçeye dâhil dairelerle katma bütçeli idarelerin, özel idare ve belediyelerin alım, satım, hizmet, yapım, kira, trampa, mülkiyetin gayri ayni hak tesisi ve taşıma işlerinin bu Kanun'da yazılı hükümlere göre yürütüleceği; 2. maddesinde, bu Kanun'un yürütülmesinde, ihtiyaçların en iyi şekilde, uygun şartlarla ve zamanında karşılanması ve ihalede açıklık ve rekabetin sağlanmasının esas olduğu; 31. maddesinde ise, ihale komisyonları tarafından alınan ihale kararlarının, ita amirlerince karar tarihinden itibaren en geç 15 iş günü içinde onaylanacağı veya iptal edileceği, ita amirince karar iptal edilirse ihalenin hükümsüz sayılacağı kurallarına yer verilmiştir.</p>

<p>2886 sayılı Devlet İhale Kanunu'nun "İlanlarda bulunması zorunlu hususlar" başlıklı 18. maddesinde, "İlanlarda aşağıdaki hususların belirtilmesi zorunludur. (a) İhale konusu olan işin niteliği, yeri ve miktarı, (b) Şartname ve eklerinin nereden ve hangi şartlarla alınacağı, (c) İhalenin nerede, hangi tarih ve saatte ve hangi usulle yapılacağı, (d) Varsa tahmin edilen bedel ve geçici teminat miktarı, (e) İsteklilerden aranılan belgelerin neler olduğu, (f) Kapalı teklif usulüyle yapılacak ihalelerde, tekliflerin hangi tarih ve saate kadar nereye verileceği" kuralı, "İlanın uygun olmaması" başlıklı 20. maddesinde, "17 ve 18 inci maddelerdeki hükümlere uygun olmayan ilanlar geçersizdir. Bu durumda ilan yenilenmedikçe ihale yapılamaz. İlanların geçersizliği ihale yapıldıktan sonra anlaşılırsa, ihale veya sözleşme feshedilir. Ancak, işde ivedilik ve ihalede Devletin yararı varsa, ihale ve sözleşme Maliye Bakanlığının uygun görüşü ve birinci derece ita amirinin onayı ile geçerli sayılabilir. İhalenin veya sözleşmenin bozulması halinde, müteahhit veya müşterinin fesih tarihine kadar yapmış olduğu gerçek masrafları ile, varsa, tahakkuk etmiş hakedişleri verilir." kuralı mevcuttur.</p>

<p><strong>HUKUKİ DEĞERLENDİRME:</strong></p>

<p>Dava konusu ihalede, Belediyenin faaliyetlerinden elde edilen hafriyat ve yıkıntı atıklarının depolanması ile ilgili olarak "bedelsiz" şartının sehven unutulduğu, bu sebeple 2886 sayılı Kanun'un 20. maddesi gereğince ihale ilanının mevzuata uygun olmaması gerekçesiyle dava konusu işlemin tesis edildiği, ancak, Mahkemece, 2886 sayılı Kanun 17. ve 18. maddelerinde düzenlenen ilan ve ilanda bulunması zorunlu olan hususlar arasında, "sehven unutulan" şartlardan söz edilmediği ve unutulan şartlar sebebiyle ihale veya sözleşmenin feshedilebileceğine ilişkin bir düzenlemeye de yer verilmediği sonucuna varıldığı, dolayısıyla idare tarafından tesis edilen işlemin "sebep unsuru" yönüyle hukuka aykırı olduğu, ancak yapılan ikinci ihale ilanı ile ihale günü arasında en az beş gün olması gerekirken dört gün bulunduğu, yapılan ihale ilanının bu hâliyle 2886 sayılı Kanun'un 17. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendine uygun olmadığı bu sebeple yapılan ihale ilanın geçersiz olduğu, netice itibarıyla işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verildiği, bu anlamda Mahkemece dava konusu işlemin "sebep" unsuru yönünden hukuka aykırılığı tespit edildikten sonra "sebep ikamesi yoluyla" idarece gösterilen sebepten farklı bir sebebe dayanılarak işlemin hukuka uygun olduğu kanaatiyle hüküm kurulduğu anlaşılmaktadır.</p>

<p>İdare, idari işlemlerinde işlemin sebep ve amaç unsurlarıyla bağlıdır. İdari işlemi diğer hukuki işlemlerden ayıran esas unsurlar da bunlardır. Zira idare ve kişi arasındaki eşitsizlik, idarenin işleyişi bakımından zaruri bir eşitsizlik olmakla birlikte, ancak bu unsurların bağlayıcılığı altında kabul edilebilir. ( MERMUT, Güler, “İptal</p>

<p>Davalarının Şartı Olarak Kanuna Aykırılık”, İdare Hukuku ve İdari Yargı ile İlgili İncelemeler - I, Danıştay Yayınları, Ankara, 1976, s. 319.)<br />
Sebep ikamesi; idari yargı yerlerince, idari işlemin hukuka aykırı maddi sebebinin, idarece ileri sürülmemiş ancak mahkemece re'sen saptanmış hukuka uygun başka bir maddi sebeple değiştirilmesidir. (KARA, Burkay Can, "İptal Davasında Sebep İkamesi" Yetkin Yayınları, Ankara, 2020, s.43)</p>

<p>Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu'nun E:1999/775, 03/12/1999 tarih ve K:1999/1200 sayılı kararında sebep ikamesi; “Açılan bir davada idarece ileri sürülmemiş ancak idari yargı yerince dosyanın incelenmesi sonucu başka bir neden saptanmış ve idarece ileri sürülen nedenin hukuken geçerli olmadığı belirlenmiş ise idarenin ileri sürdüğü nedenin bir yana bırakılarak dosyadan saptanan nedene göre uyuşmazlığın çözümlenebilmesi…” olarak tanımlanmıştır.</p>

<p>İdari yargıda sürpriz karar verme, tarafların öngörülemeyen bir kararla karşılaşmaları anlamına gelmektedir. Taraflarca öngörülememenin temel kriteri, mahkemenin yargılama safhalarında daha önce tartışılmamış bir sebebe dayanarak karar vermesidir. Sürpriz karar verme yasağı; mahkemenin bu tip bir karar vermeden önce tarafları dayanacağı sebep hakkında bilgilendirmesini ve kararını dayandıracağı bu sebebi yeterli ölçüde tartışmaya açmasını gerektirir. Sebep ikamesi, idari yargıda sürpriz karar verilmesi sonucunu doğurabilir. Zira ikame sebebin taraflara bildirilmemesi hâlinde taraflar bu sebebi ancak kararla birlikte öğrenebilmektedir. (SUNAY, Zühal Aysun, İptal Davalarında Gerekçeli Karar Hakkı, Seçkin Yayıncılık, Ankara, 2016, s. 86-88.)</p>

<p>İdari yargı yerlerince sebep ikamesi yapılması durumunda çelişmeli yargılama ilkesi çerçevesinde yeni durumun taraflara bildirilmek suretiyle görüş ve itirazları alınarak yeterli tartışma olanağının tanınması yahut ilk derece mahkemesince karar aşamasında sebep ikamesi yapılmış ise karara karşı taraflara etkili ve sonuç alabilecek kanun yollarına başvuru yapma imkânı verilerek yeni sebebe ilişkin yeterli itirazların sunulmasının sağlanması ve bu yeni sebebe karşı tarafların ileri sürdüğü uyuşmazlığın sonucuna etkili iddiaların temyiz merciince değerlendirilmesi durumunda çelişmeli yargılama ilkesinin gerekleri yerine getirilebilecektir. İdarî yargı yeri sebep ikamesine başvuracaksa; çelişmeli yargılama ilkesini gerçekleştirebilmek için, tarafların yeni sebebe ilişkin görüş ve itirazlarını almak zorundadır. (Koray Erdoğan, B. No: 2013/1989, 10.03.2016)</p>

<p>Çelişmeli yargılama ilkesi; tarafların dava sonucunu etkilemek için sundukları deliller ve görüşler hakkında bilgi sahibi olmalarını, bunları yorumlama imkânlarının bulunmasını ve taraflarca ileri sürülen deliller, görüşler ve bunlara ilişkin yorumların çelişmesi sonucu karara ulaşılmasını gerektirir. (İNCEOĞLU Sibel, “Adil Yargılanma Hakkı”, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi ve Anayasa – Anayasa Mahkemesine Bireysel Başvuru Kapsamında Bir İnceleme (Ed. İNCEOĞLU Sibel) Beta Yayınları, B. 2, İstanbul, 2013, s. 192 vd.; SUNAY, s. 129 vd.; YILMAZ ÖZEL Nurcan, Adil Yargılanma Hakkı Kriterlerinin Türk İdari Yargılama Hukuku Açısından Muhtemel ve Gerçekleşen Etkileri, On İki Levha Yayıncılık, İstanbul, 2016, s, s. 351 vd)</p>

<p>İdare Mahkemesince "sebep ikamesi yoluna" gidilmeden önce tarafları dayanacağı sebep hakkında bilgilendirmesi ve kararını dayandıracağı bu sebebi yeterli ölçüde tartışmaya açması, Anayasa Mahkemesi kararlarında belirtildiği şekilde "adil yargılanma hakkının gereklerini" yerine getirebilmek ve çelişmeli yargılama ilkesini gerçekleştirebilmek amacıyla tarafların yeni sebebe ilişkin görüş ve itirazlarının alınması gerekirken bu yola gidilmeden karar verilmesinde usûl hükümlerine uygunluk bulunmamaktadır.</p>

<p>Mahkeme kararının ikame edilen sebep yönünden incelenmesine gelince; Mahkemece ikinci ilan ile ihale günü arasında en az beş gün olması gerekirken dört gün bulunduğu, yapılan ihale ilanının bu haliyle 2886 sayılı Kanun'un 17. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendine uygun olmadığı, bu sebeple yapılan ihale ilanının geçersiz olduğu, ihalenin feshine ilişkin dava konusu işlemde netice itibariyle hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.</p>

<p>Her ne kadar Mahkeme kararında, uyuşmazlık konusu ihalenin son ilan tarihi ile ihale tarihi arasında en az beş günlük süre bulunmadığı, bu nedenle ilanın usûlüne uygun olmadığı belirtilmişse de dava konusu ihaleye ilişkin ihale ilanının Siirt ilinde günlük çıkan gazetelerde 14/09/2018 tarihinde ve 20/09/2018 tarihinde iki defa ilan edildiği, ihalenin ise 25/09/2018 tarihinde yapılmış olması nedeniyle son ilan tarihi ile ihale tarihi arasında "ilan edilen gün dahil" beş günlük sürenin bulunduğu açıktır.</p>

<p>Uyuşmazlığın, ihale ve diğer işlemlerin ihale ilanındaki eksiklik nedeniyle dava konusu encümen kararı ile geri alınmasından kaynaklandığı göz önüne alındığında, ihtilafın çözümünde idarî işlemin geri alınma şartlarının oluşup oluşmadığının ortaya konması, bilahare geri alma işleminin, unsurları yönünden mevzuata ve kamu yararına uygun bulunup bulunmadığının belirlenmesi gerekmektedir.</p>

<p>İdare, 2886 sayılı Kanun'da yer alan ihalede açıklık ve rekabetin sağlanması ilkeleri uyarınca, ihale usûl ve kurallarına göre ihaleyi gerçekleştirmek zorundadır. İhalede açıklık ve yeterli rekabet ortamının sağlanamaması durumunda, ihalenin 2886 sayılı Kanun'da öngörülen ilke ve kurallara aykırı olacağı açıktır.</p>

<p>Tesis ettiği idarî işlemlerin hukuka uygunluğu aslolan idarenin, hukuka aykırı olan idarî işlemleri geri almak suretiyle hukuka uygunluğu sağlaması, hukuk devleti ilkesinin tabii bir sonucudur. Ancak, idarî işlemleri geri alma yetkisinin, idarî istikrarı sağlayabilmek ve kazanılmış hakları koruyabilmek için belli şartlara bağlı tutulması da hukukî bir zorunluluktur.</p>

<p>Uyuşmazlık konusu olayda, dava açma süresi geçtikten sonra hukuka aykırı olduğu ileri sürülen bir idarî işlemin geri alınması söz konusu olduğundan, geri alınan işlemin, idarece ilgililerin gerçeğe aykırı beyanı veya hilesi nedeniyle veya açık hataya düşülerek tesis olunup olunmadığı veya yok hükmünde olup olmadığının tespit ve tayini gerekmektedir. Zira, anılan işlem yukarıda belirtilen nitelikte ise bu işlemin ilgililer lehine hak doğurması mümkün olmadığından, dava açma süresi geçmiş olsa bile her zaman geri alınması mümkündür.</p>

<p>İhalenin, Siirt ilinde günlük çıkan gazetelerde 14/09/2018 tarihinde ve 20/09/2018 tarihinde iki defa ilan edildiği ve 25/09/2018 tarihinde ihalenin yapıldığı, sözleşmenin 08/10/2018 tarihinde imzalandığı, dava konusu işlemin ise ihale ve sözleşme imza tarihinden sonra 18/12/2018 tarihinde tesis edildiği anlaşılmaktadır.<br />
İhale aşamasında ve sonrasında Belediyenin faaliyetlerinden elde edilen hafriyat ve yıkıntı atıklarının depolanması ile ilgili olarak "bedelli mi" ya da "bedelsiz mi" yapılacağı hususunda bir tereddüt yaşandığına ilişkin istekli ya da istekli olabilecek kişi ya da kişiler tarafından yapılmış bir şikâyet veya itiraz da bulunmadığı dosyanın incelenmesinden anlaşılmaktadır.</p>

<p>Geri alınan işlemin yok hükmünde olduğu veya ilgililerin gerçeğe aykırı beyanı veya hilesi nedeniyle ya da idarece açıkça hataya düşülerek ihale yapıldığına dair bilgi ve belge bulunmadığından geri almaya ilişkin şartların gerçekleşmediği, ilanda belirtilmeyen "Belediyenin faaliyetlerinden elde edilen hafriyat ve yıkıntı atıklarının bedelsiz depolanması" gerektiğine ilişkin olarak eksik olduğu iddia edilen düzenlemenin ise ilanda belirtilmesi zorunlu hususlardan olmadığı anlaşılmaktadır.<br />
İhalenin tüm aşamalarında ve sonrasında ilandaki bu eksiklik nedeniyle tereddüte düşüldüğü ve rekabetin engellediğine ilişkin bir hususun da ortaya konulamadığı dikkate alındığında, idarece ileri sürülen ihalenin feshine ilişkin sebebin sonuca etkili ve esaslı olmayan bir durum olduğu da açıktır.</p>

<p>Bu durumda, taşınmazın 2886 sayılı Kanun çerçevesinde yapılan ihale ile 10 yıl süreli kiralama ihalesinin, kamu yararı açısından haklı bir sebep gösterilmeksizin iptali ile sözleşmenin feshedilmesinin, idarî istikrar ilkesini zedeleyeceği anlaşılmakta olup, dava konusu işlemlerde bu bakımdan hukuka uygunluk bulunmadığından davanın reddi yönündeki İdare Mahkemesi kararında hukukî isabet görülmemiştir.</p>

<p><strong>KARAR SONUCU :</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>1. Davacının temyiz isteminin kabulüne;</p>

<p>2. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesi uyarınca … İdare Mahkemesi'nin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının BOZULMASINA,</p>

<p>3. DAVA KONUSU İŞLEMİN İPTALİNE,</p>

<p>4. Ayrıntısı aşağıda gösterilen ilk derece ve temyiz yargılama giderleri toplamı …-TL ile Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca …-TL vekâlet ücretinin davalı idareden alınarak davacıya verilmesine,</p>

<p>5. Posta giderleri avansından artan tutarın ve istemi hâlinde ilk derece aşamasında kullanılmayan …-TL yürütmeyi durdurma harcının davacıya iadesine,</p>

<p>6. Dosyanın anılan Mahkeme'ye gönderilmesine,</p>

<p>7. 2577 sayılı Kanun'un 20/A maddesinin ikinci fıkrasının (i) bendi uyarınca kesin olarak (karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere), 02/06/2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://hukukihaber.net/danistay-13-dairenin-20191893-e-20212033-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 11:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/yargi/danif4s.jpg" type="image/jpeg" length="75082"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 2020/2923 E., 2021/1640 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20202923-e-20211640-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20202923-e-20211640-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 17.02.2021 tarihli, 2020/2923 E., 2021/1640 K. sayılı kararı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>3. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2020/2923 E., 2021/1640 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : SAMSUN BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 5. HUKUK DAİRESİ<br />
İLK DERECE<br />
MAHKEMESİ : RİZE 2. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ</p>

<p>Taraflar arasında ilk derece mahkemesinde görülen alacak davasının yapılan yargılaması sonucunda davanın kısmen kabulüne dair verilen karar hakkında bölge adliye mahkemesi tarafından yapılan istinaf incelenmesi sonucunda; davalı tarafın istinaf başvurusunun miktar yönünden reddine, davacı tarafın istinaf başvurusunun esastan reddine yönelik kesin olarak verilen hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; bölge adliye mahkemesi tarafından verilen ek kararla temyiz dilekçesinin reddine karar verilmiş olup, bu defa davacı vekili tarafından ek karar temyiz edilmiş olmakla, dosya içerisindeki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>Y A R G I T A Y K A R A R I</strong></p>

<p>Davacı; dedesinin vasisi olduğunu, dedesini rahat ettirmek amacıyla mahkemeden izin alıp dedesi adına araç aldığını, aracın bedelini ve tüm masraflarını kendisinin karşıladığını, araç için toplamda 81.421,36 TL ödemiş olduğunu, dedesinin vefatı üzerine mirasçıları olan davalıların araca yönelik ortaklığın satış suretiyle giderilmesi davası açtıklarını belirterek araç için ödemiş olduğu bedelin murisin ölüm tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınmasına karar verilmesini istemiştir.</p>

<p>Davalılardan ... ve ...; aracın satış bedeli ile tüm masraflarını davacının ödediğini belirterek davayı kabul etmişlerdir. Davalılardan ..., ... ve ... ise; davacının vasinin maaşını ve çay gelirlerini kullanarak davaya konu aracı aldığını ileri sürerek davanın reddine karar verilmesini dilemişlerdir.</p>

<p>İlk derece mahkemesince; dosya içerisinde bulunan evrak ve belgelerden söz konusu aracın muris adına davalı tarafından bedel ödenmek kaydı ile alındığı hususunun sabit olduğu, ancak vesayet makamından alınan izin uyarınca aracın muris adına alındığı, davacı tarafça ödenen araç bedelinin murise yapılmış bir bağış niteliğinde olduğu, bu suretle ölümü üzerine terekeye ait kabul edilerek mirasçılarından sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre iadesinin talep edilemeyeceği, aksi durumun kabulü halinde vesayet makamınca verilen iznin davacı tarafça ÖTV indiriminden faydalanmak ve kanunu kötüye kullanmak suretiyle aracı kendi adına satın almış olduğunun kabul edilmiş sayılacağı gerekçesiyle davalılardan ..., ... ve ...'a açılan davanın reddine; davalılar ... ve ...'in ise açılan davayı kabul etmeleri nedeniyle bu davalılar yönünden açılan davanın kabulüne karar verilmiş, hüküm bir kısım davalılar ve davacı tarafından istinaf edilmiştir.</p>

<p>Bölge adliye mahkemesince, bir kısım davalıların sadece vekalet ücreti yönünden istinaf isteminde bulundukları ve istinaf konusu edilen talebin kesinlik sınırının altında olması nedeni ile davalılar ..., ... ve ...'in istinaf dilekçesinin reddine; davacı tarafın istinaf talebi yönünden ise, hükme etki edecek tüm delillerin toplandığı, kanunun olaya uygulanmasında ve gerekçede hata edilmediği, ihtilafın doğru olarak tanımlandığı, bu nedenle inceleme konusu kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu gerekçesiyle davacının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiş, hükmün davacı tarafından temyiz edilmesi üzerine bölge adliye mahkemesince ek kararla kararın kesin nitelikte olduğu, temyiz yolunun açık olmadığı gerekçesiyle davacı tarafın temyiz başvuru dilekçesinin reddine karar verilmiş; davacı temyiz isteminin reddi kararıyla birlikte hükmü temyiz etmiştir.</p>

<p>1-Bölge adliye mahkemesince, temyize konu edilen kararın kesin nitelikte olduğu gerekçesiyle ek kararla temyiz başvuru dilekçesinin reddine karar verilmişse de, davaya konu aracın değeri ve davaya konu aracın elbirliği mülkiyetine tabi olması ile araç bedeli bakımından davalıların müştereken ve müteselsilen sorumlu olmaları dikkate alındığında, dava değeri itibariyle kararın kesin nitelikte olmadığı sabit olup bölge adliye mahkemesi kararının yerinde olmadığı anlaşıldığından 03/03/2020 tarihli ek kararın kaldırılmasına karar verilerek; davacının temyiz itirazlarının incelenmesine geçilmiştir.</p>

<p>2- Türk Borçlar Kanunu'nun 77. maddesine göre, haklı bir sebep olmaksızın, bir başkasının malvarlığından veya emeğinden zenginleşen, bu zenginleşmeyi geri vermekle yükümlüdür. Bu yükümlülük, özellikle zenginleşmenin geçerli olmayan veya gerçekleşmemiş ya da sona ermiş bir sebebe dayanması durumunda doğmuş olur.<br />
Somut olayda; davacı, davalıların murisi olan ...'in vasisi olup, vesayet makamından izin almak suretiyle ... adına araç satın almıştır. Vesayet makamının araç satın alınmasına ilişkin 05/09/2017 tarihli kararında, araç bedelinin davacı vasi ... tarafından karşılanması şartıyla kısıtlı yönünden borçlandırıcı işlem olmaması nedeni ile aracın kısıtlı ... adına alınmasına izin verilmiştir. Dosya içerisinde yer alan belge ve faturalardan, araç bedelinin davacı tarafından ödendiği anlaşılmıştır. Bu durum ilk derece mahkemesi kararında da açıkça belirtilmiş olup, mahkemece davacı tarafça ödenen araç bedelinin murise yapılmış bir bağış niteliğinde olduğu kabul edilerek davanın reddine karar verilmiştir. Ne var ki, muris ile davacı arasında bağış sözleşmesi bulunduğu hususu davalılar tarafından ileri sürülmemiş olmakla birlikte, buna dair bir delil de dosya içerisinde bulunmamaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>O halde, davalılara miras yolu ile geçen aracın bedelinin davacı tarafından ödendiği ve davalıların davacının ödediği araç bedeli kadar sebepsiz zenginleştikleri dikkate alınarak davanın esası hakkında karar verilmesi gerekirken hatalı gerekçe ile davalılar ..., ... ve ... yönünden davanın reddine karar verilmiş olması doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.</p>

<p>İlk derece mahkemesi kararının, yukarıda açıklanan nedenlerle bozulmasına karar verilmiş olduğundan, HMK'nın 373/1 maddesi uyarınca, bu karara karşı yapılan istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin bölge adliye mahkemesi kararının da kaldırılmasına karar verilmiştir.</p>

<p><strong>SONUÇ: </strong>Yukarıda açıklanan nedenlerle 6100 sayılı HMK'nın 373/1. maddesi uyarınca temyiz olunan bölge adliye mahkemesi kararının KALDIRILMASINA, aynı Kanunun 371.maddesi uyarınca ilk derece mahkemesi kararının davacı yararına BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, dosyanın ilk derece mahkemesine, kararın bir örneğinin de bölge adliye mahkemesine gönderilmesine, 17/02/2021 tarihinde oy birliği ile karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20202923-e-20211640-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 10:09:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/01/yargi/g-d-t-gue-x-m-a-i2-y-q.jpg" type="image/jpeg" length="84341"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Danıştay 8. Daire'nin 2022/200 E., 2025/257 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://hukukihaber.net/danistay-8-dairenin-2022200-e-2025257-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://hukukihaber.net/danistay-8-dairenin-2022200-e-2025257-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Danıştay 8. Daire'nin 30/01/2025 tarihli, 2022/200 E., 2025/257 K. sayılı kararı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p><strong>T.C.<br />
D A N I Ş T A Y<br />
SEKİZİNCİ DAİRE<br />
Esas No : 2022/200<br />
Karar No : 2025/257</strong></p>

<p>TEMYİZ İSTEMİNDE BULUNAN (DAVALI): ... Valiliği<br />
VEKİLİ : Av. ...</p>

<p>KARŞI TARAF (DAVACI) : ...<br />
VEKİLİ : Av. ...</p>

<p>İSTEMİN KONUSU: ... Bölge İdare Mahkemesi... İdari Dava Dairesinin ...1 gün ve E:..., K:... sayılı kararının, temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.</p>

<p><strong>YARGILAMA SÜRECİ :</strong><br />
Dava konusu istem: Davacı adına kayıtlı... plakalı araç ile ilgili belediyeden izin ve ruhsat almaksızın belediye sınırları dahilinde ticari amaçlı yolcu taşımacılığı yapıldığından bahisle söz konusu aracın 2918 sayılı Kanunun Ek-2/3-a maddesi hükmü uyarınca 60 gün süreyle trafikten men edilmesine ilişkin ... tarih ve ... sayılı işlemin iptali istenilmiştir.</p>

<p>İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesince verilen ... tarih ve E:... K... sayılı kararda; 26/03/2021 günü ... yolunda yapılan denetim esnasında trafik ekiplerince kayda alınan video görüntülerinin incelenmesinden; araç şoförü O.D'den çalışma izin belgesi ve ruhsatının talep edildiği, ilgili belgelerin araç şöförü tarafından sunulamadığı, Pol-net sorgulamasının yapıldığı, şoförden sorulması üzerine araç ile ...civarından alınan ... çalışanı işçilerin taşındığının beyan edildiği, dolayısıyla dava konusu araç ile ilgili belediyeden izin ve ruhsat almaksızın ticari amaçlı yolcu taşındığının tespit edildiği, dava konusu işlemin tesis edilmesinden sonra işbu dava açıldıktan sonra davacı tarafından, anılan araca ilişkin olarak ... Büyükşehir Belediyesinden 13/04/2021 tarihinde alınmış personel servis çalışma ruhsatı ile 08/04/2021 tarihli özel izin belgesinin ibraz edildiği, anılan çalışma ruhsatı ve izin belgesinin dava konusu işlemin tesis edildiği 26/03/2021 tarihinden sonra düzenlendiğinin anlaşıldığı; bu durumda, davacının tespit tarihi itibarıyla ilgili belediyeden izin ve ruhsat almadan ticari amaçlı personel servis taşımacılığı yaptığının sabit olduğu ve sonradan alınan çalışma ruhsatı ve izin belgesinin tesis edilen işlemi hukuka aykırı hale getirmeyeceği belirtilerek dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti:Bölge İdare Mahkemesi'nce; 2918 sayılı Kanun'un Ek-2/3. maddesi, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun 3., 25, 26. maddeleri ile Trafik İdari Para Cezası Karar Tutanaklarının Düzenlenmesinde, Tahsilinde ve Takibinde Uygulanacak Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmeliğin 5. ve 8. maddelerine yer verildikten sonra, idari işlemlerin yasa veya ilgili mevzuatında belirtilen şekil şartlarına uygun olarak düzenlenmemesinin tek başına iptal edilmesine yeterli bir gerekçe oluşturacağı, dava konusu kabahat fiili için düzenlenecek tutanağın şekli ve içeriğinin anılan Yönetmeliğin ekinde yer alan "Araç Trafikten Men/Muhafaza Altına Alma Tutanağı (Ek-7)"nda gösterildiği, aracın ve sürücünün bilgilerine yer verilmesine karşın "Aracın men / muhafaza altına alınmasını gerektiren kanun maddesi ve nedeni" kısmına sadece, -Ek2-3/A- ibaresi yazıldığı, "aracın men nedeni" konusunda herhangi bir açıklama yapılmadığı gibi, yolcu taşımacılığının hangi amaçla ve ne şekilde gerçekleştirildiğine ilişkin olarak haricen başka bir tutanağın da düzenlenmediğinin anlaşıldığı; dolayısıyla, fiil tespiti yapan ve aracı trafikten men eden dava konusu "Araç Trafikten Men/Muhafaza Altına Alma Tutanağının(Ek-7)", "aracın men nedenini" açıklamaması sebebiyle "şekil" unsuru yönünden usule aykırı olarak düzenlendiği, bu haliyle maddi olayı tam olarak ortaya koymadığından işlemin "sebep" unsurunu da sakatladığı, bu durumda; dava konusu aracın men edilmesine ilişkin olarak düzenlenen dava konusu Araç Trafikten Men/Muhafaza Altına Alma Tutanağında, "men nedeninin" belirtilmemesi, davacıya ait araçla ilgili belediyeden izin veya ruhsat alınmadan ticari amaçlı yolcu taşımacılığı yapıldığını ortaya koyan harici başka bir tutanak düzenlenmemesi nedeniyle davacıya ait aracın 60 gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin dava konusu işlemde "şekil" ve "sebep" unsurları yönünden hukuka uygunluk bulunmadığı gerekçesiyle anılan işlemin iptaline karar verilmiştir.</p>

<p>TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davalı idare tarafından, dava konusu işlemin mevzuat hükümlerine uygun tesis edildiği, izinsiz personel servis taşımacılığı yapıldığının tespit edildiği ileri sürülmektedir.</p>

<p>KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davacı tarafından savunma verilmemiştir.</p>

<p>DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'IN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü ile Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.</p>

<p><strong>TÜRK MİLLETİ ADINA</strong></p>

<p>Karar veren Danıştay Sekizinci Dairesince, dosya tekemmül ettiğinden davalı idarenin yürütmenin durdurulması istemi hakkında ayrıca bir karar verilmeksizin işin gereği görüşüldü:</p>

<p><strong>İNCELEME VE GEREKÇE:<br />
MADDİ OLAY :</strong><br />
26.03.2021 tarihinde yapılan denetimde,... plaka sayılı araç ile ilgili belediyeden izin belgesi almaksızın servis taşımacılığı yapıldığının tespit edildiğinden bahisle dava konusu işlem tesis edilmiştir.</p>

<p><strong>İLGİLİ MEVZUAT:</strong></p>

<p>2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun "Yönetmelikte yer alacak diğer esaslar" başlıklı 121. maddesinde; "Para cezalarının tahsilinde ve takibinde uygulanacak esas ve usuller ile kullanılacak makbuzun, suç ve ceza tutanağının şekli ve kullanma esasları ile Bayındırlık Bakanlığı mensuplarından hangi niteliklere sahip kişilerin, hangi şartlarda, suç ve ceza tutanağı düzenleyeceği, genel zabıtaya mensup kişilerin bu Kanuna göre düzenleyecekleri tutanaklar hakkında yapılacak işlemler, yetki sınırları, koordinasyon ve işbirliği esasları İçişleri, Maliye ve Bayındırlık bakanlıklarınca müştereken çıkarılacak yönetmelikte gösterilir. Makbuz ve tutanaklar Maliye Bakanlığınca bastırılır ve trafik kuruluşlarına dağıtım sağlanır. (Ek cümle: 25/6/2010-6001/34 md.) Söz konusu tutanaklar elektronik ortamda da üretilebilir ve düzenlenebilir. Buna dair usul ve esaslar İçişleri ve Maliye bakanlıklarınca müştereken belirlenir." hükümleri yer almaktadır.</p>

<p>26/10/2018 tarih ve 7148 sayılı Kanun'un 26. maddesi ile 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun Ek 2. maddesi değiştirilerek, "Araçlarını motorlu araç tescil belgesinde gösterilen maksadın dışında kullananlar ile sürülmesine izin veren araç sahiplerine 1.002 Türk lirası idari para cezası uygulanır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ayrıca, araç on beş gün süre ile trafikten men edilir.</p>

<p>10/7/2004 tarihli ve 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu ve 3/7/2005 tarihli ve 5393 sayılı Belediye Kanunu kapsamında ilgili belediyeden;</p>

<p>a) Çalışma izni/ruhsatı almadan,</p>

<p>b) Alınan izin/ruhsatta belirtilen faaliyet konusu dışında,</p>

<p>c) Alınan izin/ruhsatta belirtilen çalışma bölgesi/güzergâh dışında</p>

<p>belediye sınırları dâhilinde yolcu taşımak yasaktır. Bu fıkranın (a) bendine uymayanlara 5.010 Türk lirası, (b) bendine uymayanlara 2.018 Türk lirası, (c) bendine uymayanlara 1.002 Türk lirası idari para cezası verilir. Fiilin işlendiği tarihten itibaren geriye doğru bir yıl içinde tekerrürü hâlinde, bu fıkrada yer alan idari para cezaları iki kat olarak uygulanır. İşleteni veya sahibi, sürücüsünün kendisi olup olmadığına bakılmaksızın aracın bu maddenin üçüncü fıkrasına aykırı olarak kullanılmaması hususunda gerekli tedbirleri almak ve denetimini yapmakla yükümlüdür. Araç, bu maddenin üçüncü fıkrasının;</p>

<p>a) (a) bendinin ihlali hâlinde altmış gün,</p>

<p>b) (b) bendinin ihlali hâlinde otuz gün,</p>

<p>c) (c) bendinin ihlali hâlinde ise on beş gün<br />
süreyle trafikten men edilir. İlgili belediye tarafından tahdit veya tahsis kapsamına alınmış ve bu kapsamda verilmiş çalışma izninin/ruhsatının süresi bittiği hâlde, belediye sınırları dâhilinde yolcu taşıyan kişiye 1.002 Türk lirası idari para cezası uygulanır ve eksikliği giderilinceye kadar araç trafikten men edilir.Ayırıcı işareti bulunmayan üçüncü fıkra kapsamındaki araçlardan taşımacılık hizmeti alanlara da 334 Türk lirası idari para cezası uygulanır." hükmüne yer verilmiştir.</p>

<p>5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun "İdari yaptırım kararı" başlıklı 25. maddesinde; "(1) İdarî yaptırım kararına ilişkin tutanakta; a) Hakkında idarî yaptırım kararı verilen kişinin kimlik ve adresi, b) İdarî yaptırım kararı verilmesini gerektiren kabahat fiili, c) Bu fiilin işlendiğini ispata yarayacak bütün deliller, d) Karar tarihi ve kararı veren kamu görevlilerinin kimliği, açık bir şekilde yazılır. Tutanakta, ayrıca kabahati oluşturan fiil, işlendiği yer ve zaman gösterilerek açıklanır." hükümleri yer almaktadır.<br />
Trafik İdari Para Cezası Karar Tutanaklarının Düzenlenmesinde, Tahsilinde ve Takibinde Uygulanacak Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmeliğin "Düzenlenecek tutanakların şekli, içeriği ve basımı" başlıklı 5. maddesinde;</p>

<p>"(1) (Değişik:RG-25/12/2020-31345) Trafik İdari Para Cezası Karar Tutanağının şekli ve içeriği (EK-1)’de, elektronik ortamda düzenlenen Trafik İdari Para Cezası Karar Tutanağının şekli ve içeriği (Ek-2), (Ek-3) ve (Ek-3/A)’da, Mülki Amire Sevk Tutanağının şekli ve içeriği (Ek-4)’te, Mazbatalı Tebligat Zarfının şekli ve içeriği (Ek-6)’da, Araç Trafikten Men/Muhafaza Altına Alma Tutanağının şekli ve içeriği (Ek-7)’de, Araç Teslim Tutanağının şekli ve içeriği (Ek-7/A)’da Sürücü Belgesi Geri Alma Tutanağının şekli ve içeriği ise (Ek-8)’de gösterilmiştir.(2) Mülki Amire Sevk Tutanağı ve Trafik İdari Para Cezası Karar Tutanağı, (Değişik ibare:RG-25/12/2020-31345) Hazine ve Maliye Bakanlığınca bastırılır ve yetkili kılınmış kuruluşlara dağıtılmak üzere (Değişik ibare:RG-25/12/2020-31345) Hazine ve Maliye Bakanlığınca belirlenecek birime veya kuruma gönderilir. Bu Yönetmelikte belirtilen tutanaklar elektronik ortamda da üretilebilir ve düzenlenebilir. Buna dair diğer usul ve esaslar İçişleri ve (Değişik ibare:RG-25/12/2020-31345) Hazine ve Maliye Bakanlıklarınca müştereken belirlenir."</p>

<p>"Tutanakların düzenlenmesi ve teslimine ilişkin usul ve esaslar" başlıklı 8. maddesinde; "(1) Tutanakların her nüshası okunaklı olacak şekilde tam ve eksiksiz olarak doldurulur ve düzenleyen/düzenleyenler tarafından imzalanır. Tutanakların ihlali yapanın yüzüne karşı düzenlenmesi halinde kural ihlalinde bulunana imzalattırılmak suretiyle tebliğ edilir, imza etmekten kaçınanlar için tutanak üzerine “imza etmedi” kaydı konulur. Tutanaklar görevlilerce elektronik imza ile de imzalanabilir.</p>

<p>(2) Trafik idari para cezası karar tutanaklarından;</p>

<p>a) Fiziki ortamda düzenlenenler (Ek-1) üç nüsha olmak üzere sabit, mürekkepli veya tükenmez kalemle doldurulur. Birinci nüshası kural ihlalinde bulunan ilgiliye verilir, ikinci nüshası görev hitamında tutanağı düzenleyen görevlinin bağlı olduğu kurumun ilgili birimine muhafaza edilmek üzere teslim edilir. Dip koçanı ise bittikten sonra tutanakların teslim alındığı vergi dairesine teslim edilmek üzere bağlı olunan kurumun yetkili personeline verilir.</p>

<p>b) Taşınabilir veya el cihazlarıyla düzenlenen tutanaklar (Ek-3) bir nüshası kural ihlalinde bulunana verilmek, bir nüshası ise kurumda muhafaza edilmek üzere iki nüsha olarak düzenlenir.</p>

<p>(3) Mülki Amire Sevk Tutanağı (Ek-4) fiziki ortamda düzenlenmesi halinde üç nüsha olarak doldurulur ve ilk iki nüshası görev bitimi, dip koçanı ise tutanak bittikten sonra görevlinin bağlı olduğu kuruma teslim edilir. Tutanak, sabit/masaüstü ya da taşınabilir veya el cihazlarıyla elektronik ortamda da üretilebilir. Bu durumda tutanak iki nüsha olarak düzenlenir ve dip koçan üretilmez. Kurumdaki ilgili birim tarafından, tutanak mülki amire sevk defterine (Ek-12) kaydedilerek birinci nüshası düzenlenecek idari yaptırım kararı ile birlikte onaylanmak üzere yedi iş günü içerisinde ilgili mülki amirliğe gönderilir, tutanağın ikinci nüshası kurumda muhafaza edilir, dip koçanı ise kurumun yetkili personeli tarafından tutanakların teslim alındığı vergi dairesine teslim edilir.</p>

<p>(4) Düzenlenen trafik idari para cezası karar tutanaklarına ilişkin bilgiler elektronik ortama aktarılır veya elektronik ortamda tutulur ve bu bilgiler cezanın kesinleşmesinden sonra tahsil ve takip için elektronik ortamda Hazine ve Maliye Bakanlığına gönderilir.</p>

<p>(5) Birkaç trafik kuralının bir arada ihlal edilmesi halinde, tutanaklara her ihlal için fiile uyan kanun maddeleri ayrı ayrı yazılır. Aynı anda üçten fazla ihlal tespit edildiği durumlarda, ilgili maddeler için yeni tutanak düzenlenir.</p>

<p>(6) Bu Yönetmelik ekinde yer alan tutanaklardaki açıklamalar, mevzuatta yapılacak değişikliklere uygun olarak İçişleri Bakanlığınca güncellenebilir."</p>

<p>"Trafikten men edilen/muhafaza altına alınan araçlar için kullanılacak tutanak ve defterlerin düzenlenmesine ilişkin usul ve esaslar" başlıklı 12. maddesinde;</p>

<p>"(1) Karayolları Trafik Kanununun ilgili maddeleri gereğince bu Kanunla yetkili kılınan görevliler tarafından;</p>

<p>a) Trafikten men edilen veya muhafaza altına alınan araçlar için, bir nüshası kural ihlali yapan sürücüye verilmek, bir nüshası birimde oluşturulacak dosyada muhafaza edilmek, bir nüshası ise dip koçanda kalmak üzere üç nüsha olarak “Araç Trafikten Men/Muhafaza Altına Alma Tutanağı” (Ek-7) düzenlenir. Bu araçlara ilişkin bilgiler ilgisine göre “Trafikten Men Edilen Araç Kayıt Defteri (Ek-15)” veya “Muhafaza Altına Alınan Araç Kayıt Defteri (Ek-15/A)”ne kaydedilir.</p>

<p>b) Trafikten men edilen veya muhafaza altına alınan aracın ilgilisine teslimi sırasında bir nüshası teslim alana verilmek, bir nüshası biriminde muhafaza edilmek, bir nüshası ise dip koçanda kalmak üzere üç nüsha olarak “Araç Teslim Tutanağı” (Ek-7/A) düzenlenir. Teslim işlemine ilişkin bilgiler ilgisine göre “Trafikten Men Edilen Araç Kayıt Defteri (Ek-15)” veya “Muhafaza Altına Alınan Araç Kayıt Defteri (Ek-15/A)”ne kaydedilir.</p>

<p>c) Teknik altyapısının uygun olması ve trafikten men edilen/muhafaza altına alınan araçlara ilişkin bilgilerin ilgili kurumun merkezi bilgi sistemine kaydedilmesi halinde;</p>

<p>1) Trafikten Men Edilen Araç Kayıt Defteri (Ek-15) ve Muhafaza Altına Alınan Araç Kayıt Defteri (Ek-15/A) tutulmaz.</p>

<p>2) Fiziki ortamda Araç Trafikten Men/Muhafaza Altına Alma Tutanağı (Ek-7) düzenlenmez. Bir nüshası ilgiliye verilmek, bir nüshası biriminde muhafaza edilmek üzere merkezi bilgi sisteminde yer alan Araç Trafikten Men/Muhafaza Altına Alma Tutanağı iki nüsha üretilerek imzalanır ve ilgilisine imzalattırılır.</p>

<p>3) Araçların ilgilisine teslimi sırasında fiziki ortamda Araç Teslim Tutanağı (Ek-7/A) düzenlenmez. Bir nüshası teslim alana verilmek, bir nüshası biriminde muhafaza edilmek üzere merkezi bilgi sisteminde yer alan araç teslim tutanağı iki nüsha olarak üretilir ve ilgilisine imzalattırılır." kuralları yer almıştır.</p>

<p><strong>HUKUKİ DEĞERLENDİRME:</strong></p>

<p>Dosyanın incelenmesinden; 26.03.2021 tarihinde yapılan denetimde ilgili belediyeden izin almaksızın personel servis taşımacılığı yapıldığının tespit edildiği gerekçesiyle dava konusu işlemin tesis edildiği görülmektedir.</p>

<p>Dava konusu işlemin sebep unsurunun hukuka uygunluğun ortaya konulabilmesi bakımından, davalı idarece, işlenen kabahat fiili ile bu fiilin işlendiği yer ve zamanın karar tutanağında gösterilmesi ve ayrıca yaptırıma konu kabahatin işlendiğini ispata yarayacak bütün delillerin de ortaya konulması gerekmektedir.</p>

<p>2918 sayılı Kanunun 121. maddesi uyarınca yürürlüğe konulan ve trafik idari para cezası ile araç trafikten men tutanaklarının düzenlenmesine ilişkin usul ve şekil kurallarını da içeren Trafik İdari Para Cezası Karar Tutanaklarının Düzenlenmesinde, Tahsilinde ve Takibinde Uygulanacak Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik'te denetim görevlilerince para cezası ve trafikten men tutanaklarının fiziki veya elektronik ortamda düzenlenmesinin mümkün olduğu belirtilmekte, tercih edilecek yönteme göre tutanakların düzenlenme usulü ve görevlilerce kullanılacak tutanak örnekleri Yönetmelikte Ekler halinde yer almaktadır. Buna göre, anılan Yönetmeliğin usul ve şekil kurallarını belirlediği tutanaklar, temyizen bakılan davaya konu edilen... tarih ve ... sayılı araç trafikten men işlem tutanağı ile bu davaya konu edilmeyen dava dışı araç sürücüsüne verilen ... tarih ve ... sayılı idari para cezası tutanağıdır. Bahse konu tutanakların şekil ve usul kuralları örnek halinde belirli olduğundan, denetim görevlilerince yapılacak işlem, fiziki ya da elektronik olarak bu tutanakların usulüne uygun şekilde doldurulmasıdır.</p>

<p>Bununla birlikte, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun 25. maddesi uyarınca idarenin, işlendiği tespit edilen kabahati ispata elverişli (bilgi, belge, elektronik kayıt, fotoğraf gibi) delili de sunması hukuki bir zorunluluktur.</p>

<p>Olayda yapılan denetim sonucunda yukarıda alıntılanan Yönetmelik hükümlerinde belirtilen ve Yönetmelik Ekinde yer alan matbu karar tutanaklarının düzenlendiği ve bu tutanaklarda, kabahatin ne olduğu, işlendiği yer ve zamanın belirtildiği, araç sürücüsü tarafından tutanakların imzalandığı; ayrıca, denetim sırasında kamera kaydıyla da görüntü alındığı, dosyaya sunulan kamera kaydı görüntülerinde, araç sürücüsünün ... civarından alınan yolcuların ... taşındığını beyan ettiği, dava dilekçesinde de davacının ... ile personel servis taşımacılığı konusunda sözleşme yapıldığını, ancak aracın ticari araç olup, izinlerinin bulunduğunu beyan ettiği görülmekte olup, bu durumda belediye sınırları içerisinde personel servis taşımacılığı yapıldığı noktasında uyuşmazlık bulunmamaktadır.</p>

<p>İdare Mahkemesi'nin... tarihli ara kararı üzerine ... Büyükşehir Belediye Başkanlığı tarafından verilen ... tarihli cevap yazısı ve eki belgelerin incelenmesinden; davacının... plakalı aracına, ... İlçe Emniyet Müdürlüğü'nün ... tarihli plaka tahsis fişi ile ... numaralı plakanın tahsis edildiği, davacı tarafından söz konusu plaka ile taşımacılığa başlandığı, 26.03.2021 tarihinde yapılan denetimden sonra 09.04.2021 tarihinde belediyeye başvurusu üzerine 13.04.2021 tarihinde personel servis aracı çalışma ruhsatının düzenlendiği, 08.04.2021 tarihinde de personel servis aracı özel izin belgesinin verildiği görülmektedir.</p>

<p>Denetim görevlilerince düzenlenen tutanakların usulüne uygun olduğu, işlendiği ileri sürülen kabahatin delillendirilmesi için kamera kaydından yararlanıldığı, söz konusu kayıt ile izinsiz personel servis taşımacılığı yapıldığının ortaya konulduğu, dosyada yer alan diğer belgelere göre de bu tespitin aksini ispat edecek bir delilin sunulmadığı görüldüğünden tesis edilen işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.</p>

<p>Bu nedenle, davalının temyiz isteminin kabulü ile Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmesi gerekmektedir.</p>

<p><strong>KARAR SONUCU:</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>1. 2577 sayılı Kanun'un 49. maddesine uygun bulunan temyiz isteminin kabulüne,</p>

<p>2. ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin... gün ve E:..., K:... sayılı kararının BOZULMASINA,</p>

<p>3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın yukarıda belirtilen Bölge İdare Mahkemesi İdari Dava Dairesine gönderilmesine,</p>

<p>4. Kesin olarak 30/01/2025 tarihinde oybirliği ile karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://hukukihaber.net/danistay-8-dairenin-2022200-e-2025257-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Wed, 08 Apr 2026 17:22:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/02/yargi/danistays.jpg" type="image/jpeg" length="51115"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Ceza Genel Kurulu'nun 2016/965 E., 2019/349 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2016965-e-2019349-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2016965-e-2019349-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 18.04.2019 tarihli, 2016/965 E., 2019/349 K. sayılı kararı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Ceza Genel Kurulu</strong></p>

<p><strong>2016/965 E., 2019/349 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>Kararı veren<br />
Yargıtay Dairesi : 19. Ceza Dairesi<br />
Mahkemesi :Sulh Ceza<br />
Sayısı : 148</p>

<p><br />
2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 65/1-b(b) maddesine muhalefet eyleminden dolayı ... Pazarlama Dağ. Nak. Gıda ve Dış Tic. Ltd. Şti. hakkında 2.558 TL idari para cezası uygulanmasına dair Silivri Bölge Trafik Denetleme İstasyon Amirliğinin 09.02.2013 tarihli idari yaptırım kararına karşı kabahatli tarafından yapılan başvuru üzerine inceleme yapan Büyükçekmece 4. Sulh Ceza Mahkemesince 06.06.2014 tarih ve 148 değişik iş sayı ile başvurunun kabulüne, idari para cezası karar tutanağının iptaline ve idari para cezasının kaldırılmasına karar verilmiştir.</p>

<p>Bu karara yönelik olarak Adalet Bakanlığının 18.05.2015 tarihli ve 32343 sayılı kanun yararına bozma talebine istinaden Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 04.06.2015 tarihli ve 187261 sayılı ihbarname ile dosyanın gönderildiği Yargıtay 19. Ceza Dairesince 25.11.2015 tarih ve 8929-7783 sayı ile;<br />
“...Muteriz şirket yetkilisi tarafından 23.10.2013 tarihinde mahkemeye ibraz edilen itiraz dilekçesinde şirkete ait ... plaka sayılı kamyona 09.02.2013 tarihinde ... seri numaralı trafik ceza tutanağı ile yazılan 2.558 TL idari para cezasının iptalinin talep edildiği, dilekçe ekinde ibraz edilen Gelirler İdaresi Başkanlığı'nın internet sitesi motorlu taşıtlar sorgulama ekranına ilişkin çıktıda 09.02.2013 itiraza konu 2.558 TL bedelli trafik para cezasına ilişkin dayanak belgenin ... numaralı tutanak olarak sistemde kayıtlı olduğu, keza İzmir İl Emniyet Müdürlüğü Trafik Tescil Denetleme Şube Müdürlüğü tarafından mahkemeye sunulan 22.11.2013 tarihli cevabi yazıda, itiraza konu trafik cezasının İstanbul Bölge Trafik Denetleme Şube Müdürlüğü görevlilerince tanzim edildiğinin bildirildiği, gönderilen cevabi yazıya ekli belgede de ... sayılı tutanak ile 09.02.2013 tarihinde saat 09.45'te muterize ait ... plaka sayılı araca 2.558 TL idari para cezası uygulandığının anlaşıldığı, buna karşın mahkemece İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü Trafik Tescil Denetleme Şube Müdürlüğünden itiraz edilen idari para cezasına ilişkin dayanak belgelerin istenildiği, Şube Müdürlüğünün 01.05.2014 tarihli cevabi yazısında ise, muterize ait araca 09.02.2013 tarihinde uygulanan idari para cezasına dayanak olarak ... numaralı tutanağın gösterildiği, yazı ekinde gönderilen bu tutanak ile muterize ait ... plaka sayılı kamyona 09.02.2013 tarihinde saat 09.45 itibarıyla 2.558 TL idari para cezası uygulandığının görüldüğü, yazı cevabı ve gönderilen tutanak itibari ile mahkemece yapılan inceleme neticesinde ... sayılı tutanak ile uygulanan idari para cezasının iptaline karar verildiği, bu kez de Silivri Bölge Trafik Denetleme İstasyon Amirliğinin, 18.06.2014 tarihli mahkemeye hitaben yazdığı müzekkere ile iptaline karar verilen ... sayılı tutanak ile ... plaka sayılı araca idari para cezası uygulandığının bildirildiği, hâl böyleyken resmî kurumlar tarafından sunulan belgeler arasındaki çelişki giderilip muterize ait kamyona 09.02.2013 tarihinde uygulanan 2.558 TL idari para cezasının dayanak belgelerinin kesin olarak tespiti ile dosya arasına alındıktan sonra yapılacak inceleme neticesinde hasıl olacak sonuca göre karar vermek gerekirken, yazılı şekilde idari para cezasına vaki itirazın kabulüne karar verilmesinde isabet görülmediği gerekçesiyle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309. maddesi uyarınca anılan kararın kanun yararına bozulması isteminde bulunulmakla gereği görüşülüp düşünüldü;</p>

<p>Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma istemine dayanan ihbarname içeriği yerinde görüldüğünden, Büyükçekmece 4. Sulh Ceza Mahkemesinin 06.06.2014 tarihli ve 2014/148 değişik iş sayılı kararının CMK’nın 309/4. maddesi uyarınca bozulmasına, müteakip işlemlerin mahallinde yapılmasına,” karar verilmiştir.</p>

<p>Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 12.01.2016 tarih ve 187261 sayı ile;</p>

<p>“...İtirazın konusunu oluşturan uyuşmazlık;<br />
İdari yaptırım kararına yönelik itirazın kabulüne, idari yaptırım kararının kaldırılmasına dair kararın, kanun yararına bozulmasına karar verilmesi halinde, Özel Dairece,</p>

<p>5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 309. maddesinin 4. fıkrasının (a) bendi uyarınca mı yoksa (c) bendi uyarınca mı işlem yapılacağının, yani idari para cezasının iptaline ilişkin mahkeme kararlarının kanun yararına bozulması durumunda, bozmanın aleyhe sonuç doğurup doğurmayacağının belirlenmesine ilişkindir.</p>

<p>5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309 ve 310. maddelerinde düzenlenen kanun yararına bozma kurumu; hâkim veya mahkemelerce verilip istinaf ya da temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümlerdeki hukuka aykırılıkların giderilmesini sağlayan olağanüstü bir yasa yoludur.</p>

<p>5271 sayılı Kanun'un 309. maddesinin 4. fıkrasında, kanun yararına bozma sonrası yapılacak işlemler, bu işlemleri gerçekleştirecek merciler ve bozma kararının etkileri bozulan hüküm veya kararın türü ve bozma nedenlerine göre ayrım yapılarak ayrıntılı olarak gösterilmiştir.</p>

<p>Düzenlemede; kanun yararına bozmanın sonuçları ve bozma sonrasındaki uygulama saptanırken, öncelikle 'karar’ ve 'hüküm’ ayrımı gözetilmiş ayrıca mahkûmiyet hükmü ile davanın esasını çözen veya çözmeyen diğer hükümler bakımından farklı uygulama ve sonuçlar öngörülmüştür.</p>

<p>Bozma nedenleri;</p>

<p>5271 sayılı Yasa'nın 223 üncü maddesinde tanımlanan ve davanın esasını çözmeyen bir karara ilişkin ise, 309. maddenin 4. fıkrasının (a) bendi uyarınca; kararı veren hâkim veya mahkemece gerekli inceleme ve araştırma sonucunda yeniden karar verilecektir. Bu hâlde yargılamanın tekrarlanması yasağına ilişkin kurallar uygulanamayacağı gibi, davanın esasını çözen bir karar bulunmadığı için, verilecek hüküm veya kararda, lehe ve aleyhe sonuçtan da söz edilemeyecektir.</p>

<p>Mahkûmiyete ilişkin hükmün, davanın esasını çözmeyen yönüne veya savunma hakkını kaldırma veya kısıtlama sonucunu doğuran usul işlemlerine ilişkin olması hâlinde ise, anılan fıkranın (b) bendi uyarınca kararı veren hâkim veya mahkemece yeniden yapılacak yargılama sonucuna göre gereken hüküm verilecek, ancak bu hâlde verilen hüküm, önceki hükümle belirlenmiş olan cezadan daha ağır olamayacaktır.</p>

<p>Davanın esasını çözen mahkûmiyet dışındaki diğer hükümlerin bozulmasında ise (c) bendi uyarınca aleyhte sonuç doğurucu herhangi bir işlem yapılamayacağı gibi, 'tekriri muhakeme’ yasağı nedeniyle kanun yararına bozma kapsamında yeniden yargılama da gerekmeyecektir.</p>

<p>4’üncü fıkranın (d) bendi gereğince bozma nedeninin hükümlünün cezasının kaldırılmasını gerektirmesi hâlinde, cezanın kaldırılmasına, daha hafif bir cezanın verilmesini gerektirmesi hâlinde ise bu hafif cezaya Yargıtay ceza dairesince doğrudan hükmedilecektir. Bu hâlde yargılamanın tekrarlanması yasağı bulunduğundan, Yargıtay ceza dairesince hükmün bozulması ile yetinilmeyip, gereken kararın doğrudan ilgili daire tarafından verilmesi gerekmektedir.</p>

<p>Görüldüğü üzere, bir karar veya hükmün kanun yararına bozulmasının ilgili aleyhine sonuç doğurup doğurmayacağı, bozma sonrasında kararı veren hâkim veya mahkemece yeni bir inceleme, araştırma ve yargılama yapılıp yapılmayacağı, hangi hâllerde Yargıtay’ın doğrudan hükmetme yetkisinin bulunduğu maddede sıralı ve ayırıcı biçimde düzenlenmiştir. Kanuni düzenleme ile kanun yararına bozmanın sonuçları ve bozma sonrasındaki uygulama belirlenirken “karar” ve “hüküm” ayrımı gözetilmiş, ayrıca mahkûmiyet hükmü ile davanın esasını çözen veya çözmeyen diğer hükümler bakımından farklı uygulama ve sonuçlar öngörülmüştür.</p>

<p>Yargılamanın değişik aşamalarında gerek hâkimlik makamı gerekse mahkemeler tarafından farklı nitelikte kararlar verilmektedir. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 223. maddesinde bu kararlardan hangilerinin hüküm olduğu açıklanmıştır. Buna göre; 'mahkûmiyet, beraat, ceza verilmesine yer olmadığı, güvenlik tedbirine hükmedilmesi, davanın reddi ve düşmesi kararları’ birer hükümdür. Yine 'adli yargı dışındaki bir yargı merciine yönelik görevsizlik kararları’ da yasa yolu bakımından hüküm sayılır.</p>

<p>Bunlardan mahkûmiyet, beraat, ceza verilmesine yer olmadığı ve güvenlik tedbirlerine hükmedilmesine dair hükümlerin uyuşmazlığı sona erdiren, davanın esasını çözen nitelikteki hükümler oldukları konusunda öğretide genel bir mutabakat bulunmaktadır.</p>

<p>03.06.1936 gün ve 129-11 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında da; zamanaşımı, genel af ve davadan vazgeçme gibi düşme nedenlerinden birine dayanılarak verilen mahkeme kararlarının da davanın esasını çözümleyen ve suçlular hakkında kazanılmış hak sağlayan kararlardan olduğu vurgulanmıştır.</p>

<p>Adli yargı dışındaki bir yargı mercisine yönelik görevsizlik kararları, yasa yolu bakımından hüküm sayılmakla birlikte, davanın esasını çözen nitelikteki kararlardan değildir. Ayrıca, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 223. maddesinde sayılan hüküm çeşitleri arasında yer almayan durma kararlarının da davanın esasını çözen kararlardan olmadığı açıktır.</p>

<p>5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 309. maddesinin 4. fıkrasının (a) bendi gereğince bozma, aynı Kanun'un 223. maddesinde tanımlanan ve davanın esasını çözmeyen bir karara ilişkin ise kararı veren hâkim veya mahkemece gerekli inceleme ve araştırma sonucunda yeniden karar verilecektir. Kararı veren mahkeme veya hâkimce bozma doğrultusunda yeniden bir karar verilmesi yasa gereği zorunludur. Ayrıca bu tür kararların kanun yararına bozulmasının ilgililer aleyhine sonuç doğurmayacağına dair bir kurala ilgili maddede yer verilmemiştir. Uygulamada Yargıtay tarafından (a) bendi kapsamına giren kararların kanun yararına bozulmasına ve anılan bent uyarınca bozma kararı doğrultusunda karar veren hâkim veya mahkemece gereken kararın verilmesini sağlamak üzere 'müteakip işlemlerin mahkemesince yerine getirilmesine' karar verilmektedir.</p>

<p>5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309. maddesinin 4. fıkrasının (c) bendi gereğince kanun yararına bozma istemi, davanın esasını çözüp de mahkûmiyet dışında kalan hükümlere ilişkin ise, aleyhe sonuç doğurmaz ve yeniden yargılama da yapılamaz.</p>

<p>Mahkûmiyet hükmünde, bozma sonrası yapılacak uygulamalar bozma nedenine göre farklı düzenlendiği hâlde, mahkûmiyet dışındaki davanın esasını çözen kararların bozulmasının sonuçları açısından bozma nedenine göre bir ayrım yapılmamıştır. Mahkûmiyet hükmü dışında kalan davanın esasını çözen hükümlerin hangi nedenle olursa olsun kanun yararına bozulması, aleyhe tesir etmeyecek ve yeniden yargılama yapılmasını da gerektirmeyecektir. Bu hükümlerin, kanun yararına bozulmasının aleyhe sonuç doğurmayacağı ve yeniden yargılama yapılmayacağı yasanın açık hükmü gereğidir.</p>

<p>Uyuşmazlık konusunun, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu uyarınca başvuru üzerine Yerel Mahkeme tarafından verilen 309. maddesi uyarınca kanun yararına bozulmasına ilişkin olması nedeniyle 5326 sayılı Kanun ile 5271 sayılı Kanun arasında bağlantı bulunup bulunmadığı, başka bir anlatımla 5326 sayılı Kanun'da hüküm bulunmaması hâlinde CMK hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağının değerlendirilmesi gerekmektedir.</p>

<p>5326 sayılı Kanunda kabahatler yönünden hem maddi ceza hukuku, hem de usul hukuku konularına yer verilmiş, bazı konularda ise 5237 ve 5271 sayılı Kanun hükümlerine atıf yapılmıştır.</p>

<p>Kabahatler Kanunu'nun getirdiği kendine özgü sistem nedeniyle idari para cezasına ilişkin idari yaptırım kararına başvuru ya da itiraz üzerine adli mercilerce verilen kararlara karşı kanun yararına bozma isteminde bulunup bulunulamayacağı tartışmalara ve yargısal kararlara konu olmuş, Ceza Genel Kurulunun 07.12.2010 tarihli ve 235-247 sayılı, 19.10.2010 tarihli ve 166-197 sayılı, 19.10.2010 tarihli ve 167-195 sayılı kararlarıyla, bu kararlara karşı da kanun yararına bozma yoluna gidilebileceği kabul edilmiştir. Bu kararların sonucu olarak CMK’da öngörülen karar ve hükümlere uygun olarak düzenlenmiş olan CMK'nın 309. maddesinin, Kabahatler Kanunu uyarınca verilen kararlar açısından ayrıca değerlendirilmesi gerekmektedir. Zira tamamen kendine özgü bir sistem getiren Kabahatler Kanunu'na göre verilen kararların, Ceza Muhakemesi Kanunu'nda yer alan düzenlemeye göre değerlendirilerek 309. madde açısından sonuçlar çıkarılması, hakkaniyete aykırı sonuçların doğmasına yol açabilecektir.</p>

<p>Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;</p>

<p>Silivri Bölge Trafik Denetleme İstasyon Amirliğince ... Pazarlama Dağ. Nak. Gıda ve Dış Tic. Ltd. Şti. hakkında 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 65/1-b maddesi uyarınca hükmedilen idari para cezanın iptali amacıyla, Kabahatler Kanunu uyarınca yapılan başvuru üzerine Büyükçekmece 4. Sulh Ceza Mahkemesince yapılan başvurunun kabulü ile verilen idari para cezasının kaldırılmasına dair 06.06.2014 tarihli ve 2014/148 değişik iş sayılı kararın, CMK’nın 223. maddesinde sayılan hükümlerden olmadığında ve 309. maddesinin dördüncü fıkrasında yer alan dört bendin hiç birisinin doğrudan kapsamına girmediğinde tereddüt bulunmamaktadır. Ancak kendine özgü bir sistem getiren Kabahatler Kanunu'na göre, idari yaptırım kararlarına karşı yapılan başvuru üzerine Yerel Mahkemece verilen idari yaptırım kararının iptaline ilişkin kararın, davanın esasını çözen bir karar olduğu gözardı edilmemelidir. Bu durum karşısında 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'na aykırılıktan ... Pazarlama Dağ. Nak. Gıda ve Dış Tic. Ltd. Şti. hakkında 2.558 TL idari para cezası uygulanmasına dair Silivri Bölge Trafik Denetleme İstasyon Amirliğince düzenlenen 09.02.2013 tarihli ve ... sayılı idari para cezasına yönelik başvurunun kabulü ile hükmedilen idari para cezasının kaldırılmasına ilişkin Büyükçekmece 4. Sulh Ceza Hakimliğinin 06/06/2014 tarihli ve 2014/148 değişik iş sayılı kararının, davanın esasını çözmesi ve mahkûmiyet hükmü olmaması nedeniyle CMK’nın 309. maddesinin dördüncü fıkrasının (c) bendi kapsamında kabul edilmesi, hakkaniyete uygun bir kabul olacaktır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Nitekim Ceza Genel Kurulunun 11.06.2013 tarihli ve 1360-290 sayılı, 17.09.2013 tarihli ve 2012/7-1359 Esas, 2013/365 Karar, 01.10.2013 tarihli ve 2012/7-1395 Esas, 2013/406 Karar sayılı kararlarında da aynı sonuca ulaşılmıştır.</p>

<p>Bu itibarla, Yerel Mahkemece itiraz üzerine verilen itirazın kabulü ile verilen idari yaptırım kararının kaldırılmasına ilişkin Büyükçekmece 4. Sulh Ceza Hakimliğince verilen 06.06.2014 tarihli ve 2014/148 değişik iş sayılı kararın Özel Dairece CMK’nın 309/4-c maddesi uyarınca aleyhe tesir etmemek üzere kanun yararına bozulmasına karar verilmesi gerekirken, CMK’nın 309/4. maddesi uyarınca bozulmasına ve müteakip işlemlerin mahallinde mahkemesince yapılmasına karar verilmesinin hukuka aykırı olduğu" düşüncesiyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.</p>

<p>CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 19. Ceza Dairesince 07.04.2016 tarih ve 126-14689 sayı ile; itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.</p>

<p><strong>TÜRK MİLLETİ ADINA</strong></p>

<p><strong>CEZA GENEL KURULU KARARI</strong></p>

<p>Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; idari para cezasının iptaline ilişkin sulh ceza mahkemesi kararındaki hukuka aykırılığın CMK'nın 309/4-a maddesi kapsamında mı yoksa 309/4-c maddesi kapsamında mı kanun yararına bozma nedeni yapılması gerektiğinin belirlenmesine ilişkindir.</p>

<p>İncelenen dosya içeriğinden;<br />
... Pazarlama Dağ. Nak. Gıda ve Dış Tic. Ltd. Şti.'ye ait ... plakalı kamyon ile 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 65/1-b(b) maddesinde tanımlanan azami yüklü ağırlığın aşılması kabahatinin işlendiği gerekçesiyle Silivri Bölge Trafik Denetleme İstasyon Amirliğince 09.02.2013 tarihli ve ... seri-sıra numaralı trafik ceza tutanağı tanzim edilerek kabahatli şirkete 2.558 TL idari para cezası verildiği,</p>

<p>23.10.2013 tarihinde kabahatli şirket yetkilisi ... tarafından şirket hakkında düzenlenen 09.02.2013 tarihli ve ... seri-sıra numaralı trafik ceza tutanağının kendilerine tebliğ edilmemesi sebebiyle idari para cezasının iptalinin talep edildiği,</p>

<p>İzmir 4. Sulh Ceza Mahkemesinin talebi üzerine İzmir İl Emniyet Müdürlüğünün 22.11.2013 tarihli yazısında bahse konu ... seri-sıra numaralı trafik idari para cezası karar tutanağının İstanbul Bölge Trafik Denetleme Şube Müdürlüğü görevlilerince tanzim edildiğinin belirtildiği, bu nedenle İzmir 4. Sulh Ceza Mahkemesince 28.11.2013 tarihli ve 741 d. iş sayılı yetkisizlik kararıyla dosyanın Büyükçekmece Sulh Ceza Mahkemesine gönderildiği, Büyükçekmece 4. Sulh Ceza Mahkemesinin talebine istinaden Büyükçekmece İlçe Emniyet Müdürlüğünce itiraza konu ... seri-sıra numaralı trafik idari para cezası karar tutanağının ... görevlilerince düzenlendiğinin belirtildiği, Silivri Bölge Trafik Denetleme İstasyon Amirliğince düzenlenen 01.05.2014 tarihli yazı ve ekindeki trafik idari para cezası karar tutanağının içeriğine göre kabahatli şirkete ait ... plakalı kamyonetle 09.02.2013 tarihinde saat 09.45'te 569 kg fazla yük taşındığının tespit edilmesi üzerine 2918 sayılı Kanun'un 65/1-b(b) maddesi uyarınca kabahatli şirket aleyhine 2.558 TL idari para cezası verildiği ancak tutanağın seri numarasının kabahatli tarafından iptali istenen tutanağın seri-sıra numarasından farklı şekilde ... olarak gösterildiği,</p>

<p>Büyükçekmece 4. Sulh Ceza Mahkemesinin 06.06.2014 tarihli ve 148 d. iş numaralı kararıyla usul ve yasaya uygun olmadığı gerekçesiyle 09.02.2013 tarihli ve ... seri-sıra numaralı trafik ceza tutanağının iptaline ve idari para cezasının kaldırılmasına karar verildiği,</p>

<p>Yerel Mahkemenin kararı üzerine kabahatli vekili tarafından iptali talep edilen trafik idari para cezası karar tutanağının 09.02.2013 tarihli ve ... seri-sıra numaralı olmasına rağmen 09.02.2013 tarihli ve ... seri-sıra numaralı tutanağın iptal edildiği, bu sebeple para cezasını düzenleyen ilgili müdürlük tarafından davaya konu idari para cezasının iptal edilmediği ve mağduriyetin hâlen devam ettiği belirtilerek kararın düzeltilmesinin talep edildiği, aynı şekilde ... tarafından mahkemece iptal edilen ... seri-sıra numaralı trafik idari para cezası karar tutanağının 01.02.2013 tarih ve ... plaka sayılı araca İstanbul Trafik Denetleme Şube Müdürlüğü tarafından düzenlenen trafik idari para cezası karar tutanağı olduğu belirtilerek kararın düzeltilmesinin talep edildiği,</p>

<p>Anlaşılmaktadır.</p>

<p>Uyuşmazlığın isabetli bir çözüme kavuşturulabilmesi için öncelikle "kanun yararına bozma" kanun yolu, kanun yararına bozma sonrası yapılacak işlemler ve bu işlemleri gerçekleştirecek merciler ile bozma kararının etkileri konularının açıklanmasında yarar bulunmaktadır.</p>

<p>Öğretide “olağanüstü temyiz” denilen, 5320 sayılı Kanun'un 18. maddesi ile yürürlükten kaldırılan 1412 sayılı CMUK'da ise “yazılı emir” olarak adlandırılan bu olağanüstü kanun yolu, 5271 sayılı CMK’nın 309 ve 310. maddelerinde “kanun yararına bozma” olarak yeniden düzenlenmiştir.</p>

<p>5271 sayılı CMK’nın 309. maddesi uyarınca hâkim veya mahkemece verilip istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümlerde, maddi hukuka veya muhakeme hukukuna ilişkin hukuka aykırılık bulunduğunu öğrenen Adalet Bakanlığı, o karar veya hükmün Yargıtayca bozulması talebini, kanuni nedenlerini açıklayarak Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına yazılı olarak bildirecektir. Bunun üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı da hükmün veya kararın bozulması talebini içeren yazısına bu nedenleri aynen yazarak Yargıtay ilgili ceza dairesine verecek, ileri sürülen nedenlerin Yargıtayca yerinde görülmesi hâlinde karar veya hüküm kanun yararına bozulacak, yerinde görülmezse talep reddedilecektir.</p>

<p>Böylece ülke genelinde uygulama birliğine ulaşılacak, hâkim ve mahkemelerce verilen cezaya ilişkin karar veya hükümlerdeki hukuka aykırılıkların, toplum ve birey açısından hukuk yararına giderilmesi sağlanacaktır.</p>

<p>Bozma sonrası yapılacak işlemler ve bu işlemleri gerçekleştirecek merciler ile bozma kararının etkileri ise, bozulan hüküm veya kararın türü ve bozma nedenlerine göre ayrıma tabi tutularak maddenin dördüncü fıkrasında ayrıntılı olarak düzenlenmiştir.</p>

<p>Buna göre bozma nedenleri;</p>

<p>CMK'nın 223. maddesinde tanımlanan ve davanın esasını çözmeyen bir karara ilişkin ise, 309. maddesinin dördüncü fıkrasının (a) bendi uyarınca; kararı veren hâkim veya mahkemece gerekli inceleme ve araştırma sonucunda, yeniden karar verilecektir. Bu hâlde, yargılamanın tekrarlanması yasağına ilişkin kurallar uygulanamayacağı gibi, davanın esasını çözen bir karar da bulunmadığı için verilecek hüküm veya kararda, lehe ve aleyhe sonuçtan da söz edilemeyecektir.</p>

<p>Mahkûmiyete ilişkin hükmün, davanın esasını çözmeyen yönüne veya savunma hakkını kaldırma veya kısıtlama sonucunu doğuran usul işlemlerine ilişkin olması hâlinde ise anılan fıkranın (b) bendi uyarınca, kararı veren hâkim veya mahkemece yeniden yapılacak yargılama sonucuna göre gereken hüküm verilecek, ancak bu hâlde verilen hüküm, önceki hükümle belirlenmiş olan cezadan daha ağır olamayacaktır.</p>

<p>Davanın esasını çözen mahkûmiyet dışındaki diğer hükümlerin bozulmasında ise (c) bendi uyarınca aleyhte sonuç doğurucu herhangi bir işlem yapılamayacağı gibi, yeniden yargılama yapılması yasağı nedeniyle kanun yararına bozma kapsamında yeniden yargılama da gerekmeyecektir.</p>

<p>Aynı Kanun maddesinin dördüncü fıkrasının (d) bendi uyarınca, bozma nedeninin hükümlünün cezasının kaldırılmasını gerektirmesi hâlinde cezanın kaldırılmasına, daha hafif bir cezanın verilmesini gerektirmesi hâlinde ise bu hafif cezaya Yargıtay ilgili ceza dairesince doğrudan hükmedilecektir. Bu hâlde de yargılamanın tekrarlanması yasağı bulunduğundan, Yargıtay ceza dairesince hükmün bozulması ile yetinilmeyip, gereken kararın doğrudan ilgili daire tarafından verilmesi gerekmektedir.</p>

<p>Görüldüğü üzere, bir karar veya hükmün kanun yararına bozulmasının, ilgili aleyhine sonuç doğurup doğurmayacağı, bozma sonrasında kararı veren hâkim veya mahkemede yeniden inceleme, araştırma ve yargılama yapılıp yapılamayacağı, hangi hâllerde Yargıtay’ın doğrudan hükmetme yetkisinin bulunduğu, 5271 sayılı CMK’nın 309. maddesinde sıralı ve ayırıcı biçimde düzenlenmiştir. Bu düzenlemede, kanun yararına bozmanın sonuçları ve bozma sonrasındaki uygulama saptanırken “karar” ve “hüküm” ayrımı gözetilmiş, ayrıca mahkûmiyet hükmü ile davanın esasını çözen veya çözmeyen diğer hükümler bakımından farklı uygulama ve sonuçlar öngörülmüştür.</p>

<p>CMK'nın 223. maddesinde kararlardan hangilerinin “hüküm” olduğu açıklanmıştır. Buna göre; “mahkûmiyet, beraat, ceza verilmesine yer olmadığı, güvenlik tedbiri, davanın reddi ve düşme kararları” birer hükümdür. “Adlî yargı dışındaki bir yargı merciine yönelik görevsizlik kararları” da kanun yolu bakımından hüküm sayılmaktadır. Belirtilen kararlardan “mahkûmiyet, beraat, ceza verilmesine yer olmadığı ve güvenlik tedbirine” dair hükümlerin “uyuşmazlığı sona erdiren, davanın esasını çözen nitelikteki hükümler” oldukları konusunda öğretide genel bir kabul de bulunmaktadır.</p>

<p>Uyuşmazlık konusunun, mülga 4077 sayılı Kanun gereğince verilen idari para cezasının iptali talebiyle 5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun 27. maddesi uyarınca yapılan başvuru üzerine verilen iptal kararına karşı itiraz edilmesi üzerine, itiraz mercisi tarafından aynı Kanun'un 29. maddesi uyarınca verilen kararın CMK'nın 309. maddesi uyarınca kanun yararına bozulmasına ilişkin olması nedeniyle 5326 sayılı Kanun ile 5271 sayılı Kanun arasında bağlantı bulunup bulunmadığı, başka bir anlatımla 5326 sayılı Kanun'da hüküm bulunmaması hâlinde CMK hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağının değerlendirilmesi gerekmektedir.<br />
5326 sayılı Kanun'da kabahatler yönünden hem maddi ceza hukuku, hem de usul hukuku konularına yer verilmiş, bazı konularda ise 5237 sayılı TCK ve 5271 sayılı CMK hükümlerine atıf yapılmıştır.</p>

<p>Bu kapsamda, zaman bakımından uygulama (md. 5), yer bakımından uygulama (md. 6), hata (md. 10), hukuka uygunluk nedenleri ile kusurluluğu ortadan kaldıran nedenler (md. 12), teşebbüs (md. 13) konularında 5237 sayılı TCK hükümlerine; 22. maddenin dördüncü fıkrası ile yer bakımından yetki kurallarına, 28. maddenin beşinci fıkrasında ise tanıklığa, bilirkişi incelemesine ve keşfe, 14.04.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6217 sayılı Kanun'la yapılan değişiklikle 29. maddenin birinci ve beşinci fıkralarında itiraza ilişkin konularda 5271 sayılı CMK hükümlerine atıfta bulunulmak suretiyle kabahatler konusunda, 5237 sayılı TCK ile 5271 sayılı CMK hükümlerinin uygulanacağı açıkça belirtilmiştir.</p>

<p>5326 sayılı Kanun'un 22. maddesinde genel olarak idari yaptırım kararı verme, 23 ve 24. maddelerinde ise Cumhuriyet savcısı ve mahkemenin karar verme yetkisi düzenlenmiştir.</p>

<p>İdari yaptırımlarla ilgili kanun yollarına gelince;</p>

<p>5326 sayılı Kanun'un 27. maddesinde "başvuru" kanun yolu düzenlenmiştir:</p>

<p>1- İdari yaptırım kararının, kanunda açıkça gösterilen, idari kurul, makam veya kamu görevlileri tarafından verilmesi ve kanunda aykırı hüküm bulunmaması hâlinde, bu karar aleyhine on beş gün içinde sulh ceza hâkimliğine başvurabilecektir. (27/1. md.) Ancak, idari yaptırım kararı ile birlikte idari yargının görev alanına giren kararların da verilmiş olması hâlinde idari yaptırım kararına karşı yapılan başvuru, idari işlemin iptali istemiyle birlikte idari yargı mercilerince karara bağlanacaktır. (27/8. md.)</p>

<p>2- İdari yaptırım kararının mahkeme tarafından verilmesi hâlinde, bu karara karşı ancak itiraz yoluna gidilebilir. (27/5. md.) Ancak, kovuşturma konusu fiilin suç oluşturmaması nedeniyle verilen idari yaptırım kararı ile birlikte fiilin suç oluşturmaması nedeniyle beraat kararı verilmişse ve bu beraat kararına karşı kanun yoluna başvurulmuş ise idari yaptırım kararına yönelik itiraz da bu kanun yolu merci tarafından incelenecektir. (27/7. md.)</p>

<p>3- İdari yaptırım kararının Cumhuriyet savcısı tarafından verilmesi hâlinde, bu karar aleyhine on beş gün içinde sulh ceza hâkimliğine başvurulabilir. Ancak idari yaptırım kararı ile birlikte kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin karar verilmiş ise ve kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin karara itiraz edilmişse, idari yaptırım kararına karşı itiraz da, kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin kararı inceleyen, Cumhuriyet savcısının yargı çevresinde görev yaptığı ağır ceza mahkemesinin bulunduğu yerdeki sulh ceza hâkimliği tarafından incelenecektir. (27/6 md ve CMK 173. md.)</p>

<p>Başvuru üzerine hâkimlik makamının yetkili bulunmadığının anlaşılması hâlinde dosya yetkili sulh ceza hâkimliğine gönderilecek, başvurunun süresi içerisinde yapılmadığı, söz konusu kararın sulh ceza hâkimliğince incelenebilecek kararlardan olmadığı veya başvuranın buna hakkı bulunmadığının saptanması hâlinde başvurunun bu nedenle reddine karar verilecektir. Bu usuli eksikliklerin bulunmadığının belirlenmesi hâlinde ise hâkimlik tarafından idari yaptırım kararının hukuka uygun olması hâlinde başvurunun reddine, hukuka aykırı olması durumunda ise idari yaptırım kararının kaldırılmasına karar verilecek, maddenin dokuzuncu fıkrasındaki şartların varlığı hâlinde ise başvuru mercisi idari para cezasının miktarında değişiklik yapmak suretiyle başvurunun kabulüne karar verebilecektir.<br />
Hâkimliğin verdiği son karara karşı ise 29. madde uyarınca yedi gün içinde, daha önce yargı çevresinde yer aldığı ağır ceza mahkemesine itiraz edilebilecek iken, 14.04.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6217 sayılı Kanun'un 27. maddesiyle yapılan değişiklikle itirazın CMK hükümlerine göre yapılacağı hükmü getirilmiştir. İdari yaptırım kararının ağır ceza mahkemesi tarafından verilmesi hâlinde de bu mahkemenin kararına karşı yine 6217 sayılı Kanun'un 27. maddesiyle yapılan değişiklik sonucu 5271 sayılı CMK hükümlerine göre itiraz edilebilecektir.</p>

<p>5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun 27. maddesinde başvuru, 28. maddesinde başvurunun incelenme yöntemi, 29. maddesinde ise itiraz kanun yoluna ilişkin hükümlere yer verilmiş olup, her üç hükümde de başvurulacak kanun yollarının şartları ve sonuçları ayrıntılı bir şekilde düzenlenmiştir.</p>

<p>Bu hükümler uyarınca;</p>

<p>a) 14.04.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6217 sayılı Kanun'la yapılan değişiklik öncesinde 2.000 TL'ye kadar (2.000 TL dâhil), değişiklik sonrasında ise 3.000 TL'ye kadar (3.000 TL dâhil) idari para cezasına ilişkin idari yaptırım kararlarına karşı başvuru üzerine sulh ceza hâkimliğince verilecek kararlar,</p>

<p>b) Bu miktardan fazla idari para cezasına ilişkin idari yaptırım kararlarında ise yapılan başvuru üzerine sulh ceza hâkimliğince verilen kararlara itiraz üzerine, itiraz mercisince verilecek kararlar,</p>

<p>c) İdari yaptırım kararının mahkemece verilmesi hâlinde, itiraz üzerine itiraz mercisince verilecek karar,</p>

<p>İle 5326 sayılı Kanun'da öngörülen olağan kanun yolu süreci tamamlanacaktır.</p>

<p>Cumhuriyet Başsavcılığınca eylemin suç oluşturmayıp kabahat teşkil ettiği belirlenerek, suç nedeniyle kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmesi hâlinde, kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin karara itiraz edildiğinde, bu karar Cumhuriyet savcısının yargı çevresinde görev yaptığı ağır ceza mahkemesinin bulunduğu yerdeki sulh ceza hâkimliği tarafından incelenecek olup sulh ceza hâkimliğince verilen karar da hem suç soruşturması ile ilgili yapılan işlemleri hem de idari yaptırım kararını kapsadığından, bu karar olağanüstü kanun yolu olan kanun yararına bozma kanun yoluna konu edilebilecektir.</p>

<p>Aynı şekilde, mahkemelerce eylemin suç oluşturmaması nedeniyle suçtan dolayı beraat, kabahat nedeniyle de idari yaptırım kararı verilmesi hâlinde, bu şekilde kesinleşen bir beraat kararı, eylemin suç oluşturduğu iddiasıyla kanun yararına bozma konusu yapılabilecektir.</p>

<p>Görüldüğü gibi 5326 sayılı Kabahatler Kanunu ile getirilen sistem Ceza Muhakemesi Kanunu hükümlerinden farklı ve kendine özgü olup, bu kanunda CMK'ya atıf yapılması da kendisine özgü sistem öngörülmesi gerçeğini değiştirmemektedir.</p>

<p>Kabahatler Kanunu'nun getirdiği kendine özgü sistem nedeniyle idari para cezasına ilişkin idari yaptırım kararına başvuru ya da itiraz üzerine adlî mercilerce verilen kararlara karşı kanun yararına bozma isteminde bulunulup bulunulamayacağı tartışmalara ve yargısal kararlara konu olmuş, Ceza Genel Kurulunun 07.12.2010 tarihli ve 235–247 sayılı, 19.10.2010 tarihli ve 166–197 sayılı, yine 19.10.2010 tarihli ve 167–195 sayılı kararlarıyla, bu kararlara karşı da kanun yararına bozma yoluna gidilebileceği kabul edilmiştir. Ancak CMK'da öngörülen karar ve hükümlere uygun olarak düzenlenmiş olan aynı Kanun'un 309. maddesinin, Kabahatler Kanunu uyarınca verilen kararlar açısından ayrıca değerlendirilmesi gerekmektedir. Zira tamamen kendine özgü bir sistem getiren Kabahatler Kanunu'na göre verilen kararların, Ceza Muhakemesi Kanunu'nda yer alan düzenlemelere göre değerlendirilerek 309. madde açısından sonuçlar çıkarılması, hakkaniyete aykırı sonuçların doğmasına yol açabilecektir.</p>

<p>Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;</p>

<p>Kabahatli şirkete ait ... plakalı kamyonet ile 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 65/1-b(b) maddesinde tanımlanan azami yüklü ağırlığın aşılması kabahatinin işlendiği gerekçesiyle Silivri Bölge Trafik Denetleme İstasyon Amirliğince 09.02.2013 tarihli ve ... seri-sıra numaralı trafik ceza tutanağı tanzim edilerek kabahatli şirkete 2.558 TL idari para cezası verilmesi üzerine 23.10.2013 tarihinde kabahatli şirket yetkilisi tarafından şirket hakkında düzenlenen 09.02.2013 tarihli ve ... seri-sıra numaralı trafik ceza tutanağının iptalinin talep edilmesine rağmen mahkemece talep konusu olmayan 09.02.2013 tarihli ve ... seri-sıra numaralı trafik ceza tutanağının iptal edildiği anlaşılmaktadır.</p>

<p>Sulh ceza mahkemesince verilen trafik idari para cezası karar tutanağının iptali ile idari para cezasının kaldırılmasına dair kararın uyuşmazlığa konu kabahate uygulanan idari para cezasını ortadan kaldırması sebebiyle görünürde davanın esasını çözen nitelikte kararlardan olsa da Büyükçekmece 4. Sulh Ceza Mahkemesinin 06.06.2014 tarihli ve 148 d. iş sayılı kararıyla kabahatlinin başvurusunda iptali talep edilen tutanak yerine Silivri Bölge Trafik İstasyon Amirliği tarafından bildirilen 09.02.2013 tarihli ve ... seri-sıra numaralı başka bir araç hakkında düzenlendiği iddia edilen tutanağın iptal edilmesi sebebiyle gerçekte somut olaydaki davanın esasının çözülmediği, kabahatli şirketin iptalini talep ettiği tutanağın seri-sıra numarasının kararda farklı gösterilmesi sebebiyle de idari para cezası uygulayan kurum tarafından Yerel Mahkemece verilen idari para cezasının kaldırılmasına dair kararın infaz edilemediği belirlenmiştir.</p>

<p>Öte yandan, Kabahatler Kanunu uyarınca yapılan başvuru üzerine sulh ceza mahkemesince verilen trafik ceza tutanağının iptaline ve idari para cezasının kaldırılmasına ilişkin kararın CMK’nın 223. maddesinde hüküm olarak kabul edilen ceza verilmesine yer olmadığı kararına benzer bir karar olduğu, Ceza Muhakemesinde kıyasın da mümkün olduğu gözetildiğinde uyuşmazlığa konu kararın aynı Kanun'un 223. maddesinde tanımlanan hüküm niteliğindeki kararlardan olduğu kabul edilmelidir.</p>

<p>Uyuşmazlığa konu trafik ceza tutanağının iptaline ve idari para cezasının kaldırılmasına ilişkin karar görünüşte esası çözen bir karar olsa da verilen kararın yalnızca adına bakarak davanın esasını çözüp çözmediği hususunda kanaate varılamayacak olması, talepte bulunan tarafından başvuru yolu ile mahkeme önüne getirilen uyuşmazlığa konu trafik ceza tutanağının değil de başka bir trafik ceza tutanağının mahkemece iptal edilmesi, kabahatli tarafından başvuru yoluna konu edilen idari para cezası hakkındaki kararın gerçekte uyuşmazlığın esasını çözen bir karar niteliğinde olmaması, trafik idari para cezası karar tutanakları arasındaki çelişkinin giderilmesi için mahallince yeniden inceleme ve araştırma yapılmasının gerekmesi ve söz konusu kararın CMK'nın 223. maddesinde tanımlanan hüküm niteliğinde olması hususları birlikte dikkate alındığında, idari para cezasının iptaline ilişkin sulh ceza mahkemesi kararındaki hukuka aykırılığın CMK'nın 309. maddesinin dördüncü fıkrasının (a) bendi kapsamında kaldığının kabul edilmesi hakkaniyete uygun olacaktır.</p>

<p>Bu itibarla, Yerel Mahkeme tarafından verilen trafik ceza tutanağının iptaline ve idari para cezasının kaldırılmasına dair kararın Özel Dairece CMK'nın 309/4-c maddesi uyarınca aleyhe tesir etmemek üzere kanun yararına bozulmasına karar verilmesi gerektiğine ilişkin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir.</p>

<p><strong>SONUÇ :</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle,</p>

<p>1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE,</p>

<p>2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 18.04.2019 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2016965-e-2019349-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Wed, 08 Apr 2026 17:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/12/yargi/yargitaysd.jpg" type="image/jpeg" length="10222"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yargıtay 7. Ceza Dairesi'nin 2021/12379 E., 2021/12105 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://hukukihaber.net/yargitay-7-ceza-dairesinin-202112379-e-202112105-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://hukukihaber.net/yargitay-7-ceza-dairesinin-202112379-e-202112105-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 7. Ceza Dairesi'nin 30.09.2021 tarihli, 2021/12379 E., 2021/12105 K. sayılı kararı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>7. Ceza Dairesi</strong></p>

<p><strong>2021/12379 E., 2021/12105 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p><br />
2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununa aykırı davranmak eyleminden kabahatli ... hakkında anılan Kanun'un 73/C maddesi uyarınca 235,00 Türk lirası idarî para cezası uygulanmasına dair Körfez Trafik Denetleme Büro Amirliğinin 09/09/2019 tarihli ve MA 44433888 sayılı idarî yaptırım karar tutanağına karşı... Cumhuriyet Savcısı ... tarafından yapılan başvurunun kabulü ile anılan idarî yaptırım kararının kaldırılmasına ilişkin... Sulh Ceza Hâkimliği'nin 10/03/2020 tarihli ve 2020/641 değişik iş sayılı kararı aleyhine Yüksek Adalet Bakanlığı'ndan verilen 27/08/2020 tarihli kanun yararına bozma istemini içeren dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 16.09.2020 tarihli ve KYB. 2020-76117 sayılı ihbarnamesi ile daireye verilmekle okundu.</p>

<p>Mezkür ihbarnamede;</p>

<p>1-5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 27/3. maddesinde "Başvuru, bizzat kanunî temsilci veya avukat tarafından sulh ceza mahkemesine verilecek bir dilekçe ile yapılır. Başvuru dilekçesi, iki nüsha olarak verilir." şeklinde yer alan düzenleme karşısında, 2918 sayılı Kanuna aykırı davranmak eyleminden dolayı... hakkında anılan idarî yaptırım karar tutanağının düzenlenmesi ve... Adliyesinde Cumhuriyet savcısı olarak görev yapan muterizin taraf sıfatı bulunmadığı gözetilerek başvurunun usulden reddine karar verilmesi yerine yazılı şekilde kabulüne karar verilmesinde,</p>

<p>2-5326 sayılı Kanunun 6, 22/4 ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 12. maddeleri uyarınca kabahat eylemi hakkında idari yaptırım kararı veren Körfez Trafik Denetleme Büro Amirliğinin bulunduğu yer mahkemelerinin kabahatlinin başvurusunu incelemekle yetkili ve görevli olması karşısında, yetkisizlik kararı verilmesi gerektiği gözetilmeden, başvurunun esastan incelenerek yazılı şekilde karar verilmesinde,</p>

<p>3-5326 sayılı Kanun'un, "Başvurunun incelenmesi" başlıklı 28. maddesindeki "(2) Başvurunun usulden kabulü hâlinde mahkeme dilekçenin bir örneğini ilgili kamu kurum ve kuruluşuna tebliğ eder.(3) İlgili kamu kurum ve kuruluşu, başvuru dilekçesinin tebliği tarihinden itibaren en geç onbeş gün içinde mahkemeye cevap verir. (4) Mahkeme, başvuruda bulunan kişilere cevap dilekçesinin bir örneğini tebliğ eder; talep üzerine veya re'sen tarafları çağırarak belli bir gün ve saatte dinleyebilir....(7) Mahkeme ilgilileri dinledikten ve bütün delilleri ortaya koyduktan sonra aleyhinde İdarî yaptırım kararı verilen ve hazır bulunan tarafa son sözünü sorar. Son söz hakkı, aleyhinde İdarî yaptırım kararı verilen tarafın kanunî temsilcisi veya avukatı tarafından da kullanılabilir. Mahkeme son kararını hazır bulunan tarafların huzurunda açıklar." hükmüne aykırı olarak, kabahatlinin, idarî para cezasının iptali istemli başvurusuna istinaden mahkemece, ilgili kamu kurumundan gerekli olan tüm evraklar getirtilip inceleme ve araştırma yapılmadan ve başvuruda bulunan kabahatliye cevap dilekçesinin bir örneği tebliğ edilmeden yazılı şekilde karar verilmesinde, isabet görülmemiş ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu kanun yararına bozmaya atfen ihbar olunmuş bulunmakla Türk Milleti adına gereği görüşülüp düşünüldü;</p>

<p>Gereği görüşülüp düşünüldü:</p>

<p>Dairemizin emsal kararlarında da belirtildiği üzere;</p>

<p>Hakim ve savcıların kabahat oluşturan eylemlerinin, 2802 sayılı Kanun kapsamında "kişisel suç" olarak değerlendirildiği, hakim ve savcıların kabahat oluşturan eylemleri nedeniyle uygulanması gereken idari yaptırım kararlarının, 5236 sayılı Kabahatler Kanunu'nun 22. maddesi gereği, kabahatin ve idari yaptırımın düzenlendiği ilgili Kanunda yetkili olduğu yazılı "idari makam veya mercilerce" değil, 2802 sayılı Kanun'un 93. maddesinde yazılı kişisel suçlar hakkında karar vermeye yetkili adli yargı makam ve mercilerince uygulanması gerektiği,</p>

<p>Hakim ve Savcıların kabahat oluşturan eylemleri nedeniyle, idari makam veya mercilerce düzenlenen idari yaptırım kararlarının, idari işlemlerin yetki unsuru açısından sakat - geçersiz (yok hükmünde) olacağı, ancak yetkisiz idari makam veya mercilerce uygulanan söz konusu tutanakların kabahat oluşturduğu iddia edilen bir olayı tespit eder mahiyette olduklarından şekli anlamda geçerliliği olan bu tutanakların, icrai anlamda sonuç doğurmaması için her halde ve öncelikle adli yargı mercileri tarafından iptaline karar verilmesi gerektiği, şayet tutanakla tespit edilen olay, idari yaptırım uygulanmasını gerektiriyorsa, kabahatli yargı mensubunun statüsüne göre 2802 sayılı Kanun'da yazılı öngörülen yetkili adli makamlar tarafından ve yine adı geçen Kanundaki koşullarda, kabahatli hakim ve savcılar hakkında da idari yaptırım kararının verilmesinin hukuk devletinin bir gereği olduğu tartışmasızdır.</p>

<p>a-) Kanun yararına bozmaya talebinin "1-" numaralı bozma nedeninde yazılı "başvuru hakkı" yönünden incelenmesinde;</p>

<p>5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun "Başvurunun incelenmesi" başlıklı 28. maddesi;</p>

<p>"(1) Başvuru üzerine mahkemece yapılan ön inceleme sonucunda;</p>

<p>a) Yetkili olmadığının anlaşılması halinde dosyanın yetkili sulh ceza mahkemesine gönderilmesine,</p>

<p>b) Başvurunun süresi içinde yapılmadığının, başvuru konusu idarî yaptırım kararının sulh ceza mahkemesinde incelenebilecek kararlardan olmadığının veya başvuranın buna hakkı bulunmadığının anlaşılması halinde, bu nedenlerle başvurunun reddine,</p>

<p>c) (a) ve (b) bentlerinde sayılan nedenlerin bulunmaması halinde başvurunun usulden kabulüne,<br />
Karar verilir.</p>

<p>(2) Başvurunun usulden kabulü halinde mahkeme dilekçenin bir örneğini ilgili kamu kurum ve kuruluşuna tebliğ eder..." hükümlerini içermektedir.</p>

<p>Buna göre, yer yönünden yetki hususu, Sulh Ceza Hakimliğince incelenmesi gereken ilk ve en önemli husus olmakla birlikte, 5326 sayılı Kanun'a göre, bu usul kuralının diğerlerinden önce incelenmesi ve yetkili olunması halinde diğer hususlara girilmesi, nihayetinde başvuruda usulen bir eksiklik yoksa esaslı incelemeye geçilmesi gerektiği açıkça hüküm altına alınmıştır.</p>

<p>Kabahate konu aracı kendisinin kullandığını beyan (ikrar) eden ve aracın trafik tescildeki kaydını da kabahatten üç gün sonra kendi adına tescil ettirdiğini ispatlayan başvuran hakkında; 2918 sayılı Kanunun 116. maddesi dolayısıyla araç plakasına idari para cezası kesilmiştir. Uyuşmazlığa konu idari yaptırım karar tutanağında, ihlal edilen kural olarak belirtilen ve adı geçen Kanun'un 73. maddesinde yazılı "tedbirsiz ve saygısız araç sürme" eyleminin faili, trafikte bu şekilde araç süren sürücülerdir.</p>

<p>2918 sayılı Kanun'un 116. maddesi, kabahati işleyenin kimliğinin tespit edilemediği durumlarda, aracı süren kişinin araç sahibi olarak kabul edilmesi gerektiğini ortaya koyan ve doktrinde "kanuni karine" olarak tanımlanan bir kuraldır. 5326 sayılı Kanun'da açıkça düzenlenmemiş ise de; Dairemizin emsal kararlarında da belirtildiği üzere; 5237 sayılı TCK'nun "genel hükümler" bölümünde yer alan 20. maddesinde düzenlenen "ceza sorumluluğunun şahsiliği" ilkesi, TCK'nun 5. maddesi kapsamında "özel kanunlarda açıkça hüküm bulunmayan hallerde" uygulanmalıdır. Ancak yukarıda bahsedilen kanuni karinenin aksinin iddia edildiği durumlarda, karineden daha üst düzeyde hukuken itibar edilebilir ve yan delillerle de desteklenebilir bir delilin var olması gerekmektedir. Yegane amacı maddi gerçekliğe ulaşmak olan ceza muhakemesi hukukunda; ikrar (kabul) beyanının, cezai sorumluluğun belirlenmesi açısından itibar edilebilen ve diğer delillerle eşdeğer nitelikte bir delil olduğu, ancak her durumda gerçekliği kesin bir şekilde ispatlanamayan bir fiili durumun tespiti için emare (işaret) olarak tanımlanan "karine"den üstün tutulması gereken bir delil olduğu tartışmasızdır.</p>

<p>5326 sayılı Kanunun 27/3. maddesinde başvurunun nasıl yapılacağının düzenleme altına alındığı, bu hususta başvuru hakkına dair bir sınırlayıcı hüküm konulmadığı, ilgili maddenin idari yargılama usulü benzeri bir değerlendirme ile "taraf sıfatı" veya "husumet" açısından değil, ceza muhakemesi hukukunda, "uygulanan cezai yaptırıma karşı kanun yollarına başvuru hakkı" çerçevesinde yorumlanması gerekeceği, kabahatler karşılığında uygulanan idari para cezaları bakımından Sulh Ceza Hakimliğinin yargı yolu bakımından görevli olarak belirlenmesinin amacının da bu esas üzerine bina edildiği değerlendirilmiştir. Ancak, bu değerlendirme şüphesiz işlenen kabahatle ilgili - ilgisiz herkesin idari para cezasına karşı başvurabileceği sonucunu doğurmamaktadır. İdari para cezasına karşı, kabahatle ilgisini ispatlayan herkesin, somut delillerini ortaya koymak kaydıyla, başvuru hakkına sahip olduğu değerlendirilmiştir.</p>

<p>Başvuruya konu idari yaptırım tutanağının iptali için başvuran kişinin, kabahati işlediğini ikrar (kabul) etmesi, dosyada mevcut diğer delillerle birlikte değerlendirilmesi gereken bir durum olmakla birlikte, idari yaptırım tutanağının aracın sürücüsünün tespit edilemediği durumlarda araç plakasına düzenlenmesi hallerinde, Kanun'da yazılı karineyi tersine çevirebilecek nitelikte bir delil olarak kabul edilebilir.</p>

<p>Bu nedenle, idari para cezasının iptaline karar veren yetkisiz (Bitlis) Sulh Ceza Hakimliğinin kararının öncelikle yetki yönünden değerlendirilmesi, bu hususta yetkili olsaydı başvuru hakkı yönünden esas hakkında incelemeye geçilmesi gerektiği değerlendirilmiştir.</p>

<p>Somut uyuşmazlıkta, ihlali yapan ve kabahate konu fiili gerçekleştiren kişinin kendisi olduğunu beyan eden kişinin, bizzat kendisi veya temsilcisi vasıtasıyla yada araç sahibi ile birlikte idari yaptırım tutanağının iptali için başvurma hakkı bulunup bulunmadığını inceleme ve takdir yetkisinin, dosyayı somut diğer delillerden hareketle inceleyip bu hususta bir karar vermeye yetkili ve görevli Sulh Ceza Hakimliğinin takdirinde olduğu, somut başvuru diğer delillerle birlikte değerlendirildiğinde, tutanakta adı geçmeyen ve kimliği tespit edilemeyen sürücünün başvuru hakkının bulunduğu, öte yandan ilgili Sulh Ceza Hakimliğince yanılgılı değerlendirme ile bir sonraki hususun da atlanarak esastan incelmemeye girildiği, kararı veren mahkeme yetkili olsaydı dahi "başvuru hakkı" yönünden verilen kararda isabetsizlik olmayacağı anlaşılmakla,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma ihbarnamesi, "1-" numaralı "başvuru hakkı" yönünden yerinde görülmediğinden, kanun yararına bozma talebinin yukarıda yazılı açıklamalar ışığında, bu sebeple REDDİNE,</p>

<p>b-) Kanun yararına bozmaya talebinin "3-" numaralı bozma nedeninde yazılı "ilgili idarenin savunmasının alınmasının zorunlu olduğu" yönünden incelenmesinde;<br />
Yukarıda yazılı açıklamalar ışığında, ilgili idareden savunma istenmesi için 5326 sayılı Kanun'un 28/2. maddesi uyarınca işin esasına girilmesi gerektiği, ancak savunmanın sadece yetkili Sulh Ceza Hakimliğince istenebileceği açıktır.</p>

<p>Kanun yararına bozmaya konu edilen somut uyuşmazlıkta, kararı veren Sulh Ceza Hakimliğinin yetkili olmadığı, kanun yararına bozma istemlerinin kararın verildiği anda ilgili adli yargı mercilerince uygulanan usul kurallarına göre değerlendirilmesi gerektiği, gelinen aşamada idarenin savunmasının istenmemesi nedeniyle verilecek bir bozma kararının sonuç doğurmayacağı değerlendirilmekle birlikte,</p>

<p>Somut uyuşmazlıkta, zaten yetkisiz olduğu anlaşılan... Sulh Ceza Hakimliği'nce, idari para cezasını uygulayan ... idari makamlarına savunma için dilekçenin bir örneğinin gönderilmesinin söz konusu olmadığı, yukarıda ayrıntıları verilen somut uyuşmazlığın özellikleri göz önüne alındığında, şayet başvuran hakkında bir işlem yapılması takdir edilirse, idarenin savunmasının alınması gerektiği hususunun bu aşamada değerlendirilmesi gerektiği anlaşılmakla,</p>

<p>Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma ihbarnamesi, "3-" numaralı "idarenin savunmasının alınmasının zorunlu olduğu" yönünden yerinde görülmediğinden, kanun yararına bozma talebinin yukarıda yazılı açıklamalar ışığında, bu sebeple REDDİNE,</p>

<p>c-) Kanun yararına bozmaya talebinin "2-" numaralı bozma nedeninde yazılı "başvuru hakkı" yönünden incelenmesinde;</p>

<p>5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun "Başvurunun incelenmesi" başlıklı 28/1-a maddesi uyarınca, Bitlis Sulh Ceza Hakimliğince, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun 22/4. maddesi uyarınca "yer yönünde yetkili" olunmadığından bahisle, öncelikle adı geçen Kanun'un 28/1-a maddesi uyarınca "dosyanın yetkili (Kocaeli) Sulh Ceza Mahkemesi'ne (Hakimliğine)" gönderilmesine karar vermesi gerekirken, başvurunun usulden kabulü ile esası hakkında inceleme yaparak, hakkında idari yaptırım uygulanan kabahatlinin 2802 sayılı Kanuna tabi olduğu gerekçesiyle idari yaptırım kararının kaldırılmasına karar vermesinde hukuka uygunluk bulunmadığı anlaşılmakla,</p>

<p>Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın kanun yararına bozma istemine dayanan ihbarname içeriği, "2-" numaralı nedenle yerinde görüldüğünden, kanun yararına bozma talebinin kabulüyle, Bitlis Sulh Ceza Hakimliği'nin 10.03.2020 tarihli ve 2020/641 değişik iş sayılı kararının 5271 sayılı CMK'nun 309/4-c maddesi uyarınca, aleyhte sonuç doğurmamak ve yeniden yargılamayı gerektirmemek üzere; kanun yararına BOZULMASINA, 30.09.2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://hukukihaber.net/yargitay-7-ceza-dairesinin-202112379-e-202112105-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Wed, 08 Apr 2026 17:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa1a.jpg" type="image/jpeg" length="63219"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[OTEL GÖREVLİSİNİN MÜŞTERİYLE SAMİMİ OLMASI İŞTEN ÇIKARILMA SEBEBİDİR]]></title>
      <link>https://hukukihaber.net/otel-gorevlisinin-musteriyle-samimi-olmasi-isten-cikarilma-sebebidir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://hukukihaber.net/otel-gorevlisinin-musteriyle-samimi-olmasi-isten-cikarilma-sebebidir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA["İşçinin fesih sebebi sayılan eylemi ile ilgili savunmasının alınmadan belirsiz süreli iş sözleşmesinin feshedilemeyeceği..." gerekçesi ile kıdem ve ihbar tazminatı talebinin kabulüne karar verilmiş ise de, işçinin doğruluk ve bağlılığa aykırılık oluşturan güven sarsıcı davranışları işverene haklı fesih imkânı tanımaktadır. Mahkemece davacının doğruluk ve bağlılığa aykırı davranışı tespit edilmiş olup, bu durumda işçinin savunmasının alınmaması feshi haklı olmaktan çıkarmaz.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>9. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2016/12350 E., 2020/1151 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p><br />
MAHKEMESİ :İŞ MAHKEMESİ</p>

<p>Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle, temyiz taleplerinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:</p>

<p><strong>YARGITAY KARARI</strong></p>

<p>A) Davacı İsteminin Özeti:<br />
Davacı vekili, davacının, davalıya ait .... adlı otelinde, 05.09.2006 - 12.09.2013 tarihleri arasında resepsiyon görevlisi olarak çalıştığını, sigorta primlerinin gerçek ücret üzerinden yatırılmadığını, SGK Müfettişleri tarafından işyerinde inceleme yapıldığını, şirket müdürünün çalışanlara aylık ücretinin 800,00 TL olduğu yönünde beyanda bulunmaları yönünden telkinde bulunduğunu, davacı dahil 11 işçinin 08.07.2013 tarihinde davalı işverene dilekçe vererek sigorta primlerinin gerçek ücret üzerinden yatırılmasını talep ettiklerini, bunun üzerine davalı işveren tarafından davacının işi bırakması için baskı uygulanmaya başlandığını, 11.09.2013 tarihinde davacının yabancı bir müşteriye odasını gösterdiğini, daha sonra resepsiyona indiğini, akabinde müşterinin aşağı inmesi üzerine davacının müşterinin odasını kontrol ettiğini, davalı işverenin de bunu bahane ederek iş akdini sona erdirdiğini ileri sürerek, kıdem ve ihbar tazminatı, fazla mesai ücreti, ulusal bayram ve genel tatil ücretin, hafta tatili ücreti, yıllık izin ücreti alacağını talep etmiştir.</p>

<p>B) Davalı Cevabının Özeti:<br />
Davalı vekili, davanın haksız ve kötüniyetli olduğunu, davacının mesai saatleri içerisinde müşteri ile işyeri dahilinde özel ve yakın ilişkiye girdiğini, işyerindeki kamera kayıtlarından davacının bu müşteri ile yakın ve samimi görüntüler sergilediğinin tespit edildiğini, davacının görev yerini terk ettiğini, daha sonra müşteri ile birlikte davalı işyerindeki odaya gittiğini ve orada 20 dakikalık bir zaman geçirdiğini, iş akdinin de davalı işveren tarafından bu nedenlerle haklı olarak feshedildiğini, davacının taleplerinin zamanaşımına uğradığını savunarak, davanın reddini istemiştir.</p>

<p>C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti ve Yargılama Süreci:<br />
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p>D) Temyiz:<br />
Kararı davalı vekili temyiz etmiştir.</p>

<p>E) Gerekçe:</p>

<p>1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.</p>

<p>2. İş sözleşmesinin, işçinin doğruluk ve bağlılığa aykırı söz veya davranışları sebebiyle işverence haklı olarak feshedilip feshedilmediği noktasında taraflar arasında uyuşmazlık söz konusudur.</p>

<p>4857 sayılı İş Kanunu'nun 25'inci maddesinin (II) numaralı bendinde, ahlâk ve iyi niyet kurallarına uymayan haller sıralanmış ve belirtilen durumlar ile benzerlerinin varlığı halinde, işverenin iş sözleşmesini haklı fesih imkânının olduğu açıklanmıştır. Yine değinilen bendin (e) alt bendinde, işverenin güvenini kötüye kullanmak, hırsızlık yapmak, işverenin meslek sırlarını ortaya atmak gibi doğruluk ve bağlılığa uymayan işçi davranışlarının da işverene haklı fesih imkânı verdiği ifade edilmiştir. Görüldüğü üzere yasadaki haller sınırlı sayıda olmayıp, genel olarak işçinin sadakat borcuna aykırılık oluşturan söz ve davranışları işverene fesih imkânı tanımaktadır. Haklı fesih halinde savunma alınması yasal zorunluluk değildir.</p>

<p>Somut uyuşmazlıkta, davalı işveren tarafından dosyaya sunulan ve otel güvenlik kamera kayıtlarını içeren CD'nin bilirkişi tarafından çözümlenmiş ve davacının mesaisinin olduğu 08.09.2013 tarihindeki görüntülerde; otele gece 02:10:53'te giriş yapan kadın müşteri ile davacının ilgilendiğinin ve lobide yakınlaştıklarının, kadın müşteri ile birlikte otel odasına girdiklerinin ve 22 dakika odada kaldıklarının, davacının kadın müşteriyi samimi bir şekilde taksiye bindirdiğinin, sonrasında otele dönerek tekrar aynı odaya girdiğinin tespit edildiği anlaşılmıştır.</p>

<p>Mahkemece aynen; "...dosya içerisinde bulunan davalı işyerindeki kamera kayıtlarına ilişkin CD üzerinde yapılan bilirkişi incelemesinde de davacının mesai saatleri içerisinde kadın müşteri ile samimi görüntüleri olduğu anlaşılsa da; davalı işveren tarafından davacının bu davranışına ilişkin savunmasının alınmasına yönelik herhangi bir işlem yapılmadığı, yerleşik Yargıtay İçtihatları’na göre, işçinin savunması alınmadan iş akdinin feshedilmesinin salt bu nedenle geçersiz olduğu, işçinin fesih sebebi sayılan eylemi ile ilgili savunmasının alınmadan belirsiz süreli iş sözleşmesinin feshedilemeyeceği..." gerekçesi ile kıdem ve ihbar tazminatı talebinin kabulüne karar verilmiş ise de, yukarıda açıklandığı şekilde işçinin doğruluk ve bağlılığa aykırılık oluşturan güven sarsıcı davranışları işverene haklı fesih imkânı tanımaktadır. Mahkemece davacının doğruluk ve bağlılığa aykırı davranışı tespit edilmiş olup, bu durumda işçinin savunmasının alınmaması feshi haklı olmaktan çıkarmaz.</p>

<p>Bu nedenle; mahkemece davacının kıdem ve ihbar tazminatı taleplerininin reddine karar verilmesi gerekirken hatalı değerlendirmeyle kabulüne karar verilmesi yerinde olmayıp bozmayı gerektirmiştir.</p>

<p><strong>F) SONUÇ:</strong><br />
Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebepden dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 03.02.2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://hukukihaber.net/otel-gorevlisinin-musteriyle-samimi-olmasi-isten-cikarilma-sebebidir</guid>
      <pubDate>Wed, 08 Apr 2026 15:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/02/yargi/yargiitay404-1.jpg" type="image/jpeg" length="28831"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[GEREKÇELİ KARARDA SEHVEN İSTİNAF KANUN YOLUNUN AÇIK OLDUĞUNUN GÖSTERİLMESİ, KESİN OLAN KARAR HAKKINDA TARAFLARA İSTİNAF YOLUNA BAŞVURMA HAKKI SAĞLAMAZ]]></title>
      <link>https://hukukihaber.net/gerekceli-kararda-sehven-istinaf-kanun-yolunun-acik-oldugunun-gosterilmesi-kesin-olan-karar-hakkinda-taraflara-istinaf-yoluna-basvurma-hakki-saglamaz</link>
      <atom:link rel="self" href="https://hukukihaber.net/gerekceli-kararda-sehven-istinaf-kanun-yolunun-acik-oldugunun-gosterilmesi-kesin-olan-karar-hakkinda-taraflara-istinaf-yoluna-basvurma-hakki-saglamaz" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>BURSA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ</strong></p>

<p><strong>18. HUKUK DAİRESİ</strong></p>

<p><strong>Esas Numarası: 2026/152</strong></p>

<p><strong>Karar Numarası: 2026/380</strong></p>

<p><strong>Karar Tarihi: 05.02.2026</strong></p>

<p><strong>KİRALANANIN TAHLİYESİ DAVASI</strong></p>

<p><strong>DAVA DEĞERİNİN DAVANIN AÇILDIĞI TARİHTEKİ İSTİNAF SINIRININ ALTINDA KALMASI</strong></p>

<p><strong>GEREKÇELİ KARARDA SEHVEN İSTİNAF KANUN YOLUNUN AÇIK OLDUĞUNUN GÖSTERİLMESİNİN KESİN OLAN KARAR HAKKINDA TARAFLARA İSTİNAF YOLUNA BAŞVURMA HAKKI SAĞLAMAYACAĞI</strong></p>

<p><strong>ÖZETİ:</strong> Taraflar arasındaki kiralananın tahliyesi davasının ilk derece mahkemesinde yapılan yargılamasında 22.10.2025 tarihli karar ile davanın kabulüne, davalının tahliyesine karar verilmiş, bu karara karşı 07.01.2026 tarihli dilekçeyle istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. Davacı 07.07.2025 tarihinden önce kira aylık 1.750,00 TL ise de, kiracının yeni dönemde kira bedelini 2.900,00 TL olarak ödediğini bildirmiş olup, makbuz sunmuştur. Buna göre yıllık kira bedeli 34.800,00 TL'dir. Yıllık 34.800,00 TL'lik dava değeri, davanın açıldığı tarihteki istinaf sınırının altında kaldığından Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun ilgili maddesi uyarınca kararın verildiği anda kesin olduğu ve istinaf kanun yoluna başvurulamayacağı anlaşılmaktadır. Gerekçeli kararda sehven istinaf kanun yolunun açık olduğunun gösterilmesi, kesin olan karar hakkında taraflara istinaf yoluna başvurma hakkı sağlamaz. İlk derece mahkemesince Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun ilgili maddesi uyarınca istinaf dilekçesinin reddine karar verilmesi gerekir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İstinaf incelemesi için dairemize gönderilen dosya içindeki tüm belgeler ile dairemiz başkanı tarafından hazırlanan ön inceleme raporu incelendi. Gereği görüşüldü:</p>

<p><strong>YARGILAMA SAFAHATI</strong></p>

<p>Taraflar arasındaki kiralananın tahliyesi davasının ilk derece mahkemesinde yapılan yargılamasında 22.10.2025 tarihli karar ile davanın kabulüne, davalının tahliyesine karar verilmiş, bu karara karşı 07.01.2026 tarihli dilekçeyle istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.</p>

<p><strong>DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE</strong></p>

<p>HMK'nun "İstinaf Yoluna Başvurulabilen Kararlar" başlıklı 341/2. maddesinde "Miktar veya değeri üç bin Türk Lirasını geçmeyen malvarlığı davalarına ilişkin kararlar kesindir." düzenlemesi bulunmaktadır.</p>

<p>6763 sayılı kanunun 44. maddesi ile Hukuk Muhakemeleri Kanunu'na eklenen "Parasal sınırların artırılması" başlıklı Ek Madde 1 maddesinde ise "(1) 200 üncü, 201 inci, 341 inci, 362 nci ve 369 uncu maddelerdeki parasal sınırlar her takvim yılı başından geçerli olmak üzere, önceki yılda uygulanan parasal sınırlarım o yıl için 4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanununun mükerrer 298 inci maddesi hükümleri uyarınca Maliye Bakanlığınca her yıl tespit ve ilan edilen yeniden değerleme oranında artırılması suretiyle uygulanır. Bu şekilde belirlenen sınırların bin Türk lirasını aşmayan kısımları dikkate alınmaz.</p>

<p>(2) (Değişik:4/6/2025-7550/20 md.) 200 üncü ve 201 inci maddelerdeki parasal sınırların uygulanmasında hukuki işlemin yapıldığı, 341 inci, 362 nci ve 369 uncu maddelerdeki parasal sınırların uygulanmasında davanın açıldığı tarihteki miktar esas alınır" düzenlemesi mevcuttur.</p>

<p>Buna göre davanın açıldığı 2025 yılı itibarı ile istinaf kanun yoluna başvurulabilmesi için dava değerinin 40.000,00 TL'yi aşması gerekmektedir.</p>

<p>Dava, kiralananın tahliyesi davasıdır. Davacı 07.07.2025 tarihinden önce kira aylık 1.750,00 TL ise de, kiracının yeni dönemde kira bedelini 2.900,00 TL olarak ödediğini bildirmiş olup, makbuz sunmuştur. Buna göre yıllık kira bedeli 34.800,00 TL'dir. Yıllık 34.800,00 TL'lik dava değeri, davanın açıldığı tarihteki istinaf sınırının altında kaldığından HMK'nun 341/2. maddesi uyarınca kararın verildiği anda kesin olduğu ve istinaf kanun yoluna başvurulamayacağı anlaşılmaktadır.</p>

<p>Gerekçeli kararda sehven istinaf kanun yolunun açık olduğunun gösterilmesi, kesin olan karar hakkında taraflara istinaf yoluna başvurma hakkı sağlamaz. İlk derece mahkemesince HMK'nun 346/1 maddesi uyarınca istinaf dilekçesinin reddine karar verilmesi gerekirken dava dosyasının istinaf incelemesi için dairemize gönderilmesi hatalı olmuştur. Ancak bu durumda HMK 352/1-b maddesi uyarınca bizzat dairemizce istinaf başvurusunun reddine karar vermek mümkündür.</p>

<p><strong>KARAR:</strong></p>

<p>Dava değerinin HMK 341/2 maddesinde belirtilen parasal sınırın altında olması nedeniyle kesin olan karar hakkında yapılan istinaf başvurusunun HMK 352/1-b maddesi uyarınca REDDİNE,</p>

<p>Harçlar Kanunu'nun Eki-1 sayılı tarife A-Ill-2 maddesi uyarınca alınması gereken 732,00 TL maktu istinaf karar harcı peşin olarak alındığından yeniden alınmasına yer olmadığına,</p>

<p>İstinaf gider avansının kullanılmayan kısmının Bölge Adliye ve Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Cumhuriyet Başsavcılıkları İdarî ve Yazı İşleri Hizmetlerinin Yürütülmesine Dair Yönetmeliğin 207/1 maddesi uyarınca istinaf edene iadesine,</p>

<p>Dosya üzerinden yapılan ön inceleme sonucunda, 05.02.2026 tarihinde oy birliği ile karar verildi.</p>

<p>KANUN YOLU: HMK'nun 362/1 maddesi uyarınca kesin olmak üzere</p>

<p></p>

<p><span style="color:#999999">legalbank.net</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://hukukihaber.net/gerekceli-kararda-sehven-istinaf-kanun-yolunun-acik-oldugunun-gosterilmesi-kesin-olan-karar-hakkinda-taraflara-istinaf-yoluna-basvurma-hakki-saglamaz</guid>
      <pubDate>Wed, 08 Apr 2026 13:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/06/yargi/bursa-bolge-adliye.jpg" type="image/jpeg" length="86765"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[BİLİRKİŞİ, HÂKİMİN YETKİSİNDE OLAN KUSURLULUK ORANINI BELİRLEYEMEZ]]></title>
      <link>https://hukukihaber.net/bilirkisi-hakimin-yetkisinde-olan-kusurluluk-oranini-belirleyemez</link>
      <atom:link rel="self" href="https://hukukihaber.net/bilirkisi-hakimin-yetkisinde-olan-kusurluluk-oranini-belirleyemez" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bilirkişilerin Uyacağı Rehber İlkeler ve Bilirkişi Raporlarında Bulunması Gereken Standartlar’ın 27. maddesinde yer alan “Bilirkişi münhasıran hâkimin yetkisinde olan, kusurluluk konusunda (asli/tali kusurlu, kusursuz, yüzdelik kusur oranı) herhangi bir değerlendirme yapamaz. Aksi yöndeki tutum bilirkişilik görevinin sınırlarını aşmayı ve hâkimin yerine geçmeyi ifade eder.” ibaresinde hukuka aykırılık görülmemiştir.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>T.C.<br />
D A N I Ş T A Y<br />
İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU<br />
Esas No : 2025/2154<br />
Karar No : 2026/22</strong></p>

<p>TEMYİZ EDEN (DAVALI) : Adalet Bakanlığı<br />
KARŞI TARAF (DAVACI) :</p>

<p><strong>İSTEMİN KONUSU : </strong>Danıştay Onuncu Dairesinin 11/03/2025 tarih ve E:2021/3687, K:2025/1505 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.</p>

<p><strong>YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: </strong>Adalet Bakanlığı Bilirkişilik Daire Başkanlığının resmi internet sayfasında 07/09/2020 tarihinde yayımlanan Bilirkişilerin Uyacağı Rehber İlkeler ve Bilirkişi Raporlarında Bulunması Gereken Standartlar’ın 27. maddesinde yer alan “Bilirkişi münhasıran hâkimin yetkisinde olan, kusurluluk konusunda (asli/tali kusurlu, kusursuz, yüzdelik kusur oranı) herhangi bir değerlendirme yapamaz. Aksi yöndeki tutum bilirkişilik görevinin sınırlarını aşmayı ve hâkimin yerine geçmeyi ifade eder.” ibaresinin iptali istenilmiştir.</p>

<p><strong>Daire kararının özeti: </strong>Danıştay Onuncu Dairesinin 11/03/2025 tarih ve E:2021/3687, K:2025/1505 sayılı kararıyla;</p>

<p>6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun, 6754 sayılı Bilirkişilik Kanunu'nun ve Bilirkişilik Yönetmeliği'nin ilgili maddelerine yer verildikten sonra;</p>

<p>6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun bilirkişiliğe yönelik maddelerinde; mahkemenin, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde, taraflardan birinin talebi üzerine veyahut kendiliğinden, bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar vereceği, hâkimlik mesleğinin gerektirdiği genel ve hukuki bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamayacağı, bilirkişinin, raporunda ve sözlü açıklamaları sırasında çözümü uzmanlığı, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hususlar dışında açıklama yapamayacağı, hâkim tarafından yapılması gereken hukuki nitelendirme ve değerlendirmelerde bulunamayacağı, hâkimin, bilirkişinin oy ve görüşünü diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendireceği kurallarına yer verildiği,</p>

<p>6754 sayılı Bilirkişilik Kanunu'nun 3. maddesinde de 6100 sayılı Kanun'da yer alan kurallara benzer şekilde; bilirkişinin, raporunda çözümü uzmanlığı, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hususlar dışında açıklama yapamayacağı, hukuki nitelendirme ve değerlendirmelerde bulunamayacağı, genel bilgi veya tecrübeyle ya da hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukuki bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamayacağı kurallarına yer verildiği,</p>

<p>Anılan kuralların, Anayasa'nın, yargı yetkisinin, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılmasını öngören 9. maddesinin zorunlu ve doğal sonucu olduğu, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektirmeyen ya da hâkimlik mesleğinin gerektirdiği genel ve hukuki bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulmasının, yargı yetkisinin devri anlamına gelebileceği,</p>

<p>Nitekim bu hususun, 6754 sayılı Bilirkişilik Kanunu'nun 3. maddesinin 2. fıkrasının gerekçesinde, "...uyuşmazlığın çözümü, hâkimin hukuk bilgisi dışında özel veya teknik bilgiyi gerektirmesi halinde bilirkişi görevlendirilebilecektir. Özel bilgiden maksat, hukuk bilimi dışında belirli bir bilim dalının araştırıp ortaya koyduğu sonuçlara ilişkin bilgidir. Teknik bilgiden maksat ise fizik, kimya, matematik gibi pozitif bilimlerin verilerinden elde edilen bilgidir. Düzenlemeyle bilirkişinin, raporunda veya yargı mercilerinin önünde sözlü olarak oy ve görüşünü açıkladığı sırada hukuki değerlendirmelerde bulunamayacağı hususu açık ve kesin olarak hüküm altına alınmaktadır. Çünkü iddia edilen eylemin veya maddi vakıaların hukuki niteliğinin tayini ve bunların delillerle ilişkilendirilerek bir sonuca varılması yani hukukun olaya uygulanması, bilirkişinin değil hâkimin asli görevidir. Bilirkişinin asıl fonksiyonu, hâkim tarafından ortaya konulan teknik konu-hukuki konu ayrımı doğrultusunda herhangi bir hukuki değerlendirmede bulunmadan sahip olduğu özel ve teknik bilgiyi mahkemeye iletmek veya bu bilgiyi somut uyuşmazlığa uygulamak suretiyle varmış olduğu sonuçları aktarmaktan ibarettir. ..." ifadelerine yer verilmek suretiyle açıklandığı,</p>

<p>Buna göre, 6100 ve 6754 sayılı Kanunların lafzı, amacı ve gerekçesi birlikte değerlendirildiğinde; bilirkişinin hukuk bilimi dışındaki özel ve teknik bilgisini mahkemece yöneltilen sorular çerçevesinde somut olaya uygulaması suretiyle ulaştığı sonucu ifade eden "kusurluluk (asli/tali kusurlu, kusursuz, yüzdelik kusur oranı)" tespitinin, bilirkişiye 6100 ve 6754 sayılı Kanunlar ile verilip ilgili mahkemece dosya bazında tevdi edilen görev tanımı ve yetki sınırları dahilinde kaldığı, aksi durumda bilirkişilik kurumundan beklenen faydanın sağlanmasına, yani uyuşmazlığın çözümüne etki eden özel ve teknik bilgiye tam olarak ulaşıldığından bahsedilmesine olanak bulunmadığı,</p>

<p>Bir diğer ifadeyle, bilirkişinin, uyuşmazlığa esas konuda oy ve görüşünü (inceleme konusu üzerinde vardığı kanaati) ortaya koymasının, vardığı sonuçları aktarırken hukuki nitelendirme ve değerlendirmelerde bulunmamak kaydıyla, 6100 ve 6754 sayılı Kanun'lara dayandığı; ancak bilirkişinin, hukuki nitelendirme ve değerlendirmelerde bulunamamasının, sahip olduğu özel ve teknik bilgiyi somut uyuşmazlığa uygulayarak vardığı kanaati ortaya koyamacağı anlamına gelmediği, kaldı ki 6100 sayılı Kanun'un 282. maddesinde belirtildiği gibi hâkimin, bilirkişinin oy ve görüşünü diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendireceği, bilirkişinin oy ve görüşünün, gerekçesinin de ortaya konulması kaydıyla, mahkemeler yönünden bağlayıcı nitelikte bir delil olmadığı,</p>

<p>Bilirkişilerin Uyacağı Rehber İlkeler ve Bilirkişi Raporlarında Bulunması Gereken Standartlar’ın 27. maddesinde yer alan ve davaya konu edilen düzenlemede ise, bilirkişinin, münhasıran hâkimin yetkisinde olan, kusurluluk (asli/tali kusurlu, kusursuz, yüzdelik kusur oranı) konusunda herhangi bir değerlendirme yapamayacağının, aksi yöndeki tutumun bilirkişilik görevinin sınırlarını aşmayı ve hâkimin yerine geçmeyi ifade edeceğinin belirtildiği,</p>

<p>Bu durumda, sahip olduğu özel ve teknik bilgiyi mahkemeye iletmek veya bu bilgiyi somut uyuşmazlığa uygulamak suretiyle vardığı sonuçları -yani oy ve görüşünü- aktarmak hususunda kanunen yetkisi olan ve mahkeme kararı gereği tevdi edilen dosya bakımından bu yetkisini kullanmakla yükümlü bulunan bilirkişilerin, kusurluluk (asli/tali kusurlu, kusursuz, yüzdelik kusur oranı) konusunda herhangi bir değerlendirme yapamayacağı, uyuşmazlığın içeriğine bakılmaksızın her ne surette olursa olsun bir görüş belirtemeyeceği yolundaki dava konusu genel düzenleyici işlemin, 6100 ve 6754 sayılı Kanunların yukarıda aktarılan hükümlerinin lafzına ve amacına aykırı olduğu sonucuna varıldığı gerekçesiyle, iptaline karar verilmiştir.</p>

<p><strong>TEMYİZ EDENİN İDDİALARI :</strong> Davalı idare tarafından, Mahkemenin, ancak hakimin hukuk ve olağan hayat bilgisi ile kavrayamayacağı, özel veya teknik bilgi gerektiren hususlarda bilirkişi raporu isteyebileceği, bilirkişilerin ise, raporlarında sadece mahkeme veya hakimlerce istenilen hususlara ilişkin özel ve teknik açıklamalar yapacağı; bilirkişilerin bunun dışında, kusur veya kusur oranını belirlemesinin, hukuki nitelendirme ve değerlendirme niteliğinde olduğu, bu yetkinin ise yalnızca hakime veya mahkemeye ait olduğu, hakimin kusur durumunu belirlemek için uzmanından ihtiyaç duyduğu teknik bilgileri aldıktan sonra gerekçesinde tartışarak kusurun ağırlığını belirleyeceği, dava konusu düzenlemede hukuka aykırılık bulunmadığı ileri sürülmektedir.</p>

<p><strong>KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : </strong>Davacı tarafından, Danıştay Onuncu Dairesince verilen kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.</p>

<p><strong>DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ SULTAN AKSOY KUYUMCU'NUN DÜŞÜNCESİ : </strong>Temyiz isteminin kabulü ile Daire kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.</p>

<p><strong>TÜRK MİLLETİ ADINA </strong></p>

<p>Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:</p>

<p><strong>İNCELEME VE GEREKÇE: </strong></p>

<p><strong>MADDİ OLAY :</strong></p>

<p>Antalya Bilirkişilik Bölge Kurulu Başkanlığınca, listelerinde kayıtlı olan ve kusur durumuna göre bilirkişi raporu hazırlayıp Bilirkişilik Kanunu’nun 3. maddesinin 2. fıkrasına ve 13. maddesinin 1. fıkrasının (ç) bendine aykırılık teşkil edecek şekilde hukuki nitelendirme ve değerlendirmelerde bulunduğu ileri sürülen bilirkişilerin sundukları raporların içerikleri hakkında, 6754 sayılı Bilirkişilik Kanunu’nun 9. maddesinin 1. fıkrasının (e) bendi ve Bilirkişilik Yönetmeliği’nin 59. ve devamı maddeleri uyarınca inceleme başlatılmıştır.</p>

<p>Davacının bilirkişi olarak görevlendirildiği dosyalarda düzenlediği raporların bir kısmında tarafların kusur oranlarını ve kusur durumlarını belirlemek suretiyle hukuki nitelendirme veya değerlendirmelerde bulunduğu, bir kısmında ise "sigorta" temel uzmanlık alanı ve "motorlu araç değer kaybı" alt uzmanlık alanında uzmanlığı bulunmamasına karşın bu alanın konusuna girecek şekilde rapor düzenlediği gerekçesiyle, Antalya Bilirkişilik Bölge Kurulunun 14/10/2020 tarih ve 2020/271 sayılı kararı ile 6754 sayılı Bilirkişilik Kanunu’nun 13. maddesinin 1. fıkrasının (ç) bendi ve 2. fıkrası gereğince uyarılmasına karar verilmiştir.</p>

<p>Bu karara davacı tarafından itiraz edilmesi üzerine Antalya Bilirkişilik Bölge Kurulunun 18/11/2020 tarih ve 2020/418 sayılı kararı ile itirazın reddine karar verilmiştir. Anılan karar, Antalya 3. İdare Mahkemesinin 18/03/2022 tarih ve E:2021/590, K:2022/332 sayılı kararı ile "Davacının söz konusu raporları Mahkeme ve savcılık kararlarına istinaden düzenlemiş olduğu, bununla birlikte davacının uzmanlık alanları arasında motorlu taşıt, trafik kazalarına sebebiyet veren teknik sorunlar, adli trafik alanlarının bulunması karşısında davacının uzmanlık alanına girmeyen konularda rapor düzenlediği ve hukuki nitelendirme ve değerlendirme yaptığı gerekçesiyle tesis edilen dava konusu işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı" gerekçesiyle iptal edilmiş, iptal kararı istinaf incelemesinden geçerek kesinleşmiştir.</p>

<p>Davacı tarafından, Adalet Bakanlığı Bilirkişilik Daire Başkanlığının resmi internet sayfasında 07/09/2020 tarihinde yayımlanan Bilirkişilerin Uyacağı Rehber İlkeler ve Bilirkişi Raporlarında Bulunması Gereken Standartlar’ın 27. maddesinde yer alan “Bilirkişi münhasıran hâkimin yetkisinde olan, kusurluluk konusunda (asli/tali kusurlu, kusursuz, yüzdelik kusur oranı) herhangi bir değerlendirme yapamaz. Aksi yöndeki tutum bilirkişilik görevinin sınırlarını aşmayı ve hâkimin yerine geçmeyi ifade eder.” ibaresinin iptali istemi ile temyizen incelenen dava açılmıştır.</p>

<p><strong>İLGİLİ MEVZUAT :</strong></p>

<p>04/02/2011 tarih ve 27836 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun;</p>

<p>"Bilirkişiye başvurulmasını gerektiren hâller" başlıklı 266. maddesinde,</p>

<p>"(1) Mahkeme, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden, bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir. Ancak genel bilgi veya tecrübeyle ya da hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukukî bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamaz. Hukuk öğrenimi görmüş kişiler, hukuk alanı dışında ayrı bir uzmanlığa sahip olduğunu belgelendirmedikçe, bilirkişi olarak görevlendirilemez." kuralına;</p>

<p>"Bilirkişilik görevinin kapsamı" başlıklı 269. maddesinde,</p>

<p>"(1) Bilirkişilik görevi, mahkemece yapılan davete uyup tayin edilen gün ve saatte mahkemede hazır bulunmayı, yemin etmeyi ve bilgisine başvurulan konuda süresinde oy ve görüşünü mahkemeye bildirmeyi kapsar. ..." kuralına;</p>

<p>"Bilirkişinin görev alanının belirlenmesi" başlıklı 273. maddesinde,</p>

<p>"(1) Mahkeme, tarafların da görüşünü almak suretiyle bilirkişinin görevlendirilmesine ilişkin kararında, aşağıda belirtilen hususlara yer vermek zorundadır:</p>

<p>a) İnceleme konusunun bütün sınırlarıyla ve açıkça belirlenmesi.</p>

<p>b) Bilirkişinin cevaplaması gereken sorular.</p>

<p>c) Raporun verilme süresi.</p>

<p>(2) Bilirkişiye, görevlendirme yazısının ekinde, inceleyeceği şeyler, dizi pusulasına bağlı olarak ve gerekiyorsa mühürlü bir biçimde teslim edilir; ayrıca bu husus tutanakta gösterilir." kuralına;</p>

<p>"Bilirkişi açıklamalarının tespiti ve rapor" başlıklı 279. maddesinde,</p>

<p>"(1) Mahkeme, bilirkişinin oy ve görüşünü yazılı veya sözlü olarak bildirmesine karar verir.</p>

<p>(2) Raporda, tarafların ad ve soyadları, bilirkişinin görevlendirildiği hususlar, gözlem ve inceleme konusu yapılan maddi vakıalar, gerekçe ve varılan sonuçlarla, bilirkişiler arasında görüş ayrılığı varsa, bunun sebebi, düzenlenme tarihi ve bilirkişi ya da bilirkişilerin imzalarının bulunması gerekir. Azınlıkta kalan bilirkişi, oy ve görüşünü ayrı bir rapor hâlinde de mahkemeye sunabilir.</p>

<p>(3) Mahkeme, bilirkişinin oy ve görüşünü sözlü olarak açıklamasına karar verirse, bilirkişinin açıklamaları tutanağa geçirilir ve tutanağın altına bilirkişinin de imzası alınır. Kurul hâlinde görevlendirme söz konusu ise bilirkişilerin bilgilerine başvurulan hususu hemen aralarında müzakere etmelerine imkân tanınır ve müzakere sonucunda açıklanan oy ve görüş, tutanakla tespit edilip; tutanağın altı, bilirkişilere imza ettirilir.</p>

<p>(4) Bilirkişi, raporunda ve sözlü açıklamaları sırasında çözümü uzmanlığı, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hususlar dışında açıklama yapamaz; hâkim tarafından yapılması gereken hukuki nitelendirme ve değerlendirmelerde bulunamaz."kuralına;</p>

<p>"Bilirkişinin oy ve görüşünün değerlendirilmesi" başlıklı 282. maddesinde,</p>

<p>"(1) Hâkim, bilirkişinin oy ve görüşünü diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirir." kuralına yer verilmiştir.</p>

<p>17/12/2004 tarih ve 25673 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun;</p>

<p>"Bilirkişinin atanması" başlıklı 63. maddesinde;</p>

<p>"(1) Çözümü uzmanlığı, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına re'sen, Cumhuriyet savcısının, katılanın, vekilinin, şüphelinin veya sanığın, müdafiinin veya kanunî temsilcinin istemi üzerine karar verilebilir. (Değişik cümle: 3/11/2016-6754/42 md.) Ancak, genel bilgi veya tecrübeyle ya da hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukukî bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamaz. (Ek cümle: 3/11/2016-6754/42 md.) Hukuk öğrenimi görmüş kişiler, hukuk alanı dışında ayrı bir uzmanlığa sahip olduğunu belgelendirmedikçe, bilirkişi olarak görevlendirilemez. ..." kuralı,</p>

<p>"Bilirkişi raporu, uzman mütalaası" başlıklı 67. maddesinde,</p>

<p>"(3) (Değişik: 3/11/2016-6754/45 md.) Bilirkişi, raporunda ve sözlü açıklamaları sırasında çözümü uzmanlığı, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hususlar dışında açıklama yapamaz; hâkim tarafından yapılması gereken hukukî nitelendirme ve değerlendirmelerde bulunamaz." kuralı yer almaktadır.</p>

<p>24/11/2016 tarih ve 29898 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 6754 sayılı Bilirkişilik Kanunu'nun;</p>

<p>"Temel ilkeler" başlıklı 3. maddesinde,</p>

<p>"(1) Bilirkişi, görevini dürüstlük kuralları çerçevesinde bağımsız, tarafsız ve objektif olarak yerine getirir.</p>

<p>(2) Bilirkişi, raporunda çözümü uzmanlığı, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hususlar dışında açıklama yapamaz; hukuki nitelendirme ve değerlendirmelerde bulunamaz. (3) Genel bilgi veya tecrübeyle ya da hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukuki bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamaz.</p>

<p>...</p>

<p>(6) Çözümü uzmanlığı, özel veya teknik bilgiyi gerektiren sorun açıkça belirtilmeden ve inceleme yaptırılacak konunun kapsamı ile sınırları açıkça gösterilmeden bilirkişi görevlendirilemez.</p>

<p>...</p>

<p>(8) Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi ile bu Sisteme entegre bilişim sistemleri veya yazılımlar vasıtasıyla ulaşılabilen bilgiler veya çözülebilen sorunlar için bilirkişiye başvurulamaz." kuralı;</p>

<p>"Bilirkişilik Daire Başkanlığı ve görevleri" başlıklı 6. maddesinde,</p>

<p>"(1) Bilirkişilik hizmetlerinin etkin, düzenli ve verimli bir şekilde yürütülmesini sağlamak amacıyla bu Kanunla verilen görevleri yerine getirmek üzere Adalet Bakanlığı Hukuk İşleri Genel Müdürlüğü bünyesinde Bilirkişilik Daire Başkanlığı kurulur. Daire Başkanlığı, bir daire başkanı ile yeteri kadar tetkik hâkimi ve diğer personelden oluşur.</p>

<p>(2) Daire Başkanlığının görevleri şunlardır:</p>

<p>...</p>

<p>ç) Temel ve alt uzmanlık alanlarına göre bilirkişilerin uyacağı rehber ilkeleri ve hazırlayacağı raporların standardını belirlemek. ..." kuralı;</p>

<p>"Bilirkişilik sicilinden ve listesinden çıkarılma" başlıklı 13. maddesinde,</p>

<p>"(1) Bilirkişiler, aşağıdaki şartlardan birinin gerçekleşmesi hâlinde sicilden ve listeden çıkarılır:</p>

<p>...</p>

<p>ç) 3 üncü maddede belirtilen temel ilkelere aykırı olarak bilirkişilik faaliyetinde bulunulması.</p>

<p>...</p>

<p>(2) Birinci fıkranın (b), (c), (ç) ve (d) bentlerinde belirtilen hâllerde ihlalin niteliğine göre sicilden ve listeden çıkarma yaptırımı yerine uyarma veya bir yıla kadar geçici süreyle listeden çıkarma yaptırımı uygulanabilir." kuralı;</p>

<p>"Yönetmelik" başlıklı 18. maddesinde,</p>

<p>"(1) Bu Kanunun uygulanmasına ilişkin yönetmelikler Bakanlık tarafından yürürlüğe konulur. " kuralı yer almıştır.</p>

<p>03/08/2017 tarih ve 30143 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Bilirkişilik Yönetmeliği'nin 5. maddesinde, Kanun'un 3. maddesi tekrar edilmiştir.</p>

<p>Adalet Bakanlığı Bilirkişilik Dairesi Başkanlığının resmi internet sayfasında 07/09/2020 tarihinde yayımlanan dava konusu Bilirkişilerin Uyacağı Rehber İlkeler ve Bilirkişi Raporlarında Bulunması Gereken Standartlar’ın 27. maddesinde ise,</p>

<p>“Kusurun tespiti normatif bir değerlendirmeyle mümkündür ve sadece hâkimin yetkisindedir. Bilirkişi münhasıran hâkimin yetkisinde olan, kusurluluk konusunda (asli/tali kusurlu, kusursuz, yüzdelik kusur oranı) herhangi bir değerlendirme yapamaz. Aksi yöndeki tutum bilirkişilik görevinin sınırlarını aşmayı ve hâkimin yerine geçmeyi ifade eder.” düzenlemesine yer verilmiştir.</p>

<p><strong>HUKUKİ DEĞERLENDİRME:</strong></p>

<p>6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu, 6754 sayılı Bilirkişilik Kanunu ve Bilirkişilik Yönetmeliği'nin yukarıda yer verilen maddeleri incelendiğinde; genel bilgi veya tecrübeyle ya da hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukukî bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulmasının yasak olduğu görülmektedir.</p>

<p>Bakılan uyuşmazlığın çözümü için, dava konusu "Bilirkişi münhasıran hâkimin yetkisinde olan, kusurluluk konusunda (asli/tali kusurlu, kusursuz, yüzdelik kusur oranı) herhangi bir değerlendirme yapamaz. Aksi yöndeki tutum bilirkişilik görevinin sınırlarını aşmayı ve hâkimin yerine geçmeyi ifade eder.” düzenlemesinde yer alan "kusurluluk konusu"nun, hakimlik mesleğinin gerektirdiği hukukî bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan bir konu olup olmadığının ortaya konulması gerekmektedir.</p>

<p>Haksız fiil bakımından kusur kavramı incelenecek olursa;</p>

<p>6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun, haksız fiil sorumluluğunu düzenleyen genel hüküm niteliğindeki 49. maddesinin birinci fıkrasına göre, kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür. Buna göre, bir kişinin bir başkasının uğradığı zararı tazminle yükümlü tutulabilmesi için bir sorumluluk temelinin bulunması gerekir. Bu itibarla, haksız fiil sorumluluğu kural olarak kusur esasına dayalıdır.</p>

<p>Ancak ceza hukukundan farklı olarak, haksız fiil alanında istisnaî olmakla birlikte kusursuz sorumluluk halleri de mevcuttur.</p>

<p>Haksız fiil sorumluluğunda kusurun kast ve ihmal olmak üzere iki türü vardır. Ceza hukukunda eylemin suç teşkil edebilmesi için failin kural olarak kastla hareket etmiş olması gerektiği halde, haksız fiilin gerçekleşmesi bakımından kusurun türü kural olarak önemli değildir. Kusurun varlığı sorumluluk doğurmakta, yokluğu ise sorumluluğu ortadan kaldırmaktadır. Kusurun derecesi ise, tazminat sorumluluğunun doğması bakımından değil, tazminat miktarının belirlenmesi bakımından önemlidir. Tazminat sorumluluğunun doğması için, en hafif ihmal dahi yeterlidir.</p>

<p>Bu konuda Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin 03/12/2020 tarih ve E:2019/5890, K:2020/8066 sayılı kararında; "Haksız fiile dayalı tazminat davalarında kusurun belirlenmesi tazminatın doğru tespitinde önemli bir yer tutmaktadır. BK.53.(TBK.74) maddesinde haksız eylemin “kusur” öğesi konusunda hukuk hakimine tanınan yetkiler iki bölüm olup, birincisi “kusur bulunup bulunmadığına”, öteki “kusurun derecesini ve zararın tutarını belirlemeye” ilişkindir. Hakim, kusurun derecesini ve zarar tutarını belirlemede tam bağımsızdır. HMK 266 madde (HUMK 275 md.) hükmüne göre de, kusur oranlarının belirlenmesi teknik değil hukuki bir konudur. Elde edilen teknik bulgulara göre hakim bu oranı belirlemede ihlal edilen kuralları gözönüne almalıdır.</p>

<p>Yukarıda da değinildiği üzere HMK'nın 266. maddesi uyarınca hakim, bilirkişilerce tespit edilen kusur oranları ile bağlı olmayıp kusura ilişkin teknik verileri kendisi değerlendirerek kusur oranlarını kendisi belirlemelidir. Mahkemece yapılacak iş; bilirkişilerce elde edilen teknik verilerin HMK'nın 266. maddesi çerçevesinde mahkeme hakimince değerlendirilerek, olayın oluş şekline göre davacıya ait otobüs sürücüsünün daha fazla ve asıl kusurlu olduğu gözetilerek, sürücülerin kusur oranlarının tespiti ile hasıl olacak sonuca göre karar vermekten ibaret olup, bu nedenle hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir." ifadeleri ile kusur konusunun teknik değil hukuki bir konu olduğu ve kusurun mahkemece belirleneceği belirtilmiştir.</p>

<p>Suç bakımından kusur kavramı incelendiğinde;</p>

<p>5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "Taksir" başlıklı 22. maddesinin 4. fıkrasında, taksirle işlenen suçtan dolayı verilecek olan cezanın, failin kusuruna göre belirleneceği, birden fazla kişinin taksirle işlediği suçlarda, herkesin kendi kusurundan dolayı sorumlu olacağı, her failin cezasının kusuruna göre ayrı ayrı belirleneceği kurala bağlanmıştır.</p>

<p>Türk Ceza Kanunu'nun 22. maddesinin gerekçesi şu şekildedir:</p>

<p>"...Taksirle işlenen suçlardan dolayı kusurluluk, bir değerlendirmeyle ancak olay hâkimi tarafından yapılabilir. Bu nedenle, taksirden dolayı kusurluluğun matematiksel olarak ifadesi mümkün değildir. Ancak, normatif değerlendirmeyle hâkim tarafından belirlenen kusurluluk göz önünde bulundurulmak suretiyle, suçun cezasında belli bir oranda indirim yapılabilir.</p>

<p>Taksir dolayısıyla kusurun belirlenmesi normatif bir değerlendirmeyle mümkün olmakla birlikte, somut olayda dikkat ve özen yükümlülüğünün ihlâl edilip edilmediğinin belirlenmesi açısından bilirkişi incelemesi yaptırılabilir. Örneğin ölümle sonuçlanan bir ameliyat sırasında hastaya yapılan tıbbi müdahalenin tekniğine uygun olarak yapılmış olup olmadığının belirlenmesi açısından bilirkişi incelemesine gerek bulunduğu muhakkaktır. Keza, ölüm veya yaralanma ile sonuçlanan bir trafik kazasında, sürücülerin trafik kurallarına uyup uymadıklarının, hangi trafik kuralının ne suretle ihlâl edildiğinin, trafiğe çıkarılan aracın teknik bakımdan herhangi bir arızasının olup olmadığının belirlenmesi açısından da bilirkişi incelemesi yapılabilir. Ancak, bu durumlarda, bilirkişinin yapacağı inceleme, işin tekniği ile sınırlı olmalıdır. Bunun dışında, bilirkişi tarafından münhasıran hâkimin yetkisinde bulunan kusurluluk konusunda herhangi bir değerlendirme yapılmamalıdır. Aksi yöndeki tutum, bilirkişilik görevinin sınırını aşmayı ve hâkimin yerine geçmeyi ifade eder.</p>

<p>Hâkim, bu teknik veriler çerçevesinde somut olayda failin kusurlu olup olmadığını takdir edecektir. Failin kusurlu bulunması durumunda, kusurun ağırlığı ve diğer sebepleri de göz önünde bulundurmak suretiyle suçun kanuni tanımındaki cezanın alt ve üst sınırı arasında bir cezaya hükmedecektir</p>

<p>Birden fazla kişinin taksirle işlediği suçlarda herkes kendi kusuru göz önünde bulundurulmak suretiyle sorumlu tutulur. Taksirli suçun kanuni tanımında belirlenen netice birden fazla kişinin karşılıklı olarak işledikleri taksirli fiiller sonucunda gerçekleşmiş olabilir. Örneğin bir trafik kazasında sürücü ile yaya veya her iki sürücü de taksirle hareket etmiş olabilir. Bu gibi durumlarda neticenin oluşumu açısından her kişinin taksirli fiili dolayısıyla kusurluluğu bir diğerinden bağımsız olarak belirlenmelidir.</p>

<p>Aynı şekilde birden fazla kişinin katılımıyla gerçekleştirilen bir ameliyatın ölüm veya sakatlıkla sonuçlanması durumunda, ameliyata katılan kişiler müştereken hareket etmektedirler. Ancak tıbbın gereklerine aykırılık dolayısıyla ölüm veya sakatlıkla sonuçlanan bu ameliyatta işlenen taksirli suçun işlenişi açısından suça iştirak kuralları uygulanamaz. Kanunun suça iştirake ilişkin hükümleri, kasten işlenen suçlarda suçun işlenişine iştirak eden kişilerin sorumluluk statülerini belirlemektedir. Birden fazla kişinin katılımıyla yapılan ameliyat sırasında meydana gelen ölüm veya sakatlık neticeleri bakımından her bir kişinin sorumluluğu kendi kusuru göz önünde bulundurulmak suretiyle belirlenmelidir. Bu tespitte diğer kişilerin kusurlu olup olmadığı hususu dikkate alınamaz. ..."</p>

<p>Türk Ceza Kanunu'nun 22. maddesinin gerekçesinde de ifade edildiği üzere, kusur değerlendirmesi ancak hakim tarafından yapılabilir. Bilirkişinin görevi ise, hukuk biliminin dışında kalan, teknik bilgi gerektiren alanda tarafların dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranışlarının varlığı/yokuluğunu tespitle sınırlı olup, bu tespitler üzerine hakim failin kusuruna göre vereceği cezayı takdir edecektir. Buna göre, örneğin bir trafik kazasında aracın hızının tespiti konusunda bilirkişi incelemesi yaptırılabilir ise de trafik kuralının ihlal edilip edilmediğinin tespiti görevi yargı yerine aittir.</p>

<p>Bu konuda, Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 05/09/2013 tarih ve E:2012/19402, K:2013/19286 sayılı kararında,"Taksirle işlenen suçlardan dolayı kusurluluk değerlendirmesi ancak mahkeme hakimi tarafından yapılabilecektir. Bu nedenle 5237 sayılı TCK'da, taksirden dolayı kusurluluğun matematiksel olarak ifadesinden vazgeçilmiştir. Taksir dolayısıyla kusurun belirlenmesi normatif bir değerlendirmeyle mümkün olmakla birlikte, konunun teknik bilgiyi gerektirmesi, hakimin hukuk bilgisiyle sorunu çözemeyeceği durumlarda, bilirkişi incelemesi yaptırılması da gerekebilir, ancak, bu durumlarda dahi, bilirkişinin inceleme yetkisi kusurlulukla ilgili olmayıp, işin tekniği ve norma aykırı davranışın belirlenmesi ile sınırlıdır.</p>

<p>5271 sayılı CMK'nın 62, 63. ve 67. maddelerinde de bilirkişinin atanması, bilirkişi raporu ve uzman mütalaası alınmasına ilişkin düzenlemelere yer verilerek çözümü uzmanlığı özel veya teknik bilgiyi gerektiren hallerde bilirkişinin oy ve görüşüne başvurulacağı belirtilmiştir. Ancak, bilirkişi raporlarının mahkemeyi bağlayıcı değil, delilleri değerlendirme vasıtalarından biri olduğu, mahkemelerin gerekçelerini açıklamak suretiyle bilirkişi raporlarına itibar edip etmeme hususunda takdir ve değerlendirme hakkına haiz bulunduğu bilirkişi tarafından münhasıran hakimin yetkisinde bulunan kusurluluk konusunda herhangi bir değerlendirme yapılmaması gerekmekle birlikte, bu yöndeki bir değerlendirmenin de hakimi bağlayıcı bir yönünün bulunmadığı unutulmamalıdır." ifadelerine yer verilmiştir.</p>

<p>Sonuç olarak, haksız fiilde kusur sorumluluğunda, hukuk biliminin dışında kalan, teknik bilgi gerektiren bir alanda konunun uzmanı bilirkişiye başvurularak elde edilen teknik verileri hakimin kendisi değerlendirerek, bir olayda kusurun kasıt veya ihmal derecesinde olduğunu, ihmal derecesinde ise ağır veya hafif ihmal olduğunu ya da olayın tesadüf sonucu ortaya çıkarak kusurdan arındığını tespit edecek, tazminat miktarını buna göre belirleyecektir. Ceza sorumluluğunda da taksirle işlenen suçlardan dolayı kusurluluğun matematiksel olarak ifadesi mümkün olmayıp, ancak, normatif değerlendirmeyle hâkim tarafından belirlenen kusurluluk göz önünde bulundurulmak suretiyle, suçun cezasında belli bir oranda indirim yapılabilecektir.</p>

<p>Bu durumda, Bilirkişilerin Uyacağı Rehber İlkeler ve Bilirkişi Raporlarında Bulunması Gereken Standartlar’ın 27. maddesinde yer alan “Bilirkişi münhasıran hâkimin yetkisinde olan, kusurluluk konusunda (asli/tali kusurlu, kusursuz, yüzdelik kusur oranı) herhangi bir değerlendirme yapamaz. Aksi yöndeki tutum bilirkişilik görevinin sınırlarını aşmayı ve hâkimin yerine geçmeyi ifade eder.” ibaresinde hukuka aykırılık görülmemiştir.</p>

<p>Bu itibarla, dava konusu düzenlemenin iptali yolundaki Daire kararında hukuki isabet bulunmamaktadır.</p>

<p><strong>KARAR SONUCU:</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>1. Davalı idarenin temyiz isteminin kabulüne;</p>

<p>2. Dava konusu düzenlemenin yukarıda özetlenen gerekçeyle iptaline ilişkin <strong>Danıştay Onuncu Dairesinin temyize konu 11/03/2025 tarih ve E:2021/3687, K:2025/1505 sayılı kararının BOZULMASINA,</strong></p>

<p>3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Daireye gönderilmesine,</p>

<p>4. Kesin olarak, 07/01/2026 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.</p>

<p>Başkan - Üye - Üye - Üye - Üye - Üye - Üye - Üye - Üye - Üye - Üye - Üye - Üye</p>

<p><strong>KARŞI OY </strong></p>

<p>X-Temyiz edilen kararla ilgili dosyanın incelenmesinden; Danıştay Onuncu Dairesince verilen kararın usul ve hukuka aykırı bulunmadığı, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenlerinin kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı anlaşıldığından, temyiz isteminin reddi ile temyize konu kararın onanması gerektiği oyuyla, karara katılmıyoruz.</p>

<p>Üye - Üye - Üye</p>

<p>---</p>

<p>---</p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p><strong>T.C.<br />
D A N I Ş T A Y<br />
ONUNCU DAİRE<br />
Esas No : 2021/3687<br />
Karar No : 2025/1505</strong></p>

<p>DAVACI : ...</p>

<p>DAVALI : ... Bakanlığı / ...<br />
VEKİLİ : Av. ...</p>

<p><strong>DAVANIN_KONUSU : </strong>Adalet Bakanlığı Bilirkişilik Daire Başkanlığının resmi internet sayfasında 07/09/2020 tarihinde yayımlanan Bilirkişilerin Uyacağı Rehber İlkeler ve Bilirkişi Raporlarında Bulunması Gereken Standartlar’ın 27. maddesinde yer alan “Bilirkişi münhasıran hâkimin yetkisinde olan, kusurluluk konusunda (asli/tali kusurlu, kusursuz, yüzdelik kusur oranı) herhangi bir değerlendirme yapamaz. Aksi yöndeki tutum bilirkişilik görevinin sınırlarını aşmayı ve hâkimin yerine geçmeyi ifade eder.” ibaresinin iptali istenilmektedir.</p>

<p><strong>DAVACININ_İDDİALARI : </strong>Dava konusu Standartlar’ın davalı idarenin internet sitesinde yayımlandığı 07/09/2020 tarihinden sonra tarafınca hazırlanan bilirkişi raporlarının incelendiği ve uyarma yaptırımının uygulandığı, dava konusu Standartlar’ın kendisine UETS üzerinden tebliğ edilmesi imkanı varken bunun yapılmadığı, ilanen bildirim yapılmasının işlemi sakatladığı, ilanda hangi kanun yollarına, hangi mercilere ne zaman başvurulacağının belirtilmediği, dava konusu genel düzenleyici işlemin geriye yönelik hüküm ve sonuç doğuramayacağı, yaptırıma esas bilirkişi raporlarının Standartlar’ın yayım tarihinden önce düzenlendiği, disiplin soruşturmasının dayanağı olmadığını anlayan idarenin, işlemlerin dayanağı olması amacıyla dava konusu düzenlemeyi hazırladığı, suçta ve cezada kanunilik ilkesi uyarınca hangi fiillerin suç sayıldığının ve bu fiillere verilecek cezaların hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak şekilde kanunda gösterilmesi; kuralın açık, anlaşılır ve sınırlarının belirlenmiş olması gerektiği, 6754 sayılı Bilirkişilik Kanunu'nda yer almayan, bilirkişilerin "kusur oranı hesaplaması, yüzdelik kusur bildirmesi" fiillerinin, dava konusu düzenlemenin 27. maddesi ile bilirkişilerin cezalandırılması gereken fiiller hâline getirildiği, Anayasa'nın 38. maddesinin 1. fıkrası gereğince suç ve cezanın ancak kanunla belirlenebileceği, dava konusu düzenlemenin iptal edilmesi gerektiği ileri sürülmektedir.</p>

<p><strong>DAVALININ SAVUNMASI : </strong>Savunma verilmemiştir.</p>

<p><strong>DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ: ...<br />
DÜŞÜNCESİ :</strong> Yasal düzenlemeleri aşar nitelikteki dava konusu düzenlemenin hukuka ve mevzuata aykırı olduğu, bu nedenle iptali gerektiği düşünülmektedir.</p>

<p><strong>DANIŞTAY SAVCISI: ...<br />
DÜŞÜNCESİ : </strong>Dava, bilirkişi olan davacının Bilirkişilik Kanununun 13/1-ç ve 13/2 maddeleri gereği uyarılmasına ilişkin ... tarih ve ... karar sayılı ... Bilirkişilik Bölge</p>

<p>Kurul Başkanlığı işlemi ile bu işleme yaptığı itirazın reddine dair 18/11/2020 tarih ve 2020/418 karar sayılı ... Bilirkişilik Bölge Kurulu işleminin ve 08/09/2020 tarihinde Bilirkişi Daire Başkanlığının internet sitesinde yayımlanan "Bilirkişilerin Uyacağı Rehber İlkeler ve Bilirkişi Raporlarında Bulunması Gereken Standartların 27.'nci maddesinin iptali istemiyle açılmıştır.</p>

<p>6754 sayılı Bilirkişilik Kanununun 2/b maddesinde, Bilirkişi: Çözümü uzmanlığı, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde oy ve görüşünü sözlü veya yazılı olarak vermesi için başvurulan gerçek veya özel hukuk tüzel kişisi olarak ifade edilmiştir. 3. maddesinde; (1) Bilirkişinin, görevini dürüstlük kuralları çerçevesinde bağımsız, tarafsız ve objektif olarak yerine getireceği, (2) Bilirkişinin, raporunda çözümü uzmanlığı, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hususlar dışında açıklama yapamayacağı; hukuki nitelendirme ve değerlendirmelerde bulunamayacağı, (3) Genel bilgi veya tecrübeyle ya da hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukuki bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamayacağı, (4) Bilirkişinin, kendisine tevdi olunan görevi bizzat yerine getirmekle yükümlü olup, görevinin icrasını kısmen yahut tamamen başka bir kimseye devredemeyeceği, hükme bağlanmıştır.</p>

<p>Aynı Kanunun 13. maddesinin 1. fıkrasında, bilirkişilerin, sicilden ve listeden çıkarılacağı şartlar belirlenmiş, ç) bendinde; 3 üncü maddede belirtilen temel ilkelere aykırı olarak bilirkişilik faaliyetinde bulunulması hali sayılmış, 2. fıkrasında da; birinci fıkranın (b), (c), (ç) ve (d) bentlerinde belirtilen hâllerde ihlalin niteliğine göre sicilden ve listeden çıkarma yaptırımı yerine uyarma veya bir yıla kadar geçici süreyle listeden çıkarma yaptırımının uygulanabileceği hükmü getirilmiştir. 14. maddesinin 1. fıkrasında ise; bilirkişilerin, görevleriyle ilgili tutum ve davranışlarının veya hazırladıkları raporların ilgili mevzuata uygunluğu bakımından bölge kurulları tarafından resen veya başvuru üzerine denetleneceği, 15. maddesinde de; Bölge kurulu kararlarına karşı, kararın tebliğ veya ilan tarihinden itibaren otuz gün içinde kararı veren bölge kuruluna itiraz edileceği, Bölge kurulunun itiraz üzerine verdiği kararlara karşı yetkili idare mahkemesine dava açılabileceği, hükmüne yer verilmiştir.</p>

<p>Anılan Kanun hükmüne dayanılarak hazırlanmış ve 03.08.2017 tarih ve 30143 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanmış olan Bilirkişilik Yönetmeliği'nin, 11'inci maddesinin 2. Fıkrasında, bilirkişinin görevlendirildiği konuda uzmanlık bilgisi ve tecrübesinin yeterli olmadığını, konunun kendi uzmanlık alanına girmediğini, varsa görevi kabulden kaçınmasını haklı kılacak mazeretini görevlendirmeyi yapan mercie bildirmekle yükümlü olduğu, "Sicil ve listeden çıkarılma" başlıklı 48. maddesinde; (1) Bilirkişilerin; a) Bilirkişiliğe kabul şartlarının kaybedilmesi veya sicile kabul tarihinde gerekli şartların bulunmadığının sonradan tespit edilmesi. b) Kanuni bir sebep olmaksızın bilirkişilik yapmaktan kaçınılması veya raporun belirlenen süre içinde mazeretsiz olarak verilmemesi. c) Bilirkişilik görevi ve bu görevin gerektirdiği etik ilkelerle bağdaşmayan, güven duygusunu sarsıcı tutum ve davranışlarda bulunulması. ç) Temel ilkelere aykırı olarak bilirkişilik faaliyetinde bulunulması. d) Bölge kurulu tarafından yapılacak performans değerlendirmeleri sonucunda yeterli bulunulmaması. e) Bilirkişilik süresinin dolmasına rağmen süresi içerisinde yenileme talebinde bulunulmaması. f) Bilirkişinin sicilden ve listeden çıkarılmayı talep etmesi. şartlardan birinin gerçekleşmesi hâlinde sicilden ve listeden çıkarılacağı, (2) Birinci fıkranın (b), (c), (ç) ve (d) bentlerinde belirtilen hâllerde ihlalin niteliğine göre sicilden ve listeden çıkarma yaptırımı yerine uyarma veya bir yıla kadar geçici süreyle listeden çıkarma yaptırımı uygulanabileceği, kurala bağlanmış, "Denetim ve inceleme" başlıklı 59. maddesinde; (1) bilirkişilerin, görevleriyle ilgili tutum ve davranışlarının veya hazırladıkları raporların mevzuata uygunluğu bakımından bölge kurulları tarafından resen veya başvuru üzerine denetleneceği, (2) görevlendirmeyi yapan merciin, görevlendirdiği bilirkişinin göreviyle ilgili tutum ve davranışlarının veya hazırladığı raporun mevzuata uygun olmadığına ilişkin kanaat edinmesi durumunda, varsa dayanak bilgi ve belgeleri de ekleyerek, bu hususu bölge kuruluna bildireceği, (3) Bilirkişi raporlarının özel veya teknik bilgi yönünden içeriğine ilişkin bölge kurullarına başvuru yapılamayacağı, 60. maddesinde; (1) Bölge kurullarının, bilirkişi raporlarının kanun, tüzük, yönetmelik ve genelgelerde gösterilen usul ve esaslara uygun hazırlanıp hazırlanmadığı ile Daire Başkanlığı tarafından belirlenen rehber ilkelerle bağdaşıp bağdaşmadığı hususlarını denetleyeceği, (2) Bölge kurullarının, bilirkişi raporlarını özel veya teknik bilgi yönünden denetleyemeyeceği, (3) Bilirkişi raporlarına ilişkin yargı mercileri tarafından yapılacak denetimlerin bu Yönetmelik kapsamı dışında olduğu, 61. maddesinde; (1) Bölge kurulu başkanının, bilirkişilik temel ilkeleri ile etik ilkeleri ihlal ettiği iddia edilen bilirkişiler hakkında başvuru üzerine veya resen gerekli inceleme ve araştırmayı bizzat yapabileceği gibi bölge kurulu üyelerinden biri vasıtasıyla da yapabileceği, Bölge kurulu başkanı veya görevlendirilen üyenin, bizzat veya istinabe suretiyle delilleri toplayacağı, gerekli gördüğü kimselerin beyanlarını alacağı ve yapacağı inceleme sonucunda hazırladığı raporu bölge kuruluna sunacağı, (2) Bilirkişi hakkındaki incelemenin, ivedilikle ve her halde başvuru veya resen incelemeye başlama tarihinden itibaren en geç altı ay içinde sonuçlandırılacağı, (3) Bölge kurulu başkanı veya görevlendirilen üyenin, inceleme sırasında yargı mercilerinden, kamu kurum ve kuruluşlarından, meslek odalarından, özel hukuk tüzel kişilerinden ve gerçek kişilerden inceleme konusuyla ilgili bilgi ve belge talep edebileceği, ilgililerce bu talebin yerine getirilmesinin zorunlu olduğu, 62. maddesinde; (1) Bilirkişi raporlarının özel veya teknik bilgi yönünden içeriğine ilişkin bölge kurullarına yapılan başvuruların incelenmeksizin reddedileceği, bu yöndeki başvuruların görevlendirmeyi yapan merci ile bilirkişinin bağlı bulunduğu meslek kuruluşu veya görev yaptığı kuruluşlara gönderileceği, (2) Bilirkişiler hakkında yapılan denetim sonucunda 48 inci maddenin birinci fıkrasının (a), (b), (c), (ç) ve (d) bentlerinde belirtilen şartlardan birinin gerçekleşmesi hâlinde sicilden ve listeden çıkarma kararı verileceği, (3) Bilirkişiler hakkında yapılan denetim sonucunda 48 inci maddenin birinci fıkrasının (b), (c), (ç) ve (d) bentlerinde belirtilen hâllerde ihlalin niteliğine göre sicilden ve listeden çıkarma yaptırımı yerine uyarma veya bir yıla kadar geçici süreyle listeden çıkarma yaptırımı uygulanabileceği, (4) Bilirkişilik sicili ve listesinde kayıtlı olmayıp da 50 nci maddenin dördüncü fıkrası uyarınca görevlendirilenler ile listeye kaydolmaktan muaf tutulanların, temel ilkeler ile etik ilkelere aykırı olarak bilirkişilik faaliyetinde bulunduklarının tespit edilmesi hâlinde, görevlendirmeyi yapan merciin yetki çevresinde bulunan bölge kurulu tarafından resen veya başvuru üzerine denetim ve incelemeye tabi tutularak, bölge kurulu kararı ile bilirkişilik yapmaktan yasaklanabileceği, bu kararın, ilan edilmek üzere Daire Başkanlığına bildirileceği,(...), kuralı getirilmiştir.</p>

<p>6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 273'ncü maddesi 1/a bendinde, mahkeme bilirkişinin görevlendirilmesine ilişkin kararında inceleme konusunun bütün sınırlarıyla ve açıkça belirlenmesi b) bendinde bilirkişinin cevaplaması gereken soruları belirleyeceği, Bilirkişi Açıklamalarının tespiti ve rapor başlıklı 279'ncu maddesinin 4'ncü fıkrasında "Bilirkişi raporunda ve sözlü açıklamaları sırasında çözümü uzmanlığı özel veya teknik bilgiyi gerektiren hususlar dışında açıklama yapamaz, hakim tarafından yapılması gereken hukuki nitelendirme ve değerlendirme bulunamaz" hükmüne yer verilmiştir.</p>

<p>İncelenen dosyadan, ... Bilirkişilik Bölge Kurulu Listesinde bilirkişi olarak yer alan davacının UYAP Bilişim Sistemi Bilirkişi raporları arşiv araştırma kaydı sorgulama ekranında yer alan bilirkişi raporlarının re'sen incelenmesi sonucu raporlarında hukuki nitelendirme ve değerlendirmeler de bulunduğu ve kayıtlı uzmanlık alanları içinde "sigorta" uzmanlık alanı bulunmamasına rağmen "Motorlu Araç Değer Kaybı" alt uzmanlık alanının inceleme alanının konusuna giren rapor düzenlediği hususunda davacıdan alınan yazılı savunma sonrası davacının 6754 sayılı Kanunun 13/1-c ve 13/2 maddeleri uyarınca uyarılmasına ilişkin işlem üzerine bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.</p>

<p>08/09/2020 tarihinde Daire Başkanlığının internet sitesinde yayımlanan dava konusu düzenlemenin 27. maddesinde; "Kusurun tespiti normatif bir değerlendirmeyle mümkündür ve sadece hakimin yetkisindedir. Bilirkişi münhasıran hakimin yetkisinde olan kusurluluk konusunda (asli/tali kusurlu, kusursuz, yüzdelik kusur oranı) herhangi bir değerlendirme yapamaz. Aksi yöndeki tutum bilirkişilik görevinin sınırlarını aşmayı ve hakimin yerine geçmeyi ifade eder." kuralına yer verilmiştir.</p>

<p>08/09/2020 tarihinde Daire Başkanlığının internet sitesinde yayımlanan Düzenleyici işlem yönünden yapılan incelemede;</p>

<p>Yukarıda yer alan yasal düzenlemelere göre çözümü ve uzmanlığı ve özel teknik bilgiyi gerektiren hallerde bilirkişiye başvurulacağı belirtilmiştir. Kural olarak bilirkişinin yetkisi kendine verilen görevle sınırlı olmalıdır. Buna göre davanın türü ve maddi olayın niteliğine, göre hakim tarafından belirlenen soru çerçevesinde rapor hazırlamakla sorumlu olan bilirkişi tarafından inceleme konusunun sınırını aşacak nitelikte hukuki değerlendirme yapmasına olanak bulunmadığından söz konusu düzenlemede hukuka ve yasaya aykırılık görülmemiştir.</p>

<p>Davacının uyarılmasına ilişkin olarak tesis edilen işlem yönünden;</p>

<p>Davacıya ... Bilirkişilik Bölge Kurulu Başkanlığı tarafından uyarma yaptırımı uygulanmasına ilişkin işlemin sebebinin, davacının bilirkişi raporlarında tarafların kusur oranların ve kusur durumlarını belirterek hukuki nitelendirmede bulunduğu, bunun Bilirkişilik Kanununun 3/2 maddesine aykırı olduğu, birçok dosyada hukuki nitelendirmede bulunduğu uzmanlık alanı içinde yer almayan "Sigorta Temel Uzmanlık Alanının" "Motorlu Araç Değer Kaybı" alt uzmanlık alanında rapor düzenlemek olduğu anlaşılmaktadır. Davacının çözümü özel ve teknik bilgiyi gerektiren sorunun mahkemece açıkça belirtildiği konu kapsamı sınırlarının açıkça gösterilerek görevlendirildiği, buna göre düzenlediği raporların mahkeme hakimince kabul edildiği, UYAP'ta görev seçiminde kusur oranının tespiti altında başlık bulunduğu hususundaki iddialarının aksi yönde bir tespitin yapılmadığı, bilirkişinin kendisinden istenilen inceleme konusu ile sınırlı sorumluluğu bulunduğu gözönünde alındığında düzenlediği raporlarda kusur, kusur oranının belirlenmesi nedeniyle hukuki nitelendirme yaptığından bahisle uyarma yaptırımı uygulamasında hukuki isabet bulunmamakla birlikte, raporların bir kısmında maddi olguların ilgili mevzuat kapsamında uygun olup olmadığı yönünden hukuki değerlendirmelerde bulunduğu, makine mühendisi olan davacının sigorta "temel uzmanlık alanının" "Motorlu araç değer kaybı" alt uzmanlık alanının inceleme konusuna giren hasar hesabı yapmak suretiyle rapor düzenlediği anlaşıldığından, Bilirkişi Yönetmeliği'nin 11/2'nci fıkrasını ihlal eden davacıya uyarma yaptırımı uygulanmasına ilişkin işlemde hukuk aykırılık görülmemiştir.</p>

<p>Açıklanan nedenlerle davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.</p>

<p><br />
<strong>TÜRK MİLLETİ ADINA</strong><br />
Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:</p>

<p><strong>MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ :</strong></p>

<p>... Bilirkişilik Bölge Kurulu Başkanlığınca, listelerinde kayıtlı olan ve kusur durumuna göre bilirkişi raporu hazırlayıp Bilirkişilik Kanunu’nun 3. maddesinin 2. fıkrasına ve 13. maddesinin 1. fıkrasının (ç) bendine aykırılık teşkil edecek şekilde hukuki nitelendirme ve değerlendirmelerde bulunduğu ileri sürülen bilirkişilerin UYAP Bilişim Sistemi Bilirkişi Raporları Arşiv Kaydı Sorgulama ekranına göre sunmuş oldukları raporların içerikleri hakkında, 6754 sayılı Bilirkişilik Kanunu’nun 9. maddesinin 1. fıkrasının (e) bendi ve Bilirkişilik Yönetmeliği’nin 59. ve devamı maddeleri uyarınca inceleme başlatılmıştır.</p>

<p>Kamulaştırma (Mühendis, Mimar, Şehir Plancıları), Güneş Enerjisi, Rüzgar Enerjisi, Nükleer Enerji, Enerji Verimliliği, Basınçlı Hava Tesisatı, Basınçlı Kaplar, Buhar Tesisatı, Doğal Gaz Tesisatı, Havalandırma Tesisatı, Hijyenik (Temiz Oda ve Ameliyathane) Klima Tesisatı, Isıtıcı, Soğutucu, Klima, İklimlendirme Cihazları, Kalite Yönetimi, Klima Tesisatı, Lpg Tesisatı, Alet ve Makine Değerleme, Mekanik Tesisatı (Isı Yalıtımı, Sıhhi Tesisat, Pis Su Tesisatı, Isıtma Tesisatı), Motorlu Taşıt, Trafik Kazalarına Sebebiyet Veren Teknik Sorunlar, Soğutma Tesisatı, Makine ve Teçhizat, Araç, Ekipman, Alet, İş Makinaları Gibi Menkul İşletme Tesisatının Değerlemesi, Yangın Söndürme Tesisatı, Yangın Algılama ve Uyarma Sistemleri, Kamulaştırma (Mühendis, Mimar, Şehir Plancıları), Adli Trafik, İz İncelemeleri, Asansör Tesisatı, Hidrolik Pnömatik Sistemler, Kaldırma ve İletme Makinaları, Medikal Gaz Tesisatı, Sanayi Tipi Mutfak ve Çamaşırhane Tesisatı, Yüzme Havuzu ve Filtrasyon Tesisatı, Arıtma Tesisatı, İş Sağlığı ve Güvenliği uzmanlık alanlarında bilirkişi olarak görev yapan davacının, ... ... ...... ... ... sayılı dosyalarında bilirkişi olarak görevlendirildiği, bu kapsamda düzenlenen raporların bir kısmında tarafların kusur oranlarını ve kusur durumlarını belirlemek suretiyle hukuki nitelendirme veya değerlendirmelerde bulunduğu, bir kısmında ise "sigorta" temel uzmanlık alanı ve "motorlu araç değer kaybı" alt uzmanlık alanında uzmanlığı bulunmamasına karşın bu alanın konusuna girecek şekilde rapor düzenlediği iddiasıyla davacı hakkında inceleme başlatılmıştır.</p>

<p>İnceleme sonucunda, ... Bilirkişilik Bölge Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararı ile 6754 sayılı Bilirkişilik Kanunu’nun 13. maddesinin 1. fıkrasının (ç) bendi ve 2. fıkrası gereğince davacının uyarılmasına karar verilmiştir.</p>

<p>Bu karara karşı davacı tarafından itiraz edilmesi üzerine ... Bilirkişilik Bölge Kurulunun 18/11/2020 tarih ve 2020/418 sayılı kararı ile itirazın reddine karar verilmiştir.<br />
Bunun üzerine anılan Standartlar’ın ilgili kısmı ile birlikte Kurul kararlarının iptali istemiyle açılan dava sonucunda ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararı ile dava dilekçesinin reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Anılan kararın 30/04/2021 tarihinde tebliğinin ardından davacı tarafından Kurul kararları ile Standartlar'a karşı ayrı dilekçeler ile dava açılması sonucunda, Adalet Bakanlığı Bilirkişilik Daire Başkanlığının resmi internet sayfasında 07/09/2020 tarihinde yayımlanan Bilirkişilerin Uyacağı Rehber İlkeler ve Bilirkişi Raporlarında Bulunması Gereken Standartlar’ın 27. maddesinde yer alan “Bilirkişi münhasıran hâkimin yetkisinde olan, kusurluluk konusunda (asli/tali kusurlu, kusursuz, yüzdelik kusur oranı) herhangi bir değerlendirme yapamaz. Aksi yöndeki tutum bilirkişilik görevinin sınırlarını aşmayı ve hâkimin yerine geçmeyi ifade eder.” ibaresinin iptali istemini içeren dilekçe üzerine oluşturulan dava dosyası ... İdare Mahkemesinin... tarih ve E:..., K:... sayılı kararı ile Danıştay'a gönderilmiş ve Dairemizin 2021/3687 sayılı esasına kaydedilmiştir.</p>

<p><strong>İNCELEME VE GEREKÇE :<br />
ESAS YÖNÜNDEN:</strong></p>

<p>İlgili Mevzuat:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>04/02/2011 tarih ve 27836 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun;</p>

<p>"Bilirkişiye başvurulmasını gerektiren hâller" başlıklı 266. maddesinde,</p>

<p>"(1) Mahkeme, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden, bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir. Ancak genel bilgi veya tecrübeyle ya da hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukukî bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamaz. Hukuk öğrenimi görmüş kişiler, hukuk alanı dışında ayrı bir uzmanlığa sahip olduğunu belgelendirmedikçe, bilirkişi olarak görevlendirilemez." hükmüne;<br />
"Bilirkişilik görevinin kapsamı" başlıklı 269. maddesinde,<br />
"(1) Bilirkişilik görevi, mahkemece yapılan davete uyup tayin edilen gün ve saatte mahkemede hazır bulunmayı, yemin etmeyi ve bilgisine başvurulan konuda süresinde oy ve görüşünü mahkemeye bildirmeyi kapsar.<br />
..." hükmüne;</p>

<p>"Bilirkişinin görev alanının belirlenmesi" başlıklı 273. maddesinde,</p>

<p>"(1) Mahkeme, tarafların da görüşünü almak suretiyle bilirkişinin görevlendirilmesine ilişkin kararında, aşağıda belirtilen hususlara yer vermek zorundadır:<br />
a) İnceleme konusunun bütün sınırlarıyla ve açıkça belirlenmesi.<br />
b) Bilirkişinin cevaplaması gereken sorular.<br />
c) Raporun verilme süresi.</p>

<p>(2) Bilirkişiye, görevlendirme yazısının ekinde, inceleyeceği şeyler, dizi pusulasına bağlı olarak ve gerekiyorsa mühürlü bir biçimde teslim edilir; ayrıca bu husus tutanakta gösterilir." hükmüne;<br />
"Bilirkişi açıklamalarının tespiti ve rapor" başlıklı 279. maddesinde,</p>

<p>"(1) Mahkeme, bilirkişinin oy ve görüşünü yazılı veya sözlü olarak bildirmesine karar verir.<br />
(2) Raporda, tarafların ad ve soyadları, bilirkişinin görevlendirildiği hususlar, gözlem ve inceleme konusu yapılan maddi vakıalar, gerekçe ve varılan sonuçlarla, bilirkişiler arasında görüş ayrılığı varsa, bunun sebebi, düzenlenme tarihi ve bilirkişi ya da bilirkişilerin imzalarının bulunması gerekir. Azınlıkta kalan bilirkişi, oy ve görüşünü ayrı bir rapor hâlinde de mahkemeye sunabilir.</p>

<p>(3) Mahkeme, bilirkişinin oy ve görüşünü sözlü olarak açıklamasına karar verirse, bilirkişinin açıklamaları tutanağa geçirilir ve tutanağın altına bilirkişinin de imzası alınır. Kurul hâlinde görevlendirme söz konusu ise bilirkişilerin bilgilerine başvurulan hususu hemen aralarında müzakere etmelerine imkân tanınır ve müzakere sonucunda açıklanan oy ve görüş, tutanakla tespit edilip; tutanağın altı, bilirkişilere imza ettirilir.</p>

<p>(4) Bilirkişi, raporunda ve sözlü açıklamaları sırasında çözümü uzmanlığı, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hususlar dışında açıklama yapamaz; hâkim tarafından yapılması gereken hukuki nitelendirme ve değerlendirmelerde bulunamaz." hükmüne;<br />
"Bilirkişinin oy ve görüşünün değerlendirilmesi" başlıklı 282. maddesinde,</p>

<p>"(1) Hâkim, bilirkişinin oy ve görüşünü diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirir." hükmüne yer verilmiştir.<br />
24/11/2016 tarih ve 29898 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 6754 sayılı Bilirkişilik Kanunu'nun;<br />
"Temel ilkeler" başlıklı 3. maddesinde,</p>

<p>"(1) Bilirkişi, görevini dürüstlük kuralları çerçevesinde bağımsız, tarafsız ve objektif olarak yerine getirir.</p>

<p>(2) Bilirkişi, raporunda çözümü uzmanlığı, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hususlar dışında açıklama yapamaz; hukuki nitelendirme ve değerlendirmelerde bulunamaz.</p>

<p>(3) Genel bilgi veya tecrübeyle ya da hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukuki bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamaz.<br />
...<br />
(6) Çözümü uzmanlığı, özel veya teknik bilgiyi gerektiren sorun açıkça belirtilmeden ve inceleme yaptırılacak konunun kapsamı ile sınırları açıkça gösterilmeden bilirkişi görevlendirilemez.<br />
...<br />
(8) Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi ile bu Sisteme entegre bilişim sistemleri veya yazılımlar vasıtasıyla ulaşılabilen bilgiler veya çözülebilen sorunlar için bilirkişiye başvurulamaz." hükmü;<br />
"Bilirkişilik Daire Başkanlığı ve görevleri" başlıklı 6. maddesinde,<br />
"(1) Bilirkişilik hizmetlerinin etkin, düzenli ve verimli bir şekilde yürütülmesini sağlamak amacıyla bu Kanunla verilen görevleri yerine getirmek üzere Adalet Bakanlığı Hukuk İşleri Genel Müdürlüğü bünyesinde Bilirkişilik Daire Başkanlığı kurulur. Daire Başkanlığı, bir daire başkanı ile yeteri kadar tetkik hâkimi ve diğer personelden oluşur.<br />
(2) Daire Başkanlığının görevleri şunlardır:<br />
...<br />
ç) Temel ve alt uzmanlık alanlarına göre bilirkişilerin uyacağı rehber ilkeleri ve hazırlayacağı raporların standardını belirlemek.<br />
..." hükmü;</p>

<p>"Bilirkişilik sicilinden ve listesinden çıkarılma" başlıklı 13. maddesinde,<br />
"(1) Bilirkişiler, aşağıdaki şartlardan birinin gerçekleşmesi hâlinde sicilden ve listeden çıkarılır: ...<br />
ç) 3 üncü maddede belirtilen temel ilkelere aykırı olarak bilirkişilik faaliyetinde bulunulması.<br />
...<br />
(2) Birinci fıkranın (b), (c), (ç) ve (d) bentlerinde belirtilen hâllerde ihlalin niteliğine göre sicilden ve listeden çıkarma yaptırımı yerine uyarma veya bir yıla kadar geçici süreyle listeden çıkarma yaptırımı uygulanabilir." hükmü;<br />
"Yönetmelik" başlıklı 18. maddesinde,<br />
"(1) Bu Kanunun uygulanmasına ilişkin yönetmelikler Bakanlık tarafından yürürlüğe konulur. " hükmü yer almıştır.<br />
03/08/2017 tarih ve 30143 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Bilirkişilik Yönetmeliği'nin 5. maddesinde, Kanun'un 3. maddesi aynı başlıkla ve aynı metin olarak yer almıştır.<br />
Adalet Bakanlığı Bilirkişilik Dairesi Başkanlığının resmi internet sayfasında 07/09/2020 tarihinde yayımlanan dava konusu Bilirkişilerin Uyacağı Rehber İlkeler ve Bilirkişi Raporlarında Bulunması Gereken Standartlar’ın 27. maddesinde,<br />
“Kusurun tespiti normatif bir değerlendirmeyle mümkündür ve sadece hâkimin yetkisindedir. Bilirkişi münhasıran hâkimin yetkisinde olan, kusurluluk konusunda (asli/tali kusurlu, kusursuz, yüzdelik kusur oranı) herhangi bir değerlendirme yapamaz. Aksi yöndeki tutum bilirkişilik görevinin sınırlarını aşmayı ve hâkimin yerine geçmeyi ifade eder.” düzenlemesine yer verilmiştir.</p>

<p>Dava Konusu Düzenlemenin İncelenmesi:<br />
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun bilirkişiliğe yönelik maddeleri incelendiğinde; mahkemenin, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde, taraflardan birinin talebi üzerine veyahut kendiliğinden, bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar vereceği; hâkimlik mesleğinin gerektirdiği genel ve hukuki bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamayacağı; bilirkişinin, raporunda ve sözlü açıklamaları sırasında çözümü uzmanlığı, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hususlar dışında açıklama yapamayacağı, hâkim tarafından yapılması gereken hukuki nitelendirme ve değerlendirmelerde bulunamayacağı; hâkimin, bilirkişinin oy ve görüşünü diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendireceği kural altına alınmıştır.</p>

<p>6754 sayılı Bilirkişilik Kanunu'nun 3. maddesinde de 6100 sayılı Kanun'da yer alan hükümlere benzer şekilde; bilirkişinin, raporunda çözümü uzmanlığı, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hususlar dışında açıklama yapamayacağı; hukuki nitelendirme ve değerlendirmelerde bulunamayacağı; genel bilgi veya tecrübeyle ya da hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukuki bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamayacağı kural hâline getirilmiştir.</p>

<p>Esasen anılan hükümler, 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın, yargı yetkisinin, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılmasını öngören 9. maddesinin zorunlu ve doğal sonucu olup; çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektirmeyen ya da hâkimlik mesleğinin gerektirdiği genel ve hukuki bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulması, yargı yetkisinin devri anlamına gelebileceğinden, mümkün değildir.</p>

<p>Nitekim bu husus, 6754 sayılı Bilirkişilik Kanunu'nun 3. maddesinin 2. fıkrasının gerekçesinde, "...uyuşmazlığın çözümü, hâkimin hukuk bilgisi dışında özel veya teknik bilgiyi gerektirmesi halinde bilirkişi görevlendirilebilecektir. Özel bilgiden maksat, hukuk bilimi dışında belirli bir bilim dalının araştırıp ortaya koyduğu sonuçlara ilişkin bilgidir. Teknik bilgiden maksat ise fizik, kimya, matematik gibi pozitif bilimlerin verilerinden elde edilen bilgidir. Düzenlemeyle bilirkişinin, raporunda veya yargı mercilerinin önünde sözlü olarak oy ve görüşünü açıkladığı sırada hukuki değerlendirmelerde bulunamayacağı hususu açık ve kesin olarak hüküm altına alınmaktadır. Çünkü iddia edilen eylemin veya maddi vakıaların hukuki niteliğinin tayini ve bunların delillerle ilişkilendirilerek bir sonuca varılması yani hukukun olaya uygulanması, bilirkişinin değil hâkimin asli görevidir. Bilirkişinin asıl fonksiyonu, hâkim tarafından ortaya konulan teknik konu-hukuki konu ayrımı doğrultusunda herhangi bir hukuki değerlendirmede bulunmadan sahip olduğu özel ve teknik bilgiyi mahkemeye iletmek veya bu bilgiyi somut uyuşmazlığa uygulamak suretiyle varmış olduğu sonuçları aktarmaktan ibarettir. ..." ifadelerine yer verilmek suretiyle açıklanmıştır.</p>

<p>Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlük'te, oy; "bir toplantıya katılanların, bir sorunla ilgili birkaç seçenekten birini tercih etmesi"; görüş ise "bir olay, varlık veya düşünce üzerinde varılan yargı, fikir; kanaat" olarak tanımlanmıştır.</p>

<p>Çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde, mahkemece bütün sınırları ile açıkça belirlenen ve soruları hazır edilen inceleme konusu hakkında oy ve görüşünün alınmasına karar verilen bilirkişi, çizilen sınırlar dahilinde soruları cevaplandıracak şekilde raporunu hazırlamak, oy ve görüşünü ortaya koymakla yükümlüdür. 6754 sayılı Kanun'un gerekçesinde de ifade edildiği gibi, bilirkişinin asıl fonksiyonu, hâkim tarafından ortaya konulan teknik konu - hukuki konu ayrımı doğrultusunda herhangi bir hukuki değerlendirmede bulunmadan sahip olduğu özel ve teknik bilgiyi mahkemeye iletmek veya bu bilgiyi somut uyuşmazlığa uygulamak suretiyle varmış olduğu sonuçları aktarmaktan ibarettir.</p>

<p>Buna göre, 6100 ve 6754 sayılı Kanunların lafzı, amacı ve gerekçesi birlikte değerlendirildiğinde; bilirkişinin hukuk bilimi dışındaki özel ve teknik bilgisini mahkemece yöneltilen sorular çerçevesinde somut olaya uygulaması suretiyle ulaştığı sonucu ifade eden "kusurluluk (asli/tali kusurlu, kusursuz, yüzdelik kusur oranı)" tespitinin, bilirkişiye 6100 ve 6754 sayılı Kanunlar ile verilip ilgili mahkemece dosya bazında tevdi edilen görev tanımı ve yetki sınırları dahilinde kaldığı, aksi durumda bilirkişilik kurumundan beklenen faydanın sağlanmasına, yani uyuşmazlığın çözümüne etki eden özel ve teknik bilgiye tam olarak ulaşıldığından bahsedilmesine olanak bulunmadığı sonucuna varılmaktadır.</p>

<p>Bir diğer ifadeyle, bilirkişinin, uyuşmazlığa esas konuda oy ve görüşünü (inceleme konusu üzerinde vardığı kanaati) ortaya koyması, varmış olduğu sonuçları aktarırken hukuki nitelendirme ve değerlendirmelerde bulunmamak kaydıyla, 6100 ve 6754 sayılı Kanun'lara dayanmaktadır. Ancak bilirkişinin, hukuki nitelendirme ve değerlendirmelerde bulunamaması, sahip olduğu özel ve teknik bilgiyi somut uyuşmazlığa uygulayarak vardığı kanaati ortaya koyamacağı anlamına gelmemektedir. Kaldı ki 6100 sayılı Kanun'un 282. maddesinde belirtildiği gibi hâkim, bilirkişinin oy ve görüşünü diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirecektir.</p>

<p>Bilirkişinin oy ve görüşü, gerekçesinin de ortaya konulması kaydıyla, mahkemeler yönünden bağlayıcı nitelikte bir delil değildir.</p>

<p>Bilirkişilerin Uyacağı Rehber İlkeler ve Bilirkişi Raporlarında Bulunması Gereken Standartlar’ın 27. maddesinde yer alan ve davaya konu edilen düzenlemede ise, bilirkişinin, münhasıran hâkimin yetkisinde olan, kusurluluk (asli/tali kusurlu, kusursuz, yüzdelik kusur oranı) konusunda herhangi bir değerlendirme yapamayacağı, aksi yöndeki tutumun bilirkişilik görevinin sınırlarını aşmayı ve hâkimin yerine geçmeyi ifade edeceği belirtilmiştir.</p>

<p>Bu durumda, sahip olduğu özel ve teknik bilgiyi mahkemeye iletmek veya bu bilgiyi somut uyuşmazlığa uygulamak suretiyle varmış olduğu sonuçları -yani oy ve görüşünü- aktarmak hususunda kanunen yetkisi olan ve mahkeme kararı gereği tevdi edilen dosya bakımından bu yetkisini kullanmakla yükümlü bulunan bilirkişilerin, kusurluluk (asli/tali kusurlu, kusursuz, yüzdelik kusur oranı) konusunda herhangi bir değerlendirme yapamayacağı, uyuşmazlığın içeriğine bakılmaksızın her ne surette olursa olsun bir görüş belirtemeyeceği yolundaki dava konusu genel düzenleyici işlemin, 6100 ve 6754 sayılı Kanunların yukarıda aktarılan hükümlerinin lafzına ve amacına aykırı olduğu sonucuna varılmaktadır.</p>

<p><strong>KARAR SONUCU:</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>1. Adalet Bakanlığı Bilirkişilik Daire Başkanlığının resmi internet sayfasında 07/09/2020 tarihinde yayımlanan Bilirkişilerin Uyacağı Rehber İlkeler ve Bilirkişi Raporlarında Bulunması Gereken Standartlar’ın 27. maddesinde yer alan “Bilirkişi münhasıran hâkimin yetkisinde olan, kusurluluk konusunda (asli/tali kusurlu, kusursuz, yüzdelik kusur oranı) herhangi bir değerlendirme yapamaz. Aksi yöndeki tutum bilirkişilik görevinin sınırlarını aşmayı ve hâkimin yerine geçmeyi ifade eder.” ibaresinin İPTALİNE,</p>

<p>2. Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam ... TL yargılama giderinin davalı idareden alınarak davacıya verilmesine,</p>

<p>3. Posta gideri avansından artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra davacıya iadesine,</p>

<p>4. Bu kararın tebliğini izleyen günden itibaren 30 (otuz) gün içinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu'na temyiz yolu açık olmak üzere, 11/03/2025 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.</p>

<p><strong>(X)-KARŞI OY:</strong><br />
Dava, Adalet Bakanlığı Bilirkişilik Daire Başkanlığının resmi internet sayfasında 07/09/2020 tarihinde yayımlanan Bilirkişilerin Uyacağı Rehber İlkeler ve Bilirkişi Raporlarında Bulunması Gereken Standartlar’ın 27. maddesinde yer alan “Bilirkişi münhasıran hâkimin yetkisinde olan, kusurluluk konusunda (asli/tali kusurlu, kusursuz, yüzdelik kusur oranı) herhangi bir değerlendirme yapamaz. Aksi yöndeki tutum bilirkişilik görevinin sınırlarını aşmayı ve hâkimin yerine geçmeyi ifade eder.” ibaresinin iptali istemiyle açılmıştır.</p>

<p>6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun bilirkişiliğe yönelik maddeleri incelendiğinde; mahkemenin, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde, taraflardan birinin talebi üzerine veyahut kendiliğinden, bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar vereceği; hâkimlik mesleğinin gerektirdiği genel ve hukuki bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamayacağı; bilirkişinin, raporunda ve sözlü açıklamaları sırasında çözümü uzmanlığı, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hususlar dışında açıklama yapamayacağı, hâkim tarafından yapılması gereken hukuki nitelendirme ve değerlendirmelerde bulunamayacağı; hâkimin, bilirkişinin oy ve görüşünü diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendireceği kural altına alınmıştır.</p>

<p>6754 sayılı Bilirkişilik Kanunu'nun 3. maddesinde de 6100 sayılı Kanun'da yer alan hükümlere benzer şekilde; bilirkişinin, raporunda çözümü uzmanlığı, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hususlar dışında açıklama yapamayacağı; hukuki nitelendirme ve değerlendirmelerde bulunamayacağı; genel bilgi veya tecrübeyle ya da hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukuki bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamayacağı kural hâline getirilmiştir.</p>

<p>Bu durumda, anılan Kanun hükümlerine uygun olarak, bilirkişinin "kusurluluk (asli/tali kusurlu, kusursuz, yüzdelik kusur oranı)" tespitinin, hukuki nitelendirme ve değerlendirmelerde bulunması kapsamında kabul edilerek yasaklanması yolunda getirilen düzenlemede hukuka aykırılık görülmediğinden, davanın reddi gerektiği oyu ile Daire kararına katılmıyoruz.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://hukukihaber.net/bilirkisi-hakimin-yetkisinde-olan-kusurluluk-oranini-belirleyemez</guid>
      <pubDate>Wed, 08 Apr 2026 12:36:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/04/yargi/danistay-kararlari-85.jpg" type="image/jpeg" length="87303"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 2025/3431 E., 2025/5386 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-20253431-e-20255386-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-20253431-e-20255386-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 25.06.2025 tarihli, 2025/3431 E., 2025/5386 K. sayılı kararı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay </strong></p>

<p><strong>9. Hukuk Dairesi</strong></p>

<p><strong>2025/3431 E., 2025/5386 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi<br />
SAYISI : 2025/219 E., 2025/432 K.<br />
İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 58. İş Mahkemesi<br />
SAYISI : 2024/95 E., 2024/481 K.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalılar vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong></p>

<p>Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin 2016 yılı Mayıs ayında davalı ... İnşaat AŞ bünyesinde çalışmaya başladığını, iş sözleşmesinin tek taraflı olarak feshedildiği 21.11.2020 tarihine kadar çalışmasını sürdürdüğünü, bu süreçte sigorta kaydının yürütülen projeler ve bu projelere ilişkin ihale alan ... İnşaat AŞ ile organik bağı bulunan şirketler üzerinden yapıldığını, iş sözleşmesinin feshedildiği tarihte sigorta kaydının davalı ... AŞ ile aynı adreste bulunan diğer davalı ... AŞ'de olduğunu, bunun gibi bu süreçte müvekkilinin sigorta bildiriminin dava dışı ... Yapı AŞ Pers Yapı, ...............Müşavirlik ve sair diğer şirketler tarafından yapıldığının Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) kaydından anlaşıldığını, iş sözleşmesinin işverenler tarafından tek taraflı olarak haksız ve kanuna aykırı olarak feshedilmesine karşın yasal işçilik alacaklarının ödenmediğini, inşaat mühendisi olup şantiye şefi olarak çalışan müvekkilinin 2020 Ocak ayından itibaren de genel koordinatör yardımcısı olarak görevlendirildiğini, eşit davranmama, psikolojik şiddet ve baskı gibi psikolojik tacizle (mobbing) davacının yıpratıldığını, en son olarak ücretinin 22.000,00 TL olduğunu, bu sektördeki teamül gereğince her yıl düzenli olarak prim ödendiğini, son ödemenin Mart 2020'de 80.000,00 TL olarak yapıldığını, 2020 yılı için prim ödemesinin yapılmadığını iddia ederek kıdem ve ihbar tazminatı ile manevi tazminat, bakiye ücret, prim, izin, fazla çalışma, hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının davalılardan tahsilini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong></p>

<p>1. Davalı ... İnşaat AŞ vekili cevap dilekçesinde; zamanaşımı def'inde bulunduklarını, davacının işe başlama tarihinin sigorta kaydından da anlaşılacağı üzere 26.02.2020 olduğunu, işten istifa ederek ayrılma tarihinin ise 27.04.2020 olduğunu, daha önceki bir tarihte çalıştığı iddiasının mesnetsiz olduğunu, ücretinin sigorta kayıtlarına göre aylık net 11.000,00 TL olduğunu, banka kayıtlarıyla da sabit olduğu üzere müvekkili Şirketin davacıya işçilikten kaynaklanan hiçbir borcunun bulunmadığını, dava dilekçesinde bahsi geçen şirketler ile müvekkili Şirket arasında organik bir bağ bulunduğu iddiasının gerçek dışı olduğunu, davacının psikolojik taciz iddialarını reddettiklerini, hafta sonları çalışma iddiasının gerçek dışı olduğunu, davacıya davalı Şirket tarafından prim, ikramiye veya başka bir ad altında ödeme yapılmadığını, Şirket personeli ...... ile ilgili iddiaları da kabul etmediklerini beyan ederek davanın reddini istemiştir.</p>

<p>2. Davalı ... AŞ vekili cevap dilekçesinde; davacının organik bağ iddiasına itiraz ettiklerini, iş sözleşmesinin davacının devamsızlığı nedeniyle haklı olarak feshedildiğini, ücretinin zamanında ve eksiksiz ödendiğini, davalı Şirketten herhangi bir alacağının bulunmadığını, yapım projelerinde şantiye şefi olarak görev yaptığını, ücretinin imzalayarak kabul ettiği bordrosundan görüldüğü üzere 12.100,00 TL olduğunu, davacının alt kadrolarda çalışıp daha yüksek ücret ödendiğini iddia ettiği kişilerin şirketlerinde çalışmadığını, baskı ve psikolojik taciz iddialarının gerçeği yansıtmadığını, davacının şantiye şefi olması ve işyerinde en yüksek amir olması nedeniyle iş saatleri, çalışma ve izinlerinin kendisi tarafından düzenlendiğini, çalışmalarını kendisi belirleyen davacının bu yüzden herhangi bir alacağı olduğu iddiasının haksız olduğunu, davacının çalışma süresi 1 yılı doldurmadığı için yıllık ücretli izin talep etmesinin mümkün olmadığını, davacının Şirket merkezinden ayrı ve genellikle farklı şehirlerde olan şantiyelerde çalıştığından araç, akaryakıt, konaklama, yeme, içme maliyetlerinin Şirketlerince karşılandığını, harcırah ve prim iddiasının asılsız olduğunu, iş sözleşmesinde prim ile ilgili herhangi bir hüküm bulunmadığını, davacının devamsızlık yaptığı dönemde başka bir Şirket ile görüştüğünü, başka bir iş bulduğu için işten ayrıldığını savunarak davanın reddini istemiştir.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong></p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacı tarafından sunulan aynı döneme ilişkin kamu idarelerine hitaben düzenlenen personel bildirim evrakında davacının ... yol yapım işinde ... Üst Yapı, Diyarbakır-Silvan-Hani yol yapım işinde .... Grup, Yedigöze İçme Suyu projesinde ...Yapı çalışanı olarak bildirildiği hâlde bu bildirimlerin yapıldığı dönemlerdeki sigorta kayıtlarında (26.02.2020-27.04.2020 tarihleri arasında 1040867 sigorta sicil numarası ile) davacının davalı ... İnşaat AŞ işyerinde çalıştığının görüldüğü, dinlenen tanıkların beyanlarının tüm bu şirketlerin ... İnşaat AŞ ile bağı olduğu yönünde olduğu, yine dosya kapsamındaki banka kayıtları incelendiğinde davacının dava dışı şirketler nezdinde çalıştığı dönemde ... İnşaat yönetim kurulu başkanı ve genel koordinatörü tarafından davacıya 09.05.2017, 01.03.2018, 28.02.2019 ila 20.03.2020 tarihlerinde prim ödemesi yapıldığı, diğer davalı ... AŞ nezdindeki sigorta kayıtlarının ile ise girdi-çıktı şeklinde yapıldığının anlaşıldığı, hâl böyle olunca davacının SGK kaydındaki ... sıklıkla değişse de yaptığı işin ve işvereninin aynı olduğu, bu nedenle davalıların işçilik alacaklarından müteselsil sorumluluklarının bulunduğu, SGK kayıtlarında yer alan 17.05.2016-04.12.2020 tarihleri arasındaki 4 yıl 6 ay 17 günlük hizmet süresi bulunduğu, davacının en son Ekim 2020 ücret hesap pusulasında 30 günlük çalışma karşılığında 19.471,89.-TL/Brüt- 12.100,00.-TL/Net (331,09.-TL ...........dâhil 12.431,09.-TL/Net) ücret tahakkuk ettirildiği, ücret hesap pusulasının ihtirazı kayıt konmaksızın imzalı olduğu, imzalı bordronun aksinin yazılı belge ile ispat edilemediği gibi yapılan emsal araştırmalarının da bordro ücreti ve davacının iddiasının çokça altında kaldığı anlaşılmakla imzalı bordrodaki ücrete itibar etmek gerektiği, giydirilmiş ücreti davacının tanık beyanlarıyla ve banka kayıtlarıyla ispat ettiği, yemek, cep telefonu tahsisi, araç tahsisi ve prim ödemesinin dâhil edilmesi gerektiği, anılan esaslara göre hesaplama yapan bilirkişi raporunun hükme esas alındığı, psikolojik taciz uygulandığı hususu da inandırıcı delillerle ispatlanamadığından manevi tazminat isteminin reddine karar verildiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İSTİNAF</strong></p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekilleri tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davalının tutanak tanığı dinletmediği, ispat yükünü yerine getiremediği, davacının gönderdiği ihtarname, tanığının beyanı dikkate alındığında davacının iş sözleşmesinin haksız feshedildiğinden kıdem ve ihbar tazminatına hak kazandığı, davacının çalışmasını belirleme yetkisi bulunmadığı, tanık beyanlarına göre davacının fazla çalışma yaptığı, dinî bayramlar dışındaki genel tatillerde ve hafta tatillerinde çalıştığı, kıdemine göre 56 gün yıllık izne hak kazandığı, davalılar tarafından izin kullanıma dair belge sunulmadığı, davacının izin alacağı olduğu, banka hesabına prim alacağının ödendiği, tanıkların da prim hususunu doğruladıkları anlaşılmakla İlk Derece Mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden kanuna aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle başvuruların esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>A. Temyiz Sebepleri</p>

<p>1. Davalı ... İnşaat AŞ vekili temyiz dilekçesinde;</p>

<p>a. Davalılar arasındaki organik bağ tespitinin yerinde olmadığını,</p>

<p>b. Hizmet süresinin hatalı tespit edildiğini,</p>

<p>c. Davacının iş sözleşmesinin devamsızlık nedeniyle haklı nedenle feshedildiğini, müvekkili Şirkette çalışması bir yılı dolmadığından kıdem tazminatına ve izin alacağına hak kazanamayacağını,</p>

<p>d. Prim uygulamasının bulunmadığını,</p>

<p>e. Şantiye şefi üst düzey yönetici olduğundan davacının fazla çalışma alacağına hak kazanmayacağını,</p>

<p>f. Hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının bulunmadığını ileri sürmüştür.</p>

<p>2. Davalı ... AŞ vekili temyiz dilekçesinde;</p>

<p>a. Davalılar arasındaki organik bağ tespitinin yerinde olmadığını, davacının müvekkili Şirkette 61 gün çalışmasının bulunduğunu,</p>

<p>b. Davacının iş sözleşmesinin istifa ile sonuçlandığı, ayrıca 61 gün çalıştığından tazminata ve izin alacağına hak kazanmadığını,</p>

<p>c. Şantiye şefi üst düzey yönetici olduğundan davacının fazla çalışma alacağına hak kazanmayacağını, kayıtların dikkate alınmadığı, duyuma dayalı tanık beyanlarının esas alınamayacağı,</p>

<p>d. Hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil çalışması karşılıklarının ödendiğini, bordroların ihtirazi kayıtsız imzalandığını,</p>

<p>e. Prim alacağının bulunmadığını ileri sürmüştür.</p>

<p>B. Değerlendirme ve Gerekçe</p>

<p>Uyuşmazlık, davacının iş sözleşmesinin kıdem ve ihbar tazminatına hak kazanacak şekilde sona erip ermediği, yaptığı işin niteliği ve buna bağlı olarak aylık ücretinin miktarı ile fazla çalışma, prim, ulusal bayram ve genel tatil, hafta tatili ile yıllık izin ücreti alacaklarının ispatı, davalıların sorumluluğunun tespiti noktalarındadır.</p>

<p>1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davalılar vekillerinin aşağıdaki paragrafın kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.</p>

<p>2. Davacı işçinin fazla çalışma yapıp yapmadığı noktasında uyuşmazlık bulunmaktadır.. İşyerinde üst düzey yönetici konumda çalışan işçi, görev ve sorumluluklarının gerektirdiği ücretinin ödenmesi durumunda, ayrıca fazla çalışma ücretine hak kazanamaz. Bununla birlikte üst düzey yönetici konumunda olan işçiye, aynı yerde görev ve talimat veren bir başka yönetici ya da şirket ortağı bulunması hâlinde, işçinin çalışma gün ve saatlerini kendisinin belirlediğinden söz edilemeyeceğinden, yasal sınırlamaları aşan çalışmalar için fazla çalışma ücreti talep hakkı doğar. O hâlde üst düzey yönetici bakımından şirketin yöneticisi veya yönetim kurulu üyesi tarafından fazla çalışma yapması yönünde bir talimatın verilip verilmediğinin araştırılması gerekir. İşyerinde yüksek ücret alarak görev yapan üst düzey yöneticiye işveren tarafından fazla çalışma yapması yönünde açık bir talimat verilmemişse, görevinin gereği gibi yerine getirilmesi noktasında kendisinin belirlediği çalışma saatleri sebebiyle fazla çalışma ücreti talep edemeyeceği kabul edilmelidir.</p>

<p>Dosya kapsamından inşaat mühendisi olup davalıya ait işyerinde 17.05.2016 tarihinden itibaren şantiye şefi olarak çalışan davacının, 2020 Ocak ayından itibaren de genel koordinatör yardımcısı olarak görevlendirildiği anlaşılmaktadır. Dava dilekçesinde davacının, sorumlu olduğu davalılara ait 6 şantiyenin işlemlerini bizatihi takip ederek yürüttüğü, şantiye sahalarında çalıştığı, bu nedenlerle yapılan iş seyahatlerinin ise bir ayda iki haftayı geçtiği iddia edilmiştir. Davacı tanıkları tarafından da davacının şantiye şefi olarak çalıştığı, son olarak saha müdürü/koordinatör yardımcısı olarak çalıştığı beyan edilmiştir. Şantiye şefinin çalışma düzenini kendisinin belirlemesi ve dosya kapsamına göre çalıştığı şantiyede davacı işçi üzerinde çalışma koşullarını düzenleyen başka bir amirinin olmaması, davacının projeyi sevk ve idare eden kişi olması nedeniyle fazla çalışma ücreti talep edemeyeceği kabul edilmelidir. Buna göre, davacının şantiye şefi olarak çalıştığı dönemde çalışma düzenini kendisinin belirlediğinin anlaşılması karşısında, Dairemizin yerleşik uygulamasına göre, 2020 Ocak ayından önce şantiye şefi olarak çalıştığı dönem yönünden fazla çalışma ücreti talebinin reddi gerekir (Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 06.03.2024 tarihli ve 2024/1303 Esas, 2024/4311 Karar; 05.12.2023 tarihli ve 2023/15202 Esas, 2023/18910Karar sayılı kararları). Mahkemece yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan sebeplerle;</p>

<p>1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,</p>

<p>2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,</p>

<p>Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgililere iadesine,</p>

<p>Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,</p>

<p>25.06.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-20253431-e-20255386-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 07 Apr 2026 10:23:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/01/yargi/g-d-t-gue-x-m-a-i2-y-q.jpg" type="image/jpeg" length="33773"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Hukuk Genel Kurulu'nun 2025/491 E., 2026/103 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2025491-e-2026103-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2025491-e-2026103-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 18.02.2026 tarihli, 2025/491 E., 2026/103 K. sayılı kararı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Hukuk Genel Kurulu </strong></p>

<p><strong>2025/491 E., 2026/103 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi<br />
SAYISI : 2024/5021 E., 2025/148 K.</p>

<p>Taraflar arasındaki itirazın kaldırılması ve tahliye isteminden dolayı yapılan inceleme sonunda İlk Derece Mahkemesince istemin reddine karar verilmiştir.<br />
Kararın alacaklılar vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi kararı alacaklılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 12. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozularak dosya Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmiş, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. Direnme kararı alacaklılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p>Hukuk Genel Kurulunca dosya üzerinde yapılan ön inceleme sonunda gereği düşünüldü:</p>

<p>Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 03.06.2022 tarihli ve 2021/1 Esas, 2022/3 Karar sayılı kararı ile "İcra takibine maruz kalan borçlu, vekil marifetiyle takibe itiraz ettiğinde, itiraz üzerine duran icra takibinin devamını sağlamak için alacaklının açacağı itirazın iptali davasında dava dilekçesinin asıla tebliğ edilmesi gerekmektedir" şeklinde karar verilmiştir.</p>

<p>2797 sayılı Yargıtay Kanunu'nun 45. maddesi uyarınca içtihadı birleştirme kararları benzer hukuki konularda Yargıtay Genel Kurullarını, dairelerini ve adliye mahkemelerini bağlar. Bu yasal düzenleme gereğince, içtihadı birleştirme kararlarının benzer hukuki konularda Yargıtay Genel Kurulları, daireleri ve adliye mahkemeleri için gerekçeleri ile açıklayıcı, sonucu ile bağlayıcı olduğunda kuşku bulunmamaktadır.</p>

<p>Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 03.06.2022 tarihli ve 2021/1 Esas, 2022/3 Karar sayılı kararının gerekçesinde belirtildiği üzere 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun (İİK) 4. maddesi gereğince icra mahkemesi, icra ve iflas dairelerinin işlemlerine karşı yapılan şikâyetlerle, itirazları incelemeye görevli olup takip hukukuna ilişkin kararlar verir. Vekâletnamenin icra dosyasına ibrazı ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 73. maddesine kıyasen bir kül (bütün) olan icra takibinin sonuna kadar takip hukuku ile ilgili tüm işlemler vekile tebliğ edilir. İtirazın kaldırılması borçlunun itirazı ile duran ilâmsız icra takibine (ilâmsız icra prosedürü içinde) devam edilmesini sağlayan bir yoldur. İtirazın iptali gibi bir dava olmadığından, itirazın kaldırılması istemini içeren dilekçe asıla değil borçlunun vekiline tebliğ edilir ve itirazın kaldırılması istemi İİK hükümlerine göre incelenir.</p>

<p>Somut olayda alacaklılar vekili tarafından borçlu aleyhine başlatılan tahliye talepli ilâmsız takipte ödeme emrinin borçluya tebliği üzerine borçlu vekili Avukat ... tarafından 29.04.2022 tarihinde vekâletname sunularak takibe itiraz edilmiştir. Alacaklılar vekili icra mahkemesine başvurarak itirazın kaldırılması ve tahliye talebinde bulunmuştur. Dosya kapsamında ve UYAP sisteminde Avukat ...'ın azli veya istifasına ilişkin bir bilgi veya belge bulunmamasına rağmen İlk Derece Mahkemesince ve Bölge Adliye Mahkemesince tebligatlar borçlunun vekili yerine borçlu asıla çıkarılmıştır.</p>

<p>Bu durumda vekil varken borçlu asıla yapılan tebliğ işlemi usulsüz olup Bölge Adliye Mahkemesinin 22.01.2025 tarihli direnme kararının ve alacaklılar vekilinin 18.02.2025 tarihli temyiz dilekçesinin borçlu vekili Av. ...'a 7201 sayılı Tebligat Kanunu ve ilgili mevzuat dikkate alınarak usulüne uygun tebliğ edilmeli ve yasal süresi beklenildikten sonra dosya Hukuk Genel Kurulu Başkanlığına gönderilmelidir.</p>

<p>O hâlde belirtilen eksikliğin tamamlanması için dosyanın mahkemesine geri çevrilmesi gerekir.</p>

<p><strong>KARAR</strong><br />
Açıklanan sebeplerle;<br />
Yukarıda belirtilen eksiklik tamamlandıktan sonra temyiz incelemesi için Hukuk Genel Kurulu Başkanlığına gönderilmek üzere dosyanın mahkemesine GERİ ÇEVRİLMESİNE,<br />
18.02.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2025491-e-2026103-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 07 Apr 2026 09:58:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa1.jpg" type="image/jpeg" length="37789"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yargıtay 21. Hukuk Dairesi'nin 2016/17846 E., 2017/1760 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://hukukihaber.net/yargitay-21-hukuk-dairesinin-201617846-e-20171760-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://hukukihaber.net/yargitay-21-hukuk-dairesinin-201617846-e-20171760-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 21. Hukuk Dairesi'nin 07/03/2017 tarihli, 2016/17846 E., 2017/1760 K. sayılı kararı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>21. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2016/17846 E., 2017/1760 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :İş Mahkemesi</p>

<p>Davacı, davalı Kurum işleminin iptaliyle, 6111 sayılı Yasa ile getirilen teşvikten yararlanmaları gerektiğinin tespitine karar verilmesini istemiştir.</p>

<p>Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin reddine karar vermiştir.</p>

<p>Hükmün, davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan sonra düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okundu, işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.</p>

<p><strong>K A R A R</strong></p>

<p>Dava, sigorta prim teşviğinden geriye dönük olarak yararlanmak için yapılan başvurunun reddine ilişkin Kurum işleminin iptali istemine ilişkindir.</p>

<p>Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Uyuşmazlık, davacı şirketin, 6111 sayılı Kanun ile 4447 sayılı İşsizlik Sigortası Kanunu’na eklenen Geçici 10. madde ve Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği md. 103/4.f. hükümlerine dayanarak, geçmiş dönemlere ilişkin olarak 5510 sayılı Yasa'nın 81/1- (ı) maddesini seçmiş olduğu aylık prim uygulamasını düzelterek sigorta prim teşvikinden yararlanmak için yaptığı başvurunun, davalı Kurum tarafından 18/03/2015 tarih ve 2015/10 sayılı İç Genelgesi gerekçe gösterilerek red edilmesi nedeniyle, davalı Kurum kararının iptali ile davacı şirketin anılan yasa ve yönetmelik hükümleri çerçevesinde ilgili sigorta prim teşviki uygulamasından geçmiş dönemler bakımından yararlanma hakkı olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.</p>

<p>5510 sayılı Kanun'un 81/1-(ı) bendinde düzenlenen prim teşviği, 5510 sayılı Kanuna 5763 sayılı Kanun'un 24.maddesi ile eklenmiş olup 01/10/2008 tarihinde yürürlüğe girmiştir. 4447 sayılı İşsizlik Sigortası Kanunun geçici 10. maddesinde düzenlenen prim teşviği ise 6111 sayılı Kanunun 74.maddesi ile eklenmiş olup 13/02/2011 tarihinde yürürlüğe girmiştir.</p>

<p>Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği'nin 103/4. maddesi "Daha önce Kuruma belge türü veya kanun numarası hatalı seçilerek verilmiş olan aylık prim ve hizmet belgelerine ilişkin düzeltme amaçlı olarak yasal süresi dışında verilen aylık prim ve hizmet belgeleri, düzeltme ile fiili hizmet süresi zammı kazandırma hali hariç, belgede kayıtlı sigortalılar ve bu sigortalıların prim ödeme gün sayısı ile prime esas kazanç tutarının aynı olması kaydıyla, ayrıca incelemeye gerek kalmaksızın işleme alınır. Bu nitelikte verilen aylık prim ve hizmet belgelerine idarî para cezası uygulanmaz. Sonradan düzeltme amaçlı verilen belge ile fiili hizmet süresi zammı kazandırılması halinde, söz konusu belgenin işleme alınmasında bu maddenin yukarıdaki fıkralarında belirtilen usul izlenir." şeklindedir.</p>

<p>Anayasa’nın 138. maddesinde de yer alan, "Normlar hiyerarşisi" ilkesi uyarınca, hukuk kuralları yukarıdan aşağıya doğru "Anayasa", "Kanun", "Kanun Hükmünde Kararname", "Tüzük", "Yönetmelik" ve "Diğer alt düzenleyici işlemler (Yönerge, Genelge vb.)" şeklinde sıralanmakta olup, alt kademe yer alan bir normun üst kademedeki norma aykırı olması ya da onun kapsamını aşan düzenlemeler içermesi mümkün bulunmamaktadır.</p>

<p>Somut olayda, Mahkeme kararında ve Kurum işleminde belirtilen 18/03/2015 tarihli 2015/10 sayılı genelgede "Sigortalının aynı ayda/ dönemde birden fazla sigorta primi teşviki kapsamına girmesi durumunda işverenlerin bu sigortalıyı cari aya ilişkin aylık prim ve hizmet belgesi düzenlendiği tarihte tercih edecekleri herhangi bir sigorta primi teşviki kapsamında ilgili kanun numarası seçmek suretiyle yasal süre içinde kuruma bildirmeleri mümkün bulunmaktadır. Bununla birlikte sigorta teşvik primlerine ilişkin yasal düzenlemelerde yer alan usul ve esaslar belirlenmesine ilişkin hükümler dikkate alınarak ilgili Bakanlık ve kuruluşların görüşleri alınmak suretiyle konu yeniden değerlendirilmiş olup bundan böyle aylık prim hizmet belgelerinin tercih edilen sigorta primi teşvikine ilişkin kanun numarası seçmek suretiyle düzenlenip teşvikten yararlandıktan sonra teşvik priminin değiştirilmesi yönünde talepler işleme alınmayacaktır." şeklindeki düzenleme ile Kanunun ve Yönetmeliğin , ilgililere tanıdığı imkânın, daraltıldığı anlaşılmaktadır.</p>

<p>Mahkemece, yukarıda belirtilen maddi ve hukuki olgulara göre davanın kabulüne karar verilmesi yerine yazılı şekilde reddine karar verilmesi hatalı olmuştur.</p>

<p>O hâlde; davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli hüküm bozulmalıdır.</p>

<p><strong>SONUÇ : </strong>Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz edilen hükmün BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 07/03/2017 gününde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://hukukihaber.net/yargitay-21-hukuk-dairesinin-201617846-e-20171760-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 06 Apr 2026 16:44:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa.jpg" type="image/jpeg" length="71774"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[AYM'nin 2024/101 esas - 2024/232 karar sayılı kararı]]></title>
      <link>https://hukukihaber.net/aymnin-2024101-esas-2024232-karar-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://hukukihaber.net/aymnin-2024101-esas-2024232-karar-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 25/12/2024 tarihli, 2024/101 esas - 2024/232 karar sayılı kararı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>ANAYASA MAHKEMESİ KARARI</strong></p>

<p></p>

<p><strong>Esas Sayısı : 2024/101</strong></p>

<p><strong>Karar Sayısı : 2024/232</strong></p>

<p><strong>Karar Tarihi : 25/12/2024</strong></p>

<p><strong>R.G. Tarih – Sayı : 27/3/2025 - 32854</strong></p>

<p></p>

<p><strong>İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: </strong>Bodrum 3. Asliye Hukuk Mahkemesi</p>

<p><strong>İTİRAZIN KONUSU:</strong> 4/11/1983 tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 24/4/2001 tarihli ve 4650 sayılı Kanun’un;</p>

<p><strong>A.</strong> 5. maddesiyle değiştirilen 10. maddesinin on dördüncü fıkrasının “<i>…kamulaştırma işlemine karşı hak sahipleri tarafından idari yargıda iptal davası açılması ve idari yargı mahkemelerince de yürütmenin durdurulması kararı verilmesi halinde mahkemece, idari yargıda açılan dava bekletici mesele kabul edilerek bunun sonucuna göre işlem yapılır.</i>”<i> </i>bölümünün,</p>

<p><strong>B.</strong> 7. maddesiyle değiştirilen 14. maddesinin altıncı fıkrasının,</p>

<p>Anayasa’nın 13., 35. ve 36. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine karar verilmesi talebidir.</p>

<p><strong>OLAY: </strong>Kamulaştırma bedelinin tespiti ile taşınmazın idare adına tescili davasında itiraz konusu kuralların Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptalleri için başvurmuştur.</p>

<p><strong>I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKÜMLERİ</strong></p>

<p>Kanun’un itiraz konusu kurallarının da yer aldığı;</p>

<p><strong>1.</strong> 10. maddesinin on dördüncü fıkrası şöyledir:</p>

<p>“<i>14 üncü maddede belirtilen süre içinde, <strong><u>kamulaştırma işlemine karşı hak sahipleri tarafından idari yargıda iptal davası açılması ve idari yargı mahkemelerince de yürütmenin durdurulması kararı verilmesi halinde mahkemece, idari yargıda açılan dava bekletici mesele kabul edilerek bunun sonucuna göre işlem yapılır</u></strong><u>.</u></i>”</p>

<p><strong>2. </strong>14. maddesi şöyledir:</p>

<p>“<i>Dava hakkı</i></p>

<p><i>Madde 14 – (Değişik: 24/4/2001 - 4650/7 md.)</i></p>

<p><i>Kamulaştırmaya konu taşınmaz malın maliki tarafından 10 uncu madde gereğince mahkemece yapılan tebligat gününden, kendilerine tebligat yapılamayanlara tebligat yerine geçmek üzere mahkemece gazete ile yapılan ilan tarihinden itibaren otuz gün içinde, kamulaştırma işlemine karşı idari yargıda iptal ve maddi hatalara karşı da adli yargıda düzeltim davası açılabilir.</i></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><i>İdari yargıda açılan davalar öncelikle görülür.</i></p>

<p><i>İştirak halinde veya müşterek mülkiyette, paydaşların tek başına dava hakları vardır.</i></p>

<p><i>İdare, kamulaştırma belgelerinin mahkemeye verildiği günden itibaren otuz gün içinde maddi hatalara karşı adli yargıda düzeltim davası açabilir.</i></p>

<p><i>İdare tarafından, bu Kanun hükümlerine göre tespit olunan malike ve zilyede karşı açılan davaların görülmesi sırasında, taşınmaz malın gerçek malikinin başka bir şahıs olduğu anlaşıldığı takdirde, davaya bu gerçek malik, tapu malikinin daha önce öldüğü sabit olursa mirasçıları da dahil edilmek suretiyle devam olunur.</i></p>

<p><strong><i><u>Açılan davaların sonuçları dava açmayanları etkilemez.</u></i></strong>”</p>

<p><strong>II. İLK İNCELEME</strong></p>

<p>1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Hasan Tahsin GÖKCAN, Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL ve Ömer ÇINAR’ın katılımlarıyla 30/5/2024 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.</p>

<p><strong>III. ESASIN İNCELENMESİ</strong></p>

<p>2. Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Hilal YAZICI tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kanun hükümleri, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:</p>

<p><strong>A. Kanun’un 10. Maddesinin On Dördüncü Fıkrasının “<i>…kamulaştırma işlemine karşı hak sahipleri tarafından idari yargıda iptal davası açılması ve idari yargı mahkemelerince de yürütmenin durdurulması kararı verilmesi halinde mahkemece, idari yargıda açılan dava bekletici mesele kabul edilerek bunun sonucuna göre işlem yapılır.</i>”<i> </i>Bölümünün İncelenmesi</strong></p>

<p><strong>1. Anlam ve Kapsam</strong></p>

<p>3. 2942 sayılı Kanun’un 10. maddesinde kamulaştırma işleminin satın alma usulüyle gerçekleşmemesi hâlinde mahkemece taşınmaz malın kamulaştırma bedelinin tespiti ile idare adına tescili düzenlenmektedir.</p>

<p>4. Anılan maddenin birinci fıkrasına göre idare, söz konusu Kanun’un 7. maddesinde öngörülen usulde topladığı bilgi ve belgelerle Kanun’un 8. maddesi uyarınca yaptırmış olduğu bedel tespiti ve bu husustaki diğer bilgi ve belgeleri bir dilekçeye ekleyerek taşınmaz malın bulunduğu yer asliye hukuk mahkemesine müracaat eder ve taşınmaz malın kamulaştırma bedelinin tespitiyle bu bedelin peşin veya 3. maddenin ikinci fıkrasına göre yapılmış ise taksitle ödenmesi karşılığında idare adına tesciline karar verilmesini ister.</p>

<p>5. 10. maddenin ikinci fıkrasında, mahkemenin idarenin başvuru tarihinden itibaren en geç otuz gün sonrası için belirlenen duruşma gününü dava dilekçesi ve idare tarafından verilen belgelerin birer örneğini de ekleyerek taşınmaz malın malikine meşruhatlı davetiyeyle veya adresleri bulunamayanlara ilan yoluyla tebligat suretiyle bildirerek duruşmaya katılmaya çağıracağı belirtilmiştir. Anılan maddenin üçüncü fıkrasının (f) bendinde ise meşruhatlı davetiye ile 14. maddede öngörülen süre içerisinde kamulaştırma işlemine karşı idari yargıda iptal davası açanların dava açtıklarını ve yürütmenin durdurulması kararı aldıklarını belgelendirmedikleri takdirde kamulaştırma işleminin kesinleşeceği ve mahkemece tespit edilen kamulaştırma bedeli üzerinden taşınmaz malın kamulaştırma yapan idare adına tescil edileceğinin hak sahiplerine bildirileceği düzenlenmiştir.</p>

<p>6. 10. maddenin beşinci fıkrasında ise mahkemece belirlenen günde yapılacak duruşmada hâkimin taşınmaz malın bedeli konusunda tarafları anlaşmaya davet edeceği, anlaşmanın sağlanamaması hâlinde anılan maddenin sekizinci fıkrasının ikinci ve devamı cümleleri uyarınca işlem yapacağı belirtilmiştir.</p>

<p>7. Sekizinci fıkraya göre idarece, kamulaştırma bedelinin hak sahibi adına yatırıldığına, hâkim tarafından kamulaştırma bedeli olarak tespit edilen bedelin veya hak sahibinin tespit edilemediği durumlarda ise ileride ortaya çıkacak hak sahibine verilmek üzere bloke edildiğine dair makbuzun ibrazı hâlinde mahkemece, taşınmaz malın idare adına tesciline ve kamulaştırma bedelinin hak sahibine ödenmesine karar verilecek ve bu karar, tapu dairesine ve paranın yatırıldığı bankaya bildirilecektir. Anılan fıkraya göre ayrıca tescil hükmü kesin olup tarafların bedele ilişkin istinaf veya temyiz hakları saklıdır.</p>

<p>8. 25. maddenin birinci fıkrasında kamulaştırılan taşınmazın mülkiyetinin idareye geçmesinin mahkemece verilen tescil kararıyla olacağı belirtilmiştir.</p>

<p>9. 14. maddede kamulaştırma işlemine ilişkin dava hakkı düzenlenmiştir. Anılan maddenin birinci fıkrasında kamulaştırmaya konu taşınmaz malın maliki tarafından 10. madde gereğince mahkemece yapılan tebligat gününden, kendilerine tebligat yapılamayanlara tebligat yerine geçmek üzere mahkemece gazeteyle yapılan ilan tarihinden itibaren otuz gün içinde kamulaştırma işlemine karşı idari yargıda iptal davası ve maddi hatalara karşı da adli yargıda düzeltim davası açılabileceği; ikinci fıkrasında idari yargıda açılan davaların öncelikle görüleceği hükme bağlanmıştır.</p>

<p>10. 10. maddenin on dördüncü fıkrasında ise 14. maddede belirtilen sürede, kamulaştırma işlemine karşı hak sahipleri tarafından idari yargıda iptal davası açılması ve idari yargı mahkemelerince de yürütmenin durdurulması kararı verilmesi hâlinde mahkemece, idari yargıda açılan davanın bekletici mesele kabul edilerek bunun sonucuna göre işlem yapılacağı belirtilmiştir. Anılan fıkranın “<i>…kamulaştırma işlemine karşı hak sahipleri tarafından idari yargıda iptal davası açılması ve idari yargı mahkemelerince de yürütmenin durdurulması kararı verilmesi halinde mahkemece, idari yargıda açılan dava bekletici mesele kabul edilerek bunun sonucuna göre işlem yapılır.</i>”<i> </i>bölümü itiraz konusu kuralı oluşturmaktadır.</p>

<p><strong>2. İtirazın Gerekçesi</strong></p>

<p>11. Başvuru kararında özetle; itiraz konusu kuralla kamulaştırma işlemine karşı idari yargıda açılan davada yürütmenin durdurulması kararı verilmemesi hâlinde bu davanın kamulaştırma bedelinin tespiti ve tescil davasında bekletici mesele yapılamayacağının düzenlendiği, dolayısıyla hukuk mahkemesinde görülen davanın idari yargıda görülen davadan önce sonuçlanması hâlinde hak kayıplarının ortaya çıkabileceği, zira bedel tespiti ve tescil davasında tescile ilişkin kararın kesin nitelikte olduğu, kişilerin kamulaştırma işleminin iptali hâlinde kamulaştırılan taşınmazla ilgili yolsuz tescil davası açma imkânları olsa dahi bu durumun kişiler açısından aşırı bir külfete neden olacağı belirtilerek kuralın Anayasa’nın 13., 35. ve 36. maddelerine aykırı olduğunu ileri sürülmüştür.</p>

<p><strong>3. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu</strong></p>

<p>12. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural, ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 40. maddesi yönünden de incelenmiştir.</p>

<p>13. Anayasa’nın 35. maddesinde “<i>Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir./ Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir./ Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz.</i>” denilmek suretiyle mülkiyet hakkı güvenceye bağlanmıştır. Mülkiyet hakkı ekonomik değer ifade eden ve değeri parayla ölçülebilen her türlü mal varlığı hakkını kapsamaktadır. Mülkiyet hakkı; kişiye başkasının hakkına zarar vermemek ve kanunların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla sahibi olduğu şeyi dilediği gibi kullanma, semerelerinden yararlanma ve tasarruf etme imkânı veren bir haktır (AYM, E.2021/128, K.2022/68, 1/6/2022, §§ 17, 18).</p>

<p>14. Anayasa’nın 40. maddesinin birinci fıkrasında “<i>Anayasa ile tanınmış hak ve hürriyetleri ihlâl edilen herkes, yetkili makama geciktirilmeden başvurma imkânının sağlanmasını isteme hakkına sahiptir.</i>” denilmiştir. Anılan hükme göre kişilerin yargı makamları ile idari makamlar önünde haklarını arayabilmelerine kolaylık ve imkân sağlanması anayasal bir zorunluluktur. Bu zorunluluk, temel hak ve özgürlüğü ihlal edilen ya da ihlal edildiğini iddia eden kişilerin ilgili yargı veya idari merciler nezdinde şikâyetlerini dile getirmesi hususunda devlete gerekli ve yeterli mekanizmaları oluşturarak uygun koşulları sağlama yükümlülüğü getirmektedir (AYM, E.2019/102, K.2019/99, 25/12/2019, § 16).</p>

<p>15. Bu çerçevede Anayasa’nın anılan maddesinde güvence altına alınan etkili başvuru hakkı; anayasal bir hakkının ihlal edildiğini ileri süren herkese hakkın niteliğine uygun olarak iddialarını inceletebileceği makul, erişilebilir, etkili, ihlalin gerçekleşmesini veya sürmesini engellemeye ya da sonuçlarını ortadan kaldırmaya elverişli idari ve yargısal yollara başvuruda bulunabilme imkânının sağlanmasını güvence altına almaktadır (AYM, E.2023/167, K.2024/115, 30/5/2024, § 32; E.2020/30, K.2023/12, 25/1/2023, § 186; E.2018/74, K.2019/92, 24/12/2019, § 31).</p>

<p>16. Kural idare mahkemesinde görülen iptal davasında yürütmenin durdurulması kararı verilmesi hâlinde söz konusu davanın hukuk mahkemesinde görülen kamulaştırma bedelinin tespiti ve taşınmazın idare adına tesciline ilişkin davada bekletici mesele yapılmasını zorunlu kılmaktadır.</p>

<p>17. Dolayısıyla kurala göre kamulaştırma işleminin iptaline ilişkin davada yürütmenin durdurulması kararının verilmemesi hâlinde hukuk mahkemesinin yargılamaya devam ederek kamulaştırma bedelinin tespitine ve taşınmazın idare adına tesciline karar vermesi söz konusu olabilmektedir.</p>

<p>18. Öte yandan iptal davasının bekletici mesele yapılması hususunda 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 165. maddesinde düzenlenen “<i>Bekletici sorun</i>” müessesesinin hukuk mahkemesince uygulanma imkânının bulunduğu düşünülse dahi bu hükmün zorlayıcı nitelikte olmadığı, bu bakımdan güvence teşkil etmediği açıktır.</p>

<p>19. Ayrıca 2942 sayılı Kanun’un “<i>Dava hakkı</i>” başlıklı 14. maddesinin “<i>İdari yargıda açılan davalar öncelikle görülür.</i>” şeklindeki ikinci fıkrası hükmü de idari yargıdaki iptal davasının adli yargıda görülen bedel tespiti ve tescil davasından önce karara bağlanmasını garanti etmemektedir.</p>

<p>20. Bu itibarla hak sahibinin anılan Kanun’un 14. maddesinde belirtilen şekilde kamulaştırma işlemine karşı açtığı iptal davasında yürütmenin durdurulması kararı verilmemesi hâlinde bu davanın kamulaştırma bedelinin tespiti ve tescil davasında bekletici mesele yapılmaması ve hukuk mahkemesince de davanın iptal davasından önce karara bağlanması mümkündür. Bu durumda bedel tespitine ve taşınmazın idare adına tesciline hükmedilmesi nedeniyle kamulaştırma işlemine karşı sonradan verilen bir iptal kararının bedel tespiti ve tescil kararı üzerinde herhangi bir etkisinin olmayacağı anlaşılmaktadır.</p>

<p>21. Kanun’un 10. maddesinin sekizinci fıkrasında ise hukuk mahkemesince verilen tescil hükmünün kesin olduğu, 25. maddesinin birinci fıkrasında da mülkiyetin mahkemece verilen tescil kararı ile idareye geçeceği hüküm altına alınmıştır. Bu bakımdan, kamulaştırma işleminin hukuka aykırı bulunarak iptal edilmesi hâlinde tespit ve tescil kararının hukuki dayanağının ortadan kalkmasına rağmen taşınmazın mülkiyetinin idareye geçmesi söz konusu olabilecektir.</p>

<p>22. Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru kapsamında verdiği kararlarında da belirtildiği üzere Kanun’un 10. maddesinin on dördüncü fıkrası uyarınca kamulaştırma işleminin iptali talebiyle açılan davada yürütmeyi durdurma kararı verilmesi hâlinde anılan davanın adli yargı mercilerince bekletici mesele yapılması öngörülmüş ise de yürütmeyi durdurma kararının makul bir süre içinde verilmemesi veya yürütmeyi durdurma talebinin reddedilmesi hâlinde davanın esastan kabul edilmek suretiyle kamulaştırma işleminin iptal edilmesi de mümkündür.</p>

<p>23. Bu bağlamda adli yargıda açılan kamulaştırma bedelinin tespiti ile tescil davasının kamulaştırma işleminin iptali talebiyle idari yargıda açılan davanın sonucu beklenmeksizin neticelenmesi durumunda idari yargı mercilerince verilen iptal kararının sonuç doğurması için malik belli külfetlere katlanmak zorunda kalabilmektedir. Başka bir ifadeyle kamulaştırma işleminin hukuka uygunluğunun denetimi ile kamulaştırma bedelinin tespitinin farklı yargı kollarında gerçekleştirilmesi anılan işlemin hukuka uygunluğuna ilişkin denetimin etkililiğini zedeleyebilmektedir. Dolayısıyla kamulaştırma bağlamındaki uyuşmazlıkların farklı yargı kollarında karara bağlanması, idari yargıda görülen davanın adli yargı mercilerince bekletici mesele yapılmasının ise yürütmeyi durdurma kararı verilmesi durumuna özgülenmesi nedeniyle mülkiyet hakkını güvence altına alan etkili bir yöntemin geliştirilemediği ve yapısal bir sorunun bulunduğu anlaşılmaktadır (bu yöndeki değerlendirmeler için bkz. <i>Tarık Yüksel</i> [GK], B. No: 2019/1255, 10/11/2022, §§ 69-72; <i>Ali Kömürcü ve diğerleri</i> [GK], B. No: 2019/2890, 25/10/2023, §§ 94-97).</p>

<p>24. Kamulaştırma işlemine karşı iptal davasının açılması kamulaştırmaya konu taşınmazın mülkiyetinin korunması amacını taşımaktadır. Bu kapsamda kamulaştırma işlemiyle mülkiyet hakkına yönelik olarak meydana gelen müdahaleye ilişkin ihlal iddialarının etkili bir şekilde ileri sürülebilmesi de ancak kamulaştırma sürecinin kesinleşmesinden önce bu kararın hukuka uygunluğunun idari yargı mercilerince denetlenmesiyle mümkün olabilecektir.</p>

<p>25. Kuralda yürütmeyi durdurma kararı verilmesi hâli dışında kamulaştırma sürecinin kesinleşmesinden önce kamulaştırma kararının hukuka uygunluğunun idari yargı mercilerince denetlenmesine yönelik olarak herhangi bir güvence öngörülmemiştir. Dolayısıyla kamulaştırma kararına karşı etkili bir yargısal denetim yapılması imkânını tanımayan kural, devletin, mülkiyet hakkına yönelik ihlal iddialarının dile getirilmesinde gerekli ve yeterli mekanizmaları oluşturma yükümlülüğüyle bağdaşmamaktadır.</p>

<p>26. Açıklanan nedenle kural, Anayasa’nın 35. ve 40. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.</p>

<p>Kural, Anayasa’nın 35. ve 40 maddelerine aykırı görülerek iptal edildiğinden ayrıca Anayasa’nın 13. ve 36. maddeleri yönünden incelenmemiştir.</p>

<p><strong>B. Kanun’un 14. Maddesinin Altıncı Fıkrasının İncelenmesi</strong></p>

<p><strong>1. Anlam ve Kapsam</strong></p>

<p>27. 2942 sayılı Kanun’un 14. maddesinde kamulaştırmaya konu taşınmazın malikleri tarafından kamulaştırma işlemine karşı açılabilecek iptal davası ile malikler ve idare tarafından maddi hatalara karşı açılan düzeltim davası düzenlenmiştir.</p>

<p>28. Anılan maddenin üçüncü fıkrasında iştirak hâlinde veya müşterek mülkiyette paydaşların tek başına dava haklarının bulunduğu hüküm altına alınmıştır.</p>

<p>29. Maddenin itiraz konusu altıncı fıkrasında ise iptal ve maddi hataların düzeltilmesi davalarının sonuçlarının dava açmayanları etkilemeyeceği belirtilmiştir.</p>

<p><strong>2. İtirazın Gerekçesi</strong></p>

<p>30. Başvuru kararında özetle;<strong> </strong>itiraz konusu kurala göre idari yargı mercilerince verilen ve kesin hüküm niteliğinde olan kamulaştırma işleminin iptaline ilişkin kararın dava açmayanlar yönünden hüküm doğurmamasının idari yargıda dava açmayan hissedarların hukuka aykırı olduğuna karar verilen kamulaştırma işleminden etkilenmeleri sonucunu doğuracağı, bu durumun kişilerin mülkiyet ve adil yargılanma haklarını ölçüsüz bir şekilde sınırladığı belirtilerek kuralın Anayasa’nın 13., 35. ve 36. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.</p>

<p><strong>3. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu</strong></p>

<p>31. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural, ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 46. maddesi yönünden de incelenmiştir.</p>

<p>32. Kurala göre paylı veya elbirliği şeklinde mülkiyete konu olan taşınmazlarda kamulaştırma işlemi yapıldığı takdirde, hissedarların işleme karşı açtıkları kamulaştırmanın iptali veya maddi hatalara ilişkin düzeltim davalarında verilen kararlar dava açmayan hissedarlar bakımından herhangi bir sonuç doğurmayacaktır. Böylece dava açmayan hissedarların mülkiyetinde olan taşınmaz üzerinde kamulaştırma işlemi sonuçlarını doğurabilmektedir. Buna göre kuralla, belirtilen mülkiyet türlerinde hissedarlardan birinin veya bir kısmının açtığı davalarda özellikle lehe karar verilmesi hâlinde kararın dava açmayan hissedarlar yönünden sonuç doğurmaması öngörülmek suretiyle bu kişilerin mülkiyet hakkına yönelik sınırlama getirilmektedir.</p>

<p>33. Anayasa’nın 35. maddesinde mülkiyet hakkının kamu yararı amacıyla ve kanunla sınırlanabileceği öngörülmüştür. Mülkiyet hakkına müdahalede bulunulurken temel hak ve özgürlüklerin sınırlanmasına ilişkin ilkeleri düzenleyen Anayasa’nın 13. maddesinin de gözönünde bulundurulması gerekmektedir.</p>

<p>34. Anayasa’nın anılan maddesinde “<i>Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.</i>” denilmektedir.</p>

<p>35. Anayasa’nın anılan maddesi uyarınca mülkiyet hakkı, Anayasa’da öngörülen nedenlere bağlı olarak ancak kanunla sınırlanabilir.</p>

<p>36. Anayasa Mahkemesinin sıkça vurguladığı gibi temel hakları sınırlayan kanunun şeklen var olması yeterli olmayıp yasal kuralların keyfîliğe izin vermeyecek şekilde belirli, ulaşılabilir ve öngörülebilir düzenlemeler niteliğinde olması gerekir.</p>

<p>37. Esasen temel hakları sınırlayan kanunun bu niteliklere sahip olması, Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye alınan hukuk devleti ilkesinin de bir gereğidir. Hukuk devletinin temel unsurlarından olan hukuki belirlilik ilkesi uyarınca kanuni düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi gerekir. Kanunda bulunması gereken bu nitelikler hukuki güvenliğin sağlanması bakımından da zorunludur. Zira bu ilke hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar (AYM, E.2015/41, K.2017/98, 4/5/2017, §§ 153, 154). Dolayısıyla Anayasa’nın 13. ve 35. maddelerinde sınırlama ölçütü olarak belirtilen kanunilik, Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye alınan hukuk devleti ilkesi ışığında yorumlanmalıdır.</p>

<p>38. Kural, açılan davaların sonuçlarının dava açmayanları etkilemeyeceğini düzenlemektedir. Kuralın yer aldığı 14. maddede maliklerin ve idarenin açacağı davaların hangileri olduğu belirtilmiştir. Anılan maddenin üçüncü fıkrasında ise iştirak hâlinde veya müşterek mülkiyette paydaşların tek başına dava haklarının olduğu düzenlenmiştir. Dolayısıyla paydaşların açacağı iptal veya maddi hataların düzeltilmesi davalarının sonuçlarının dava açmayan paydaşlar yönünden sonuç doğurmayacağı hususunda tereddüt bulunmadığı anlaşılmaktadır. Bu kapsamda kuralın herhangi bir belirsizlik içermediği, ulaşılabilir ve öngörülebilir nitelikte olduğu açıktır.</p>

<p>39. Anayasa’nın 35. maddesi uyarınca mülkiyet hakkı kamu yararı amacıyla sınırlandırılabilmektedir. Öte yandan taşınmazdan yoksun bırakma şeklindeki mülkiyet hakkına yönelik ağır bir sınırlama sayılabilecek kamulaştırma işlemi Anayasa’nın 46. maddesinde özel birtakım güvenceler öngörülerek düzenlenmiştir. Anılan maddenin birinci fıkrasında “<i>Devlet ve kamu tüzelkişileri, kamu yararının gerektirdiği hallerde, karşılıklarını peşin ödemek şartıyla, özel mülkiyette bulunan taşınmaz malların tamamını veya bir kısmını, kanunla gösterilen esas ve usullere göre, kamulaştırmaya ve bunlar üzerinde idari irtifaklar kurmaya yetkilidir</i>” denilmektedir. Buna göre kamulaştırma ancak kamu yararının gerektirdiği hâllerde kanunla gösterilen usul ve esaslara uygun olarak ve karşılığı peşin ödenmek şartıyla devlet veya kamu tüzel kişiliklerince yapılabilir.</p>

<p>40. 2942 sayılı Kanun’un 14. maddesinin dördüncü fıkrasında iştirak hâlinde veya müşterek mülkiyette, hak sahiplerinin tek başına dava haklarının bulunduğu hüküm altına alınmıştır. Esasen söz konusu mülkiyet biçimlerinde -fiilî bir paylaşım yapılmamışsa- kamulaştırılan taşınmazda hissedarın zeminde fiilen hak sahibi olduğu yerin hangi kısmına karşılık geldiği belli değildir. Başka bir ifadeye fiilen taşınmazın taksim edilmediği hâllerde her bir hissedar taşınmazın tamamı üzerinde tasarruf yetkisine sahiptir.</p>

<p>41. Bunun yanında kamulaştırma işlemi taşınmazın tamamı ya da bir kısmı üzerinde gerçekleşse de her bir hissedarın söz konusu işlem nedeniyle hakkı etkilenmektedir. Bu yönüyle kamulaştırma işleminin hukuka aykırı olduğu gerekçesiyle iptal edilmesiyle birlikte mahkemenin hukuka aykırılık tespiti dava açan ya da açmayan kamulaştırmaya konu taşınmazın tüm hissedarları bakımından geçerli olmaktadır. Nitekim bu husus iptal davasının amacıyla da yakından ilgilidir. Zira iptal davasıyla hukuka aykırı olan idari işlemin doğduğu anda etki ettiği alanın tamamı bakımından geçersiz kılınması sağlanır.</p>

<p>42. Esas itibarıyla Kanun’un 14. maddesinin üçüncü fıkrasında yer verilen “<i>İştirak halinde veya müşterek mülkiyette, paydaşların tek başına dava hakları vardır.</i>” hükmü de gözetildiğinde, kanun koyucunun, belirtilen mülkiyet biçimleri kapsamında zorunlu dava arkadaşlığı müessesine kamulaştırma bakımından bir istisna getirdiği görülmektedir. Nitekim ortada tek bir idari işlem olduğundan hak sahiplerinden birinin açacağı davanın bu işlemin hukuka uygun olup olmadığının değerlendirilmesi bakımından yeterli olacağı açıktır. Bu bakımdan verilen kararın dava açmayan hissedarların da malik olduğu kamulaştırılan taşınmaz üzerinde sonuç doğuracağı hususunda şüphe bulunmamaktadır.</p>

<p>43. Ancak kural, yargı mercilerinin iptal kararıyla birlikte kamulaştırma işleminin kanuni dayanaktan yoksun hâle geldiği tespit edilmesine rağmen maliklerin mülkü üzerinde sonuç doğurmaya devam etmesine neden olmakta, anayasal veya yasal koşulları sağlamadığı için iptal edilen kamulaştırma işlemini dava açmayan paydaşlar yönünden geçerli kılmaktadır. Bu bakımdan anayasal güvenceleri karşılamadığı gerekçesiyle iptal edilen kamulaştırma işleminin sonuç doğurmasına imkân tanıyan kuralla mülkiyet hakkına getirilen sınırlamanın anayasal bağlamda meşru bir amaca dayandığı söylenemez.</p>

<p>44. Açıklanan nedenle kural, Anayasa’nın 13., 35. ve 46. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.</p>

<p>Kuralın, Anayasa’nın 36. maddesiyle ilgisi görülmemiştir.</p>

<p><strong>IV. İPTALİN DİĞER KURALLARA ETKİSİ </strong></p>

<p>45. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesinin (4) numaralı fıkrasında kanunun, Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün belirli kurallarının iptali, diğer kurallarının veya tümünün uygulanmaması sonucunu doğuruyorsa bunların da Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilebileceği öngörülmektedir.</p>

<p>46. 4650 sayılı Kanun’un 5. maddesiyle değiştirilen 2942 Kanun’un 10. maddesinin on dördüncü fıkrasının “<i>…kamulaştırma işlemine karşı hak sahipleri tarafından idari yargıda iptal davası açılması ve idari yargı mahkemelerince de yürütmenin durdurulması kararı verilmesi halinde mahkemece, idari yargıda açılan dava bekletici mesele kabul edilerek bunun sonucuna göre işlem yapılır.</i>” bölümünün iptali nedeniyle anılan fıkranın kalan kısmının 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince iptali gerekir.</p>

<p><strong>V. HÜKÜM</strong></p>

<p>4/11/1983 tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 24/4/2001 tarihli ve 4650 sayılı Kanun’un;</p>

<p><strong>A.</strong> 5. maddesiyle değiştirilen 10. maddesinin on dördüncü fıkrasının;</p>

<p><strong>1. </strong>“<i>…kamulaştırma işlemine karşı hak sahipleri tarafından idari yargıda iptal davası açılması ve idari yargı mahkemelerince de yürütmenin durdurulması kararı verilmesi halinde mahkemece, idari yargıda açılan dava bekletici mesele kabul edilerek bunun sonucuna göre işlem yapılır.</i>”<i> </i>bölümünün Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE,</p>

<p><strong>2. </strong>Kalan kısmının 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 43. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince İPTALİNE,</p>

<p><strong>B.</strong> 7. maddesiyle değiştirilen 14. maddesinin altıncı fıkrasının Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE,</p>

<p>25/12/2024 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</p>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p>Başkan</p>

   <p>Kadir ÖZKAYA</p>
   </td>
   <td colspan="2">
   <p>Başkanvekili</p>

   <p>Hasan Tahsin GÖKCAN</p>
   </td>
   <td>
   <p>Başkanvekili</p>

   <p>Basri BAĞCI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Engin YILDIRIM</p>
   </td>
   <td colspan="2">
   <p>Üye</p>

   <p>Rıdvan GÜLEÇ</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Yıldız SEFERİNOĞLU</p>
   </td>
   <td colspan="2">
   <p>Üye</p>

   <p>Selahaddin MENTEŞ</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>İrfan FİDAN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Kenan YAŞAR</p>
   </td>
   <td colspan="2">
   <p>Üye</p>

   <p>Muhterem İNCE</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Yılmaz AKÇİL</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td colspan="2">
   <p>Üye</p>

   <p>Ömer ÇINAR</p>
   </td>
   <td colspan="2">
   <p>Üye</p>

   <p>Metin KIRATLI</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://hukukihaber.net/aymnin-2024101-esas-2024232-karar-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 06 Apr 2026 14:48:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/02/yargi/anayasa-m4s.jpg" type="image/jpeg" length="70137"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 2016/4052 E., 2019/288 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://hukukihaber.net/yargitay-23-hukuk-dairesinin-20164052-e-2019288-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://hukukihaber.net/yargitay-23-hukuk-dairesinin-20164052-e-2019288-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 05.02.2019 tarihli, 2016/4052 E., 2019/288 K. sayılı kararı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>23. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2016/4052 E., 2019/288 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi</p>

<p>Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik verilen hükmün süresi içinde davacı vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.</p>

<p><strong>- K A R A R -</strong></p>

<p>Davacı vekili, davalıların murisi olan kişinin kredi borcu olduğunu, mirasçılarına birkaç kez başvurduğunu, sonuç alamayınca ... takibi başlatıldığını, takibin iptalini, %20 ... inkar tazminatı, mahkeme masrafları ve avukatlık ücretinin davalı tarafa yükletilmesini talep ve dava etmiştir.</p>

<p>Davalılar vekili, yetki itirazında bulunduklarını, borcun zaman aşımına uğradığını, senet üzerindeki murise ait olduğu iddia edilen imzaya itiraz ettiklerini, murisin memur olduğunu, tarım işi ile uğraşmadığını bu nedenle kredi kullanmasının mümkün olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.</p>

<p>Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre; takip konusu borç senedinin muhtar ve aza tarafından tasdik edilmiş olmasından dolayı ilam niteliğinde olduğu, davacının elinde ilam niteliğinde belgenin olmasına rağmen ilamsız ... takibi yapmasının İİK’nın 32. maddesine ve dürüstlük kuralına aykırılık teşkil edeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.</p>

<p>Dava, kefalet sözleşmesinden kaynaklanan itirazın iptali istemine ilişkindir. Dava konusu belgenin ilam niteliğinde olması nedeniyle İİK 38. maddesi yollamasıyla 32. maddesi uyarınca ilamların icrası yoluyla takip edilebilir ise de aksinin yapılamayacağı yani ilamsız ... takibine konu edilemeyeceğine ilişkin bir düzenleme kanunda yer almamaktadır. 26.05.2017 gün ve 2017/2 esas, 2017/3 karar sayılı ... İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurul Kararında elinde ilam olan alacaklarının ilamsız takip yoluna başvurulamayacağına karar verilmiş ise de bu kararın ilam niteliğinde belgeleri kapsamaması da göz önünde bulundurularak davacının dava konusu senet nedeniyle ilamsız takip yapabileceğinin kabulü ile sonuca gidilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamıştır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>SONUÇ: </strong>Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün, davacı yararına BOZULMASINA, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 05.02.2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://hukukihaber.net/yargitay-23-hukuk-dairesinin-20164052-e-2019288-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 06 Apr 2026 12:43:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/02/yargi/yargiftada.jpg" type="image/jpeg" length="90091"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[AYM'nin 2025/40 esas - 2025/261 karar sayılı kararı]]></title>
      <link>https://hukukihaber.net/aymnin-202540-esas-2025261-karar-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://hukukihaber.net/aymnin-202540-esas-2025261-karar-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 11/12/2025 tarihli, 2025/40 esas - 2025/261 karar sayılı kararı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>ANAYASA MAHKEMESİ KARARI</strong></p>

<p></p>

<p><strong>Esas Sayısı : 2025/40</strong></p>

<p><strong>Karar Sayısı : 2025/261</strong></p>

<p><strong>Karar Tarihi : 11/12/2025</strong></p>

<p><strong>R.G. Tarih - Sayı : 6/4/2026-33216</strong></p>

<p></p>

<p><strong>İPTAL DAVASINI AÇAN: </strong>Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri Murat EMİR, Gökhan GÜNAYDIN, Ali Mahir BAŞARIR ile birlikte 130 milletvekili</p>

<p><strong>İPTAL DAVASININ KONUSU: </strong>24/12/2024 tarihli ve (171) numaralı Aile Enstitüsü Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin;</p>

<p><strong>A. </strong>5. maddesinin (3) numaralı fıkrasının,</p>

<p><strong>B. </strong>7. maddesinin (2) numaralı fıkrasında yer alan “<i>…ve üyeler Bakan tarafından Bakanlık üst kademe yöneticileri arasından belirlenir.</i>” ibaresinin,</p>

<p><strong>C. </strong>9. maddesinin (1) numaralı fıkrasının “<i>…üye ile Bakanlığın faaliyet alanıyla ilgili çalışmaları olan kişilerden belirlenen yedi üye olmak üzere toplam onbeş…</i>” bölümünün,</p>

<p><strong>Ç.</strong> 12. maddesiyle;</p>

<p><strong>1. </strong>Ekli (1) Sayılı Liste’de yer alan kadroların iptal edilerek 10/7/2018 tarihli ve 30474 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan (2) numaralı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’ne ekli (I) Sayılı Cetvel’in Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı bölümünden çıkarılmasının,</p>

<p><strong>2. </strong>Ekli (2) Sayılı Liste’de yer alan kadroların ihdas edilerek (2) numaralı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’ne ekli (I) Sayılı Cetvel’e Aile Enstitüsü bölümü olarak eklenmesinin,</p>

<p>Anayasa’nın 2., 6., 7., 8., 11., 70., 104., 106., 123., 128., 153. ve 161. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine ve yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi talebidir.</p>

<p><strong>I. İPTALİ İSTENEN CUMHURBAŞKANLIĞI KARARNAMESİ KURALLARI</strong></p>

<p>Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin (CBK) iptali talep edilen kuralların da yer aldığı;</p>

<p><strong>1.</strong> 5. maddesi şöyledir:</p>

<p>“<i>Teşkilat </i></p>

<p><i>Madde 5-(1) Enstitü; merkez teşkilatından meydana gelir.</i></p>

<p><i>(2) Enstitü teşkilatı; Genel Müdürlük, Yönetim Kurulu ve Danışma Kurulundan oluşur.</i></p>

<p><strong><i><u>(3) Genel Müdürlüğün hizmet birimleri ve bu birimler ile Enstitü kurullarının çalışma usul ve esasları, bu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinde belirtilen faaliyet alanı ile görev ve yetkilere uygun olarak Bakanlık tarafından çıkarılan yönetmelikle belirlenir.</u></i></strong>”</p>

<p><strong>2.</strong> 7. maddesi şöyledir:</p>

<p>“<i>Yönetim Kurulu</i></p>

<p><i>MADDE 7-(1) Yönetim Kurulu, Enstitünün karar organıdır ve başkanı Bakandır.</i></p>

<p><i>(2) Yönetim Kurulu dokuz üyeden oluşur <strong><u>ve üyeler Bakan tarafından Bakanlık üst kademe yöneticileri arasından belirlenir.</u></strong></i></p>

<p><i>(3) Yönetim Kurulu en az iki ayda bir toplanır.</i>”</p>

<p><strong>3.</strong> 9. maddesi şöyledir:</p>

<p>“<i>Danışma Kurulu</i></p>

<p><i>MADDE 9-(1) Danışma Kurulu; Bakanın görevlendireceği Bakan Yardımcısının başkanlığında, Bakanlıktan iki üye, Adalet Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı, Millî Eğitim Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı ve Diyanet İşleri Başkanlığından birer <strong><u>üye ile Bakanlığın faaliyet alanıyla ilgili çalışmaları olan kişilerden belirlenen yedi üye olmak üzere toplam onbeş</u></strong> üyeden oluşur.</i></p>

<p><i>(2) Danışma Kurulu yılda en az dört kez toplanır.</i></p>

<p><i>(3) İhtiyaç duyulması halinde alanında uzman kişiler Danışma Kuruluna davet edilebilir.</i>”</p>

<p><strong>4. </strong>12. maddesi ve CBK’ya ekli (1) ve (2) sayılı Listeler şöyledir:</p>

<p>“<strong><i><u>Kadrolar</u></i></strong></p>

<p><strong><i><u>MADDE 12- (1) Ekli (1) sayılı listede yer alan kadrolar iptal edilerek 2 sayılı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin eki (I) sayılı Cetvelinin Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı bölümünden çıkarılmış ve ekli (2) sayılı listede yer alan kadrolar ihdas edilerek 2 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin eki (I) sayılı Cetvele Aile Enstitüsü bölümü olarak eklenmiştir.</u></i></strong>”<i> </i></p>

<p><strong><i>(1) </i></strong><strong><i>SAYILI LİSTE</i></strong></p>

<p><strong><i>KURUMU: </i></strong><i>AİLE VE SOSYAL HİZMETLER BAKANLIĞI</i></p>

<p><strong><i>TEŞKİLATI: </i></strong><i>MERKEZ</i></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td colspan="4">
   <p><strong><i>İPTAL EDİLEN KADROLARIN</i></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><i>SINIFI</i></strong></p>
   </td>
   <td>
   <p><strong><i>ÜNVANI</i></strong></p>
   </td>
   <td>
   <p><strong><i>DERECESİ</i></strong></p>
   </td>
   <td>
   <p><strong><i>ADEDİ</i></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><i>GİH</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>Mütercim</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>7</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>1</i></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><i>GİH</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>Memur</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>5</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>8</i></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><i>GİH</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>Bilgisayar işletmeni</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>3</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>11</i></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><i>GİH</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>Sekreter</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>9</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>1</i></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><i>GİH</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>Şoför</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>8</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>1</i></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><i>GİH</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>Koruma ve Güvenlik Görevlisi</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>5</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>4</i></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><i>SH</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>Sosyolog Çalışmacı</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>1</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>2</i></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><i>SH</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>Sosyolog Çalışmacı</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>2</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>2</i></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><i>SH</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>Psikolog</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>1</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>1</i></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><i>EÖH</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>Öğretmen</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>1</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>1</i></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><i>TH</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>İstatistikçi</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>4</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>1</i></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><i>TH</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>İstatistikçi</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>7</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>1</i></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><i>TH</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>Programcı</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>6</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>1</i></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><i>YH</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>Hizmetli</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>10</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>1</i></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td colspan="3">
   <p><strong><i>TOPLAM</i></strong></p>
   </td>
   <td>
   <p><strong><i>36</i></strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p><strong><i>(2) SAYILI LİSTE</i></strong></p>

<p><strong><i>KURUMU: </i></strong><i>AİLE ENSTİTÜSÜ</i><i> </i></p>

<p><strong><i>TEŞKİLATI: </i></strong><i>MERKEZ</i></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td colspan="4">
   <p><strong><i>İHDAS EDİLEN KADROLARIN</i></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><i>SINIFI</i></strong></p>
   </td>
   <td>
   <p><strong><i>ÜNVANI</i></strong></p>
   </td>
   <td>
   <p><strong><i>DERECESİ</i></strong></p>
   </td>
   <td>
   <p><strong><i>ADEDİ</i></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><i>GİH</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>Genel Müdür</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>1</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>1</i></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><i>GİH</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>Daire Başkanı</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>1</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>4</i></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><i>GİH</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>Sayman</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>5</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>2</i></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><i>GİH</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>Mütercim</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>5</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>1</i></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><i>GİH</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>Memur</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>7</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>2</i></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><i>GİH</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>Memur</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>10</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>2</i></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><i>GİH</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>Bilgisayar İşletmeni</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>5</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>2</i></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><i>GİH</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>Bilgisayar İşletmeni</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>7</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>3</i></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><i>GİH</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>Sekreter</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>9</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>1</i></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><i>GİH</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>Şoför</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>10</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>1</i></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><i>GİH</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>Koruma ve Güvenlik Görevlisi</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>10</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>4</i></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><i>SH</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>Sosyal Çalışmacı</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>3</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>1</i></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><i>SH</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>Sosyal Çalışmacı</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>5</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>1</i></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><i>SH</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>Psikolog</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>3</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>1</i></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><i>SH</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>Psikolog</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>5</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>1</i></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><i>EÖH</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>Öğretmen</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>7</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>1</i></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><i>TH</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>İstatistikçi</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>5</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>1</i></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><i>TH</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>İstatistikçi</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>7</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>1</i></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><i>TH</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>Kütüphaneci</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>7</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>1</i></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><i>TH</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>Sosyolog</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>5</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>1</i></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><i>TH</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>Sosyolog</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>7</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>1</i></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><i>TH</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>Programcı</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>7</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>1</i></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><i>YH</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>Hizmetli</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>9</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><i>1</i></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td colspan="3">
   <p><strong><i>TOPLAM</i></strong></p>
   </td>
   <td>
   <p><strong><i>35</i></strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p><strong>II. İLK İNCELEME</strong></p>

<p>1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Kadir ÖZKAYA, Hasan Tahsin GÖKCAN, Basri BAĞCI, Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR ve Metin KIRATLI’nın katılımlarıyla 6/3/2025 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine, yürürlüğü durdurma talebinin esas inceleme aşamasında karara bağlanmasına OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.</p>

<p><strong>III. ESASIN İNCELENMESİ</strong></p>

<p>2. Dava dilekçesi ve ekleri, Raportör Burcu TAŞYAPAN tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, dava konusu CBK kuralları, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları ile bunların gerekçeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:</p>

<p><strong>A. CBK’ların Anayasal Çerçevesi ve Yargısal Denetimi </strong></p>

<p>3. Anayasa Mahkemesi CBK’ların anayasal çerçevesini ve yargısal denetimine ilişkin ilkeleri daha önceki kararlarında belirlemiştir. Buna göre CBK’ların yargısal denetiminde öncelikle Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasının birinci ila dördüncü cümlelerinde belirtilen konu bakımından yetki kurallarına uygunluğunun ele alınması gerekmekte olup bu kapsamda düzenlemenin yürütme yetkisine ilişkin olması, Anayasa’nın İkinci Kısmı’nın Birinci ve İkinci Bölümlerinde yer alan temel haklar, kişi hakları ve ödevleriyle Dördüncü Bölümü’nde yer alan siyasi haklar ve ödevlerle ilgili olmaması, Anayasa’da münhasıran kanunla düzenlenmesi öngörülen ya da kanunda açıkça düzenlenen konulara ilişkin olmaması gerekir. Anılan fıkra yönünden herhangi bir aykırılık tespit edilmemesi durumunda ise bu defa CBK’ların içerik yönünden Anayasa’ya uygunluk denetimi yapılmalıdır (AYM, E.2019/78, K.2020/6, 23/1/2020, §§ 3-13; E.2019/31, K.2020/5, 23/1/2020, §§ 3-13; E.2018/119, K.2020/25, 11/6/2020, §§ 3-13; E.2018/155, K.2020/27, 11/6/2020, §§ 3-13).</p>

<p><strong>B. CBK’nın 5. Maddesinin (3) Numaralı Fıkrasının İncelenmesi </strong></p>

<p><strong>1. Anlam ve Kapsam </strong></p>

<p>4. Aile Enstitüsü (Enstitü) aile yapısının ve değerlerinin korunması, güçlendirilmesi, ailenin sosyal refahının artırılması, kadın, çocuk, engelli, yaşlı, şehit yakını, gazi ve gazi yakınıyla ilgili politikalara veri oluşturmaya yönelik tüm Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı (Bakanlık) faaliyetlerini kapsayan araştırmaları yürütmek ve CBK ile ilgili diğer mevzuatta verilen görev ve yetkileri yerine getirmek üzere Bakanlığa bağlı bir kuruluş olarak kurulmuştur.</p>

<p>5. (171) numaralı CBK’da Enstitünün kuruluş, teşkilat, görev, yetki ve sorumluluklarına ilişkin hususlar düzenlenmiştir.</p>

<p>6. Anılan CBK’nın 5. maddesinin (1) numaralı fıkrasında Enstitünün merkez teşkilatından meydana geldiği, (2) numaralı fıkrasında da Enstitü teşkilatının Genel Müdürlük, Yönetim Kurulu ve Danışma Kurulundan oluştuğu belirtilmiştir. Anılan maddenin dava konusu (3) numaralı fıkrasında ise Genel Müdürlüğün hizmet birimleri ve bu birimler ile Enstitü kurullarının çalışma usul ve esaslarının bu CBK’da belirtilen faaliyet alanı ile görev ve yetkilere uygun olarak Bakanlık tarafından çıkarılan yönetmelikle belirleneceği hüküm altına alınmıştır.</p>

<p><strong>2. İptal Talebinin Gerekçesi </strong></p>

<p>7. Dava dilekçesinde özetle; dava konusu kuralla idareye genel, sınırları ve çerçevesi belirsiz bir düzenleme yetkisinin tanındığı, bu durumun yasama yetkisinin devredilemezliği, Anayasa’nın bağlayıcılığı ve üstünlüğü ile kuvvetler ayrılığı ilkeleriyle bağdaşmadığı belirtilerek kuralın Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 2., 6., 7., 8., 11., 104. ve 123. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.</p>

<p><strong>3. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu </strong></p>

<p><strong>a. Kuralın Konu Bakımından Yetki Yönünden İncelenmesi </strong></p>

<p>8. Dava dilekçesinde konu bakımından yetki yönünden kuralın Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 6., 7., 8., 11. ve 123. maddelerine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de CBK’ya ilişkin konu bakımından yetki kuralları Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasında düzenlendiğinden bu husustaki inceleme anılan fıkra kapsamında yapılacaktır.</p>

<p>9. Anayasa Mahkemesi, Cumhurbaşkanlığı merkez teşkilatı ile Cumhurbaşkanlığına bağlı kurum ve kuruluşların, bakanlıkların ve bağlı kuruluşlarının, kamu tüzel kişiliklerinin kurulması, kaldırılması, görevleri ve yetkileri, teşkilat yapısı ile merkez ve taşra teşkilatlarının kurulmasına ilişkin düzenlemelerin CBK’larla yapılmasının konu bakımından yetki yönünden Anayasa’ya uygun olup olmadığı hususunu daha önceki bazı kararlarında değerlendirmiştir. Bu kapsamda söz konusu kurum ve kuruluşların kurulması, kaldırılması, görevleri ve yetkileri ile teşkilat yapılarıyla ilgili düzenlemelerin idarenin teşkilat yapısı ile ilgili olup yürütme yetkisine ilişkin konulardan olduğu, Anayasa’da CBK ile düzenlenmesi yasaklanan haklar ve ödevlerle ilgisinin bulunmadığı ve Anayasa’nın 106. maddesinin on birinci fıkrasının “<i>Bakanlıkların kurulması, kaldırılması, görevleri ve yetkileri, teşkilat yapısı ile merkez ve taşra teşkilatlarının kurulması Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle düzenlenir.</i>”<i> </i>ile Anayasa’nın 123. maddesinin üçüncü fıkrasının “<i>Kamu tüzel kişiliği, kanunla veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle kurulur.</i>”<i> </i>şeklindeki hükümleriyle bağlantılı olarak Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasının üçüncü cümlesine aykırı bir yönünün de bulunmadığı ifade edilmiştir (AYM, E.2019/71, K.2020/82, 30/12/2020, § 27; E.2018/134, K.2021/13, 3/3/2021, § 30; E.2020/8, K.2021/25, 31/3/2021, §§ 17-22; E.2018/133, K.2021/70, 13/10/2021, § 22; E.2021/50, K.2021/89, 16/12/2021, §§ 18-23; E.2021/91, K.2021/106, 30/12/2021, §§ 19-25; E.2018/119, K.2020/25, 11/6/2020, §§ 27, 28; E.2022/37, K.2023/44, 9/3/2023, §§ 9, 10).</p>

<p>10. Bu bağlamda Enstitü Genel Müdürlüğünün hizmet birimleri ve bu birimler ile Enstitü kurullarının çalışma usul ve esaslarının yönetmelikle belirleneceğini öngören, dolayısıyla Enstitünün teşkilat yapısıyla ilgili düzenleme getiren kural yönünden anılan kararlardan ayrılmayı gerektirir bir durum bulunmamaktadır. Bu itibarla kural, Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasının birinci, ikinci ve üçüncü cümlelerine aykırı bir düzenleme içermemektedir.</p>

<p>11. Kuralla aynı alanda hüküm ifade eden karşılaştırmaya esas olabilecek nitelikte, kanunla yapılan herhangi bir düzenleme tespit edilememiştir. Bu itibarla kuralın kanunda açıkça düzenlenen bir konuya ilişkin olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p>12. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasına aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.</p>

<p><strong>b. Kuralın İçerik Yönünden İncelenmesi</strong></p>

<p>13. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural, ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 106. maddesi yönünden incelenmiştir.</p>

<p>14. Anayasa’nın 106. maddesinin on birinci fıkrasında bakanlıkların ve bu kapsamda onların bağlı kuruluşlarının görevleri ve yetkilerinin CBK’yla düzenleneceği hüküm altına alınmıştır. CBK’ya tanınan bu asli yetkinin başka bir idari işleme bırakılması mümkün değildir. Bununla birlikte yürütme organının CBK çıkarmaya yetkili olduğu konuya ilişkin her türlü ayrıntıyı CBK ile düzenlemesi ve bu düzenlemelerin gereğini bizzat yerine getirmesi gerekli olmayıp CBK ile konuya ilişkin temel kuralları belirledikten ve genel çerçeveyi çizdikten sonra bu çerçevenin içinde kalan hususları, düzenleyici nitelikteki diğer işlemlerle belirlemesi ve bu düzenlemeler kapsamında yerine getirilmesi gerekli tasarrufları da ilgili idareye bırakması mümkündür.</p>

<p>15. (171) numaralı CBK’nın 5. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkralarında Enstitünün Genel Müdürlük, Yönetim Kurulu ve Danışma Kurulundan oluşan merkez teşkilatından meydana geldiği belirtilmiş; dava konusu (3) numaralı fıkrasında ise Genel Müdürlüğün hizmet birimleri ile ve bu birimler ile Enstitü kurullarının çalışma usul ve esaslarının, bu CBK’da belirtilen faaliyet alanı ile görev ve yetkilere uygun olarak Bakanlık tarafından çıkarılan yönetmelikle belirleneceği düzenlenmiştir.</p>

<p>16. Enstitünün kuruluş amacı, görev ve yetkileri ile teşkilatı anılan CBK’nın 3 ila 10. maddelerinde belirlenmiş, kuralla Genel Müdürlüğün hizmet birimleri ile bu birimler ile Enstitü kurullarının çalışma usul ve esaslarının da anılan maddelerde belirtilen faaliyet alanı ile görev ve yetkilere uygun olarak Bakanlık tarafından çıkarılan yönetmelikle belirleneceği öngörülmüştür.</p>

<p>17. Bu itibarla Enstitünün hizmet birimleri ile görev ve yetkilerine ilişkin usul ve esasları belirleme yetkisine ilişkin temel ilkeler belirlenmiş ve genel çerçeve çizilmiştir.</p>

<p>18. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 106. maddesine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.</p>

<p>Kuralın Anayasa’nın 2. maddesine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 106. maddesi yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 2. maddesi yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.</p>

<p><strong>C. </strong><strong>CBK’nın 7. Maddesinin (2) Numaralı Fıkrasında Yer Alan “<i>…ve üyeler Bakan tarafından Bakanlık üst kademe yöneticileri arasından belirlenir.</i>” İbaresinin İncelenmesi </strong></p>

<p><strong>1. Anlam ve Kapsam</strong></p>

<p>19. (171) numaralı CBK’nın 7. maddesinde Enstitü Yönetim Kurulunun oluşumu düzenlenmiştir. Anılan maddenin (1) numaralı fıkrasında Yönetim Kurulunun Enstitünün karar organı olduğu ve başkanının Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı (Bakan) olduğu hükme bağlanmıştır.</p>

<p>20. Maddenin (2) numaralı fıkrasında Yönetim Kurulunun dokuz üyeden oluşacağı ve üyelerinin Bakan tarafından Bakanlık üst kademe yöneticileri arasından belirleneceği öngörülmüştür. Söz konusu fıkrada yer alan “<i>…ve üyeler Bakan tarafından Bakanlık üst kademe yöneticileri arasından belirlenir.</i>” ibaresi dava konusu kuralı oluşturmaktadır.</p>

<p>21. (3) numaralı fıkrada Yönetim Kurulunun en az iki ayda bir toplanacağı düzenlenmiştir.</p>

<p>22. Anılan CBK’nın 8. maddesinde ise Enstitünün yıllık çalışma programını kabul etmek, Enstitünün politika önerileri ile strateji ve hedeflerini karara bağlamak, Danışma Kurulunun tavsiye kararlarını görüşüp karara bağlamak ve Enstitünün performans ile hizmet kalite standartlarını karara bağlamak Yönetim Kurulunun görev ve yetkileri arasında sayılmıştır.</p>

<p><strong>2. </strong><strong>İptal Talebinin Gerekçesi </strong></p>

<p>23. Dava dilekçesinde özetle; Enstitü Yönetim Kuruluna atama şartlarını düzenleyen dava konusu kuralın temel hak ve özgürlüklerle ilgili olduğu, idarenin bütünlüğü içinde yer alan kamu görevlilerinin atanmasına, görev sürelerinin tespitine ve atanma şartlarının belirlenmesine ilişkin hükümlerin kanunla düzenlenmesi gerektiği, Bakana sınırları belirsiz bir atama yetkisinin tanındığı, bu durumun yasama yetkisinin devredilemezliği, Anayasa’nın bağlayıcılığı ve üstünlüğü ile kuvvetler ayrılığı ilkeleriyle bağdaşmadığı belirtilerek kuralın Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 2., 6., 7., 8., 11., 70., 104., 106. ve 128. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.</p>

<p><strong>3. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu</strong><strong> </strong></p>

<p><strong>a. Kuralın Konu Bakımından Yetki Yönünden İncelenmesi</strong></p>

<p>24. Dava dilekçesinde konu bakımından yetki yönünden kuralın Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 6., 7., 8., 11., 70., 106. ve 128. maddelerine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de CBK’ya ilişkin konu bakımından yetki kuralları Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasında düzenlendiğinden bu husustaki inceleme anılan fıkra kapsamında yapılacaktır.</p>

<p>25. Dava konusu kuralla Enstitünün karar organı olan Yönetim Kurulu üyelerinin Bakan tarafından Bakanlığın üst kademe yöneticileri arasından belirlenmesi öngörülmüştür.</p>

<p>26. Kamu kurum ve kuruluşlarının karar organlarının belirlenmesi, oluşumu ve bu karar organlarında kamu personelinin görevlendirilmesine ilişkin düzenlemeler idarenin teşkilat yapısıyla ilgili olup idarenin kuruluş ve görevlerinin belirlenmesinin bir parçasını oluşturmaktadır. Bu itibarla Enstitünün Yönetim Kurulu üyelerinin Bakan tarafından Bakanlığın üst kademe kamu yöneticileri arasından belirlenmesini öngören kuralın Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasının birinci cümlesinde belirtilen yürütme yetkisine ilişkin konulardan olduğu anlaşılmaktadır.</p>

<p>27. Kural, Anayasa’nın CBK ile düzenlenmesi yasaklanan İkinci Kısmı’nın Birinci ve İkinci Bölümlerinde yer alan temel haklar, kişi hakları ve ödevleriyle Dördüncü Bölümü’nde yer alan siyasi haklar ve ödevler ile ilgili herhangi bir düzenleme de içermemektedir.</p>

<p>28. (171) numaralı CBK’nın 7. maddesinde Enstitü Yönetim Kurulunun en az iki ayda bir toplanmasının öngörüldüğü ve Yönetim Kurulunun görev ve yetkileri gözetildiğinde kural gereğince Yönetim Kurulu üyelerinin Bakan tarafından belirlenmesinin atama niteliğinde sonuç doğuracağı anlaşılmaktadır.</p>

<p>29. Anayasa’nın 128. maddesinin ikinci fıkrasında memurlar ve diğer kamu görevlilerinin atanmalarına ilişkin hususların münhasıran kanunla düzenlenmesi öngörülmüştür.</p>

<p>30. Ancak Anayasa’nın 104. maddesinin dokuzuncu fıkrasında “[Üst kademe kamu yöneticilerinin] <i>atanmalarına ilişkin usul ve esasları Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle düzenler.</i>” denilmek suretiyle üst kademe kamu yöneticilerinin atanma usul ve esasları, Anayasa’nın 104. maddesinin dokuzuncu fıkrası uyarınca CBK ile düzenlenebileceği özel olarak belirtilen konular arasında gösterilmiştir.</p>

<p>31. Bu bağlamda üst kademe kamu yöneticilerinin atanma usul ve esaslarının düzenlenmesi kapsamındaki konularla sınırlı olmak üzere anılan hususlarda Anayasa’nın 104. maddesinin dokuzuncu fıkrası uyarınca CBK ile düzenleme yapılabilir.</p>

<p>32. <i>Üst kademe kamu yöneticileri</i> kavramının neyi ifade ettiğine yönelik olarak Anayasa’da genel ve soyut bir tanımlama yapılmamış ya da herhangi bir ölçüte yer verilmemiştir. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesince bu anayasal kavramın kendi bağlamı içinde özerk bir biçimde yorumlanması gerekmektedir. Anayasa Mahkemesi Cumhurbaşkanlığı hükûmet sisteminin yürürlüğe girmesinden önceki dönemde verdiği bir kararında üst kademe yönetici kavramını yorumlamıştır. Anayasa Mahkemesi 10/1/1985 tarihli ve 3149 sayılı Üst Kademe Yöneticilerinin Yetiştirilmesi Hakkında Kanun’un, üst kademe kamu yöneticilerini <i>daire başkanı</i>nı da içine alacak şekilde sayma yoluyla belirleyen kapsam maddesini de (2. madde) denetlediği kararında üst kademe kamu yöneticileri kavramının belirlenmesinde esas alınacak her durumda geçerli, değişmez ve mutlak ölçütler bulmanın zorluğuna dikkat çekmiştir. Bu bağlamda Anayasa Mahkemesi anılan kararında <i>kamu politikasının tayinine katılma</i>, <i>seçimle gelmemekle birlikte etkin bir otoriteye sahip olma</i> ve <i>kuruluşunun en üst düzeyinde bulunma</i> gibi bazı ölçütlerin önerilmesine rağmen üst kademe yöneticilerinin kimler olduğunun doktrinde ve kanunlarda açıklığa kavuşturulmadığını, esasen bunun çok zor olduğunu ve bu zorluğu dikkate alan kanun koyucunun da bunları bir bir saymak yolunu tercih ettiğini belirtmiştir. Anayasa Mahkemesine göre üst kademe kamu yöneticilerine dair bir tanım yapılsaydı dahi tam anlamıyla bir tanım olmayacak ve takdire yine de elverişli bulunacaktı (AYM, E.1985/3, K.1985/8, 18/6/1985).</p>

<p>33. Anayasa Mahkemesinin anılan kararında vurgulandığı üzere bu kavramın tanımlanmasında güçlükler bulunsa da özellikle Cumhurbaşkanlığı hükûmet sisteminin yürürlüğe girmesinden sonra anayasal bir kavrama da dönüşmüş olduğu gözetildiğinde bunun belli bir çerçeveye kavuşturulması bir zorunluluktur (AYM, E.2019/111, K.2023/63, 5/4/2023, § 80).</p>

<p>34. Genel anlamda bir tanımlama yapılacak olursa Anayasa’da yer verilen üst kademe kamu yöneticileri kavramının belirli bir kamu hizmetini yürüten kamu kuruluşunun hiyerarşik bakımdan üst düzeylerinde görev alan ve aynı zamanda o hizmet alanıyla ilgili kamu politikalarının belirlenmesinde ve uygulanmasında etkin bir otoriteye, yetki ve sorumluluğa sahip olan kişileri ifade ettiği söylenebilir (AYM, E.2019/111, K.2023/63, 5/4/2023, § 81).</p>

<p>35. Bu itibarla kurum içinde klasik anlamda belirli bir sevk ve idare, başka bir deyişle yönetim yetkisine sahip olmakla birlikte kurumun görev ve yetkileri çerçevesindeki politikaların belirlenmesi sürecine katılmayan, yönetim yetkisi bu politikaları uygulamakla sınırlı olan yöneticilerin ya da kurumun hizmet alanıyla ilgili kamu politikalarının tayininde sadece istişari nitelikte rol üstlenen kişilerin üst kademe kamu yöneticisi olarak kabulü mümkün değildir (AYM, E.2019/111, K.2023/63, 5/4/2023, § 82).</p>

<p>36. Anayasa Mahkemesi bir kuralın üst kademe kamu yöneticilerinin atanmalarına ilişkin usul ve esasların düzenlenmesine ilişkin olup olmadığını CBK koyucunun nitelendirmesinden bağımsız olarak, yukarıda tespit edilen ilkeler çerçevesinde her bir kural özelinde özerk şekilde ele alıp nihai olarak denetleme görevinin kendisine ait olduğunu belirtmiştir (AYM, E.2019/111, K.2023/63, 5/4/2023, § 83).</p>

<p>37. Bu bağlamda Enstitü Yönetim Kurulu üyelerinin Bakan tarafından belirlenmesini öngören kuralın üst kademe kamu yöneticilerine ilişkin bir düzenleme olup olmadığının, başka bir deyişle bu kişilerin üst kademe kamu yöneticisi niteliği taşıyıp taşımadığının değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p>38. Kuralda düzenlenen Enstitü Yönetim Kurulunun Bakanlığın bir bağlı kuruluşu olarak teşkilatlandırılan Enstitünün karar organı olarak anılan kuruluşun üstlendiği görev ve yetkilerin yerine getirilmesinde belirleyici ve bağlayıcı nitelikte karar alma yetki ve sorumluluğuna sahip bir birim olduğu anlaşılmaktadır. Dolayısıyla Yönetim Kurulu ve bunu oluşturan üyelerin, Enstitü teşkilatı içinde ve özelinde anılan kamu kuruluşunun hiyerarşik bakımdan üst düzeylerinde görev alan ve aynı zamanda kuruluşun görev ve yetki alanıyla ilgili kararların belirlenmesinde ve uygulanmasında etkin bir yetki ve sorumluluğa sahip oldukları şüphesizdir. Bu itibarla Enstitü Yönetim Kurulu üyelerinin üst kademe kamu yöneticisi kapsamında değerlendirilmesi gerekmektedir.</p>

<p>39. Buna göre kuralın üst kademe kamu yöneticilerinin atanma usul ve esaslarıyla ilgili bir düzenleme öngörmesi sebebiyle Anayasa’nın 104. maddesinin dokuzuncu fıkrasıyla bağlantılı olarak anılan maddenin on yedinci fıkrasının üçüncü cümlesine aykırı bir yönü bulunmamaktadır.</p>

<p>40. Enstitü Yönetim Kurulu üyelerini atamaya yetkili makamın belirlenmesine yönelik olarak yürürlükte herhangi bir kanuni düzenleme bulunmamaktadır. Bu itibarla kural, kanunda açıkça düzenlenen konulara ilişkin değildir.</p>

<p>41. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasına aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.</p>

<p><strong>b. Kuralın İçerik Yönünden İncelenmesi</strong></p>

<p>42. Anayasa’nın 104. maddesinin dokuzuncu fıkrasında üst kademe kamu yöneticilerinin Cumhurbaşkanı tarafından <i>atanacağı</i> belirtilerek bu konuda Cumhurbaşkanı tek başına yetkili kılınmıştır. Dolayısıyla Cumhurbaşkanının üst kademe yöneticilerini atama yetkisi bir başka makamın onayına tabi tutulamayacağı gibi bir başka makamın teklifine de bağlı kılınamaz (AYM, E.2018/120, K.2023/171, 11/10/2023, § 45). Üst kademe kamu yöneticilerinin bizzat Cumhurbaşkanı tarafından atanması Cumhurbaşkanlığı hükûmet sisteminde benimsenen temel esaslardan biridir. Kendilerini atayan Cumhurbaşkanı ile göreve gelmeleri esası benimsenen üst kademe kamu yöneticilerinin Cumhurbaşkanı ile birlikte görev yapıp onunla birlikte görevden gitmeleri yönündeki yaklaşım da bu ilkenin bir sonucudur (AYM, E.2019/111, K.2023/63, 5/4/2023, § 69). Dolayısıyla üst kademe kamu yöneticisi olan Yönetim Kurulu üyelerini atama yetkisinin de münhasıran Cumhurbaşkanına ait olduğu açıktır.</p>

<p>43. Bu itibarla kuralla üst kademe kamu yöneticisi olan Enstitü Yönetim Kurulu üyelerinin Bakan tarafından atanmasının öngörülmesi Anayasa’nın 104. maddesinin dokuzuncu fıkrasıyla bağdaşmamaktadır.</p>

<p>44. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 104. maddesine aykırıdır. İptali gerekir.</p>

<p>Muhterem İNCE, Ömer ÇINAR ve Metin KIRATLI bu görüşe katılmamışlardır.</p>

<p>Kural, Anayasa’nın 104. maddesine aykırı görülerek iptal edildiğinden ayrıca Anayasa’nın 2. maddesi yönünden incelenmemiştir.</p>

<p><strong>Ç. </strong><strong>CBK’nın 9. Maddesinin (1) Numaralı Fıkrasının “…<i>üye ile Bakanlığın faaliyet alanıyla ilgili çalışmaları olan kişilerden belirlenen yedi üye olmak üzere toplam onbeş…</i>” Bölümünün İncelenmesi </strong></p>

<p><strong>1. Anlam ve Kapsam</strong></p>

<p>45. (171) numaralı CBK’nın 9. maddesinde Enstitü Danışma Kurulunun oluşumu düzenlenmiştir. Anılan maddenin (1) numaralı fıkrasında Danışma Kurulunun Bakanın görevlendireceği bakan yardımcısının başkanlığında, Bakanlıktan iki üye, Adalet Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı, Millî Eğitim Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı ve Diyanet İşleri Başkanlığından birer üye ile Bakanlığın faaliyet alanıyla ilgili çalışmaları olan kişilerden belirlenen yedi üye olmak üzere toplam on beş üyeden oluşması öngörülmüştür. Söz konusu fıkranın “<i>…üye ile Bakanlığın faaliyet alanıyla ilgili çalışmaları olan kişilerden belirlenen yedi üye olmak üzere toplam onbeş…</i>” bölümü dava konusu kuralı oluşturmaktadır.</p>

<p>46. Maddenin (2) numaralı fıkrasında Danışma Kurulunun yılda en az dört kez toplanacağı, (3) numaralı fıkrasında ise ihtiyaç duyulması hâlinde alanında uzman kişilerin Danışma Kuruluna davet edilebileceği düzenlenmiştir.</p>

<p>47. Söz konusu CBK’nın 10. maddesinde ise Enstitünün yıllık faaliyetlerini değerlendirmek ve Enstitü çalışmaları hakkında Yönetim Kuruluna görüş bildirmek, Yönetim Kuruluna Enstitü çalışmalarının etkinliğini artırıcı tavsiye kararları sunmak ve Enstitü tarafından hazırlanan bilimsel araştırma, yayın ve benzeri çalışmalar hakkında Yönetim Kuruluna görüş bildirmek Danışma Kurulunun görev ve yetkileri arasında sayılmıştır.</p>

<p><strong>2. </strong><strong>İptal Talebinin Gerekçesi </strong></p>

<p>48. Dava dilekçesinde özetle; Danışma Kurulu üyelerinin kamu görevlisi olması nedeniyle bu göreve atanma şartlarını düzenleyen dava konusu kuralın CBK ile düzenlenmesi yasak alana ilişkin olduğu, münhasıran kanunla düzenlenmesi gerektiği, atama yetkisine ilişkin çerçevenin belirlenmediği, yürütme organına Anayasa’ya aykırı bir yetkinin tanındığı, bu durumun yasama yetkisinin devredilemezliği, Anayasa’nın bağlayıcılığı ve üstünlüğü ile kuvvetler ayrılığı ilkeleriyle bağdaşmadığı belirtilerek kuralın Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 2., 6., 7., 8., 11., 70., 104., 106. ve 128. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.</p>

<p><strong>3. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu</strong><strong> </strong></p>

<p>49. Dava dilekçesinde konu bakımından yetki yönünden kuralın Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 6., 7., 8., 11., 70., 106. ve 128. maddelerine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de CBK’ya ilişkin konu bakımından yetki kuralları Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasında düzenlendiğinden bu husustaki inceleme anılan fıkra kapsamında yapılacaktır.</p>

<p>50. (171) numaralı CBK’nın 9. maddesinde Enstitü Danışma Kurulunun yılda en az dört kez toplanmasının öngörüldüğü ve Danışma Kurulunun görev ve yetkileri gözetildiğinde Danışma Kurulu üyelerinin bir kısmının Bakanlığın faaliyet alanıyla ilgili çalışmaları olan kişilerden belirlenmesini öngören dava konusu kuralın <i>atama</i> ile ilgili düzenleme içerdiği anlaşılmaktadır.</p>

<p>51. Anayasa’nın 128. maddesinin ikinci fıkrasında memurların ve diğer kamu görevlilerinin atanmalarına ilişkin hususların kanunla düzenlenmesi öngörüldüğünden öncelikle Danışma Kurulu üyelerinin kamu görevlisi olup olmadığının belirlenmesi gerekmektedir.</p>

<p>52. Kamu hizmeti, geniş tanımıyla devlet ya da diğer kamu tüzel kişileri tarafından ya da bunların denetim ve gözetimleri altında ortak gereksinimleri karşılamak ve kamu yararını sağlamak için topluma sunulmuş sürekli ve düzenli etkinliklerdir.</p>

<p>53. Devletin kamu iktisadi teşebbüsleri ve diğer kamu tüzel kişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü olduğu kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevlerde memur ve/veya diğer kamu görevlilerinden hangisinin çalıştırılacağına ilişkin tercih, kanun koyucunun takdir alanı içindedir. Anayasa’nın 128. maddesinin birinci fıkrasında yer alan <i>diğer kamu görevlileri</i> kavramı, söz konusu asli ve sürekli görevlerde kamu hukuku ilişkisiyle çalışan fakat memur olmayan kişileri kapsamaktadır.</p>

<p>54. Bakanlığın bağlı kuruluşu olan Enstitünün anılan CBK’nın 4. maddesinde belirtilen görevlerinin kamu hizmeti niteliğinde olduğu açıktır. Enstitünün Danışma Kurulu üyelerinin ailenin korunmasına ilişkin asli sorumluluğu bulunan bir alanda görev yaptıkları, Enstitünün karar organı olan Yönetim Kuruluna görüş ve tavsiyelerde bulunmak görev ve yetkisine sahip oldukları ve üyelik görevinin geçici bir nitelik taşımayıp sürekli olduğu dikkate alındığında üyelerin yerine getireceği görevin asli ve sürekli nitelikte olduğu anlaşılmaktadır. Bu bağlamda Enstitü Danışma Kurulu üyelerinin <i>diğer kamu görevlisi</i> statüsünde olduğu sonucuna varılmıştır (benzer değerlendirme için bkz. AYM, E.2021/27, K.2023/26, 16/2/2023 § 22).</p>

<p>55. Kuralda Danışma Kurulunun yedi üyesinin Bakanlığın faaliyet alanıyla ilgili çalışmaları olan kişilerden belirlenmesi öngörüldüğünden anılan üyelerin kamu görevlileri arasından seçilmesi zorunluluğunun da bulunmadığı görülmektedir. Dolayısıyla kural Anayasa’nın İkinci Kısmı’nın Dördüncü Bölümü’nde yer alan kamu hizmetlerine girme hakkına dair düzenleme öngörmektedir.</p>

<p>56. Öte yandan Danışma Kurulunun Enstitü faaliyetleri bakımından belirleyici ve bağlayıcı nitelikte karar alma yetki, sorumluluk ve otoritesine sahip olmayıp sadece istişari bir görev üstlendiği gözetildiğinde Kurul üyelerinin üst kademe kamu yöneticisi olarak nitelendirilemeyeceği açıktır.</p>

<p>57. Bu itibarla Danışma Kurulunun yedi üyesinin Bakanlığın faaliyet alanıyla ilgili çalışmaları olan kişilerden belirlenmesini öngören kural hem kamu hizmetine girme hakkına ilişkin olup hem de münhasıran kanunla yapılması gereken bir düzenleme niteliği taşımaktadır.</p>

<p>58. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasının ikinci ve üçüncü cümlelerine aykırıdır. İptali gerekir.</p>

<p>Ömer ÇINAR bu görüşe katılmamıştır.</p>

<p>Kural, Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasının ikinci ve üçüncü cümlelerine aykırı görülerek iptal edildiğinden ayrıca aynı fıkranın birinci ve dördüncü cümleleri yönünden incelenmemiştir.</p>

<p>Kural konu bakımından Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasının ikinci ve üçüncü cümlelerine aykırı görülerek iptal edildiğinden ayrıca içerik yönünden incelenmemiştir.<strong> </strong></p>

<p><strong>D. </strong><strong>CBK’nın 12. Maddesiyle Ekli (1) Sayılı Liste’de Yer Alan Kadroların İptal Edilerek (2) Numaralı CBK’ya</strong><strong> Ekli (I) Sayılı Cetvel'in Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı Bölümünden Çıkarılmasının ve Ekli (2) Sayılı Liste’de Yer Alan Kadroların İhdas Edilerek Anılan CBK’ya</strong><strong> Ekli (I) Sayılı Cetvel’e Aile Enstitüsü Bölümü Olarak Eklenmesinin İncelenmesi</strong><strong> </strong></p>

<p><strong>1. İptal Talebinin Gerekçesi</strong></p>

<p>59. Dava dilekçesinde özetle; genel idare esaslarına göre yürütülmekte olan kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevleri ifa eden kamu görevlilerinin kadrolarının ihdasına ve iptaline ilişkin hükümlerin kanunla düzenlenmesi gerektiği, kadroya bağlı olarak kamu görevlilerine yapılacak harcamalar ve ayrılacak ödeneklerin aynı zamanda bütçeyle ilgili olduğu, münhasıran kanunla düzenlenmesi gereken bir konuda CBK çıkarıldığı, Anayasa Mahkemesince dava konusu kurallarla içerik ve kapsam bakımından benzer düzenlemelerin Anayasa’ya aykırı olduğuna hükmedildiği, CBK çıkarma yetkisinin anayasal çerçeve dışında kullanıldığı, yürütme organına Anayasa’ya aykırı bir yetkinin tanındığı, bu durumun yasama yetkisinin devredilemezliği, Anayasa’nın bağlayıcılığı ve üstünlüğü ile kuvvetler ayrılığı ilkeleriyle bağdaşmadığı belirtilerek kuralların Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 2., 6., 7., 8., 11., 104., 128., 153. ve 161. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.<strong> </strong></p>

<p><strong>2. </strong><strong>Anayasa’ya Aykırılık Sorunu </strong></p>

<p><strong>a. Kuralların Konu Bakımından Yetki Yönünden İncelenmesi</strong></p>

<p>60. Dava dilekçesinde konu bakımından yetki yönünden kuralların Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 6., 7., 8., 11., 128., 153. ve 161. maddelerine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de CBK’ya ilişkin konu bakımından yetki kuralları Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasında düzenlendiğinden bu husustaki inceleme anılan fıkra kapsamında yapılacaktır.</p>

<p>61. (171) numaralı CBK’nın dava konusu 12. maddesiyle ekli (1) Sayılı Liste’de yer alan kadroların iptal edilerek (2) numaralı CBK’ya ekli (I) Sayılı Cetvel’in Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı bölümünden çıkarılması ve (2) Sayılı Liste’de yer alan kadroların ihdas edilerek (2) numaralı CBK’ya ekli (I) Sayılı Cetvel’e Aile Enstitüsü bölümü olarak eklenmesi öngörülmektedir.</p>

<p>62. Anayasa Mahkemesi; bakanlıkların ve bağlı kuruluşlarının kadrolarının ihdası ve iptaline ilişkin düzenlemelerin CBK’larla yapılmasının konu bakımından yetki yönünden Anayasa’ya uygun olup olmadığı hususunu daha önceki bazı kararlarında değerlendirmiştir. Bu kapsamda söz konusu kurum ve kuruluşların kadrolarının ihdası ve iptaline dair düzenlemelerin idarenin teşkilat yapısı ile ilgili olup yürütme yetkisine ilişkin konulardan olduğu, Anayasa’da CBK ile düzenlenmesi yasaklanan haklar ve ödevlerle ilgisinin bulunmadığı ve Anayasa’nın 106. maddesinin on birinci fıkrasının ”<i>Bakanlıkların kurulması, kaldırılması, görevleri ve yetkileri, teşkilat yapısı ile merkez ve taşra teşkilatlarının kurulması Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle düzenlenir.</i>”<i> </i>ile Anayasa’nın 123. maddesinin üçüncü fıkrasının “<i>Kamu tüzel kişiliği, kanunla veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle kurulur.</i>”<i> </i>şeklindeki hükümleriyle bağlantılı olarak Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasının üçüncü cümlesine aykırı bir yönünün de bulunmadığı ifade edilmiştir (AYM, E.2020/8, K.2021/25, 31/3/2021, §§ 17-22; E.2021/50, K.2021/89, 16/12/2021, §§ 18-23; E.2021/91, K.2021/106, 30/12/2021, §§ 19-25; E.2018/119, K.2020/25, 11/6/2020, §§ 27, 28; E.2022/37, K.2023/44, 9/3/2023, §§ 9, 10).</p>

<p>63. Bakanlığa ilişkin kadroların iptali ve Bakanlığın bağlı kuruluşu olan Enstitüye kadro ihdasını öngören, dolayısıyla anılan kurumların teşkilat yapısıyla ilgili bir düzenleme getiren kurallar yönünden anılan kararlardan ayrılmayı gerektirir bir durum bulunmamaktadır.</p>

<p>64. Bu itibarla kurallar, Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasının birinci, ikinci ve üçüncü cümlelerine aykırı bir düzenleme içermemektedir.</p>

<p>65. Kurallarla aynı alanda hüküm ifade eden karşılaştırmaya esas olabilecek nitelikte, kanunla yapılan herhangi bir düzenleme tespit edilememiştir. Bu itibarla kuralların kanunda açıkça düzenlenen bir konuya ilişkin olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p>66. Açıklanan nedenlerle kurallar, Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasına aykırı değildir. İptalleri talebinin reddi gerekir.</p>

<p>Hasan Tahsin GÖKCAN, Engin YILDIRIM ve Kenan YAŞAR bu görüşe katılmamışlardır.</p>

<p><strong>b. Kuralların İçerik Yönünden İncelenmesi</strong></p>

<p>67. Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti; eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına saygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adil bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, hukuki güvenliği sağlayan, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuk kurallarıyla kendini bağlı sayan ve yargı denetimine açık olan devlettir.</p>

<p>68. Hukuk devletinin temel unsurlarından biri <i>belirlilik</i> ilkesidir.<i> </i>Anayasa Mahkemesinin yerleşik kararlarına göre anılan ilke,<i> </i>yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olmasını gerektirmektedir.</p>

<p>69. Anılan ilkenin yürütmenin asli düzenleyici işlemi niteliğinde olan CBK’lar bakımından da geçerli olduğunda şüphe bulunmamaktadır (AYM, E.2022/113, K.2023/112, 22/6/2023, § 29; E.2018/125, K.2020/4, 22/1/2020, § 28).</p>

<p>70. Dava konusu kurallarla Bakanlığa ve Enstitüye ilişkin olarak ihdas ve iptal edilen kadrolar ve bu kadroların sayıları açık, net ve anlaşılır bir şekilde düzenlendiğinden kurallarda belirlilik ve öngörülebilirlik ilkelerini ihlal eden bir yön bulunmamaktadır.</p>

<p>71. Açıklanan nedenlerle kurallar, Anayasa’nın 2. maddesine aykırı değildir. İptalleri talebinin reddi gerekir.</p>

<p><strong>IV. İPTAL KARARININ YÜRÜRLÜĞE GİRECEĞİ GÜN SORUNU</strong></p>

<p>72. Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasında “<i>Kanun, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü ya da bunların hükümleri, iptal kararlarının Resmî Gazetede yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkar. Gereken hallerde Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir. Bu tarih, kararın Resmî Gazetede yayımlandığı günden başlayarak bir yılı geçemez.</i>” denilmekte, 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrasında da bu kural tekrarlanarak Anayasa Mahkemesinin gerekli gördüğü hâllerde Resmî Gazete’de yayımlandığı günden başlayarak iptal kararının yürürlüğe gireceği tarihi bir yılı geçmemek üzere ayrıca kararlaştırabileceği belirtilmektedir.</p>

<p>73. (171) numaralı CBK’nın;</p>

<p>- 7. maddesinin (2) numaralı fıkrasında yer alan “<i>…ve üyeler Bakan tarafından Bakanlık üst kademe yöneticileri arasından belirlenir.</i>” bölümünün iptal edilmesi nedeniyle doğacak hukuksal boşluk kamu yararını ihlal edici nitelikte görüldüğünden Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince bu ibareye ilişkin iptal hükmünün kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak altı ay sonra,</p>

<p>- 9. maddesinin (1) numaralı fıkrasının “<i>…üye ile Bakanlığın faaliyet alanıyla ilgili çalışmaları olan kişilerden belirlenen yedi üye olmak üzere toplam onbeş…</i>” bölümünün<strong> </strong>iptal edilmesi nedeniyle doğacak hukuksal boşluk kamu yararını ihlal edecek nitelikte görüldüğünden Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince bu bölüme ilişkin iptal hükmünün kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra,</p>

<p>yürürlüğe girmesi uygun görülmüştür.</p>

<p><strong>V. YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI TALEBİ</strong></p>

<p>74. Dava dilekçesinde özetle, dava konusu kuralların uygulanmaları hâlinde telafisi güç veya imkânsız zararların doğabileceği belirtilerek yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi talep edilmiştir.</p>

<p>24/12/2024 tarihli ve (171) numaralı Aile Enstitüsü Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin;</p>

<p><strong>A.</strong> <strong>1.</strong> 7. maddesinin (2) numaralı fıkrasında yer alan <i>“…ve üyeler Bakan tarafından Bakanlık üst kademe yöneticileri arasından belirlenir.”</i> ibaresine,</p>

<p><strong>2. </strong>9. maddesinin (1) numaralı fıkrasının <i>“…üye ile Bakanlığın faaliyet alanıyla ilgili çalışmaları olan kişilerden belirlenen yedi üye olmak üzere toplam onbeş…”</i> bölümüne,</p>

<p>yönelik iptal hükümlerinin yürürlüğe girmelerinin ertelenmeleri nedeniyle bu bölüme ve ibareye ilişkin yürürlüğün durdurulması taleplerinin REDDİNE,</p>

<p><strong>B.</strong> <strong>1.</strong> 5. maddesinin (3) numaralı fıkrasına,</p>

<p><strong>2.</strong> 12. maddesiyle;</p>

<p><strong>a.</strong> Ekli (1) Sayılı Liste’de yer alan kadroların iptal edilerek 10/7/2018 tarihli ve 30474 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan (2) numaralı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’ne ekli (I) Sayılı Cetvel’in Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı bölümünden çıkarılmasına,</p>

<p><strong>b.</strong> Ekli (2) Sayılı Liste’de yer alan kadroların ihdas edilerek (2) numaralı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’ne ekli (I) Sayılı Cetvel’e Aile Enstitüsü bölümü olarak eklenmesine,</p>

<p>yönelik iptal talepleri 11/12/2025 tarihli ve E.2025/40, K.2025/261 sayılı kararla reddedildiğinden bu fıkraya, eklemeye ve çıkarmaya ilişkin yürürlüğün durdurulması taleplerinin REDDİNE,</p>

<p>11/12/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.</p>

<p><strong>VI. HÜKÜM</strong></p>

<p>24/12/2024 tarihli ve (171) numaralı Aile Enstitüsü Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin;</p>

<p><strong>A.</strong> 5. maddesinin (3) numaralı fıkrasının konu bakımından yetki ve içeriği itibarıyla Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE OYBİRLİĞİYLE,</p>

<p><strong>B.</strong> 7. maddesinin (2) numaralı fıkrasında yer alan <i>“…ve üyeler Bakan tarafından Bakanlık üst kademe yöneticileri arasından belirlenir.”</i> ibaresinin;</p>

<p><strong>1.</strong> Konu bakımından yetki yönünden Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE OYBİRLİĞİYLE,</p>

<p><strong>2. </strong>İçeriği itibarıyla Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, Muhterem İNCE, Ömer ÇINAR ile Metin KIRATLI’nın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA, iptal hükmünün<strong> </strong>Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrası ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince KARARIN RESMÎ GAZETE’DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK ALTI AY SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE OYBİRLİĞİYLE,</p>

<p><strong>C. </strong>9. maddesinin (1) numaralı fıkrasının <i>“…üye ile Bakanlığın faaliyet alanıyla ilgili çalışmaları olan kişilerden belirlenen yedi üye olmak üzere toplam onbeş…”</i> bölümünün konu bakımından yetki yönünden Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, Ömer ÇINAR’ın karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA, iptal hükmünün<strong> </strong>Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince KARARIN RESMÎ GAZETE’DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK DOKUZ AY SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE OYBİRLİĞİYLE,</p>

<p><strong>Ç.</strong> 12. maddesiyle;</p>

<p><strong>1.</strong> Ekli (1) Sayılı Liste’de yer alan kadroların iptal edilerek 10/7/2018 tarihli ve 30474 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan (2) numaralı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’ne ekli (I) Sayılı Cetvel’in Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı bölümünden çıkarılmasının;</p>

<p><strong>a.</strong> Konu bakımından yetki yönünden Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE, Hasan Tahsin GÖKCAN, Engin YILDIRIM ile Kenan YAŞAR’ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,</p>

<p><strong>b.</strong> İçeriği itibarıyla Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE OYBİRLİĞİYLE,</p>

<p><strong>2.</strong> Ekli (2) Sayılı Liste’de yer alan kadroların ihdas edilerek (2) numaralı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’ne ekli (I) Sayılı Cetvel’e Aile Enstitüsü bölümü olarak eklenmesinin;</p>

<p><strong>a.</strong> Konu bakımından yetki yönünden Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE, Hasan Tahsin GÖKCAN, Engin YILDIRIM ile Kenan YAŞAR’ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,</p>

<p><strong>b.</strong> İçeriği itibarıyla Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE OYBİRLİĞİYLE,</p>

<p>11/12/2025 tarihinde karar verildi.</p>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p>Başkan</p>

   <p>Kadir ÖZKAYA</p>
   </td>
   <td colspan="2">
   <p>Başkanvekili</p>

   <p>Hasan Tahsin GÖKCAN</p>
   </td>
   <td colspan="2">
   <p>Başkanvekili</p>

   <p>Basri BAĞCI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Engin YILDIRIM</p>
   </td>
   <td colspan="2">
   <p>Üye</p>

   <p>Rıdvan GÜLEÇ</p>
   </td>
   <td colspan="2">
   <p>Üye</p>

   <p>Recai AKYEL</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Yıldız SEFERİNOĞLU</p>
   </td>
   <td colspan="2">
   <p>Üye</p>

   <p>Selahaddin MENTEŞ</p>
   </td>
   <td colspan="2">
   <p>Üye</p>

   <p>İrfan FİDAN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Kenan YAŞAR</p>
   </td>
   <td colspan="2">
   <p>Üye</p>

   <p>Muhterem İNCE</p>
   </td>
   <td colspan="2">
   <p>Üye</p>

   <p>Yılmaz AKÇİL</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td colspan="2">
   <p>Üye</p>

   <p>Ömer ÇINAR</p>
   </td>
   <td colspan="2">
   <p>Üye</p>

   <p>Metin KIRATLI</p>
   </td>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="0">
   <td></td>
   <td></td>
   <td></td>
   <td></td>
   <td></td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p><strong>KARŞIOY GEREKÇESİ</strong></p>

<p>1. CBK’nın iptali talep edilen 12. maddesiyle; ekli (1) Sayılı Liste’de yer alan kadroların iptal edilerek 10/7/2018 tarihli ve 30474 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan (2) numaralı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’ne ekli (I) Sayılı Cetvel’in Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı bölümünden çıkarılması; ekli (2) Sayılı Liste’de yer alan kadroların ihdas edilerek (2) numaralı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’ne ekli (I) Sayılı Cetvel’e Aile Enstitüsü bölümü olarak eklenmesi, düzenlenmektedir. Dolayısıyla kural kadro ihdası veya iptali alanında düzenleme yapmaktadır.</p>

<p>2. Benzer düzenlemeler içeren ve daha önce Mahkememiz tarafından incelenen 60 numaralı CBK ile 1 numaralı CBK’nın ilgili maddelerinde yapılan değişikliklerin iptal isteminin reddine dair E. 2021/91 - K. 2021/106 sayılı, yine 2020/29 E. – 2022/155 K. sayılı ve 2018/149 E. – 2022/163 ve E. 2022/68 – K. 2024/26 sayılı kararlara yazdığım karşıoy gerekçelerim yukarıda belirtilen düzenlemeler bakımından da geçerlidir. Dolayısıyla incelenen kural ile ekli listeyle kadro ihdası ve eklenmesi yönündeki kuralın yasak alanda düzenleme yaptığı ve konu bakımından yetki yönünden Anayasanın 104. maddesinin 17. fıkrasının 3. cümlesine aykırı olduğu için iptal edilmesi gerektiği görüşündeyim.</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td></td>
   <td>
   <p>Başkanvekili</p>

   <p>Hasan Tahsin GÖKCAN</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<p><strong>KARŞIOY GEREKÇESİ</strong></p>

<p>1. Mahkememiz çoğunluğu, 24/12/2024 tarihli ve (171) numaralı Aile Enstitüsü Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 12. maddesiyle; ekli (1) sayılı Liste’de yer alan kadroların iptal edilerek 10/7/2018 tarihli ve 30474 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan (2) numaralı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’ne ekli (I) Sayılı Cetvel’in Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı bölümünden çıkarılmasının ve ekli (2) sayılı Liste’de yer alan kadroların ihdas edilerek anılan Cetvel’e “Aile Enstitüsü” bölümü olarak eklenmesinin Anayasa’ya aykırı olmadığı sonucuna ulaşmıştır. Aşağıda açıklanan gerekçelerle çoğunluk görüşüne katılınmamıştır.</p>

<p>2. Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasında, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarma yetkisinin sınırları açık ve kesin biçimde belirlenmiştir. Anılan fıkranın üçüncü cümlesinde yer alan “Anayasada münhasıran kanunla düzenlenmesi öngörülen konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılamaz” hükmü, yürütmeye tanınan düzenleme yetkisinin anayasal çerçevesini oluşturan emredici bir sınırlamadır.</p>

<p>3. Anayasa’nın 128. maddesinde ise; devletin ve diğer kamu tüzelkişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevlerin memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle yürütüleceği, bu personelin niteliklerinin, atanmalarının, görev ve yetkilerinin, hak ve yükümlülüklerinin, statülerinin ve özlük haklarının kanunla düzenleneceği hüküm altına alınmıştır. Anılan düzenleme, kamu personel rejiminin temel unsurlarının kanunilik ilkesine tâbi olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.</p>

<p>4. Dava konusu 12. maddeyle; bir kısım kadroların iptal edilmesi suretiyle mevcut bir bakanlık teşkilatından çıkarılması, diğer bir kısım kadroların ise ihdas edilerek yeni bir kurumsal yapı olan Aile Enstitüsü bünyesinde (2) numaralı CBK’ya ekli (I) Sayılı Cetvel’e eklenmesi öngörülmektedir. Bu yönüyle düzenleme, yalnızca teşkilat yapılanmasına ilişkin olmayıp, kamu hizmetlerinin hangi kadro ve unvanlar aracılığıyla, kaç personel eliyle yürütüleceğini belirleyen asli nitelikte bir kamu personel düzenlemesi niteliği taşımaktadır.</p>

<p>5. Kadro ihdası ve iptali, kamu görevlilerinin statüsüyle doğrudan bağlantılıdır. Kadroların belirlenmesi, kamu hizmetinin sürekliliği, personel rejiminin yapısı ve kamu görevlerinin ifa biçimi üzerinde belirleyici etkiye sahiptir. Bu nedenle söz konusu düzenlemelerin, Anayasa’nın 128. maddesi kapsamında münhasıran kanunla düzenlenmesi gereken bir alana ilişkin olduğu açıktır.</p>

<p>6. Öte yandan kadro ihdası ve iptali, kamu maliyesi bakımından da sonuç doğuran işlemlerdir. Kadro ihdası, kamu harcaması yapılmasını ve bütçeden ödenek tahsis edilmesini zorunlu kılar. Bu yönüyle dava konusu düzenleme, Anayasa’nın 161. maddesinde güvence altına alınan bütçe hakkını ve Türkiye Büyük Millet Meclisinin bu alandaki asli yetkisini doğrudan etkilemektedir.</p>

<p>7. Cumhurbaşkanlığı kararnamesi yoluyla, mali sonuç doğuran ve kamu personel rejiminin temel unsurlarını belirleyen düzenlemelerin yapılması, yürütme organının yasama organına tanınmış anayasal yetki alanına müdahalesi sonucunu doğurur. Bu durum, yasama yetkisinin devredilemezliği ilkesinin yanı sıra kuvvetler ayrılığı ilkesini de zedelemektedir.</p>

<p>8. Ayrıca dava konusu düzenleme, kamu hizmetine girme hakkı üzerinde de dolaylı ancak etkili sonuçlar doğurmaktadır. Kamu görevlerinin hangi kadrolar aracılığıyla yürütüleceğinin belirlenmesi, bireylerin kamu hizmetine girme imkânlarını etkileyen yapısal bir düzenlemedir. Bu nedenle, Anayasa’nın 70. maddesi bağlamında da değerlendirilmesi gereken bir niteliğe sahiptir.</p>

<p>9. Açıklanan nedenlerle, dava konusu kural ile yapılan düzenleme, konu bakımından yetki yönünden Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasına, 128. maddesine ve 161. maddesine aykırı olduğu kanaati ile çoğunluk kararına iştirak edilmemiştir.</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Engin YILDIRIM</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Kenan YAŞAR</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p><strong>KARŞIOY</strong></p>

<p>Mahkememiz çoğunluğu tarafından 24/12/2024 tarihli ve (171) sayılı Aile Enstitüsü Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 7. maddesinin (2) numaralı fıkrasında yer alan “<i>ve üyeler Bakan tarafından Bakanlık üst kademe yöneticileri arasından belirlenir.”</i> cümlesinin, içerik yönünden Anayasa’nın 104. maddesine aykırı olduğu gerekçesiyle iptaline karar verilmiştir. Aşağıda belirttiğimiz nedenlerle, söz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olmadığı kanaatinde olduğumuzdan iptal yönündeki çoğunluk görüşüne katılmıyoruz. Şöyle ki;</p>

<p>Çoğunluk tarafından iptal gerekçesinde, söz konusu hükmün üst kademe yöneticisi olan yönetim kurulunu düzenlediği, Anayasa’nın 104. maddesinin dokuzuncu fıkrasına göre, üst kademe yöneticilerinin Cumhurbaşkanı tarafından atanması gerektiği, bu yetkinin bir başka makama bırakılamayacağı, dava konusu kuralda yetkinin Bakana bırakıldığı, bu nedenle söz konusu kuralın Anayasanın 104. maddesinin dokuzuncu fıkrasına aykırı olduğu ileri sürülmüştür.</p>

<p>2017 yılında Anayasa’nın 104., 105. ve 106. maddelerinde 6771 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik sonrasında Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçilmiş olup, bizzat Anayasa tarafından Cumhurbaşkanına asli bir yetki tanınarak Kararname çıkarma yetkisi verilmiştir. Anayasa’nın 104. maddesinin 17. fıkrasında, Cumhurbaşkanının yürütme yetkisine ilişkin konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarabileceği belirtildikten sonra, kararname çıkarılamayacak alanlar sınırlı sayıda olmak üzere belirtilmiştir. Cumhurbaşkanı’na yürütme yetkisine ilişkin konularda CBK çıkarma yetkisinin genel olarak verilmesinin yanı sıra Anayasa’nın diğer bazı maddelerinde belirtilen kimi konuların CBK ile düzenleneceği ayrıca ifade edilmiştir. Bu kapsamda Anayasa’nın 104. maddesinin dokuzuncu fıkrasında üst kademe kamu yöneticilerinin atanmalarına ilişkin usul ve esasların; 106. maddesinin on birinci fıkrasında bakanlıkların kurulması, kaldırılması, görevleri ve yetkileri, teşkilat yapısı ile merkez ve taşra teşkilatlarının kurulmasının; 108. maddesinin dördüncü fıkrasında Devlet Denetleme Kurulunun işleyişi, üyelerinin görev süresi ve diğer özlük işlerinin; 118. maddesinin altıncı fıkrasında Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğinin teşkilatı ve görevlerinin CBK’larla düzenleneceği hüküm altına alınmıştır. Anayasa’nın 123. maddesinin üçüncü fıkrasında ise kamu tüzel kişiliğinin kanunla veya CBK ile kurulacağı belirtilmiştir.</p>

<p>Anayasa’nın 104. maddesinin dokuzuncu fıkrasında Cumhurbaşkanının görev ve yetkileri sayılırken, <i>“Üst kademe kamu yöneticilerini atar, görevlerine son verir ve bunların atanmalarına ilişkin usul ve esasları Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle düzenler.”</i> hükmüne yer verilmiştir. Bu hükmün doğru yorumlanması, dava konusu kuralın Anayasa’ya uygunluğu denetiminde önem arz etmektedir. Öncelikle anılan kuralla, üst kademe yöneticilerinin atanması, görevden alınması ve bunların atanmalarına ilişkin usul ve esasların düzenlenmesi konusunda Cumhurbaşkanına geniş bir takdir yetkisi verildiği anlaşılmaktadır. Cumhurbaşkanına tanınan bu takdir yetkisi kapsamında üst kademe kamu yöneticilerinin atanma usûl ve esasları (3) numaralı CBK’da düzenlenmiştir. Anılan CBK’nın <i>“Amaç ve kapsam”</i> başlıklı 1. maddesinde bu CBK’nın amacının üst kademe kamu yöneticileri ile ilgili usûl ve esaslar ile kamu kurum ve kuruluşlarında atama usûl ve esaslarını belirlemek olduğu hükme bağlanmıştır. (3) sayılı CBK’da I ve II sayılı cetvellerde sayma suretiyle belirlenen üst kademe kamu yöneticilerinin atanma usul ve esasları düzenlenmiştir.</p>

<p>(3) sayılı CBK’nın <i>“Atama usulü” </i>başlıklı 2. maddesinin (2) numaralı fıkrasında <i>“(Değişik birinci cümle: RG-31/8/2024-32648-CK-162/1 md.) Bu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesine ekli (I) ve (II) sayılı cetvellerde yer alan kadro, pozisyon ve görevler ile vali yardımcısı ve kaymakam kadrolarına Cumhurbaşkanı kararıyla atama yapılır. Bu fıkrada sayılmayan kadro, pozisyon ve görevlere, ilgili Cumhurbaşkanı yardımcısı, bakan veya atamaya yetkili amirler tarafından atama yapılır. Cumhurbaşkanı yardımcısı ve bakan bu yetkisini alt kademedeki yöneticilere devredebilir.”</i> düzenlemesine yer verilmiştir. Buna göre, üst kademe yöneticilerinin belirlenmesi, atanması ve görevden alınması konusunda geniş takdir yetkisini haiz Cumhurbaşkanı tarafından, I ve II sayılı Cetvellerde yer alan kadroların üst kademe yöneticisi kadroları olarak kabul edildiği, sayılmayan kadroların ise üst kademe yönetici kadroları olarak kabul edilmediği anlaşılmaktadır.</p>

<p>(3) sayılı CBK’nın I veya II sayılı Cetvelinde Aile Enstitüsü Yönetim Kuruluna ilişkin herhangi bir düzenleme öngörülmemiştir. Üst kademe yöneticilerinin kim olduğu ve atanma usul ve esaslarının belirlenmesi hususunda Cumhurbaşkanının geniş bir takdir yetkisini haiz olduğu nazara alındığında, (3) sayılı CBK’nın 2. maddesinde yer alan,<i> “Bu fıkrada sayılmayan kadro, pozisyon ve görevlere, ilgili Cumhurbaşkanı yardımcısı, bakan veya atamaya yetkili amirler tarafından atama yapılır” </i>düzenlemesi uyarınca, I veya II sayılı cetvelde yer almayan üst kademe yöneticilerinin yine bizatihi Cumhurbaşkanı Kararnamesi ile Bakan tarafından görevlendirileceğinin kararlaştırılmasında içerik açısından Anayasa’nın 104. maddesine aykırılık söz konusu değildir.</p>

<p>Açıklanan nedenlerle dava konusu kural, içerik açısından Anayasa’nın 104. maddesine aykırı olmadığından ve iptal talebi reddedilmesi gerektiğinden, aksi yöndeki çoğunluk görüşüne katılmıyoruz.</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Muhterem İNCE</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Ömer ÇINAR</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Metin KIRATLI</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p><strong>KARŞIOY</strong></p>

<p>Mahkememiz çoğunluğu tarafından 24/12/2024 tarihli ve (171) sayılı Aile Enstitüsü Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 9.maddesinin (1) numaralı fıkrasında yer alan “..<i>üye ile Bakanlığın faaliyet alanıyla ilgili çalışmaları olan kişilerden belirlenen yedi üye olmak üzere toplam onbeş..</i>” cümlesinin, konu yetki yönünden Anayasa’nın 104. maddesinin on yedinci fıkrasına aykırı olduğu gerekçesiyle iptaline karar verilmiştir. Aşağıda belirttiğim nedenlerle, söz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olmadığı kanaatinde olduğumdan iptal yönündeki çoğunluk görüşüne katılmıyorum. Şöyle ki;</p>

<p>Çoğunluk tarafından iptal gerekçesinde, danışma kurulunun istişari bir kurul olması nedeniyle üst kademe yöneticisi sayılamayacağı, Anayasa’nın 128. maddesi uyarınca Danışma Kurulu üyelerinin diğer kamu görevlisi sıfatını haiz olduğu, bu nedenle aynı madde (Anayasa m.128) uyarınca münhasıran kanunla düzenlenmesi gerektiğinden dava konusu kuralın konu yönünden Anayasa’nın 104. maddesinin 17. fıkrasının 3. cümlesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.</p>

<p>2017 yılında Anayasanın 104., 105. ve 106. maddelerinde 6771 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik sonrasında Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçilmiş olup, bizzat Anayasa tarafından Cumhurbaşkanına asli bir yetki tanınarak Kararname çıkarma yetkisi verilmiştir. Anayasanın 104. maddesinin 17. fıkrasında, Cumhurbaşkanı’nın yürütme yetkisine ilişkin konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarabileceği belirtildikten sonra, kararname çıkarılamayacak alanlar sınırlı sayıda olmak üzere belirtilmiştir. Söz konusu fıkraya göre, Anayasa’nın ikinci kısmının birinci ve ikinci bölümlerinde yer alan temel haklar, kişi hakları ve ödevleriyle dördüncü bölümde yer alan siyasi haklar ve ödevler Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle düzenlenemeyeceği gibi Anayasada münhasıran kanunla düzenlenmesi öngörülen konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılamaz. Yine, Kanunda açıkça düzenlenen konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılamaz.</p>

<p>Anayasanın kabul ettiği bu düzenleyici kural koyma yetkisinin Anayasanın birçok maddesi ile çelişmesi ya da yorum ihtiyacının doğması halinde, kural olarak Anayasanın bir hükmünün diğer hükümlere göre önceliğinin olmadığı kabul edilecektir. Çelişkinin giderilmesi için yorum yapılırken, sonradan yürürlüğe konulan Anayasal düzenlemelerin amaçları göz önünde tutulmalıdır. Yine, istisnai bir düzenleme içeren hükmün dar yorumlanması teoride ve uygulamada genel kabul görmüş bir yorum ilkesi olduğundan Anayasanın 104. maddesinin 17. fıkrasında Kararname ile düzenlenemeyeceği belirtilen “<i>münhasıran kanunla düzenlenmesi gereken konular” </i>cümlesinin dar yorumlanması zorunludur. Bu çerçevede Anayasanın 104. maddesinin 17. fıkrasında “<i>kanunla düzenlenen” değil</i> “<i>münhasıran kanunla düzenlenmesi gereken konular</i>” ifadesi kullanıldığından, Anayasanın diğer maddelerinde kanunla düzenleneceği belirtilen hususların artık Kararname ile düzenlenemeyeceği gibi bir yorum yapılması ya da sonuç çıkarılması mümkün değildir.</p>

<p>Kaldı ki Anayasa Mahkemesi, 23.01.2020 tarihli ve 2019/78 E., 2020/6 K. sayılı Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu’na ilişkin kararında; “20. <i>Genel idare esaslarına göre yürütülen asli ve sürekli kamu hizmetlerinde kadro ve pozisyon esastır. Bu hizmetleri yürüten memur ve diğer kamu görevlileri kendilerine özgü statüye sahiptir. Görevleri dışında da kamu hizmetleri statüsünün bir bölümü olan bu statü hükmüne tabi olurlar ve resmî sıfat ve yetkilerini korurlar. Oysa Kurul, Cumhurbaşkanlığı teşkilatı içinde Cumhurbaşkanına bağlı icrai bir karar alma ve bunu uygulatma yetkisi olmayan tamamıyla istişari nitelikte bir birim olarak düzenlenmiştir. Kurul üyelerinin ancak kurul hâlinde çalıştıkları, tek başlarına bir hizmet yapmadıkları, kamu hizmetlerine geçici ve arızi olarak katıldıkları, görevin ifası sırasında devletin emredici gücünün kullanılmadığı, <strong>Kurulda yer alacak üyeler için kadro ve pozisyonun belirlenmediği, bu üyeler ile merkezî idare arasında tam bir statüer ilişkinin kurulmadığı, söz konusu Kurul üyelerinin Kurul üyeliği dışında başka meslek ve uğraşlarına devam edebildikleri anlaşılmaktadır.</strong> Bu itibarla Kurul üyelerinin yaptıkları görev, Anayasa’nın 128. maddesi anlamında devletin, kamu iktisadi teşebbüslerinin ve diğer kamu tüzel kişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetinin gerektirdiği asli ve sürekli bir görev niteliğinde değildir. <strong>Dolayısıyla Kurul üyelerinin belirlenmesi hususu münhasıran kanunla düzenlenmeyi gerektiren bir konu değildir.”</strong> </i>gerekçelerine yer vererek, Kararname ile istişare kurulu üyelerinin düzenlenebileceği ve üyelerin Cumhurbaşkanı tarafından belirlenebileceği, bu hususun Anayasa’nın 104. maddesine aykırı olmadığını belirtmiştir.</p>

<p>Dava konusu 171 sayılı Kararnamenin 9. maddesi incelendiğinde, söz konusu maddede sadece Kurulun oluşumunun düzenlendiği, Danışma Kurulu üyeleri için ekli sayılı listede kadro ihdas edilmediği, bu kişilerin mevcut görev ve uğraşına devam edebileceği, Kurulun yılda en az 4 kez toplanacak bir organ olup, görevinin süreklilik arzetmediği, bu anlamda Danışma Kurulu üyelerinin yaptıkları görevin, Anayasa’nın 128. maddesi anlamında devletin, kamu iktisadi teşebbüslerinin ve diğer kamu tüzel kişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetinin gerektirdiği asli ve sürekli bir görev niteliğinde olmadığı açıkça görülmektedir. Hal böyle iken, işbu dava açısından da Anayasa Mahkemesinin 2019/78 E., 2020/6 K. sayılı kararından ayrılmayı gerektirecek bir durum söz konusu değildir.</p>

<p>Açıklanan nedenlerle dava konusu kural, konu bakımından Anayasa’nın 104. maddesinin 17. fıkrasına aykırı olmadığından ve iptal talebi reddedilmesi gerektiğinden, aksi yöndeki çoğunluk görüşüne katılmıyorum.</p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td></td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Ömer ÇINAR</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://hukukihaber.net/aymnin-202540-esas-2025261-karar-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 06 Apr 2026 09:44:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/aym-aiz.jpg" type="image/jpeg" length="69408"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[AYM'nin 2025/87 esas - 2025/253 karar sayılı kararı]]></title>
      <link>https://hukukihaber.net/aymnin-202587-esas-2025253-karar-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://hukukihaber.net/aymnin-202587-esas-2025253-karar-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 11/12/2025 tarihli, 2025/87 esas - 2025/253 karar sayılı kararı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>ANAYASA MAHKEMESİ KARARI</strong></p>

<p></p>

<p><strong>Esas Sayısı : 2025/87</strong></p>

<p><strong>Karar Sayısı : 2025/253</strong></p>

<p><strong>Karar Tarihi : 11/12/2025</strong></p>

<p><strong>R.G. Tarih - Sayı : 6/4/2026-33216</strong></p>

<p></p>

<p><strong>İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: </strong>Elbistan İnfaz Hâkimliği</p>

<p><strong>İTİRAZIN KONUSU: </strong>26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 51. maddesinin (7) numaralı fıkrasının Anayasa’nın 2. maddesine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir.</p>

<p><strong>OLAY: </strong>Denetim süresi içinde kasıtlı bir suçun işlenmesi nedeniyle ertelenen hapis cezasının infazı talebiyle yapılan başvuruda itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur.</p>

<p><strong>I.</strong><strong> İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ </strong></p>

<p>Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 51. maddesi şöyledir:</p>

<p>“<i>Hapis cezasının ertelenmesi</i></p>

<p><i>Madde 51-<strong> </strong>(1) İşlediği suçtan dolayı iki yıl veya daha az süreyle hapis cezasına mahkûm edilen kişinin cezası ertelenebilir. Bu sürenin üst sınırı, fiili işlediği sırada onsekiz yaşını doldurmamış veya altmışbeş yaşını bitirmiş olan kişiler bakımından üç yıldır. Ancak, erteleme kararının verilebilmesi için kişinin;</i></p>

<p><i>a) Daha önce kasıtlı bir suçtan dolayı üç aydan fazla hapis cezasına mahkûm edilmemiş olması,</i></p>

<p><i>b) Suçu işledikten sonra yargılama sürecinde gösterdiği pişmanlık dolayısıyla tekrar suç işlemeyeceği konusunda mahkemede bir kanaatin oluşması,</i></p>

<p><i>gerekir.</i></p>

<p><i>(2) Cezanın ertelenmesi, mağdurun veya kamunun uğradığı zararın aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi koşuluna bağlı tutulabilir. Bu durumda, koşul gerçekleşinceye kadar cezanın infaz kurumunda çektirilmesine devam edilir. Koşulun yerine getirilmesi halinde, infaz hâkimi kararıyla hükümlü infaz kurumundan derhal salıverilir.</i></p>

<p><i>(3) Cezası ertelenen hükümlü hakkında, bir yıldan az, üç yıldan fazla olmamak üzere, bir denetim süresi belirlenir. Bu sürenin alt sınırı, mahkûm olunan ceza süresinden az olamaz.</i></p>

<p><i>(4) Denetim süresi içinde;</i></p>

<p><i>a) Bir meslek veya sanat sahibi olmayan hükümlünün, bu amaçla bir eğitim programına devam etmesine,</i></p>

<p><i>b) Bir meslek veya sanat sahibi hükümlünün, bir kamu kurumunda veya özel olarak aynı meslek veya sanatı icra eden bir başkasının gözetimi altında ücret karşılığında çalıştırılmasına,</i></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><i>c) Onsekiz yaşından küçük olan hükümlülerin, bir meslek veya sanat edinmelerini sağlamak amacıyla, gerektiğinde barınma imkanı da bulunan bir eğitim kurumuna devam etmesine,</i></p>

<p><i>mahkemece karar verilebilir.</i></p>

<p><i>(5) Mahkeme, denetim süresi içinde hükümlüye rehberlik edecek bir uzman kişiyi görevlendirebilir. Bu kişi, kötü alışkanlıklardan kurtulmasını ve sorumluluk bilinciyle iyi bir hayat sürmesini temin hususunda hükümlüye öğütte bulunur; eğitim gördüğü kurum yetkilileri veya nezdinde çalıştığı kişilerle görüşerek, istişarelerde bulunur; hükümlünün davranışları, sosyal uyumu ve sorumluluk bilincindeki gelişme hakkında üçer aylık sürelerle rapor düzenleyerek infaz hâkimine verir.</i></p>

<p><i>(6) Mahkeme, hükümlünün kişiliğini ve sosyal durumunu göz önünde bulundurarak, denetim süresinin herhangi bir yükümlülük belirlemeden veya uzman kişi görevlendirmeden geçirilmesine de karar verebilir.</i></p>

<p><strong><i><u>(7) Hükümlünün denetim süresi içinde kasıtlı bir suç işlemesi veya kendisine yüklenen yükümlülüklere, infaz hâkiminin uyarısına rağmen, uymamakta ısrar etmesi halinde; ertelenen cezanın kısmen veya tamamen infaz kurumunda çektirilmesine infaz hâkimliğince karar verilir.</u></i></strong></p>

<p><i>(8) Denetim süresi yükümlülüklere uygun veya iyi halli olarak geçirildiği takdirde, ceza infaz edilmiş sayılır.</i>”</p>

<p><strong>II. İLK İNCELEME</strong></p>

<p>1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Kadir ÖZKAYA, Hasan Tahsin GÖKCAN, Basri BAĞCI,<strong> </strong>Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN,<strong> </strong>Kenan YAŞAR, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR ve Metin KIRATLI’nın katılımlarıyla 27/3/2025 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında öncelikle uygulanacak kural sorunu görüşülmüştür.</p>

<p>2. Anayasa’nın 152. ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 40. maddelerine göre bir davaya bakmakta olan mahkeme, o dava sebebiyle uygulanacak bir kanunun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin hükümlerini Anayasa’ya aykırı görmesi veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varması durumunda bu hükümlerin iptali için Anayasa Mahkemesine başvurmaya yetkilidir. Ancak anılan maddeler uyarınca bir mahkemenin Anayasa Mahkemesine başvurabilmesi için elinde yöntemince açılmış ve mahkemenin görevine giren bir davanın bulunması, iptali talep edilen kuralın da o davada uygulanacak olması gerekir. Uygulanacak kural ise bakılmakta olan davanın değişik evrelerinde ortaya çıkan sorunların çözümünde veya davayı sonuçlandırmada olumlu ya da olumsuz yönde etki yapacak nitelikteki kurallardır.</p>

<p>3. İtiraz yoluna başvuran Mahkeme 5237 sayılı Kanun’un 51. maddesinin (7) numaralı fıkrasının iptalini talep etmiştir. İtiraz konusu kurala göre hükümlü hakkında daha önce verilen ertelenmiş cezanın kısmen veya tamamen ceza infaz kurumunda çektirilmesi için hükümlünün denetim süresi içinde kasıtlı bir suç işlemesi ya da kendisine yüklenen yükümlülüklere, infaz hâkiminin uyarısına rağmen uymamakta ısrar etmesi gerekmektedir.</p>

<p>4. Bakılmakta olan davanın konusunu ise hakkında ertelenmiş hapis cezası verilen hükümlünün denetim süresi içinde yeni bir kasıtlı suç işlemesi nedeniyle ertelenen cezanın kısmen veya tamamen ceza infaz kurumunda çektirilmesine karar verilmesi talebi oluşturmaktadır.</p>

<p>5. Bu itibarla hükümlünün kendisine yüklenen yükümlülüklere infaz hâkiminin uyarılarına rağmen uymamakta ısrar etmesi hâlinin bakılmakta olan davada uygulanma imkânı bulunmamaktadır.</p>

<p>6. Öte yandan anılan fıkrada yer alan “<i>Hükümlünün denetim süresi içinde…</i>” ibaresi ve fıkranın “<i>…halinde; ertelenen cezanın kısmen veya tamamen infaz kurumunda çektirilmesine infaz hakimliğince karar verilir.</i>”<i> </i>bölümü, uygulanacak kural olan “<i>…kasıtlı bir suç işlemesi…</i>” ibaresinin yanı sıra bakılmakta olan davada uygulanma imkânı olmayan “<i>…veya kendisine yüklenen yükümlülüklere, infaz hâkiminin uyarısına rağmen, uymamakta ısrar etmesi…</i>” bölümü yönünden geçerli, ortak kural niteliğindedir. Dolayısıyla bakılmakta olan davanın konusu gözetilerek kuralın kalan kısmının esasına ilişkin incelemenin fıkrada yer alan “<i>...kasıtlı bir suç işlemesi</i><i>…</i>” ibaresi ile sınırlı olarak yapılması gerekir.</p>

<p>7. Açıklanan nedenlerle 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 51. maddesinin (7) numaralı fıkrasının;</p>

<p><strong>A.</strong> “<i>…veya kendisine yüklenen yükümlülüklere, infaz hâkiminin uyarısına rağmen, uymamakta ısrar etmesi…</i>” bölümünün itiraz başvurusunda bulunan Mahkemenin bakmakta olduğu davada uygulanma imkânı bulunmadığından bu bölüme ilişkin başvurunun Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle REDDİNE,</p>

<p><strong>B. </strong>Kalan kısmının esasının incelenmesine, esasa ilişkin incelemenin anılan fıkrada yer alan “<i>…kasıtlı bir suç işlemesi…</i>” ibaresi ile sınırlı olarak yapılmasına,</p>

<p>OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.</p>

<p><strong>III. ESASIN İNCELENMESİ</strong></p>

<p>8. Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Mehmet AKTEPE tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kanun hükmü, dayanılan Anayasa kuralı ve bunun gerekçesi ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:<strong><i> </i></strong></p>

<p><strong>A. On Yıllık Süre Sorunu</strong></p>

<p>9. Anayasa’nın “<i>Anayasaya aykırılığın diğer mahkemelerde ileri sürülmesi</i>” başlıklı 152. maddesinin dördüncü fıkrasında “<i>Anayasa Mahkemesinin işin esasına girerek verdiği red kararının Resmî Gazetede yayımlanmasından sonra on yıl geçmedikçe aynı kanun hükmünün Anayasaya aykırılığı iddiasıyla tekrar başvuruda bulunulamaz.</i>” denilmiştir.</p>

<p>10. 6216 sayılı Kanun’un “<i>Başvuruya engel durumlar</i>” başlığını taşıyan 41. maddesinin (1) numaralı fıkrasında da “<i>Mahkemenin işin esasına girerek verdiği ret kararının Resmî Gazetede yayımlanmasından itibaren on yıl geçmedikçe aynı kanun hükmünün Anayasaya aykırılığı iddiasıyla itiraz başvurusu yapılamaz.</i>”<i> </i>hükmüne yer verilmiştir.</p>

<p>11. 5237 sayılı Kanun’un 51. maddesinin (7) numaralı fıkrasında yer alan “<i>...kasıtlı bir suç işlemesi...</i>” ibaresi “<i>sırf askeri suçlar</i>” yönünden incelenmiş ve Anayasa Mahkemesinin 20/7/2022 tarihli ve E.2022/53, K.2022/91 sayılı kararıyla esastan reddedilmiştir. Bu karar 10/8/2022 tarihli ve 31919 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır. Anayasa Mahkemesince itiraz başvurusu üzerine işin esasına girilerek iptal talebi reddedilen kurala ilişkin olarak yeni bir başvurunun yapılabilmesi için ret kararının Resmî Gazete’de yayımlandığı 10/8/2022 tarihinden başlayarak geçmesi gereken on yıllık süre henüz dolmamıştır.</p>

<p>12. Açıklanan nedenle kurala yönelik başvurunun “<i>sırf askeri suçlar</i>” yönünden on yıllık yasak nedeniyle Anayasa’nın 152. maddesinin dördüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 41. maddesinin (1) numaralı fıkrası gereğince reddi gerekir.</p>

<p><strong>B. Anlam ve Kapsam</strong></p>

<p>13. 5237 sayılı Kanun’un “<i>Hapis cezasının ertelenmesi</i>” başlıklı 51. maddesinde mahkemelerce hükmolunacak hapis cezalarının ertelenmesine ilişkin hükümler yer almaktadır. Anılan maddenin (1) numaralı fıkrasında söz konusu cezanın ertelenmesine ilişkin şartlar düzenlenmiştir. Buna göre işlediği suçtan dolayı iki yıl veya daha az süreyle hapis cezasına mahkûm edilen kişinin cezası ertelenebilir. Bu sürenin üst sınırı, fiili işlediği sırada on sekiz yaşını doldurmamış veya altmış beş yaşını bitirmiş olan kişiler bakımından üç yıldır. Sanık hakkında hükmedilen adli para cezasının ertelenmesi ise mümkün değildir.</p>

<p>14. Ayrıca söz konusu fıkraya göre erteleme kararının verilebilmesi için kişinin daha önce kasıtlı bir suçtan dolayı üç aydan fazla hapis cezasına mahkûm edilmemiş olması ve suçu işledikten sonra yargılama sürecinde gösterdiği pişmanlık dolayısıyla tekrar suç işlemeyeceği konusunda mahkemede bir kanaatin oluşması gerekmektedir.</p>

<p>15. Bununla birlikte maddenin (2) numaralı fıkrası uyarınca hapis cezasının ertelenmesi mağdurun veya kamunun uğradığı zararın aynen iade, suçtan önceki hâle getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi şartına bağlı tutulabilecektir.</p>

<p>16. (8) numaralı fıkrada hükümlünün denetim süresini yükümlülüklere uygun veya iyi hâlli olarak geçirmesi durumunda ertelenen hapis cezasının infaz edilmiş sayılacağı belirtilmiştir. (7) numaralı fıkrada ise hükümlünün denetim süresi içinde kasıtlı bir suç işlemesi veya kendisine yüklenen yükümlülüklere uymamakta ısrar etmesi hâlinde ertelenen cezanın kısmen veya tamamen ceza infaz kurumunda çektirilmesine karar verileceği hükme bağlanmıştır. Söz konusu fıkrada yer alan “<i>…kasıtlı bir suç işlemesi…</i>” ibaresi itiraz konusu kuralı oluşturmaktadır.</p>

<p><strong>C. İtirazın Gerekçesi</strong></p>

<p>17. Başvuru kararında özetle; erteleme kurumuyla suçlunun özgürlüğü kısıtlanmaksızın, ceza infaz kurumunun olumsuz etkilerinden korunarak ıslah edilmesinin amaçlandığı, buna karşılık itiraz konusu kural kapsamında denetim süresi içinde işlediği kasıtlı suç nedeniyle hakkında ceza verilmesine yer olmadığına karar verilen sanık hakkındaki ertelenmiş hapis cezasının kısmen veya tamamen ceza infaz kurumunda çektirilmesine karar verilmesinin ertelemenin amacıyla bağdaşmadığı, bu nedenle kuralda öngörülen düzenleme ile ulaşılmak istenen amaç arasında orantısızlığın bulunduğu belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2. maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.</p>

<p><strong>Ç. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu</strong></p>

<p>18. Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti; eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına saygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adil bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuki güvenliği sağlayan, hukuk kurallarıyla kendini bağlı sayan ve yargı denetimine açık olan devlettir.</p>

<p>19. Hukuk devletinin temel unsurlarından biri de <i>belirlilik</i> ilkesidir. Bu ilkeye göre yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi gerekir. Belirlilik ilkesi, hukuksal güvenlikle bağlantılı olup kişinin kanundan belirli bir kesinlik içinde hangi somut eylem ve olguya hangi hukuksal yaptırımın veya sonucun bağlandığını, bunların idareye hangi müdahale yetkisini verdiğini bilmesini zorunlu kılmaktadır. Kişi ancak bu durumda kendisine düşen yükümlülükleri öngörebilir ve davranışlarını ayarlayabilir. Hukuki güvenlik ilkesi bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar (AYM, E.2020/80, K.2021/34, 29/4/2021, § 25; E.2022/9, K.2022/80, 21/6/2022, § 11).</p>

<p>20. Ceza ve ceza yerine geçen güvenlik tedbirleriyle bunların infazına ilişkin kurallar, Anayasa’nın konuya ilişkin kuralları başta olmak üzere, ülkenin sosyal, kültürel yapısı, etik değerleri ve ekonomik hayatın ihtiyaçları gözönüne alınarak saptanacak suç siyasetine göre belirlenir. Buna göre hangi fiilin suç sayılacağı, cezanın türü ve miktarı ile infaza ilişkin yasal düzenlemeler temelde devletin suç politikasına bağlı bir konudur.</p>

<p>21. Suç ve ceza yönünden sınırları belirtilen bu takdir alanı, ceza sisteminin tamamlayıcı bölümünü oluşturan infaz hukuku için de geçerlidir. Nitekim suç siyasetinde kanun koyucunun takdir yetkisine sahip olmasını gerektiren nedenlerin tamamı infaz hukuku alanında da aynen geçerlidir. Bu nedenle kanun koyucu erteleme kurumu, koşulları ertelenen cezanın infaz edilmesini gerektiren hâlleri anayasal hükümlere, toplumsal koşul ve gereklere göre serbestçe belirleyebilir (benzer yönde bkz. AYM, E.2020/53, K.2021/55, 14/7/2021, §§ 186, 187).</p>

<p>22. Çağdaş ceza hukukunda ceza yaptırımlarının belirlenmesindeki temel amaç ise suçlunun ıslahı, yeniden suç işlemesinin ve toplum için sürekli bir tehlike olmasının önüne geçmek, dolayısıyla topluma tekrar yararlı bir birey hâline getirilmesini sağlamaktır. Cezanın infaz edilmesi ise kişiye gerçekleştirdiği haksızlık dolayısıyla etkili bir uyarıda bulunmak suretiyle onun etkin pişmanlık duymasını sağlamayı amaçlamaktadır. Mahkemelerde hükmolunan cezanın infazıyla hükümlünün gelecekte sosyal sorumluluğa sahip olarak suçsuz bir hayat sürmeye yatkın duruma getirilmesi gerekmektedir. Bunun yanında suçlar için ceza yanında ya da yerine bir kısım tedbirin uygulanması da söz konusu olmaktadır. Bu kapsamda sanık hakkında hükmolunacak olan hapis cezasının ertelenebilmesi ile suçlunun toplum içinde özgürlüğü kısıtlanmadan, ceza infaz kurumlarının olumsuz etkilerinden de kurtarılarak, toplumla sosyal bağları koparılmadan ve her şeyden de önemlisi hayatın normal akışı değişmeden ıslah edilmesi amaçlanmaktadır. Cezaların kişiselleştirilmesine yönelik bu düzenlemeler, kamu yararının da bir gereğidir (AYM, E.2022/53, K.2022/91, 20/7/2022, § 15; E.2012/9, K.2012/103, 5/7/2012).</p>

<p>23. İtiraz konusu kural, denetim süresi içinde yeni kasıtlı bir suç işlenmesi hâlinde ertelenen hapis cezasının kısmen ya da tamamen ceza infaz kurumunda çektirilmesini düzenlemektedir. Hapis cezasının ertelenmesi kurumu belirli şartların sağlanması durumunda, suç olarak düzenlenmiş fiili işleyenlerin lehine öngörülmüş bir imkândır.</p>

<p>24. 5237 sayılı Kanun’un “<i>Kast</i>” başlıklı 21. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ikinci cümlesinde kast, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesi olarak tanımlanmıştır.</p>

<p>25. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 223. maddesinin (1) numaralı fıkrasında ceza yargılaması sonunda verilebilecek hükümlerin beraat, ceza verilmesine yer olmadığı, mahkûmiyet, güvenlik tedbirine hükmedilmesi, davanın reddi ve düşme kararları olduğu belirtilmiştir.</p>

<p>26. Ceza verilmesine yer olmadığı kararları ise anılan maddenin (3) ve (4) numaralı fıkralarında düzenlenmiştir. Maddenin (3) numaralı fıkrasında sanık hakkında yüklenen suçla bağlantılı olarak yaş küçüklüğü, akıl hastalığı veya sağırlık ve dilsizlik hâli ya da geçici nedenlerin bulunması, yüklenen suçun hukuka aykırı fakat bağlayıcı emrin yerine getirilmesi suretiyle veya zorunluluk hâli ya da cebir veya tehdit etkisiyle işlenmesi, meşru savunmada sınırın heyecan, korku ve telaş nedeniyle aşılması, kusurluluğu ortadan kaldıran hataya düşülmesi hâllerinde, kusurunun bulunmaması dolayısıyla mahkemece ceza verilmesine yer olmadığı kararı verileceği belirtilmiştir.</p>

<p>27.<i> </i>(4) numaralı fıkrada ise işlenen fiilin suç olma özelliğini devam ettirmesine rağmen etkin pişmanlık, şahsi cezasızlık sebebinin varlığı, karşılıklı hakaret, işlenen fiilin haksızlık içeriğinin azlığı dolayısıyla faile ceza verilmemesi hâllerinde, ceza verilmesine yer olmadığına karar verileceği öngörülmüştür. Dolayısıyla anılan fıkraya göre sanık tarafından işlenen suç, ceza mahkemesince sabit bulunmasına rağmen fıkrada sayılan cezasızlık hâllerinden birinin varlığı nedeniyle fail cezalandırılamayacaktır.</p>

<p>28. Bu itibarla (3) numaralı fıkrada belirtilen nedenlere dayalı olarak verilen ceza verilmesine yer olmadığı kararlarının kural kapsamında yer almadığı anlaşılmaktadır. Zira anılan fıkra uyarınca söz konusu karar, sanığın <i>kusurunun bulunmaması</i> nedeniyle verilmekte olup bu gibi durumlarda suçun manevi unsuru olan kastın varlığı aranmamaktadır. Başka bir deyişle suçun bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesi durumu söz konusu olmamaktadır. Bununla birlikte (4) numaralı fıkrada belirtilen nedenlere dayalı olarak verilen ceza verilmesine yer olmadığı kararlarının ise kural kapsamında yer aldığı açıktır.</p>

<p>29. Anılan fıkra kapsamında ceza verilmesine yer olmadığına karar verilebilmesi için sanığa isnat edilen fiilin sanık tarafından işlendiğinin sabit olması gerekmektedir. Dolayısıyla sanığın suçu işlediği mahkemece tespit edildiği hâlde fıkrada sayılan sebeplerin varlığı nedeniyle cezalandırılmaması söz konusu olmaktadır. Bu durumda suçun manevi unsuru olan kasıt unsuru gerçekleşmekte olup kuralda yer verilen “<i>kasıtlı bir suç işlenmesi</i>” şartı yerine getirilmektedir. Bu hâlin ise sanığın Anayasa’nın 38. maddesinde öngörülen <i>masumiyeti</i>ni ortadan kaldırdığı söylenemez. Bunun yanı sıra (6) numaralı fıkraya göre mahkemece yüklenen suçun işlendiğinin sabit olması hâlinde, belli bir cezaya mahkûmiyet yerine veya mahkûmiyetin yanı sıra güvenlik tedbirlerine hükmedildiğinde ise sanığın -masumiyetinin ortadan kalkması dışında- ayrıca yaptırıma maruz kaldığı açıktır.</p>

<p>30. Bu itibarla (4) numaralı fıkra kapsamında mahkeme tarafından sanığın suçu işlediği tespit edilerek belirtilen nedenlerle ceza verilmesine yer olmadığı kararı verildiği hâllerde kişi hakkındaki ertelenmiş hapis cezasının kısmen ya da tamamen ceza infaz kurumunda çektirilmesine karar verilmesinin mümkün olduğu anlaşılmaktadır.</p>

<p>31. Bu bağlamda kuralın kapsamının herhangi bir tereddüde yer vermeyecek biçimde açık ve net olarak düzenlendiği gözetildiğinde kuralın belirli ve öngörülebilir olduğu, bu yönüyle hukuki belirlilik ilkesiyle çelişmediği sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p>32. Öte yandan kanun koyucu, anılan takdir yetkisi kapsamındaki düzenlemeleri yaparken hukuk devleti ilkesinin bir gereği olan ölçülülük ilkesiyle de bağlıdır. Bu ilke ise <i>elverişlilik</i>, <i>gereklilik</i> ve <i>orantılılık</i> olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. <i>Elverişlilik</i> getirilen kuralın ulaşılmak istenen amaç için elverişli olmasını, <i>gereklilik</i> getirilen kuralın ulaşılmak istenen amaç bakımından gerekli olmasını, <i>orantılılık</i> ise getirilen kural ile ulaşılmak istenen amaç arasında olması gereken ölçüyü ifade etmektedir. Bir kuralda öngörülen düzenleme ile ulaşılmak istenen amaç arasında da ölçülülük ilkesi gereğince makul bir dengenin bulunması zorunludur.</p>

<p>33. Kural kapsamında denetim süresi içinde kasıtlı bir suç işlenmesi hâlinde erteleme ile tanınan imkânın ortadan kaldırılmasının bu süre içinde yeniden suç işlenmesinin önlenmesi suretiyle kamu düzeninin sağlanması amacına yönelik olduğu anlaşılmaktadır. Kuralda öngörülen düzenlemenin yeni bir suçun işlenmesinde caydırıcı ve önleyici bir etkiye sahip olacağı gözetildiğinde kuralın anılan amaca ulaşma bakımından elverişli ve gerekli olmadığı söylenemez.</p>

<p>34. Bununla birlikte kuralda erteleme kararının geri alınmasının hükümlünün denetim süresi içinde işlediği yalnızca kasıtlı suçlar yönünden uygulanacağı açıktır. Başka bir ifadeyle hükümlünün denetim süresinde kasıt dışındaki kusurluluk hâllerinde suç işlediği sabit olsa dahi ertelenen cezanın kısmen veya tamamen ceza infaz kurumunda çektirilmesine karar verilmesi mümkün değildir.</p>

<p>35. Ayrıca kural, kasıtlı bir suç işlenmesi hâlinde ertelenen hapis cezasının mutlaka ceza infaz kurumunda aynen çektirilmesini öngörmemekte, bu konuda hâkime takdir yetkisi tanımaktadır. Bu kapsamda hâkimin cezanın kısmen infaz kurumunda çektirilmesine de karar vermesi mümkündür. Nitekim kuralın gerekçesinde de “<i>Maddenin onuncu fıkrası, denetim süresi içinde hükümlünün hürriyeti bağlayıcı cezayı gerektiren kasıtlı bir cürüm işlemesi veya kendisine yüklenen davranış yükümlerini ihlâl etmesi veya denetimli serbestlik tedbirinin uygulanmasından kaçması hâllerinde ne yapılacağını göstermektedir. Bu takdirde hâkim ertelenen cezanın ya tamamen veya kısmen infazına karar verecektir. Bunun anlamı şudur ki, hükümlü bu hâlde mutlaka cezanın tümünü çekecek değildir.</i>”<i> </i>denilerek bu hususa vurgu yapılmıştır.</p>

<p>36. Diğer yandan kural, tüm kasıtlı suçlara aynı sonucu bağlamakta olup bu suçlara öngörülen cezalar yönünden de herhangi bir ayrım ya da istisna düzenlememektedir. Bu itibarla kuralla ulaşılmak istenen amaç ile bireylere yüklenen külfet arasındaki makul dengenin sağlandığı gözetildiğinde kural kapsamında denetim süresi içinde işlenen kasıtlı suçlar nedeniyle ertelenmiş cezanın infaz hâkimliğince çektirilmesine karar verilmesinin meşru amaç bakımından orantılı olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Dolayısıyla kanun koyucunun takdir yetkisi içinde yer alan kuralın hukuk devleti ilkesiyle çelişen bir yönü bulunmamaktadır.</p>

<p>37. Öte yandan hiç kuşkusuz her düzenlemede olduğu gibi kuralın da uygulanmasıyla ilgili olarak bazı sorunlar ortaya çıkabilir. Bu bağlamda mevcut uyuşmazlıklara ilişkin sorunların her somut olayın özellikleri dikkate alınarak kuralın amacına uygun şekilde yorumlanması suretiyle mahkeme içtihatlarıyla çözülmesi gerekmektedir. Bu itibarla kuraldan ziyade kuralın uygulanması ile ilgili olarak ortaya çıkabilecek sorunlar anayasallık denetiminin konusu dışında kalmaktadır.</p>

<p>38. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 2. maddesine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir.</p>

<p>Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ ve Kenan YAŞAR bu görüşe katılmamışlardır.</p>

<p><strong>IV. HÜKÜM</strong></p>

<p>26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 51. maddesinin (7) numaralı fıkrasında yer alan <i>“...kasıtlı bir suç işlemesi...”</i> ibaresinin;</p>

<p><strong>A.</strong> <i>“Sırf askeri suçlar”</i> yönünden iptaline karar verilmesi talebiyle yapılan itiraz başvurusunun Anayasa’nın 152. maddesinin dördüncü fıkrası ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 41. maddesinin (1) numaralı fıkrası gereğince REDDİNE OYBİRLİĞİYLE,</p>

<p><strong>B.</strong> <i>“Diğer suçlar”</i> yönünden Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ ile Kenan YAŞAR’ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,</p>

<p>11/12/2025 tarihinde karar verildi.</p>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p>Başkan</p>

   <p>Kadir ÖZKAYA</p>
   </td>
   <td colspan="2">
   <p>Başkanvekili</p>

   <p>Hasan Tahsin GÖKCAN</p>
   </td>
   <td colspan="2">
   <p>Başkanvekili</p>

   <p>Basri BAĞCI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Engin YILDIRIM</p>
   </td>
   <td colspan="2">
   <p>Üye</p>

   <p>Rıdvan GÜLEÇ</p>
   </td>
   <td colspan="2">
   <p>Üye</p>

   <p>Recai AKYEL</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Yıldız SEFERİNOĞLU</p>
   </td>
   <td colspan="2">
   <p>Üye</p>

   <p>Selahaddin MENTEŞ</p>
   </td>
   <td colspan="2">
   <p>Üye</p>

   <p>İrfan FİDAN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Kenan YAŞAR</p>
   </td>
   <td colspan="2">
   <p>Üye</p>

   <p>Muhterem İNCE</p>
   </td>
   <td colspan="2">
   <p>Üye</p>

   <p>Yılmaz AKÇİL</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td colspan="2">
   <p>Üye</p>

   <p>Ömer ÇINAR</p>
   </td>
   <td colspan="2">
   <p>Üye</p>

   <p>Metin KIRATLI</p>
   </td>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="0">
   <td></td>
   <td></td>
   <td></td>
   <td></td>
   <td></td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p><strong>KARŞIOY GEREKÇESİ</strong></p>

<p>1. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 51. maddesinin (7) numaralı fıkrasında yer alan <i>“…kasıtlı bir suç işlemesi</i>…” ibaresinin Anayasa’nın 2. maddesine aykırı olmadığına dair Mahkememizin çoğunluk görüşüne, aşağıda açıklanan nedenlerle iştirak edilmemiştir.</p>

<p>2. Dava konusu kural, erteleme süresi içinde kasıtlı olarak işlenen suçları kapsamakta olup, bu kapsamda 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 223. maddesinin (4) numaralı fıkrasında belirtilen nedenlere dayalı olarak verilen <i>“ceza verilmesine yer olmadığı”</i> kararları da uygulama alanı bulmaktadır.</p>

<p>3. Hapis cezasının ertelenmesi kurumu; işlediği suçtan pişmanlık duyan hükümlünün, özgürlüğü kısıtlanmaksızın ceza infaz kurumlarının olumsuz etkilerinden korunarak topluma yeniden kazandırılmasını ve ıslah edilmesini amaçlayan bir ceza hukuku müessesesidir. Bu amaç doğrultusunda, denetim süresinin iyi hâlli geçirilmesi hâlinde cezanın infaz edilmiş sayılması öngörülmüş; böylece cezanın bireyi dışlayan değil, topluma entegre eden bir işlev üstlenmesi hedeflenmiştir.</p>

<p>4. İtiraz konusu kural uyarınca, denetim süresi içinde kasıtlı bir suç işlendiğinin tespiti hâlinde, bu suç nedeniyle sanık hakkında ceza verilmesine yer olmadığına karar verilmiş olsa dahi ertelenmiş hapis cezasının kısmen veya tamamen ceza infaz kurumunda çektirilmesi mümkündür.</p>

<p>5. Bu durum, fiilin haksızlık içeriğinin kanun koyucu tarafından cezalandırılmaya değer görülmediği hâllerde dahi önceki hapis cezasının fiilen infaz edilmesi sonucunu doğurabilmektedir. Ceza verilmesine yer olmadığına karar verilen bir fiilin, ertelemenin bozulmasına gerekçe yapılması; erteleme kurumunun ıslah edici, bireyselleştirici ve topluma kazandırıcı amacıyla bağdaşmamaktadır.</p>

<p>6. Bu hâlde ertelenmiş cezanın infazı, yeni fiil nedeniyle doğrudan bir ceza verilmemesine rağmen dolaylı ve ağır bir cezalandırma etkisi yaratmaktadır. Ceza hukukunun son çare (ultima ratio) olma niteliğiyle bağdaşmayan bu sonuç, cezalandırma ile hedeflenen meşru amaçları aşmaktadır.</p>

<p>7. Çoğunluk görüşünde vurgulanan, ertelenmiş cezanın kısmen veya tamamen infazı konusunda hâkime takdir yetkisi tanınmış olması, ölçülülük sorununu ortadan kaldırmamaktadır. Zira ölçülülük denetiminde belirleyici olan, yalnızca takdir yetkisinin varlığı değil; bu yetkinin kullanılmasına imkân veren normatif tetikleme koşullarının meşru amaçla kurduğu ilişkinin makullüğüdür. Ceza verilmesini gerektirmeyen bir fiilin, özgürlüğü bağlayıcı bir cezanın infazına yol açabilmesi, araç ile amaç arasındaki dengeyi bozmaktadır.</p>

<p>8. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 51. maddesi, belirli koşulların varlığı hâlinde hapis cezasının ertelenmesine imkân tanımaktadır. Buna göre sanık hakkında hükmolunan hapis cezasının iki yıl veya daha az olması (on sekiz yaş altı ve altmış beş yaş üstü kişiler bakımından üç yıl), sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan üç aydan fazla hapis cezası almamış bulunması ve tekrar suç işlemeyeceği yönünde mahkemede kanaat oluşması hâlinde hapis cezası ertelenebilmektedir. Adli para cezaları ise bu kapsamda ertelenemez.</p>

<p>9. TCK’nın 51. maddesinin (7) numaralı fıkrası uyarınca, denetim süresi içinde kesinleşmiş mahkûmiyetle sonuçlanan kasıtlı bir suç işlemesi tespiti hâlinde, ertelenmiş hapis cezasının kısmen veya tamamen infazına karar verilebilmektedir. Anayasa Mahkemesi önünde bulunan uyuşmazlık, bu fıkrada yer alan “…denetim süresi içinde kasıtlı bir suç işlemesi…” ibaresinin anayasal sınırlar içinde kalıp kalmadığı noktasında toplanmaktadır.</p>

<p>10. Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 223. maddesi kapsamında verilen “ceza verilmesine yer olmadığı” kararları bakımından ise bir ayrım yapılmaktadır. Kusurun bulunmadığı hâllerde verilen 223. maddenin (3) numaralı fıkrası kapsamındaki kararlarda kasıt unsuru mevcut olmadığından, bu tür fiiller ertelemenin bozulmasına yol açmamaktadır.</p>

<p>11. Buna karşılık 223. maddenin (4) numaralı fıkrası kapsamında, fiilin suç oluşturduğu ve failin kusurlu olduğu tespit edilmekte; ancak etkin pişmanlık, şahsi cezasızlık ya da benzeri özel nedenlerle ceza verilmemektedir. Bu durumda kişi suçu işlemiş sayıldığından, somut olayın özelliklerine göre kasıt unsuru var kabul edilebilmekte ve ertelemenin bozulabilmesi mümkün hâle gelmektedir.</p>

<p>12. TCK’nın 51. maddesinin yedinci fıkrasında yer alan “kasıtlı bir suç işlemesi hâlinde infaz” ibaresi, kapsamı itibarıyla belirsizlik içermektedir. Anılan ibarenin, ceza verilmesine yer olmadığına ilişkin kararları da kapsayıp kapsamadığı hususu açık ve öngörülebilir değildir. Bu belirsizlik, bireyin hangi davranışı sonucunda ertelenmiş cezanın infaz edileceğini makul bir açıklıkla öngörememesine yol açmaktadır. Ayrıca, normun bu haliyle hâkime geniş ve sınırları belirlenmemiş bir takdir alanı tanıması, kanunilik ilkesi ile hukuk devleti ilkesinin (AY m.2) gerektirdiği belirlilik ve öngörülebilirlik şartlarıyla bağdaşmamaktadır. Bu belirsizlik, uygulamada oluşabilecek yorum birliğiyle giderilebilecek nitelikte olmayıp, doğrudan normun lafzından kaynaklanan yapısal bir öngörülemezlik içermektedir.</p>

<p>13. Öte yandan, TCK’nın 51. maddesinin yedinci fıkrası uyarınca verilen infaz kararı, şeklen bir infaz işlemi olarak nitelendirilse dahi, maddi sonuçları itibarıyla önceki mahkûmiyetin hukuki durumunu değiştiren ve kişi aleyhine yeni bir sonuç doğuran cezalandırıcı bir işlem niteliği taşımaktadır. Bu bağlamda, infaz kararının dayanağını oluşturan “kasıtlı suç işlenmesi” olgusunun, yeni bir yargılama sonucunda verilmiş ve kesinleşmiş bir mahkûmiyet hükmüyle sabit olmaksızın hukuki sonuç doğurması, yargı yetkisinin sınırlarının belirsiz biçimde genişletilmesi sonucunu doğurabilecek niteliktedir.</p>

<p>14. Bu durum, yargı yetkisinin Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılmasını öngören Anayasa’nın 9. maddesi ile ceza sorumluluğunun şahsiliği ve suçluluğun hükmen sabit oluncaya kadar kimsenin suçlu sayılamayacağına ilişkin güvenceleri içeren Anayasa’nın 38. maddesi bakımından anayasal sorunlar barındırmaktadır. Zira, kesinleşmiş bir mahkûmiyet kararı bulunmaksızın bireyin özgürlüğünden yoksun bırakılması sonucunu doğuran bir mekanizmanın işletilmesi, hakimlik teminatı ve masumiyet karinesi ile bağdaşmamaktadır. Zira mahkûmiyet hükmüyle sabit olmayan bir fiilin, kişinin özgürlüğünden yoksun bırakılması sonucunu doğurması, masumiyet karinesinin dolaylı biçimde bertaraf edilmesi anlamına gelmektedir.</p>

<p>15. Bu bağlamda, denetim süresi içinde işlenen ve hakkında ceza verilmesine yer olmadığına karar verilen bir fiil nedeniyle kişinin yeni bir ceza ile karşılaşmamasına rağmen, önceki ertelenmiş hapis cezasının infaz edilmesi sonucunun doğabilmesi, dolaylı bir cezalandırma etkisi yaratabilmektedir. Özellikle fiilin haksızlık içeriğinin düşük olması sebebiyle ceza verilmemesinin tercih edildiği durumlarda, bu sonucun ölçülülük ilkesi bakımından aşırı olduğu açıktır.</p>

<p>16. Bu yönüyle kural, hukuk devleti ilkesinin ayrılmaz bir unsuru olan orantılılık alt ilkesini ihlal etmekte; erteleme kurumunun amacını aşan, öngörülemez ve ağır sonuçlar doğurarak Anayasa’nın 2. maddesiyle bağdaşmamaktadır.</p>

<p>17. Bu itibarla, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 51. maddesinin (7) numaralı fıkrasında yer alan “…denetim süresi içinde kasıtlı bir suç işlemesi…” ibaresinin; yalnızca ceza verilmesini gerektiren ve mahkûmiyetle sonuçlanan fiillerle sınırlı olacak şekilde daraltıcı yorumlanması, ceza verilmesine yer olmadığına karar verilen fiillerin ertelemenin bozulmasına otomatik olarak dayanak yapılmaması gerekmektedir. Ayrıca, hâkime tanınan takdir yetkisinin ölçülülük ilkesine uygun kullanılabilmesi için, fiilin haksızlık içeriği, cezasızlık nedeni ve erteleme kurumunun ıslah edici amacıyla kurduğu ilişkinin gerekçede açıkça ortaya konulması zorunlu olmalıdır. Anayasa’nın 38. maddesi kapsamında kalan susma hakkı ve yakınları suçlamama güvencesini zedeleyebilecek uygulamaların açıkça dışlanması ise hukuk devleti ilkesinin ve temel hak güvencelerinin korunması bakımından kaçınılmazdır. Aksi yorum, cezasız bırakılması bilinçli olarak tercih edilen fiillerin, dolaylı bir yaptırım aracına dönüştürülmesi sonucunu doğuracaktır.</p>

<p>18. Bununla birlikte dava konusu kural, yalnızca Anayasa’nın 2. maddesi bağlamında değil, Anayasa’nın 38. maddesinde güvence altına alınan kendini ve kanunda gösterilen yakınlarını suçlamaya zorlanmama hakkı bakımından da ciddi bir anayasal sorun doğurmaktadır.</p>

<p>19. 5237 sayılı Kanun’un 284. maddesinin (2) ve (4) numaralı fıkraları birlikte değerlendirildiğinde; üstsoy, altsoy, eş veya kardeş tarafından işlenen bir suça ilişkin delilleri bildirmeyen kişi hakkında ceza verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerekmektedir. Bu durumda kişi, hukuken suç işlediği kabul edilse dahi, kanun koyucunun açık iradesiyle cezalandırılmamaktadır. Ancak denetim süresi içinde bulunan bir hükümlü bakımından, bu tür bir fiil nedeniyle ceza verilmesine yer olmadığına karar verilmesi hâlinde dahi dava konusu kural gereğince erteleme kararının kaldırılması ve önceki hapis cezasının infaz edilmesi riski ortaya çıkmaktadır.</p>

<p>20. Bu risk, kişiyi ertelenmiş cezasının infaz edilmemesi için yakınları aleyhine beyanda bulunmaya veya delil göstermeye zorlayabilecek niteliktedir. Böyle bir sonuç, Anayasa’nın 38. maddesinde güvence altına alınan “hiç kimsenin kendisini ve kanunda gösterilen yakınlarını suçlayan bir beyanda bulunmaya veya bu yolda delil göstermeye zorlanamayacağı” ilkesinin dolanılması anlamına gelmektedir. Bu sonuç, soyut ve istisnai bir ihtimal olmayıp, kuralın normatif yapısından doğrudan kaynaklanan ve makul şekilde öngörülebilir bir baskı mekanizmasıdır.</p>

<p>21. Kişinin ceza tehdidi altında olmaksızın susma hakkını kullanabildiği bir durumda dahi, ertelenmiş cezanın infazı tehdidiyle karşı karşıya bırakılması, anayasal güvencenin fiilen işlevsiz hâle gelmesine yol açmaktadır.</p>

<p>22. Bu itibarla dava konusu kural, her ne kadar hâkime takdir yetkisi tanımakta ise de belirli durumlarda bireyi anayasal olarak yasaklanmış bir davranışa zorlayabilecek dolaylı ve ağır sonuçlar doğurmakta hem hukuk devleti ilkesini hem de Anayasa’nın 38. maddesinde güvence altına alınan temel hakkı zedelemektedir.</p>

<p>23. Açıklanan nedenlerle, 5237 sayılı Kanun’un 51. maddesinin (7) numaralı fıkrasında yer alan “…kasıtlı bir suç işlemesi…” ibaresinin Anayasa’nın 2. ve 38. maddelerine aykırı olduğu kanaatine ulaşıldığından, aksi yöndeki çoğunluk görüşüne iştirak edilmemiştir.</p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Yıldız SEFERİNOĞLU</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Selahaddin MENTEŞ</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Kenan YAŞAR</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://hukukihaber.net/aymnin-202587-esas-2025253-karar-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 06 Apr 2026 09:29:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/12/yargi/aym-js.jpg" type="image/jpeg" length="88629"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[AYM'nin 2021/63800 başvuru numaralı kararı]]></title>
      <link>https://hukukihaber.net/aymnin-202163800-basvuru-numarali-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://hukukihaber.net/aymnin-202163800-basvuru-numarali-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 4/11/2025 tarihli ve 2021/63800 başvuru numaralı kararı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>TÜRKİYE CUMHURİYETİ</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>ANAYASA MAHKEMESİ</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>İKİNCİ BÖLÜM</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>KARAR</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>UMAY TEKSTİL KUMAŞÇILIK SANAYİ VE TİCARET LTD. ŞTİ. BAŞVURUSU</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p>(Başvuru Numarası: 2021/63800)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p>Karar Tarihi: 4/11/2025</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p>R.G. Tarih ve Sayı: 6/4/2026 - 33216</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>İKİNCİ BÖLÜM</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>KARAR</strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Başkan</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Basri BAĞCI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Üyeler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Yıldız SEFERİNOĞLU</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Kenan YAŞAR</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Ömer ÇINAR</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Metin KIRATLI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Raportör</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Burak TOPALOĞLU</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Başvurucu</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Umay Tekstil Kumaşçılık Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti.</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Vekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Av. Belma ŞEN</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p><strong>I.</strong> <strong>BAŞVURUNUN KONUSU</strong></p>

<p>1. Başvuru, ecrimisil istemiyle açılan davada sonuca etkili iddiaların kararda karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>

<p><strong>II.</strong> <strong>BAŞVURU SÜRECİ</strong></p>

<p>2. Başvuru 28/12/2021 tarihinde yapılmıştır. Komisyon, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.</p>

<p>3. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir.</p>

<p><strong>III.</strong> <strong>OLAY VE OLGULAR</strong></p>

<p>4. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir:</p>

<p><strong>A. Olayın Arka Planı</strong></p>

<p>5. Başvurucu, İstanbul ili Beylikdüzü ilçesi Yakuplu Mahallesi 169 ada 2 parsel sayılı taşınmazı 1/7/2002 tarihinde yapılan kira sözleşmesi ile kiralamıştır.</p>

<p>6. Taşınmazın 1/3 hissesi 19/1/2007 tarihinde ihale usulü ile satılmıştır. İhaleye ilişkin ihalenin feshi davası açılmıştır. Açılan dava sonucunda ihalenin feshine yönelik şikâyetin reddine karar verilmiş, karar 13/10/2014 tarihinde kesinleşmiştir.</p>

<p>7. İhalenin feshi davasının kesinleşmesi sonrası taşınmazın 1/3 hissesini devralan A.R.D. 21/11/2014 tarihinde ihtarname göndererek taşınmazın 1/3 hissesinin yeni maliki olduğunu, ihtarnamenin tebliğinden itibaren ilgili hisseye ait kira bedelinin kendisine ödenmesini istediğini başvurucuya bildirmiştir.</p>

<p>8. İntifa hakkı sahibinin mirasçısı İ.O. taşınmazın 1/3 hissesini devralan A.R.D. aleyhine taşınmazı intifa hakkı ile aldığını ancak yeni oluşturulan tapuda intifa hakkının yer almadığını ileri sürerek 9/12/2014 tarihinde yolsuz tescil davası açmıştır. Yargılama sonucunda Büyükçekmece 4. Asliye Hukuk Mahkemesi davanın reddine karar vermiştir. Karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş, karar henüz kesinleşmemiştir.</p>

<p>9. Bu gelişmeler sonrası başvurucu, kiralanan taşınmazın mülkiyetinin ihtilaflı olduğu gerekçesiyle taşınmazın 1/3 hissesine isabet eden kira bedelini ödemek için Büyükçekmece 3. Sulh Hukuk Mahkemesinden 6/1/2015 tarihinde tevdi mahalli belirlenmesi talebinde bulunmuştur. Büyükçekmece 3. Sulh Hukuk Mahkemesi tevdi mahalli tayini talebinin kabulüne, taşınmazın kira bedellerinin T.C. Ziraat Bankası Beylikdüzü Şubesinde açılacak hesaba yatırılmasına karar vermiştir.</p>

<p>10. Başvurucu, bu karar üzerine taşınmazın 1/3 hissesine düşen kira bedellerini tevdi mahalline yatırmıştır. Taşınmazın 1/3 hissesini devralan yeni malik A.R.D. tevdi mahalli kararının kaldırılması, biriken kira bedellerinin kendisine ödenmesi yönünde karar verilmesi için tevdi mahalli kararını veren mahkemeye birçok defa talepte bulunmuş ancak bu yöndeki talepler mahkeme tarafından reddedilmiştir. Bunun üzerine taşınmazın 1/3 hissesini devralan yeni malik A.R.D. başvurucuya 5/1/2016 tarihli ihtarname göndererek kira bedellerinin tarafına ödenmesini talep etmiştir.</p>

<p>11. Taşınmazın 1/3 hissesini devralan yeni malik A.R.D. bu girişimler sonrası talep ettiği kira bedellerini tahsil edemeyince 16/3/2016 tarihinde tevdi mahalline yatırılan kira bedelleri üzerinde hak sahibi olduğu iddiasıyla anılan bedellerin tarafına ödenmesi talebiyle dava açmıştır. Büyükçekmece 2. Sulh Hukuk Mahkemesi taşınmaz hakkında açılan yolsuz tescil davasını (bkz. § 8) bekletici mesele yapmıştır. Yargılama derdesttir.</p>

<p><strong>B. Bireysel Başvuruya Konu Yargılama Süreci</strong></p>

<p>12. Başvurucu aleyhine taşınmazın 1/3 hissesini devralan yeni malik A.R.D. taşınmazda fuzuli şagil olduğu iddiasıyla 24/1/2018 tarihinde Büyükçekmece 2. Asliye Hukuk Mahkemesinde (Mahkeme) ecrimisil istemli dava açmıştır. Mahkeme, davanın reddine karar vermiş; karar gerekçesinde önceki dönemde yapılan kira sözleşmesinin yeni malik yönünden de bağlayıcı olduğunu, dolayısıyla aralarında bir kira ilişkisinin mevcut olması nazara alınarak davacı yeni malikin başvurucunun haksız kullanımı iddiasıyla ecrimisil talep edemeyeceğini belirtmiştir.</p>

<p>13. Taşınmazın 1/3 hissesini devralan davacı yeni malik A.R.D. karara karşı istinaf kanun yoluna başvurmuştur. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi (Daire) davacının istinaf başvurusunun kabulüne ve Mahkeme kararının kaldırılmasına karar vermiştir. Daire, kararının gerekçesinde<i> "...davalının taşınmazdaki kullanımının 2002 yılında taşınmazda tam malik olan dava dışı H.O. ile yapılan kira sözleşmesine dayandığı, 2014 yılındaki ihtarname tarihine kadar iyiniyetli olduğu ve haksız şagil konumunda olmadığı kabul edilse de ihtarnamenin tebliğinden 15 gün sonrası artık davacının payı yönünden diğer paydaşla mevcut kira ilişkisi gereği davacıya ödeme yükümlülüğünün doğduğu, tevdi mahalli tayin edilerek kiranın 1/3 payının tevdi mahalline yatırılmış olması ödeme yükümlülüğünün sona erdiği anlamına gelmeyeceği, bu tarihten dava tarihine kadarki süre yönünden alacak miktarının tespiti ile hüküm altına alınması gerektiği</i>[ni]<i>"</i> belirtmiştir. Bu nedenlerle ihtarnamenin tebliğinden on beş gün sonrasından dava tarihine kadarki süre yönünden alacak miktarının tespiti ile hüküm altına alınması gerektiği sonucuna ulaşmıştır.</p>

<p>14. Başvurucu, karara karşı temyiz kanun yoluna başvurmuştur. Yargıtay 7. Hukuk Dairesi 19/10/2021 tarihinde Daire kararının onanmasına kesin olarak karar vermiştir.</p>

<p>15. Başvurucu, nihai kararı 30/11/2021 tarihinde öğrenmiştir.</p>

<p><strong>IV. İLGİLİ HUKUK</strong></p>

<p><strong>A.</strong> <strong>İlgili Mevzuat</strong></p>

<p>16. 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 310. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:</p>

<p><i>"Sözleşmenin kurulmasından sonra kiralanan herhangi bir sebeple el değiştirirse, yeni malik kira sözleşmesinin tarafı olur."</i></p>

<p>17. 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 995. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:</p>

<p><i>"İyiniyetli olmayan zilyet, geri vermekle yükümlü olduğu şeyi haksız alıkoymuş olması yüzünden hak sahibine verdiği zararlar ve elde ettiği veya elde etmeyi ihmal eylediği ürünler karşılığında tazminat ödemek zorundadır."</i></p>

<p><strong>B.</strong> <strong>Yargıtay İçtihadı</strong></p>

<p>18. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 22/9/2021 tarihli ve E.2017/1-2100, K.2021/1084 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"... ecrimisilde bir malın hak sahibinin izni ve rızası dışında kötü niyetli olarak işgal ve kullanımından kaynaklanan bir tazminat söz konusu iken, kira ilişkisinde kiralayan ile kiracının karşılıklı anlaşması ve belli bir bedel karşılığında malın kullanımı dolayısıyla bir alacak hakkı söz konusudur. </i></p>

<p><i>..."</i></p>

<p>19. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 22/6/2021 tarihli ve E.2020/8-720, K.2021/802 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"...</i></p>

<p><i>Ecrimisile gelince; gerek öğretide ve gerekse yargısal uygulamalarda ifade edildiği üzere, hak sahibinin kötü niyetli zilyetten isteyebileceği bir tazminat olup, 08.03.1950 tarihli ve 1945/22 E, 1950/4 K. sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında; fuzuli işgalin tarafların karşılıklı ve birbirine uygun iradeleri ile kurduğu kira sözleşmesine benzetilemeyeceği, niteliği itibarı ile haksız bir eylem sayılması gerektiği, haksız işgal nedeniyle oluşan zararın tazmin edilmesi gerekeceği vurgulanmıştır. Yine bahsi geçen İçtihadı Birleştirme Kararında; başkasının gayrimenkulünü haksız olarak zaptedip kullanmış olan kötüniyetli kimsenin o gayrimenkulü elinde tutmuş olmasından doğan zararları ve elde ettiği veya elde etmeyi ihmal eylediği semereleri tazminle mükellef olduğu, bir zarara uğramamış malik veya zilyede ecrimisil adı veya başka bir ad altında herhangi bir tazminat vermekle mükellef olmadığı sonucuna varılmıştır. Ecrimisil, haksız işgal nedeniyle tazminat olarak nitelendirilen özel bir zarar giderim biçimi olması nedeniyle, en azı kira bedeli, en fazlası mahrum kalınan gelir kaybı karşılığı zarardır. Bu nedenle, haksız işgalden doğan normal kullanma sonucu eskime şeklinde oluşan vekullanmadan kaynaklanan olumlu zarar ile malik ya da zilyedin yoksun kaldığı fayda (olumsuz zarar) ecrimisilin kapsamını belirler.</i></p>

<p><i>..."</i></p>

<p><strong>V.</strong> <strong>İNCELEME VE GEREKÇE</strong></p>

<p>20. Anayasa Mahkemesinin 4/11/2025 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>A.</strong> <strong>Başvurucunun İddiaları</strong></p>

<p>21. Başvurucu; yeni malikin kendisini kiracı olarak kabul ettiğini, gönderdiği ihtarnamede işgale son verilmesine yönelik bir talepte bulunmadığını, kiracı olarak kabul edildiğinden aleyhinde ecrimisile hükmedilemeyeceğini, 6098 sayılı Kanun'un 310. maddesinin birinci fıkrası gereği yeni malikin kira sözleşmesinin tarafı olduğunu, kira ödediği dönemler için ayrıca ecrimisil ödemek zorunda bırakıldığını, hatalı bir şekilde faize hükmedildiğini, temyiz başvurusunun gerekçesiz reddedildiğini belirterek adil yargılanma hakkı ile hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.</p>

<p><strong>B.</strong> <strong>Değerlendirme</strong></p>

<p>22. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:</p>

<p><i>"Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir."</i></p>

<p>23. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder. Başvurucunun şikâyetinin özü, esaslı itirazları karşılanmadan ve ecrimisil talebinin şartları tartışılmadan davanın kabul edilmesine ilişkindir. Başvurucunun şikâyetlerinin gerekçeli karar hakkı kapsamında değerlendirilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.</p>

<p><strong>1.</strong> <strong>Kabul Edilebilirlik Yönünden</strong></p>

<p>24. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>2.</strong> <strong>Esas Yönünden</strong></p>

<p><strong>a.</strong> <strong>Genel İlkeler</strong></p>

<p>25. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı maddi adaleti değil şeklî adaleti temin etmeye yönelik güvenceler içermektedir. Bu bakımdan adil yargılanma hakkı davanın taraflardan biri lehine sonuçlanmasını garanti etmemektedir. Adil yargılanma hakkı temel olarak yargılama sürecinin ve usulünün hakkaniyete uygun olarak yürütülmesini teminat altına almaktadır (<i>M.B.</i> [GK], B. No: 2018/37392, 23/7/2020, § 80).</p>

<p>26. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkı, kişilerin hakkaniyete uygun bir şekilde yargılanmalarını sağlamayı ve bu amaca uygunluk yönünden yargılamanın denetlenmesini amaçlamaktadır. Mahkeme kararlarının, davanın temel maddi ve hukuki sorunları ile taraflarca ileri sürülen ve davanın sonucunu etkileyen iddia ve itirazlar hakkında delillerle bağ kurulmak suretiyle yeterli gerekçe içermesi zorunludur. Uyuşmazlığın hukuki ve maddi sorunlarıyla ilgisiz değerlendirmelere kararda yer verilmesi de gerekçeli karar hakkıyla bağdaşmamaktadır. Karar gerekçesinin belirtilen unsurları taşıması, yargılamanın adil yargılanma hakkı güvencelerine uygun şekilde yürütülüp yürütülmediğinin taraflarca öğrenilmesini sağladığı gibi ayrıca demokratik bir toplumda kendi adlarına verilen yargı kararlarının sebeplerini toplumun öğrenmesinin sağlanması için de gereklidir (bazı eklemeler ve farklılıklarla birlikte bkz. <i>Sencer Başat ve diğerleri</i> [GK], B. No: 2013/7800, 18/6/2014, §§ 31, 34).</p>

<p>27. Diğer taraftan kanun yolu incelemesi yapan merciinin yargılamayı yapan mahkemeyle aynı sonuca ulaşması ve bunu aynı gerekçeyi kullanarak veya aynı atıfla kararına yansıtması, kararın gerekçelendirilmiş olması bakımından yeterli görülebilir. Bununla birlikte ilk derece mahkemesince karşılanmayan veya ancak ilk defa kanun yolu merciinde ileri sürülebilecek nitelikteki esaslı iddia ve itirazların kanun yolu merciince de değerlendirilmemesi gerekçeli karar hakkının ihlaline yol açabilir (bazı eklemeler ve farklılıklarla birlikte bkz. <i>Mehmet Yavuz</i> [1. B.], B. No: 2013/2995, 20/2/2014, § 51).</p>

<p>28. Bir yargı merciinin aynı maddi veya hukuki olguyla ilgili başka bir yargısal karardan farklı bir sonuca ulaşması hâlinde de bunun dayanaklarını gerekçeli kararında göstermesi beklenir. Anayasa'da güvenceye bağlanan tüm temel hak ve özgürlüklerin yorumunda gözetilmesi gereken temel bir ilke olarak düzenlenen hukuk devleti ilkesi, yargı organlarının aynı maddi veya hukuki olgularla ilgili çelişkili kararlar vermekten mümkün olduğunca kaçınmasını gerekli kılar. Aynı maddi veya hukuki vakıalarla ilgili farklı kararlar verilmesi hukuk devleti ilkesini zedeleyebileceği gibi kişilerin hukuka olan inancını da zayıflatabilir. Bu nedenle bir maddi veya hukuki vakıa ile ilgili olarak yargısal nitelikte bir kimse lehine karar verildiği ancak yargı merciinin aynı olgu hakkında bu karardan farklı bir sonuca ulaştığı durumlarda bunun gerekçesinin belirtilmesi gerekir. Yargı merciinin bu gibi durumlarda gerekçe gösterme yükümlülüğü kişilerin hukuka olan güvenlerinin sarsılmaması için hayati öneme sahiptir (<i>Mehmet Okyar </i>[2. B.], B. No: 2017/38342, 13/2/2020, § 29).</p>

<p>29. Ecrimisil gerek öğretide gerekse yargısal uygulamalarda ifade edildiği üzere hak sahibinin kötü niyetli zilyetten isteyebileceği bir tazminat olup 8/3/1950 tarihli ve E.1945/22, K.1950/4 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu kararında fuzuli işgalin tarafların karşılıklı ve birbirine uygun iradeleriyle kurduğu kira sözleşmesine benzetilemeyeceği, niteliği itibarıyla haksız bir eylem sayılması gerektiği, haksız işgal nedeniyle oluşan zararın tazmin edilmesi gerekeceği vurgulanmıştır.</p>

<p>30. Ecrimisil kira alacağından tamamen farklı hukuki niteliktedir. Ecrimisilde bir malın hak sahibinin izni ve rızası dışında kötü niyetli olarak işgal ve kullanımından kaynaklanan bir tazminat söz konusuyken kira ilişkisinde kiralayanla kiracının anlaşması ve belli bir bedel karşılığında malın kullanımı dolayısıyla bir alacak hakkı söz konusudur (bkz. §§ 18, 19).</p>

<p><strong>b.</strong> <strong>İlkelerin Olaya Uygulanması</strong></p>

<p>31. Somut olayda taşınmazın 1/3 hissesini devralan yeni malik A.R.D. başvurduğu çeşitli hukuki yollarda (bkz. §§ 7, 10, 11) başvurucunun kiracılık sıfatını kabul ettiğine dair beyanlarda ve taleplerde bulunmuştur. Başvurucu da taşınmazda kira sözleşmesine istinaden bulunduğunu vurgulamıştır. Başvurucu, taşınmazın aynının ihtilaflı olması nedeniyle ileride hukuk davalarıyla karşılaşmamak adına önlem alarak Büyükçekmece 3. Sulh Hukuk Mahkemesinden tevdi mahalli talebinde bulunmuş, 6098 sayılı Kanun'un 187. maddesi kapsamında kira borcunu Büyükçekmece 3. Sulh Hukuk Mahkemesi tarafından belirlenen hesaba yatırmıştır. Diğer bir ifadeyle hukuk düzeninin kendisine sağladığı imkânlar çerçevesinde kira borcunu ödeme niyetinde olduğunu göstermiştir. Taşınmazın 1/3 hissesine ait mülkiyetin ihtilaflı olması nedeniyle tevdi mahalli tayini talep etmiş ve bu hisseye düşen kira bedellerini tevdi mahalline depo etmiştir.</p>

<p>32. Yargılama sonucunda Daire, başvurucu aleyhine ecrimisil bedeline hükmetmiştir. Daire gerekçesinde (bkz. § 13) yeni malik A.R.D. tarafından gönderilen ihtarnamenin başvurucuya tebliğ edilmesini esas alarak başvurucunun fuzuli şagil olduğu sonucuna varmıştır. Ancak ihtarnamenin içeriği gerekçeli kararda tartışılmamıştır. İhtarnamenin içeriğinde başvurucunun kiracılık sıfatı kabul edilmiş ve taşınmazdan tahliyesi talep edilmemiştir. Yeni malik A.R.D. kira bedellerinin tarafına ödenmesini istemiştir. İhtarnamenin içeriği başvurucunun ihtarnamenin tebliğinden sonraki hukuki durumu açısından önemlidir. Uyuşmazlığın esasına ilişkin etkili olan bu iddia yeterli ve ilgili gerekçe ile karşılanmamıştır. Ayrıca aynı taşınmaza ilişkin olup başka bir kiracıya karşı açılan ecrimisil davasının reddine ilişkin karara karşı yapılan istinaf başvurusu İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 35. Hukuk Dairesinin 5/10/2021 tarihli ve E.2021/2107, K.2021/2072 sayılı kararı ile kesin olarak reddedilmiştir. Daire gerekçeli kararda neden ilgili karardan farklı bir sonuca ulaştığını değerlendirmemiştir.</p>

<p>33. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>VI.</strong> <strong>GİDERİM </strong></p>

<p>34. Başvurucu; ihlalin tespiti, yeniden yargılama yapılması ile 444.207,86 TL maddi ve 20.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.</p>

<p>35. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz.<i> Mehmet Doğan </i>[GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60;<i> Aligül Alkaya ve diğerleri (2) </i>[1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66;<i> Kadri Enis Berberoğlu (3)</i> [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).</p>

<p>36. Öte yandan hak ihlali kararından Anayasa Mahkemesinin davanın sonucuyla ilgili olarak bir tutum sergilediği sonucu çıkarılmamalıdır. Anayasa Mahkemesince verilen hak ihlali kararı uyuşmazlığın sonuçlarından bağımsız olup davanın kabulüne, reddine ya da beraate veya mahkûmiyete karar verilmesi gerektiği anlamına gelmemektedir. Kural olarak yargılamanın her aşamasında olduğu gibi ihlalin sonuçlarını gidermek üzere yeniden yapılacak yargılama sonunda da delillerin dava ile ilişkisini kurma ve bunları değerlendirip sonuç çıkarma yetkisi ilgili mahkemelere aittir.</p>

<p>37. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasının yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>VII.</strong> <strong>HÜKÜM</strong></p>

<p>Açıklanan gerekçelerle;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>A. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,</p>

<p>B. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,</p>

<p>C. Kararın bir örneğinin gerekçeli karar hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesine (E.2019/1106, K.2020/1560) iletilmek üzere Büyükçekmece 2. Asliye Hukuk Mahkemesine (E.2018/44, K.2019/112) GÖNDERİLMESİNE,</p>

<p>D. Başvurucunun tazminat talebinin REDDİNE,</p>

<p>E. 487,60 TL harç ve 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 40.487,60 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,</p>

<p>F. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,</p>

<p>G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 4/11/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://hukukihaber.net/aymnin-202163800-basvuru-numarali-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 06 Apr 2026 09:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/12/yargi/aymdf.jpg" type="image/jpeg" length="69417"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[AYM'nin 2020/2003 başvuru numaralı kararı]]></title>
      <link>https://hukukihaber.net/aymnin-20202003-basvuru-numarali-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://hukukihaber.net/aymnin-20202003-basvuru-numarali-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 18/9/2025 tarihli ve 2020/2003 başvuru numaralı kararı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>TÜRKİYE CUMHURİYETİ</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>ANAYASA MAHKEMESİ</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>GENEL KURUL</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>KARAR</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>ÖZLEM GÜNER GÜRLEK VE MEHMET BARTU GÜRLEK BAŞVURUSU</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p>(Başvuru Numarası: 2020/2003)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p>Karar Tarihi: 18/9/2025</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p>R.G. Tarih ve Sayı: 6/4/2026 - 33216</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>GENEL KURUL</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>KARAR</strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Başkan</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Kadir ÖZKAYA</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Başkanvekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Hasan Tahsin GÖKCAN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Başkanvekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Basri BAĞCI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Üyeler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Rıdvan GÜLEÇ</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Recai AKYEL</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Yıldız SEFERİNOĞLU</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Selahaddin MENTEŞ</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>İrfan FİDAN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Kenan YAŞAR</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Muhterem İNCE</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Yılmaz AKÇİL</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Ömer ÇINAR</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Metin KIRATLI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Raportör</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Mehmet Yavuz YAŞAR</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Başvurucular</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>1. Özlem GÜNER GÜRLEK</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>2. Mehmet Bartu GÜRLEK</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>I.</strong> <strong>BAŞVURUNUN ÖZETİ</strong></p>

<p>1. Başvuru, idari işlemin iptali talebiyle açılan davanın sonucuna etkili esaslı itirazların gerekçeli kararda karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>

<p><strong>II.</strong> <strong>BAŞVURU SÜRECİ</strong></p>

<p>2. Başvuru 6/1/2020 tarihinde tarafından yapılmıştır. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.</p>

<p>3. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmuştur.</p>

<p>4. Birinci Bölüm, başvurunun Genel Kurul tarafından incelenmesine karar vermiştir.</p>

<p><strong>III.</strong> <strong>OLAY VE OLGULAR </strong></p>

<p>5. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir:</p>

<p>6. Başvurucu; İskenderun Teknik Üniversitesi Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Fakültesinde doktor öğretim üyesi olarak görev yapmaktayken araştırmacısı olduğu <i>"Türkiye Denizlerinde Bulunan Kaya Balıkları Türlerine Ait Popülasyonların Genetik Yapılarının Belirlenmesi"</i> başlıklı proje kapsamında Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumuna (TÜBİTAK/Kurum/İdare) başvurmuştur.</p>

<p>7. Yapılan başvuru üzerine projede etik kural ihlali olup olmadığının incelenmesi için projenin TÜBİTAK Araştırma ve Yayın Etiği Kuruluna (Kurul) sevk edilmesine karar verilmiştir.</p>

<p>8. Kurul tarafından yapılan inceleme sonucunda bir çalışmadan çıkan sonuçlar yapay olarak bölünerek birden fazla yayın çıkarıldığı, etik ihlallerin proje yürütücüsü ve araştırmacıları tarafından gerçekleştirildiği,2, 3, 4 ve 5 numaralı poster ve bildiri şeklindeki yayınlarda dilimleme olarak tanımlanan etik ihlali olduğu tespit edilmiştir. Bunun üzerine İdarece başvurucu hakkında TÜBİTAK Araştırma ve Yayın Etiği Kurulu Yönetmeliği (Yönetmelik) gereğince bir yıl süreyle yaptırım uygulanmasına, bu kapsamda başvurucunun desteklenme kararı verilen veya yürütülmekte olan her türlü proje ve etkinlikteki görevlerinin sonlandırılarak söz konusu yaptırım süresince yapılacak yeni başvurularının kabul edilmemesine, Kurumun yayın organlarında, yayın ve Kurum destekli toplantılarda sunum yapmamasına karar verilmiştir.</p>

<p>9. Başvurucu, anılan işlemin iptali talebiyle Ankara 6. İdare Mahkemesinde (Mahkeme) dava açmıştır. Mahkeme 14/8/2018 tarihli kararla bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar vermiştir. Mahkemeye sunulan 9/1/2019 tarihli bilirkişi raporunda, tek bir çalışmadan çıkan sonuçların yapay olarak bölünerek birden fazla yayın çıkarma çabasına girildiği, etik ihlallerin proje yürütücüsü ve araştırmacıları tarafından gerçekleştirildiği sonucuna varılarak başvurucunun 2, 3, 4 ve 5 numaralı yayınlarında etik ihlali olduğu yönünde görüş bildirilmiştir. Başvurucu, bilirkişi raporundaki ifadelerin sonuç cümlesiyle uyuşmadığını, teknik hatalar içerdiğini ve farklı bir üniversiteden başka bir bilirkişi heyeti ile yeniden inceleme yapılması gerektiğini belirterek bilirkişi raporuna 28/1/2019 tarihinde itiraz etmiştir. Başvurucu, itiraz dilekçesinde;</p>

<p>- Ceza almasına sebep olan proje çıktılarının grup onayı alındıktan sonra konunun uzmanı proje izleyici danışman tarafından incelenerek sorunsuz olarak kabul edildiği, projenin ilerleyen aşamalarında bir değişiklik yapılmadığı,</p>

<p>- Derginin internet sitesinde çalıştay özet kitabının olduğu gibi yayımlandığı, çalıştaya katılan ve bildiri sunan tüm katılımcıların özetlerinin elektronik ortamda ulaşılabilir hâle getirildiği, bunun bir suç veya etik ihlali oluşturmadığı,</p>

<p>- Çalıştayda duvara asılan posterde<i> MtDNA D-loop</i> and <i>Cyt Regions</i> terimi yerine <i>MtDNA regions</i> ifadesinin yazılmasının neden sorun teşkil ettiğinin açıklanmadığı,<i> MtDNA regions</i> teriminin zaten<i> mtDNA D-loop</i> and <i>Cyt B</i> genlerini kapsayacağı belirtilerek teknik değerlendirme hatasına sebebiyet verildiği,</p>

<p>- Proje başlığı ile proje tanıtım posteri başlığının aynı olup tamamen projeyi tanıtmaya ilişkin olduğu, hiçbir bilimsel veri kullanılmadığı ancak hiçbir sonuç içermeyen posterin sonuç içeriyor gibi gösterilmesi suretiyle raporda teknik hata yapıldığı,</p>

<p>- Yapılan çalışmanın diğer popülasyon genetiği çalışması veya türün tanıtım posteri ile ilişkilendirilemeyeceği, çalışmaların hiçbirinde veri veya sonuç bulunmadığı, dolayısıyla bunların hiçbirinin yayın olmadığı,</p>

<p>- Çalışmanın <i>epinephelus aeneusun</i> (lahaz balığı) popülasyonlarının incelendiği bir poster olduğu, diğer poster veya bildirilerle ilişkisi olmadığı, posterde herhangi bir sonuca yer verilmediği,</p>

<p>- 3 numaralı çalışmada herhangi bir proje verisi bulunmadığı, bilirkişilerin olmayan verilerden <i>duplikasyon</i> (kopyalama) yapıldığı sonucuna ulaşmasının teknik bir hata olduğu,</p>

<p>- 3 ve 4 numaralı çalışmalarda 2 ve 5 numaralı çalışmadaki türlerin isimlerinin bulunmasının doğal olduğu, bunun sebebinin 3 numaralı çalışma projenin tanıtım posteri olduğu için proje dâhilinde çalışılması planlanan tüm türlerin isimlerinin bu posterde geçtiği ve projeden üretilen herhangi bir verinin yer almadığı,</p>

<p>- 5 numaralı çalışmada tüm türlerin birbirinden farkını ortaya çıkarmanın hedeflendiği bir barkodlama amaçlandığı, 2 ve 5 numaralı çalışmaların ise popülasyon çalışması olduğu, 2, 3, 4 ve 5 numaralı poster ve bildirilerin gerek bilimsel gerek teknik olarak birlikte yayımlanabilmesinin imkânsız olduğu hususlarını dile getirmiştir.</p>

<p>10. Mahkeme, anılan raporu hükme esas almak için uygun ve yeterli bularak davanın reddine 26/2/2019 tarihinde karar vermiştir. Kararın gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"Dava konusu uyuşmazlığın çözümü özel ve teknik bilgiyi gerektirdiğinden bilirkişi incelemesi yaptırılmış olup, bilirkişi raporunda özetle; 'Projeden üretildiği tespit edilen 2,3,4 ve 5 no'lu posterlerin tamamının proje yürütücüsünün düzenleme kurulu başkanı olduğu ve proje araştırmacılarının düzenleme komitesinde bulunduğu 'International Grouper Workshop' kapsamında 7-8 Ekim 2016 tarihleri arasında gerçekleştirildiği, 2 numaralı posterin 'Population Genetic Analysis of the Dusky Grouper Epinephelus marginatus using Sequence Analysis of mtDNA D-loop and Cyt b Regions' olduğu, 3 numaralı sözlü sunumun 'Population Genetic Analysis of Grouper Species (Epinephelus spp.) in Turkish Seas' olduğu, 4 numaralı posterin 'Barcoding and Genetic Diversity Pattern of Groupers (Epinephelus spp.) from Turkish Marine Waters', 5 numaralı posterin 'Genetic Characterisation of Populations of White Grouper Ephinephelus aeneus from the Eegean and Mediterranean Costs of Turkey Through Analyses of mtDNA' olduğu, bu sunumların çalıştaydaki diğer sunumlarla birlikte, proje yürütücüsünün editörü olduğu, proje araştırmacılarının Editörler Kurulunda bulunduğu 'National and Engineering Sciences' Dergisinin Volume 1 No.3 sayısında İngilizce özet olarak yayımlandığı, 3 ve 4 numaralı çalışmalarda sunulan veriler birbirlerinin aynısı olup, 4 numaralı posterde verilen genlerin tamamının 3 numaralı posterde üzeri kapalı olarak verilen mitokondriyal genoma ait olduğu, bu durumun aynı verilerin ve sonuçların birden fazla yayında verilmesi kapsamında değerlendirildiği,2 numaralı çalışmada 'Epinephelus marginatus' 5 numaralı çalışmada ise 'Epinephelus aeneus' türlerinin 3 ve 4 numaralı çalışmaların içerisindeki türler içerisinden ayrı bir çalışma gibi sunulduğu, bu durumun tek bir çalışmadan çıkan sonuçları yapay olarak bölerek birden fazla yayın çıkarma çabasına girilmesi kapsamında değerlendirildiği, etik ihlallerin proje yürütücüsü ve araştırmacıları tarafından gerçekleştirildiği, 2,3,4 ve 5 numaralı yayınlarda etik ihlali bulunduğu' sonuç ve kanaatine varıldığı görülmektedir.</i></p>

<p><i>Bu durumda, anılan rapor, gerek hazırlayan heyetin yetkinliği, gerekse içeriğindeki analitik yaklaşım ve uyuşmazlığın çözümüne ışık tutacak verilerin ortaya konulmuş olması bakımından Mahkememizce hükme esas almak için uygun ve yeterli bulunduğundan, davacının araştırmacısı olduğu projede TÜBİTAK Araştırma ve Yayın Etiği Kurulu Yönetmeliği'nin 9.1.d maddesinde belirtilen 'dilimleme' şeklindeki etik kural ihlalinin oluştuğu anlaşılmış olup, davacı hakkında 1 yıl süreyle yaptırım uygulanmasına, Kurumca destekleme kararı verilen veya yürütülmekte olan her türlü proje ve etkinlikteki görevlerinin sonlandırılmasına, söz konusu yaptırım süresince Kuruma yapacağı yeni başvuruların kabul edilmemesine, Kurum yayın organlarında yayın ve Kurum destekli toplantılarda sunum yapmamasına ilişkin olarak tesis edilen dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır." </i></p>

<p>11. Başvurucu, mahkeme kararına karşı istinaf kanun yoluna başvurmuştur. İstinaf dilekçesinde; bilirkişi raporuna itirazının dikkate alınmadığını, ceza almasına neden olan 4 poster bildiri özetinin ortak yazarlarından iki kişiye etik ihlali konusunda ceza verilmediğini, bunun bir çelişki oluşturduğunu iddia etmiştir. İstinaf talebini inceleyen Ankara Bölge İdare Mahkemesi 12. İdari Dava Dairesi (Daire) 14/11/2019 tarihli kararıyla başvurucunun iddialarına yönelik herhangi bir gerekçe belirtmeksizin istinaf talebini kesin olarak reddetmiş ve hüküm kesinleşmiştir.</p>

<p>12. Nihai karar, başvurucuya 5/12/2019 tarihinde tebliğ edilmiştir.</p>

<p><strong>IV.</strong> <strong>İLGİLİ HUKUK</strong></p>

<p><strong>A.</strong> <strong>İlgili Mevzuat</strong></p>

<p>13. 17/07/1963 tarihli ve 278 sayılı Türkiye Bilimsel Araştırma Kurumu Kurulması Hakkında Kanun'a dayanılarak hazırlanan Yönetmelik'in<i> "Etik kurallara aykırı davranışlar"</i> başlıklı 9. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (d) bendi şöyledir:</p>

<p><i>"Dilimleme: Bir araştırmanın sonuçlarını, araştırmanın bütünlüğünü bozacak şekilde ve uygun olmayan biçimde parçalara ayırarak birden fazla sayıda yayın yapmak veya yayın yapmak için girişimde bulunmak,"</i></p>

<p>14. Aynı Yönetmelik'in 10. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (c) bendi şöyledir:</p>

<p>"<i>Etik kurallara aykırı davranışın kasıt ya da ağır ihmal sonucu gerçekleşmesi, inandırıcı ve yeterli belgelerle ispatlanması durumunda; Başkanlık onay tarihinden başlamak üzere söz konusu eylemin niteliği, kusurun ağırlığı ve yaptırım kararının sonuçları da dikkate alınarak kişilere:</i></p>

<p><i>...</i></p>

<p><i>'Tekrar yayım' veya 'Dilimleme' hallerinde bir yıldan iki yıla kadar yaptırım uygulanmasının Başkana önerilmesine Kurul tarafından karar verilir."</i></p>

<p><strong>B.</strong> <strong>Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararları</strong></p>

<p>15. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ilk dönem içtihadında mağdurun başvuru öncesi veya sonrası ölmüş olmasına göre bir ayrım yapmamakta iken içtihadını değiştirmiş, mağdurun başvurudan önce ölmesi durumunda daha katı bir inceleme yapacağını açık olarak belirtmiştir. Mağdurun başvuru sırasında ölümü hâlinde uygulanacak ilkeleri esas itibarıyla <i>Malhous/Çek Cumhuriyeti</i> ((k.k.) [BD], B. No: 33071/96, 13/12/2000) kararında ortaya koymuştur. AİHM'e göre ölen başvurucun adına başvuruyu devam ettirmek isteyenin başvuruyu sürdürme isteğiyle takip edebileceği tek şey<i> maddi menfaat </i>değildir. AİHM, önüne getirilen insan hakları davalarının genellikle manevi bir boyutunun da olduğunu, bu sebeple başvurucunun yakınlarının başvurucunun ölümünden sonra dahi adaletin sağlanmasını temin etme bakımından <i>meşru bir menfaatleri</i> olabileceğini belirtmiştir. AİHM'e göre bu durum özellikle de başvurunun gündeme getirdiği temel meselenin başvurucu ve mirasçılarının kişiliği ve çıkarlarını aşarak diğer kişileri etkileyebilmesi durumunda daha da geçerlidir. <i>Ergezen/Türkiye</i> (B. No: 73359/10, 8/4/2014) kararında bu ilke şu şekilde açıklanmıştır:</p>

<p><i>"29. Somut olayda olduğu gibi, Sözleşme’den doğan haklarının ihlal edildiği gerekçesiyle mağdur olduğunu ileri süren kişi Mahkemeye bizzat başvurduğu takdirde, kişisel tercihi doğrultusunda Sözlesme’nin 34. maddesi uyarınca bireysel basvuru hakkını kullanmaktadır. Dolayısıyla, kendisine başvurulan Mahkeme de harekete geçmektedir. Sözleşme bakımından mağdur olduğu kabul edilebilecek bir kişinin mirasçılarının, bu kişinin ölümünden sonra Mahkemeye başvuruda bulunmaları halinde durum böyle değildir. ... Mahkeme içtihadına göre, bir başvurucunun Mahkemeye müracaat ettiği tarihten sonra hayatını kaybetmesi halinde bile, müteveffanın mirasçılarının yargılamanın sürdürülmesi yönündeki iradelerini belirtmeleri veya Mahkemenin Sözlesme’nin 37. maddesinin 1. fıkrası uyarınca başvurunun incelenmesinin devamının gerekli olduğuna karar vermesi durumunda, vefat eden başvuranın ileri sürdüğü iddialar bağlamında, Mahkemenin müteveffanın haklarının Sözleşmeci Devlet tarafından ihlal edilip edilmediğini tespit etmekle görevli olabileceği sonucuna ulaşılmaktadır. Benzer durumlarda, belirleyici husus, Hükümetin ileri sürdüğü gibi söz konusu hakların yargılamanın sürdürülmesini isteyen mirasçılara devredilip devredilemeyeceği değil; aksine ilgililerin başvuranın Mahkemeye müracaat ederek kişisel hakkını kullanma isteğine dayanan başvuru hakkında Mahkeme tarafından karar verilmesini talep edebilmek için doğal olarak meşru menfaatlerinin bulunup bulunmadığını tespit etmektir."</i></p>

<p>16. AİHM'in mağdurun başvuru sırasında ölmesi ve mirasçılarının başvuruyu devam ettirmeleri hâlinde söz konusu ilkeyi uyguladığı bazı örnek kararlar şöyledir:</p>

<p>- Bir ceza davasında jürinin birbiriyle çelişen iki uzman raporundan birine niçin itibar ettiğinin gerekçelendirilmemesinin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 6. maddesi kapsamında şikâyet edildiği<i> Gaggl/Avustury</i>a (B. No: 63950/19, 8/11/2022) kararında başvurucunun kocasının başvuruyu devam ettirebileceği kabul edilmiştir (aynı kararda bkz. § 35).</p>

<p>- Masumiyet karinesinin ihlali iddiasıyla ilgili <i>Stefanov/Bulgaristan </i>(B. No: 26198/13, 2/2/2021) kararında mağdur statüsü ile ilgili içtihadın değiştiği açıklandıktan sonra başvurucunun oğlunun bu başvuruyu devam ettirebileceği belirtilmiştir (aynı kararda bkz. §§ 15-17).</p>

<p>- Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasıyla yapılan bir başvuruda başvurucunun ölümü üzerine mirasçılarının başvuruyu devam ettirebilecekleri sonucuna varılmıştır (<i>Ergezen/Türkiye</i>, §§ 27-30).</p>

<p>- Başvurucudan babalık davasında zorunlu olarak genetik örnek alınması ile ilgili olarak Sözleşme'nin 8. maddesinin ihlal edildiği iddiasıyla yapılan <i>Mifsud/Malta</i> (B. No: 62257/15, 29/1/2019, §§ 38-40) başvurusunda başvurucunun eşinin başvuruyu devam ettirebileceğine karar verilmiştir.</p>

<p>- Evlenme hakkı ile ilgili <i>Delecolle/Fransa</i> (B. No: 37646/13, 25/10/2018, §§ 35-40) kararında başvurucunun nişanlısının başvuruyu devam ettirebileceği kabul edilmiştir.</p>

<p>- Mahkemeye erişim hakkının şikâyet edildiği<i> Ryabikina/Rusya</i> (B. No: 44150/04, 7/6/2011, §§ 19-21) kararında başvurucunun oğlunun başvuruyu devam ettirebileceği belirtilmiştir.</p>

<p><strong>V.</strong> <strong>İNCELEME VE GEREKÇE</strong></p>

<p>17. Anayasa Mahkemesinin 18/9/2025 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>A.</strong> <strong>Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü</strong></p>

<p>18. Başvurucu; davada ileri sürdüğü iddiaların incelenmediğini, sunduğu uzman görüşlerine ve iddialarına neden kıymet verilmediğinin açıklanmadığını, Mahkemece yaptırılan bilirkişi incelemesinde rapora karşı itirazlarının dikkate alınmadığını, Mahkeme tarafından açıkça keyfî ve hukuka aykırı karar verildiğini belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>19. Bakanlık görüşünde, Anayasa Mahkemesinin kanun yolu şikâyeti niteliğindeki başvurularda bariz takdir hatası veya açık bir keyfîlik bulunmadıkça bireysel başvuru yolunda inceleme yapılamayacağına ilişkin kararları hatırlatılmıştır. Görüş ekinde TÜBİTAK Başkanlığının yazılı görüşleri de Anayasa Mahkemesine gönderilmiştir. İdare görüşünde kamu görevinden uzaklaştırılan birinin başvurucu hakkında rapor düzenlemesinin söz konusu olmadığı, adı geçen kişinin hâlen kamu görevlisi olduğu ifade edilmiştir.</p>

<p><strong>B.</strong> <strong>Başvurunun İncelenmesine Devam Edilip Edilmeyeceğine İlişkin Ön Sorun</strong></p>

<p>20. Somut olayda<i> dilimleme</i> suretiyle etik ihlali yaptığı gerekçesiyle Kurul tarafından başvurucu hakkında yaptırım uygulanmasına karar verilmiştir. Başvurunun incelemesi devam ederken başvurucu Mevlüt Gürlek 29/6/2022 tarihinde vefat etmiştir.</p>

<p>21. Anayasa Mahkemesi<i> Abdurrahman Beycur ve diğerleri</i> ([GK], B. No: 2023/76490, 31/7/2025) kararında başvurucunun bireysel başvuru tarihinden sonra vefat etmesi hâlinde bireysel başvurudan haberi olmayan mirasçılarının hak kaybına uğramaması için yapılması gerekenler hususunda genel ilkeleri belirlemiştir. Anılan kararda Anayasa Mahkemesi, vefat eden olan başvurucunun mirasçısı olduğunu bilgi ve belgeleriyle ispat eden kişilerin makul bir süre içinde bireysel başvuruyu takip etme iradesini ortaya koymaları hâlinde -mirasçıların menfaatlerinin olup olmadığını da gözeterek- başvurunun incelenmesine devam edilebileceğini belirtmiştir.</p>

<p>22. Başvurucunun mirasçıları Özlem Güner Gürlek ve Mehmet Bartu Gürlek 12/12/2023 tarihli dilekçeyle bireysel başvuruya devam etmek istediklerini bildirmiştir. Somut başvuru yukarıdaki ilkeler ışığında incelendiğinde bireysel başvuruya konu yargılamanın sonucuna bağlı olarak başvurucunun mirasçılarının başvuruya devam etmelerini haklı kılabilecek maddi menfaatlerinin olduğu anlaşılmıştır. Başvurucunun mirasçılarının maddi menfaatleri yanında başvurunun sonuçlandırılması bakımından manevi menfaatleri de olduğu açıktır. Başvuruyu devam ettirmek istediklerini bildiren bu kişiler, bireysel başvuru açısından başvurucu sıfatını sahip olmuş ancak anlatım kolaylığı açısından Mevlüt Gürlek başvurucu olarak nitelendirilmeye devam edilmiştir. Başvurucunun annesi Müzeyyen Gürlek ise başvurunun devamı yönünde bir talepte bulunmadığından başvurucu olarak kabul edilmemiştir.</p>

<p><strong>C.</strong> <strong>Değerlendirme</strong></p>

<p>23. Anayasa'nın "<i>Hak arama hürriyeti</i>" başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:</p>

<p><i>"Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir."</i></p>

<p>24. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder. Başvurucunun iddiaları kararın sonucuna etki edebilecek esaslı iddiaların karşılanmamasına yönelik olduğundan başvuru adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkı yönünden incelenmiştir.</p>

<p><strong>1.</strong> <strong>Kabul Edilebilirlik Yönünden</strong></p>

<p>25. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p>Ömer ÇINAR bu görüşe katılmamıştır.</p>

<p><strong>2.</strong> <strong>Esas Yönünden</strong></p>

<p>26. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kural olarak adil bir yargılama sürecini sağlamaya yönelik teminatlar içermektedir. Bu bakımdan adil yargılanma hakkı davanın taraflardan biri lehine sonuçlanmasını güvence altına almamakta, diğer bir ifadeyle adil yargılanma hakkı temel olarak yargılama sürecinin ve usulünün hakkaniyete uygun olarak yürütülmesini teminat altına almaktadır (<i>Erdal Sonduk</i> [GK], B. No: 2020/23093, 15/2/2024, § 38).</p>

<p>27. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkı, kişilerin hakkaniyete uygun şekilde yargılanmalarını sağlamayı ve buna uygunluk yönünden yargılamanın denetlenmesini amaçlamaktadır. Mahkeme kararlarının davanın temel maddi ve hukuki sorunları ile taraflarca ileri sürülen ve davanın sonucunu etkileyen iddia ve itirazlar hakkında delillerle bağ kurulmak suretiyle yeterli gerekçe içermesi zorunludur. Uyuşmazlığın hukuki ve maddi sorunlarıyla ilgisiz değerlendirmelere kararda yer verilmesi de gerekçeli karar hakkıyla bağdaşmaz. Karar gerekçesinin belirtilen unsurları taşıması, yargılamanın adil yargılanma hakkı güvencelerine uygun şekilde yürütülüp yürütülmediğinin taraflarca öğrenilmesini sağladığı gibi ayrıca demokratik bir toplumda kendi adlarına verilen yargı kararlarının sebeplerini toplumun öğrenmesi için de gereklidir (bazı eklemeler ve farklılıklarla birlikte bkz. <i>Sencer Başat ve diğerleri</i> [GK], B. No: 2013/7800, 18/6/2014, §§ 31, 34).</p>

<p>28. Diğer taraftan kanun yolu incelemesi yapan mercinin yargılamayı yapan mahkemeyle aynı sonuca ulaşması ve bunu aynı gerekçeyi kullanarak veya aynı atıfla kararına yansıtması kararın gerekçelendirilmiş olması bakımından yeterli görülebilir. Bununla birlikte ilk derece mahkemesince karşılanmayan veya ancak ilk defa kanun yolu merciinde ileri sürülebilecek nitelikteki esaslı iddia ve itirazların kanun yolu merciince de değerlendirilmemesi gerekçeli karar hakkının ihlaline yol açabilir (bazı eklemeler ve farklılıklarla birlikte bkz. <i>Mehmet Yavuz</i> [1. B.], B. No: 2013/2995, 20/2/2014, § 51).</p>

<p>29. Mahkemeye sunulan 9/1/2019 tarihli bilirkişi raporunda başvurucunun 2, 3, 4 ve 5 numaralı yayınlarında etik ihlali bulunduğu tespiti yapılmıştır. Başvurucu, rapora 28/1/2019 tarihinde itiraz etmiş; proje verisi içermeyen yayınlarına ilişkin olarak bilirkişilerin olmayan verilerden yola çıkarak duplikasyon yapıldığı sonucuna ulaşmasının açık bir teknik hata olup böylelikle hatalı sonuçlara varıldığını iddia etmiştir. Ayrıca yayınlarında neden etik ihlalin bulunmadığına yönelik olarak uyuşmazlığın sonucuna etkili, ayrı ve açık yanıt gerektirebilecek argümanlarını sıralamıştır (bkz. § 9). Mahkeme 26/2/2019 tarihli kararında başvurucunun bilirkişi raporuna yönelik itirazlarına karşı herhangi bir gerekçe belirtmemiş; sadece bilirkişi heyeti ve raporunun yetkin olduğuna değinerek rapordaki sonuca göre kararını vermiştir. İstinaf başvurusu üzerine Daire, başvurucunun iddialarına ilişkin bir gerekçeye yer vermeksizin istinaf talebini kesin olarak reddetmiştir. Yargılama süreci bir bütün olarak değerlendirildiğinde başvurucunun gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.</p>

<p>30. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.</p>

<p>Ömer ÇINAR bu görüşe katılmamıştır.</p>

<p><strong>VI.</strong> <strong>GİDERİM</strong></p>

<p>31. Başvurucu; ihlalin tespiti, yeniden yargılama yapılmasına hükmedilmesi ile maddi tazminat talebinde bulunmuştur.</p>

<p>32. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. <i>Mehmet Doğan </i>([GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; <i>Aligül Alkaya ve diğerleri (2) </i>[1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; <i>Kadri Enis Berberoğlu (3)</i> [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).</p>

<p>33. Diğer taraftan bu ihlal kararının davanın esasıyla ilgili herhangi bir değerlendirme içermediği vurgulanmalıdır. Zira gerekçeli karar hakkı, taraflara yargılama sırasında ileri sürdükleri iddiaların yeterince incelenip incelenmediğini bilmelerine imkân sağlayan bir güvence olup yargılama sonucuna yönelik bir teminat sağlamaz. Bu itibarla Anayasa Mahkemesinin yukarıda belirttiği ihlal gerekçelerini gözeterek ve söz konusu iddiayla ilgili olarak yeniden bir değerlendirme yaparak gereken kararı vermek yine yargılama mercilerinin takdirindedir.</p>

<p>34. Öte yandan ihlalin niteliğine göre yeniden yargılama yapılmasının yeterli giderim sağlayacağı anlaşıldığından başvurucunun tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.</p>

<p>Ömer ÇINAR bu görüşe katılmamıştır.</p>

<p><strong>VII.</strong> <strong>HÜKÜM</strong></p>

<p>Açıklanan gerekçelerle;</p>

<p>A. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA Ömer ÇINAR'ın karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,</p>

<p>B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE Ömer ÇINAR'ın karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,</p>

<p>C. Kararın bir örneğinin gerekçeli karar hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılması amacıyla Ankara 6. İdare Mahkemesine (E.2018/1783, K.2019/423) GÖNDERİLMESİNE Ömer ÇINAR'ın karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,</p>

<p>D. 446,90 TL harçtan oluşan yargılama giderinin başvuruculara MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,</p>

<p>E. Ödemenin kararın tebliğini takiben başvurucuların Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,</p>

<p>F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 18/9/2025 tarihinde karar verildi.</p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p><strong>KARŞIOY</strong></p>

<p>Başvuru, idari işlemin iptali nedeniyle açılan davada sonucuna etkili iddianın karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkin olup, Sayın Mahkemece yapılan değerlendirmede çoğunluk tarafından, başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır. Aşağıda belirttiğimiz gerekçelerle çoğunluk görüşüne katılmıyorum. Şöyle ki;</p>

<p>Yerel mahkemenin gerekçeli kararında, başvurucunun idari davaya konu ettiği uyuşmazlığın çözümünün özel ve teknik bilgi gerektirdiği, bilirkişi raporunun hüküm kurmaya elverişli olduğu belirtilmiş ve bilirkişi raporu uyarınca etik kurul ihlalinin bulunduğunun kabulü ile idari işlemin hukuka uygun olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Başvurucunun, bilirkişi raporuna yaptığı itirazın temelini, bilirkişi raporunun hatalı olduğu, etik kurul ihlali olmadığı iddiaları oluşturmakta olup, başvurucu tarafından ileri sürülen itirazlar zaten dava dilekçesinde ileri sürülen iddialarla paralellik arzetmektedir. Yerel mahkeme bilirkişi raporunun hüküm kurmaya elverişli olduğunu belirterek, başvurucunun rapora karşı yaptığı itirazların da raporda karşılandığını ifade etmiş olmaktadır.</p>

<p>Dava konusu uyuşmazlığın çözümü özel ve teknik bilgi gerektirdiğinden, bilirkişi raporuna karşı başvurucu tarafından yapılan itirazın esaslı olup olmadığının Anayasa Mahkemesi tarafından değerlendirilmesi ve başvurucunun bilirkişi raporuna karşı yaptığı itirazın esaslı görülerek gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğinin kabul edilmesi mümkün değildir. Nitekim, Anayasa Mahkemesi’nin yerleşik içtihatlarında belirtildiği üzere, delillerin değerlendirilmesi ve hukuk kurallarının yorumlanması bireysel başvurunun ikincilliği ilkesi yargılamayı yapan derece mahkemelerinin görevidir. Anayasa Mahkemesinin görevi ise, derece mahkemelerinin yorumlarının açıkça keyfi veya bariz takdir hatası içerecek nitelikte olup olmadığını incelemektir.</p>

<p>Buna göre, somut olayda bilirkişi raporunda belirtilen gerekçeleri hüküm kurmaya elverişli gören yerel mahkemenin kararında bariz takdir hatası veya keyfilik mevcut olmadığından, işbu bireysel başvuru açıkça dayanaktan yoksun olup, başvuru hakkında öncelikle kabul edilemezlik kararı verilmesi gerekmektedir. Bir an için çoğunluk görüşü uyarınca başvurunun esasının incelenmesi gerektiği sonucuna ulaşılırsa, yerel mahkemenin gerekçesi yeterli olduğundan, başvurucunun Anayasanın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının ihlal edilmediği kabul edilmelidir.</p>

<p>Son olarak belirtmek gerekir ki, idari yargıda görülen davanın konusunu başvurucunun bir yıl süreyle TÜBİTAK projelerinden yasaklanması, bu süre zarfında yeni başvuru yapmaması, Kurum tarafından desteklenen mevcut projelerdeki görevinin sonlandırılması, bu süre zarfında Kurum yayın organlarında ve desteklenen toplantılarda yayın ve sunum yapmaması oluşturmakta olup, başvurucu bireysel başvuru sonrasında vefat etmiş olduğundan artık giderim olarak yeniden yargılama kararı verilmesi de mümkün değildir. Öyle ki, bireysel başvuruya devam eden başvurucu mirasçılarının işlemin iptal edilmesi halinde onun adına TÜBİTAK projesine başvurması veya Kurum tarafından mahrum kılınan diğer hakları kullanması mümkün olmayacağından yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar da bulunmamaktadır. Bu nedenlerle çoğunluk görüşünde kabul edilen giderim sonucuna da katılmak mümkün olmamıştır.</p>

<p>Yukarıda belirtilen nedenlerle başvurucunun, Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edilmediği kanaatinde olduğumdan, aksi yöndeki çoğunluk görüşüne katılmıyorum.</p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="20%">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="20%">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="20%">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="20%">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="20%">
   <p>Üye</p>

   <p>Ömer ÇINAR</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://hukukihaber.net/aymnin-20202003-basvuru-numarali-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 06 Apr 2026 09:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/01/yargi/aym-n.jpg" type="image/jpeg" length="19330"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
