<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Hukuki Haber</title>
    <link>https://hukukihaber.net</link>
    <description>Türkiye'den ve dünyadan hukuki haberler, makaleler, siyasetten, spora her konuda hukuki haber...</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://hukukihaber.net/rss/kararlar" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Thu, 11 Jun 2026 14:28:15 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://hukukihaber.net/rss/kararlar"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[Yargıtay 3. Ceza Dairesi'nin 2022/28802 E., 2025/27406 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://hukukihaber.net/yargitay-3-ceza-dairesinin-202228802-e-202527406-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://hukukihaber.net/yargitay-3-ceza-dairesinin-202228802-e-202527406-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 3. Ceza Dairesi'nin 03.12.2025 tarihli, 2022/28802 E., 2025/27406 K. sayılı kararı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>3. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2022/28802 E., 2025/27406 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ceza Dairesi<br />
SAYISI : 2020/863 E., 2020/1120 K.<br />
İLK DERECE MAHKEMESİ : Batman 3. Ağır Ceza Mahkemesi<br />
SAYISI : 2020/1 E., 2021/12 K.<br />
SUÇ : Silahlı terör örgütüne üye olma<br />
HÜKÜM : TCK'nın 314/2, 3713 sayılı Kanun'un 5/1; TCK'nın 62, 53, 58/9 ve 63. maddeleri gereğince verilen mahkumiyet hükmüne yönelik istinaf başvurusunun esastan reddi<br />
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama</p>

<p>Bölge adliye mahkemesince verilen hüküm temyiz edilmekle;</p>

<p>Temyiz edenin sıfatı, başvurunun süresi, kararın niteliği ve temyiz sebeplerine göre dosya incelendi, gereği düşünüldü;</p>

<p>Sanık müdafiinin duruşmalı inceleme talebinin, yasal şartları oluşmadığından 5271 sayılı CMK’nın 299/1. maddesi gereğince REDDİNE,</p>

<p>Temyiz talebinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi;</p>

<p>Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;</p>

<p>1. UYAP bilişim sisteminde yapılan kontrolde 17.09.2019 tarihli celsenin duruşma tutanağının ... sicil numaralı başkan tarafından elektronik imza ile imzalanmadığı anlaşılmış ise de mahallinde tamamlanabilir eksiklik olarak kabul edildiğinden bozma nedeni yapılmamıştır.</p>

<p>2. Mahkumiyete esas alınan, suçun sübutu ve cezanın kişiselleştirilmesi bakımından belirleyici delil olan ve talimat ile dinlenen tanıklar...,...,................'nin doğrudan aleni duruşmada sanığın huzurunda veya 5271 sayılı Kanun'un 180. maddesinin birinci, ikinci ve beşinci fıkraları gereğince SEGBİS kullanılmak suretiyle dinlenip AİHS’in 6/3-d ve Anayasa'nın 36. maddeleri ile teminat altına alınan “iddia/kamu tanıklarını sorguya çekmek veya çektirmek” hakkı tanınması, sanığın örgütteki konumu ve faaliyetleri ile ilgili olarak ayrıntılı beyanlarının alınması gerektiği gözetilmeden; ifade metinlerinin okunması ile yetinilerek 5271 sayılı Kanun'un 181. maddesinin birinci fıkrası ve 210. maddelerine muhalefet edilmesi,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>3. Sanık hakkında düzenlenen veri inceleme raporunda sanığın öğretmeni ile zümre başkanı olarak belirtilen kişilerin açık kimlik bilgilerinin tespiti ile haklarında FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile iltisaklı soruşturma yürütülüp yürütülmediğinin araştırılarak, soruşturma yürütüldüğünün tespit edilmesi durumunda söz konusu dosyaların getirtilip incelenmesi ve mahkeme huzurunda tanık olarak dinlenmelerinin sağlanılması ile UYAP’ta oluşturulan örgütlü suçlar bilgi bankasında sanık hakkında herhangi bir beyan yahut bilgi olup olmadığının araştırılması, tespit edilmesi halinde bu şahısların usulüne uygun olarak tanık sıfatıyla dinlenmeleri sağlanarak 5271 sayılı Kanun’un 217. maddesi uyarınca sanık ve müdafiine diyeceklerinin sorulduktan sonra sonucuna göre bir karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,</p>

<p>Hukuka aykırı, sanık müdafiinin temyiz istemi bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan belirtilen sebeplerden dolayı hükmün 5271 sayılı CMK’nın 302/2. maddesi uyarınca BOZULMASINA, dava dosyasının, 5271 sayılı CMK’nın 304. maddesi uyarınca Batman 3. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 03.12.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://hukukihaber.net/yargitay-3-ceza-dairesinin-202228802-e-202527406-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 11 Jun 2026 10:10:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-baskanligi-3a.jpg" type="image/jpeg" length="62774"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yargıtay 3. Ceza Dairesi'nin 2022/32511 E., 2025/27404 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://hukukihaber.net/yargitay-3-ceza-dairesinin-202232511-e-202527404-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://hukukihaber.net/yargitay-3-ceza-dairesinin-202232511-e-202527404-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 3. Ceza Dairesi'nin 03.12.2025 tarihli, 2022/32511 E., 2025/27404 K. sayılı kararı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>3. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2022/32511 E., 2025/27404 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ceza Dairesi<br />
SAYISI : 2019/1302 E., 2021/463 K.<br />
İLK DERECE MAHKEMESİ : Elazığ 2. Ağır Ceza Mahkemesi<br />
SAYISI : 2017/362 E., 2019/119 K.<br />
SUÇ : Silahlı terör örgütüne üye olma<br />
HÜKÜM : 5237 sayılı TCK'nın 314/2; 3713 sayılı Kanun'un 5/1; TCK'nın 53, 58/9 ve 63. maddeleri gereğince verilen mahkumiyet hükmüne yönelik istinaf başvurusunun esastan reddi<br />
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama</p>

<p>Bölge adliye mahkemesince verilen hüküm temyiz edilmekle;</p>

<p>Temyiz edenin sıfatı, başvurunun süresi, kararın niteliği ve temyiz sebeplerine göre dosya incelendi, gereği düşünüldü;</p>

<p>Temyiz talebinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi;</p>

<p>Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;</p>

<p>1. ByLock kullanıcısı olduğunu kabul etmeyen sanığın, ByLock uygulamasını kullandığının kuşkuya yer vermeyecek şekilde teknik verilerle tespiti halinde, ByLock kullanıcısı olduğuna dair delilin atılı suçun sübutu açısından belirleyici nitelikte olması karşısında, ilgili birimlerden ByLock tespitine ilişkin belgelerin ve ayrıntılı ByLock Tespit ve Değerlendirme Raporunun getirtilmesi ile; ekleyen, eklenen ve aynı grupta yer alan kişilerin, sanık ile irtibatlı olup olmadığı, bu kişiler hakkında örgüt üyeliği sebebiyle ceza soruşturması yürütülüp yürütülmediğinin araştırılması, yürütülen bir ceza soruşturması mevcut ise bu kişilerin aşamalardaki ifade örnekleri getirtilerek incelenmesi ve ekli kişilerin tanık olarak ifadelerine başvurulması ile UYAP’ta oluşturulan örgütlü suçlar bilgi bankasında sanık hakkında herhangi bir beyan yahut bilgi olup olmadığının araştırılması, tespit edilmesi halinde bu şahısların usulüne uygun olarak tanık sıfatıyla dinlenmeleri sağlanarak 5271 sayılı Kanun’un 217. maddesi uyarınca sanık ve müdafiine diyeceklerinin sorulduktan sonra sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken eksik araştırma ile yazılı şekilde karar verilmesi,</p>

<p>2. Ayrıntıları Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 08.04.2008 tarih ve 9-18-78 sayılı kararında açıklandığı üzere; etkin pişmanlık hükümlerinin amacı, bir yandan terör ve örgütlü suçlarla mücadele bakımından stratejik önemi nedeniyle en etkili bilgi edinme ve mücadele araçlarından olan örgütün kendi mensuplarını kullanmak, diğer taraftan da suç işlemeyi önlemek, mensup olduğu kanun dışı örgütün amaçladığı suçun işlenmesine engel olanları ve işlediği suçtan pişmanlık duyanları cezalandırmayarak ya da cezalarında belli oranlarda indirim yaparak yeniden topluma kazandırmaktır. 5237 sayılı Kanun'un 221. maddesinin dördüncü fıkrasının ikinci cümlesinden yararlanabilmek için; failin yakalandıktan sonra bilgisi ölçüsünde örgüt içerisindeki konumuyla uyumlu şekilde kendisinin ve diğer örgüt üyelerinin eylemleri, örgütün yapısı ve faaliyetleriyle ilgili yeterli ve samimi bilgi vererek suçtan pişmanlığını söz ve davranışlarıyla göstermesi gerekmektedir. Bu bilgi maddenin üçüncü fıkrasında aranan, örgütü çökertecek nitelikteki bilgi değildir. Verilen bilginin önemi cezanın belirlenmesinde dikkate alınmalıdır (Dairemizin 12.05.2015 tarih, 2015/14 26... /12 92... .10.2015 tarih, 2015/1565-3464 K.).</p>

<p>5237 sayılı Kanun'un 221. maddesinin dördüncü fıkrasının ikinci cümlesi kapsamında etkin pişmanlıkta bulunulduğunun kabulü halinde bu suçtan dolayı verilecek cezada 1/3’ten 3/4’e kadar bir indirim yapılacağı öngörülmektedir. Buna göre belirlenen cezadan en az 1/3, en fazla 3/4 oranında bir indirim yapılacaktır. Bu iki sınır arasında yapılacak indirim, verilen bilginin niteliği, örgütün yapısı ve faaliyetleri çerçevesinde işlenen suçlarla ya da diğer örgüt mensuplarının tespiti ile ilgili olmak üzere elverişlilik derecesi, ceza soruşturması ya da kovuşturmasının hangi aşamasında etkin pişmanlıkta bulunulduğu gibi kıstaslar nazara alınarak mahkeme tarafından takdir ve tayin edilecektir.</p>

<p>Bu açıklamalar ışığında, somut olay değerlendirildiğinde;</p>

<p>Sanığın, temyiz aşamasında sunmuş olduğu ayrıntılı beyanlarını içeren 14.08.2023 tarihli dilekçesi ile etkin pişmanlıktan yararlanmak istediğini bildirmesi karşısında, sanığın duruşmada hazır edilerek beyanlarının alınıp, vereceği bilgilerin örgüt içerisindeki kaldığı süre, örgütsel faaliyet ve konumlarına uygun faydalı bilgiler olup olmadığı eldeki bilgiler ile örtüşüp örtüşmediği ilgili birimlerden sorulup değerlendirilerek sonucuna göre sanık hakkında 5237 sayılı Kanun'un 221. maddesinin 4. fıkrasının 2. maddesinde düzenlenen etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağının tartışılmasında zorunluluk bulunması lüzumu;<br />
Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz istemi bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan belirtilen sebeplerden dolayı hükmün, 5271 sayılı CMK’nın 302/2. maddesi uyarınca tebliğnameye aykırı olarak BOZULMASINA, dava dosyasının, 5271 sayılı CMK’nın 304. maddesi uyarınca Elazığ 2. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 03.12.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://hukukihaber.net/yargitay-3-ceza-dairesinin-202232511-e-202527404-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 11 Jun 2026 10:07:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-baskanligi-3.jpg" type="image/jpeg" length="18447"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yargıtay 3. Ceza Dairesi'nin 2023/3501 E., 2025/27564 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://hukukihaber.net/yargitay-3-ceza-dairesinin-20233501-e-202527564-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://hukukihaber.net/yargitay-3-ceza-dairesinin-20233501-e-202527564-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 3. Ceza Dairesi'nin 03.12.2025 tarihli, 2023/3501 E., 2025/27564 K. sayılı kararı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>3. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2023/3501 E., 2025/27564 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ceza Dairesi<br />
SAYISI : 2019/2348 E., 2021/1363 K.<br />
İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 28. Ağır Ceza Mahkemesi<br />
SAYISI : 2019/352 E., 2019/360 K.<br />
SUÇ : Silahlı terör örgütüne üye olma<br />
HÜKÜM : 5237 sayılı TCK'nın 314/2; 3713 sayılı Kanun'un 5/1; TCK'nın 62/1, 53, 58/9 ve 63/1. maddeleri uyarınca ilk derece mahkemesince verilen mahkumiyet kararına ilişkin istinaf başvurusunun düzeltilerek esastan reddi<br />
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Bozma</p>

<p>Bölge adliye mahkemesince verilen hüküm temyiz edilmekle;</p>

<p>Temyiz edenin sıfatı, başvurunun süresi, kararın niteliği ve temyiz sebeplerine göre dosya incelendi, gereği düşünüldü;</p>

<p>Temyiz talebinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi;</p>

<p>Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe</p>

<p>içeriğine göre yapılan incelemede;</p>

<p>1. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26.09.2017 tarihli ve 2017/16-956 esas, 2017/970 sayılı kararı ile onanarak kesinleşen Yargıtay (Kapatılan) 16. Ceza Dairesinin ilk derece mahkemesi sıfatıyla verdiği 24.04.2017 tarihli ve 2015/3 esas, 2017/3 sayılı kararı ile Anayasa Mahkemesinin ... başvurusuna ilişkin 04.06.2020 tarihli ve 2018/15231 başvuru numaralı kararında belirtildiği üzere; ByLock iletişim sisteminin FETÖ/PDY silahlı terör örgütü kullanmaları amacıyla oluşturulan ve münhasıran bu suç örgütünün bir kısım mensupları tarafından kullanılan bir ağ olması nedeniyle, örgüt talimatı ile bu ağa dahil olunduğunun ve gizliliği sağlamak için haberleşme amacıyla kullanıldığının, her türlü şüpheden uzak, kesin kanaate ulaştıracak teknik verilerle tespiti halinde kişinin örgütle bağlantısını ortaya koyan bir delil olacağında şüphe bulunmamakla birlikte, savunmasında ByLock kullanıcısı olmadığını bildiren sanığın savunmasının denetlenmesi, örgütsel konumunun ve örgütsel faaliyetlerinin tespiti bakımından; ilgili birimlerden ByLock tespitine ilişkin belgeler ve ayrıntılı ByLock tespit ve değerlendirme raporu ile ByLock programına bağlanılırken kullanıldığı kabul edilen GSM hattına ait HTS kayıtlarının, ByLock programının ilk kullanım tarihinden itibaren ilgili kurumdan getirtilerek, savunma ve beyanların denetlenmesi bakımından, ByLock tespit ve değerlendirme tutanağında ekleyen, eklenen ve irtibatlı bulunduğu kişilerden açık kimlik bilgilerine ulaşılanların bu dönemde kullanımlarında bulunan GSM numaraları üzerinden sanık ile HTS irtibatlarının bulunup bulunmadığının belirlenebilmesi amacıyla uzman bilirkişiye inceleme yaptırılarak rapor alınması, ByLock tespit ve değerlendirme tutanağında ekleyen, eklenen ve irtibatlı bulunduğu kişiler olarak gözüken şahıslar hakkında örgüt üyeliği sebebiyle ceza soruşturması yürütülüp yürütülmediğinin araştırılması, yürütülen bir ceza soruşturması mevcut ise bu kişilerin aşamalardaki ifade örnekleri getirtilerek incelenmesi ve ekli kişilerin mahkeme huzurunda, bunun mümkün olmaması halinde ise, 5271 sayılı CMK’nın 180/1-2-5. maddesi gereğince SEGBİS kullanılmak ya da anılan Kanun'un 181/1. maddesinde öngörülen usule riayet edilmek suretiyle istinabe yoluyla tanık olarak ifadelerine başvurulmasından sonra tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre sanığın hukuki durumunun takdir ve tayini gerekirken eksik araştırma ile yazılı şekilde hüküm kurulması,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>2. Sanık ile ilgili UYAP'ta bulunan örgütlü suçlar bilgi havuzunda araştırma yapılarak silahlı terör örgütü FETÖ/PDY'nin kamuoyunca da bilinen operasyonel eylemlerinden sonra örgütsel herhangi bir faaliyetinin olup olmadığının tespit edilebilmesi açısından, sanık hakkında herhangi bir şüpheli beyanı bulunup bulunmadığı araştırılarak varsa aşama beyanları dosyaya getirtilip tanık sıfatıyla ifadelerine başvurulduktan sonra tüm delillerin birlikte değerlendirilerek sonucuna göre sanığın hukuki durumunun takdir ve tayini gerekirken eksik araştırma ile yazılı şekilde hüküm kurulması,</p>

<p>Kanuna aykırı, sanık müdafiinin temyiz istemi bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan belirtilen sebeplerden dolayı hükmün, 5271 sayılı CMK’nın 302/2. maddesi uyarınca tebliğnameye uygun olarak BOZULMASINA, dava dosyasının, 5271 sayılı CMK’nın 304. maddesi uyarınca Ankara 28. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 22. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 03.12.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://hukukihaber.net/yargitay-3-ceza-dairesinin-20233501-e-202527564-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 11 Jun 2026 10:06:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-baskanligi-b.jpg" type="image/jpeg" length="91219"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yargıtay 3. Ceza Dairesi'nin 2022/30025 E., 2025/27339 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://hukukihaber.net/yargitay-3-ceza-dairesinin-202230025-e-202527339-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://hukukihaber.net/yargitay-3-ceza-dairesinin-202230025-e-202527339-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 3. Ceza Dairesi'nin 02.12.2025 tarihli, 2022/30025 E., 2025/27339 K. sayılı kararı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>3. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2022/30025 E., 2025/27339 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ceza Dairesi<br />
SAYISI : 2019/1043 E., 2021/584 K.<br />
İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 25. Ağır Ceza Mahkemesi<br />
SAYISI : 2017/85 E., 2019/209 K.<br />
SUÇ : Silahlı terör örgütüne üye olma<br />
HÜKÜM : TCK'nın 314/2, 3713 sayılı Kanun'un 5/1, TCK'nın 62/1, 53-1-2-3, 58/9 delaletiyle 58/6 ve 63. maddeleri uyarınca hükmedilen mahkûmiyet kararına ilişkin istinaf başvurusunun esastan reddi<br />
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama</p>

<p>Bölge adliye mahkemesince verilen hüküm temyiz edilmekle;</p>

<p>Temyiz edenin sıfatı, başvurunun süresi, kararın niteliği ve temyiz sebeplerine göre dosya incelendi, gereği düşünüldü;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Temyiz talebinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi;</p>

<p>Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler, gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;</p>

<p>1. Mahkûmiyete esas alınan, suçun sübutu ve cezanın kişiselleştirilmesi bakımından belirleyici delil olan ve mahkemece soruşturma ifadesinin okunulması ile yetinilen ...... adlı şahsın doğrudan aleni duruşmada sanığın huzurunda, bunun mümkün olmaması halinde ise, 5271 sayılı Kanun'un 180 inci maddesinin birinci, ikinci ve beşinci fıkraları gereğince SEGBİS kullanılmak ya da anılan Kanun'un 181 inci maddesinin birinci fıkrasında öngörülen usule riayet edilmek suretiyle dinlenip AİHS’in 6/3-d ve Anayasa'nın 36 ncı maddeleri ile teminat altına alınan “iddia/kamu tanıklarını sorguya çekmek veya çektirmek” hakkı tanınması gerektiği gözetilmeden; ifade metinlerinin okunması ile yetinilerek hüküm verilmesi,</p>

<p>2. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26.09.2017 tarihli ve 2017/16-956 esas, 2017/970 sayılı kararı ile onanarak kesinleşen Yargıtay (Kapatılan) 16. Ceza Dairesinin ilk derece mahkemesi sıfatıyla verdiği 24.04.2017 tarihli ve 2015/3 esas, 2017/3 sayılı kararı ile Anayasa Mahkemesinin ... başvurusuna ilişkin 04.06.2020 tarihli ve 2018/15231 başvuru numaralı kararında belirtildiği üzere; ByLock iletişim sisteminin FETÖ/PDY silahlı terör örgütü kullanmaları amacıyla oluşturulan ve münhasıran bu suç örgütünün bir kısım mensupları tarafından kullanılan bir ağ olması nedeniyle, örgüt talimatı ile bu ağa dahil olunduğunun ve gizliliği sağlamak için haberleşme amacıyla kullanıldığının, her türlü şüpheden uzak, kesin kanaate ulaştıracak teknik verilerle tespiti halinde kişinin örgütle bağlantısını ortaya koyan bir delil olacağında şüphe bulunmamakla birlikte, savunmasında ByLock kullanıcısı olmadığını bildiren sanığın, örgütsel konumunun ve örgütsel faaliyetlerinin tespiti bakımından; ilgili birimlerden ByLock tespitine ilişkin belgeler ve ayrıntılı ByLock tespit ve değerlendirme raporu ile ByLock programına bağlanılırken kullanıldığı kabul edilen GSM hattına ait HTS kayıtlarının, ByLock programının ilk kullanım tarihinden itibaren ilgili kurumdan getirtilerek, savunma ve beyanların denetlenmesi bakımından, ByLock tespit ve değerlendirme tutanağında ekleyen, eklenen ve irtibatlı bulunduğu kişilerden açık kimlik bilgilerine ulaşılanların bu dönemde kullanımlarında bulunan GSM numaraları üzerinden sanık ile HTS irtibatlarının bulunup bulunmadığının belirlenebilmesi amacıyla uzman bilirkişiye inceleme yaptırılarak rapor alınması, ByLock tespit ve değerlendirme tutanağında ekleyen, eklenen ve irtibatlı bulunduğu kişiler olarak gözüken şahıslar hakkında örgüt üyeliği sebebiyle ceza soruşturması yürütülüp yürütülmediğinin araştırılması, yürütülen bir ceza soruşturması mevcut ise bu kişilerin aşamalardaki ifade örnekleri getirtilerek incelenmesi ve ekli kişilerin mahkeme huzurunda, bunun mümkün olmaması halinde ise, 5271 sayılı CMK’nın 180/1-2-5. maddesi gereğince SEGBİS kullanılmak ya da anılan Kanun'un 181/1. maddesinde öngörülen usule riayet edilmek suretiyle istinabe yoluyla tanık olarak ifadelerine başvurulmasından sonra tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre sanığın hukuki durumunun takdir ve tayini gerekirken eksik araştırma ile yazılı şekilde hüküm kurulması,</p>

<p>3. Hükümden sonra dosyaya gelen, sanık hakkında düzenlenen veri inceleme raporunda sanığın öğretmeni ile zümre başkanı olarak belirtilen kişilerin açık kimlik bilgilerinin tespiti ile haklarında FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile iltisaklı soruşturma yürütülüp yürütülmediğinin araştırılarak, soruşturma yürütüldüğünün tespit edilmesi durumunda söz konusu dosyaların getirtilip incelenmesi ve mahkeme huzurunda tanık olarak dinlenmelerinin sağlanılması,</p>

<p>4. UYAP’ta oluşturulan örgütlü suçlar bilgi bankasında sanık hakkında herhangi bir beyan yahut bilgi olup olmadığının araştırılması, tespit edilmesi halinde bu şahısların usulüne uygun olarak tanık sıfatıyla dinlenmeleri sağlanarak 5271 sayılı Kanun’un 217 nci maddesi uyarınca sanık ve müdafiine diyeceklerinin sorulduktan sonra sonucuna göre bir karar verilmesi gerektiği gözetilmeyerek eksik araştırma ile yazılı şekilde karar verilmesi,</p>

<p>Kabul ve uygulamaya göre de;</p>

<p>Örgüt mensubu olduğu kabul edilen sanık hakkında verilen cezanın, mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine karar verilirken uygulama maddesi olarak karar yerinde sadece TCK’nın 58/9. maddesinin gösterilmesi gerekirken, anılan maddenin atıf maddesi olarak kabulü ile uygulama yeri bulunmayan TCK’nın 58/6. maddesi gereğince tekerrür uygulanmasına karar verilmesi,</p>

<p>Hukuka aykırı, sanık müdafiinin temyiz istemi bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan belirtilen sebeplerden dolayı sair yönleri incelenmeyen hükmün 5271 sayılı CMK’nın 302/2. maddesi uyarınca, tebliğnameye aykırı olarak BOZULMASINA, dava dosyasının, 5271 sayılı CMK’nın 304. maddesi uyarınca Ankara 25. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 02.12.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://hukukihaber.net/yargitay-3-ceza-dairesinin-202230025-e-202527339-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 11 Jun 2026 10:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-baskanligi-2.jpg" type="image/jpeg" length="93675"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yargıtay 3. Ceza Dairesi'nin 2022/33073 E., 2025/27334 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://hukukihaber.net/yargitay-3-ceza-dairesinin-202233073-e-202527334-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://hukukihaber.net/yargitay-3-ceza-dairesinin-202233073-e-202527334-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 3. Ceza Dairesi'nin 02.12.2025 tarihli, 2022/33073 E., 2025/27334 K. sayılı kararı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>3. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2022/33073 E., 2025/27334 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ceza Dairesi<br />
SAYISI : 2020/495 E., 2021/605 K.<br />
İLK DERECE MAHKEMESİ : Antalya 8. Ağır Ceza Mahkemesi<br />
SAYISI : 2018/388 E.,2019/488 K.<br />
SUÇ : Silahlı terör örgütüne üye olma<br />
HÜKÜM : TCK'nın 314/2; TMK'nın 5; TCK'nın 62/1, 53-1-2-3, 58/9 ve 63. maddeleri uyarınca hükmedilen mahkumiyet kararına ilişkin istinaf başvurusunun esastan reddi<br />
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama</p>

<p>Bölge adliye mahkemesince verilen hüküm temyiz edilmekle;</p>

<p>Temyiz edenlerin sıfatı, başvurunun süresi, kararın niteliği ve temyiz sebeplerine göre dosya incelendi, gereği düşünüldü;</p>

<p>Temyiz talebinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi;</p>

<p>Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler, gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;</p>

<p>Ayrıntıları Yargıtay (Kapatılan) 16. Ceza Dairesinin 2017/1809 esas ve 2017/5155 sayılı kararında ve Dairemizce de benimsenen, istikrar kazanmış yargısal kararlarda açıklandığı üzere;</p>

<p>Örgüt üyesi, örgüt amacını benimseyen, örgütün hiyerarşik yapısına dahil olan ve bu suretle verilecek görevleri yerine getirmeye hazır olmak üzere kendi iradesini örgüt iradesine terk eden kişidir. Örgüt üyeliği, örgüte katılmayı, bağlanmayı, örgüte hakim olan hiyerarşik gücün emrine girmeyi ifade etmektedir. Örgüt üyesi örgütle organik bağ kurup faaliyetlerine katılmalıdır. Organik bağ, canlı, geçişken, etkin, faili emir ve talimat almaya açık tutan ve hiyerarşik konumunu tespit eden bağ olup, üyeliğin en önemli unsurudur. Örgüte yardımda veya örgüt adına suç işlemede de, örgüt yöneticileri veya diğer mensuplarının emir ya da talimatları vardır. Ancak örgüt üyeliğini belirlemede ayırt edici fark, örgüt üyesinin örgüt hiyerarşisi dahilinde verilen her türlü emir ve talimatı sorgulamaksızın tamamen teslimiyet duygusuyla yerine getirmeye hazır olması ve öylece ifa etmesidir.</p>

<p>Silahlı örgüte üyelik suçunun oluşabilmesi için örgütle organik bağ kurulması ve kural olarak süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk gerektiren eylem ve faaliyetlerin bulunması aranmaktadır. Ancak niteliği, işleniş biçimi, meydana gelen zarar ve tehlikenin ağırlığı, örgütün amacı ve menfaatlerine katkısı itibariyle süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk özelliği olmasa da ancak örgüt üyeleri tarafından işlenebilen suçların faillerinin de örgüt üyesi olduğunun kabulü gerekir. Örgüte sadece sempati duymak ya da örgütün amaçlarını, değerlerini, ideolojisini benimsemek, buna ilişkin yayınları okumak, bulundurmak, örgüt liderine saygı duymak gibi eylemler örgüt üyeliği için yeterli değildir (Evik, Cürüm işlemek için örgütlenme, Syf 383 vd.).</p>

<p>Örgüt üyesinin, örgüte bilerek ve isteyerek katılması, katıldığı örgütün niteliğini ve amaçlarını bilmesi, onun bir parçası olmayı istemesi, katılma iradesinin devamlılık arz etmesi gerekir. Örgüte üye olan kimse, bir örgüte girerken örgütün kanunun suç saydığı fiilleri işlemek amacıyla kurulan bir örgüt olduğunu bilerek üye olmak kastı ve iradesiyle hareket etmelidir. Suç işlemek amacıyla kurulmuş örgüte üye olmak suçu için de saikin "suç işlemek amacı" olması aranır (Toroslu özel kısım syf.263-266, Alacakaptan Cürüm İşlemek İçin Örgüt syf.28, Özgenç Genel Hükümler syf.280).<br />
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;</p>

<p>Kuruluş, amaç, örgüt yapılanması ve faaliyet yöntemleri (Kapatılan) 16. Ceza Dairesinin 2015/3 esas sayılı kararında anlatılan ve nihai amacı, Devletin Anayasal nizamını cebir ve şiddet kullanarak değiştirmek olduğu anlaşılan FETÖ/PDY terör örgütünün başlangıçta bir ahlak ve eğitim hareketi olarak ortaya çıkması ve toplumun her katmanının büyük bir kesimince de böyle algılanması, amaca ulaşmak için her yolu mübah gören, fakat sözde meşruiyetini sivil alanda dinden, kamusal alanda ise hukuktan aldığı izlenimi vermek için yeterli güce ulaşıncaya kadar alenen kriminalize olmamaya özen göstermesi gerçeği nazara alındığında,<br />
Örgütün sözde meşruiyet vitrini olarak kullanılan katlarla irtibatlı olduğu anlaşılan ve fakat örgütün nihai amacını bildiği yönünde hakkında yeterli delil bulunmayan, örgütün gizli haberleşme programlarını kullanmayan, kod adı bulunmayan sanığın; silahlı terör örgütü FETÖ/PDY'nin kamuoyunca da bilinen operasyonel eylemlerinden sonra örgütsel herhangi bir faaliyetinin tespit edilememesi ve operasyonel eylemlerden önceki döneme ilişkin belirtilen eylem ve bağlantısının ise sanığın örgütün nihai amacını bildiği, bu amacı bilerek örgütle organik bir bağ kurup hiyerarşisine dahil olduğunu gösterir çeşitlilik, süreklilik ve yoğunluk kapsamında değerlendirilebilecek faaliyetlerde bulunduğu yönünde her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil mevcut olduğu gözetilmeksizin atılı suçtan beraati yerine delillerin değerlendirilmesinde düşülen yanılgı sonucu yazılı şekilde mahkumiyet hükmü kurulması,</p>

<p>Hukuka aykırı, sanık müdafiinin temyiz istemi bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan belirtilen sebepten dolayı hükmün, 5271 sayılı CMK’nın 302/2. maddesi uyarınca, tebliğnameye aykırı olarak BOZULMASINA, dava dosyasının, 5271 sayılı CMK’nın 304. maddesi uyarınca Antalya 8. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 02.12.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://hukukihaber.net/yargitay-3-ceza-dairesinin-202233073-e-202527334-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 11 Jun 2026 10:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-baskanligi.jpg" type="image/jpeg" length="63897"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yargıtay 3. Ceza Dairesi'nin 2023/1895 E., 2025/27276 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://hukukihaber.net/yargitay-3-ceza-dairesinin-20231895-e-202527276-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://hukukihaber.net/yargitay-3-ceza-dairesinin-20231895-e-202527276-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 3. Ceza Dairesi'nin 02.12.2025 tarihli, 2023/1895 E., 2025/27276 K. sayılı kararı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>3. Ceza Dairesi</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>2023/1895 E., 2025/27276 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ceza Dairesi<br />
SAYISI : 2020/658 E., 2021/946 K.<br />
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 27. Ağır Ceza Mahkemesi<br />
SAYISI : 2018/341 E., 2020/135 K.<br />
SUÇ : Silahlı terör örgütüne üye olma<br />
HÜKÜM : TCK’nın 314/2, 3713 sayılı Kanun’un 5/1, TCK’nın 62/1, 53, 58/9 ve 63 maddeleri uyarınca ilk derece mahkemesince verilen mahkûmiyet kararına ilişkin istinaf başvurusunun esastan reddi<br />
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama</p>

<p>Bölge adliye mahkemesince verilen hüküm temyiz edilmekle;</p>

<p>Temyiz edenin sıfatı, başvurunun süresi, kararın niteliği ve temyiz sebeplerine göre dosya incelendi, gereği düşünüldü;</p>

<p>Temyiz taleplerinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi;</p>

<p>Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;</p>

<p>Sanık müdafiinin duruşmalı inceleme talebinin, yasal şartları oluşmadığından 5271 sayılı Kanun’un 299. maddesinin birinci fıkrası gereği reddine karar verilmekle, gereği düşünüldü:</p>

<p>Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26.09.2017 tarihli ve 2017/16-956 esas, 2017/970 sayılı kararı ile onanarak kesinleşen Yargıtay (Kapatılan) 16. Ceza Dairesinin ilk derece mahkemesi sıfatıyla verdiği 24.04.2017 tarihli ve 2015/3 esas, 2017/3 sayılı kararı ile Anayasa Mahkemesinin ... başvurusuna ilişkin 04.06.2020 tarihli ve 2018/15231 başvuru numaralı kararında belirtildiği üzere; ByLock iletişim sisteminin FETÖ/PDY silahlı terör örgütü kullanmaları amacıyla oluşturulan ve münhasıran bu suç örgütünün bir kısım mensupları tarafından kullanılan bir ağ olması nedeniyle, örgüt talimatı ile bu ağa dahil olunduğunun ve gizliliği sağlamak için haberleşme amacıyla kullanıldığının, her türlü şüpheden uzak, kesin kanaate ulaştıracak teknik verilerle tespiti halinde kişinin örgütle bağlantısını ortaya koyan bir delil olacağında şüphe bulunmamakla birlikte, savunmasında ByLock kullanıcısı olmadığını bildiren sanığın, örgütsel konumunun ve örgütsel faaliyetlerinin tespiti bakımından; ilgili birimlerden ByLock tespitine ilişkin belgeler ve ayrıntılı ByLock tespit ve değerlendirme raporu ile ByLock programına bağlanılırken kullanıldığı kabul edilen GSM hattına ait HTS kayıtlarının, ByLock programının ilk kullanım tarihinden itibaren ilgili kurumdan getirtilerek, savunma ve beyanların denetlenmesi bakımından, ByLock tespit ve değerlendirme tutanağında ekleyen, eklenen ve irtibatlı bulunduğu kişilerden açık kimlik bilgilerine ulaşılanların bu dönemde kullanımlarında bulunan GSM numaraları üzerinden sanık ile HTS irtibatlarının bulunup bulunmadığının belirlenebilmesi amacıyla uzman bilirkişiye inceleme yaptırılarak rapor alınması, ByLock tespit ve değerlendirme tutanağında ekleyen, eklenen ve irtibatlı bulunduğu kişiler olarak gözüken şahıslar hakkında örgüt üyeliği sebebiyle ceza soruşturması yürütülüp yürütülmediğinin araştırılması, yürütülen bir ceza soruşturması mevcut ise bu kişilerin aşamalardaki ifade örnekleri getirtilerek incelenmesi ve ekli kişilerin mahkeme huzurunda, bunun mümkün olmaması halinde ise, 5271 sayılı CMK’nın 180/1-2-5. maddesi gereğince SEGBİS kullanılmak ya da anılan Kanun'un 181/1. maddesinde öngörülen usule riayet edilmek suretiyle istinabe yoluyla tanık olarak ifadelerine başvurulmasından sonra ve UYAP'ta oluşturulan örgütlü suçlar bilgi havuzunda sanık hakkında bilgi ve beyan bulunup bulunmadığı araştırılıp, varsa aşama beyanlarının aslı veya onaylı suretleri getirtilerek, bunların CMK'nın 217. maddesi gereğince duruşmada sanık ve müdafisine okunarak savunmaları alındıktan ve bu kişilerin tanık sıfatıyla ifadelerine başvurulduktan sonra tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre sanığın hukuki durumunun takdir ve tayini gerekirken eksik araştırma ile yazılı şekilde hüküm kurulması,</p>

<p>Kanuna aykırı, sanık müdafiinin temyiz istemi bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan belirtilen sebepten dolayı hükmün 5271 sayılı CMK’nın 302/2. maddesi uyarınca tebliğnameye aykırı olarak BOZULMASINA, dava dosyasının, 5271 sayılı CMK’nın 304. maddesi uyarınca İstanbul 27. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 02.12.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://hukukihaber.net/yargitay-3-ceza-dairesinin-20231895-e-202527276-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 11 Jun 2026 09:59:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-baskanligi1.jpg" type="image/jpeg" length="80318"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 2020/3044 E., 2021/11019 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20203044-e-202111019-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20203044-e-202111019-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 23/12/2021 tarihli, 2020/3044 E., 2021/11019 K. sayılı kararı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>4. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2020/3044 E., 2021/11019 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p><strong>KANUN YARARINA</strong></p>

<p>Davacı Bursa Büyükşehir Belediye Başkanlığı Akaryakıt İşletmesi vekili Av. ... tarafından, davalı ... aleyhine 07/03/2018 gününde verilen dilekçe ile hal hakem kararının iptali istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; 10/10/2019 günlü davanın kabulüne ilişkin karara yönelik olarak Adalet Bakanlığı tarafından kanun yararına bozma talep edilmesi üzerine tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü:</p>

<p><strong>K A R A R</strong></p>

<p>Davacı vekili, Bursa Büyükşehir Belediye Encümeninin 19/12/2017 tarih ve 10609 sayılı kararı ile davalıdan 750,00 TL cezalı hal rüsumu alınmasına karar verildiğini, davalının şikayeti üzerine kararın 16/02/2018 tarih ve 13 sayılı Adana Hal Hakem Heyetince kaldırıldığını, söz konusu encümen kararının yerinde olduğunu ve Adana Hal Hakem Heyetinin yetkisiz olduğunu belirterek Hal Hakem Heyeti kararının iptalini talep etmiştir.</p>

<p>Davalı vekili, davanın reddini savunmuştur.</p>

<p>Mahkemece; dava konusu edilen tutarın belediyeye ait gelir olması nedeniyle bu tür kararlara karşı idari yargı yerinde dava açılması gerektiği gerekçesiyle davanın kabulü ile görevli olmayan hakem heyeti tarafından verilen kararın iptaline karar verilmiş; Adalet Bakanlığı Hukuk İşleri Genel Müdürlüğü'nün 14/07/2020 gün ve 39152028-153.01-785-2020-E. 982/17563 sayılı yazısı ile hükmün, HMK’nın 363/1. maddesi uyarınca “kanun yararına bozulması” için temyiz talebinde bulunulmuştur.</p>

<p>Dava, hal hakem kararının iptali istemine ilişkindir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>5957 sayılı Kanun'un 10/5. maddesine göre “Değeri elli bin Türk Lirasının altında bulunan uyuşmazlıklarda, hal hakem heyetlerine başvuru zorunludur. Bu uyuşmazlıklarda heyetin vereceği kararlar ilam hükmündedir. Bu kararlar 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun ilamların yerine getirilmesi hakkındaki hükümlerine göre yerine getirilir. Taraflar, bu kararlara karşı on beş gün içinde hal hakem heyetinin bulunduğu yerde ticarî davalara bakmakla görevli asliye ticaret mahkemesine itiraz edebilir. İtiraz, hal hakem heyeti kararının icrasını durdurmaz. Ancak, talep edilmesi şartıyla hâkim, hal hakem heyeti kararının icrasını tedbir yoluyla durdurabilir. Hal hakem heyeti kararlarına yapılan itiraz üzerine asliye ticaret mahkemesinin vereceği karar kesindir.”</p>

<p>İdari yargı yerlerinde açılacak davalarda husumetin kimlere yöneltileceğini düzenleyen 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Yasası'nın 2. maddesi gereğince idari yargı yerlerinde sadece ilgili idareye karşı dava açılabilir. Gerçek kişiler hakkında idare mahkemelerinde dava açılamaz. Davacı, gerçek kişi davalı aleyhine Hal Hakem Heyeti kararının iptali istemi ile eldeki davayı açtığına göre davalı yönünden davanın çözüm yeri idari yargı yeri olmayıp adli yargıdır.</p>

<p>Şu halde, anılan yasal düzenlemeler altında mahkemece dava konusu edilen tutarın belediyeye ait gelir olması nedeniyle bu tür kararlara karşı idari yargı yerinde dava açılması gerektiği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiş, Adalet Bakanlığı’nın kanun yararına temyiz isteminin kabulüne karar vermek gerekmiştir.</p>

<p><strong>SONUÇ: </strong>Yukarıda gösterilen nedenle, Adalet Bakanlığı’nın kanun yararına temyiz isteminin kabulü ile; 6100 sayılı HMK’nın 363. maddesi uyarınca Adana 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 10/10/2019 günlü 2018/292 Esas ve 2019/750 Karar sayılı hükmünün, hukuki sonuçlarına etkili olmamak kaydı ile kanun yararına BOZULMASINA; dosyanın gereği yapılmak üzere Adalet Bakanlığı’na gönderilmesine 23/12/2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20203044-e-202111019-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 11 Jun 2026 00:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-baskanligi-3.jpg" type="image/jpeg" length="26152"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[KİRA BEDELİNİN UYARLANMASI - KARMA SÖZLEŞME]]></title>
      <link>https://hukukihaber.net/kira-bedelinin-uyarlanmasi-karma-sozlesme-202543</link>
      <atom:link rel="self" href="https://hukukihaber.net/kira-bedelinin-uyarlanmasi-karma-sozlesme-202543" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Taraflar Arasındaki Uyuşmazlığa Konu Sözleşme Yap İşlet Devret Niteliğinde Bir Sözleşme Olmakla Uyuşmazlık Sözleşme Konusu Taşınmazın Kullanılması Aşamasına ve Bundan Doğan Kira Bedeline İlişkin Olduğundan Kira Sözleşmesi Hükümlerinin Uygulanması Gerektiği]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>T.C.<br />
YARGITAY<br />
3. HUKUK DAİRESİ<br />
E. 2025/43<br />
K. 2025/4869<br />
T. 15.10.2025</strong></p>

<p><strong>KİRA BEDELİNİN UYARLANMASI </strong>( Taraflar Arasındaki Uyuşmazlığa Konu Sözleşme Yap İşlet Devret Niteliğinde Bir Sözleşme Olmakla Uyuşmazlık Sözleşme Konusu Taşınmazın Kullanılması Aşamasına ve Bundan Doğan Kira Bedeline İlişkin Olduğundan Kira Sözleşmesi Hükümlerinin Uygulanması Gerektiği - Uyuşmazlığın Kira Sözleşmesinden Kaynaklandığı Gözetilerek Uyarlama Talebinin ve Kira Bedelinin 85 Sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Kararda Değişiklik Yapılmasına Dair Cumhurbaşkanlığı Kararı Kapsamında Türk Lirasına Dönüştürülmesi Talepleri Bakımından Kira Sözleşmelerine Uygulanacak Hükümler Değerlendirilip Alanında Uzman Bilirkişiden Rapor Alınması Gereği )</p>

<p><strong>KARMA SÖZLEŞME</strong> ( Taraflar Arasındaki Sözleşmenin Karma Bir Sözleşme Olduğunu Ancak Uyuşmazlığın Sözleşmenin Kira Aşamasına İlişkin Olduğunu ve Bu Nedenle Kira Sözleşmesi Hükümlerinin Uygulanması Gerektiği/Uyarlama ve Döviz Yasağına İlişkin Taleplerin Değerlendirilmesinde Kiraya İlişkin Düzenlemelerin ve 13.09.2018 Tarihli Cumhurbaşkanlığı Kararı Hükümlerinin Dikkate Alınması Alanında Uzman Bilirkişiden Rapor Alınarak Sonuca Gidilmesi Gerektiği )</p>

<p>6098/m.19</p>

<p><strong>ÖZET:</strong> Uyuşmazlık, kira bedelinin uyarlanması istemine ilişkindir.</p>

<p>Taraflar arasındaki uyuşmazlığa konu sözleşme; yap- işlet- devret niteliğinde bir sözleşme olmakla, uyuşmazlık sözleşme konusu taşınmazın kullanılması aşamasına ve bundan doğan kira bedeline ilişkin olduğundan kira sözleşmesi hükümlerinin uygulanması gerekmektedir.</p>

<p>Hal böyle olunca Bölge Adliye Mahkemesince; uyuşmazlığın kira sözleşmesinden kaynaklandığı gözetilerek, uyarlama talebinin ve kira bedelinin 13.09.2018 tarihli ve 30534 Sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 85 Sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Kararda Değişiklik Yapılmasına Dair Cumhurbaşkanlığı Kararı kapsamında Türk Lirasına dönüştürülmesi talepleri bakımından, kira sözleşmelerine uygulanacak hükümler değerlendirilip alanında uzman bilirkişiden rapor alınması ve hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme yanılgılı değerlendirme ile hüküm kurulması usul ve kanuna aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.</p>

<p><strong>DAVA : </strong>Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>KARAR : I. DAVA</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Davacı vekili; müvekkili ile davalı ... arasında akdedilen 07.07.2006 tarihli kira sözleşmesi ile yıllık kira bedelinin dövize endeksli olarak belirlendiğini, dördüncü beş yıllık kira dönemi için yıllık kira bedelinin 140.000,00 USD karşılığı TL + KDV olarak kararlaştırıldığını, ekonomik kriz, yüksek enflasyon, döviz kurundaki artış oranı ve pandemi sebebiyle sözleşmenin, devamının davacının ticari hayatını sürdürebilir olmaktan çıkardığını ve koşulları oluştuğundan uyarlanması gerektiğini ileri sürerek; 07.07.20 22... .07.2023 tarihleri arasında yıllık kira bedelinin 1.200.000,00 TL ve yeni dönem kira bedelinin TÜFE oranında artırılması şeklinde sözleşmenin uyarlanmasını talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong></p>

<p>Davalı vekili; sözleşme ve şartnameyle belirlenmiş olan ödeme şartlarında değişiklik yapılması talebinin 2886 Sayılı Devlet İhale Kanunu 'a aykırı olduğunu, anılan kanun kapsamında yapılan ihale sonrası imzalanan sözleşmenin ödeme şartlarında yüklenici lehine ve İdare aleyhine işlem tesis edilmesinin İdareyi hak kaybına uğratarak kamu zararına neden olacağını, davaya konu kira sözleşmesinin üst hakkı sözleşmesi niteliğinde olduğunu ve bu sebeple sözleşmede yer alan kira bedelinin Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Karar İlişkin 2008-32/34 Sayılı Tebliğde yer alan sınırlamalar dahilinde olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong></p>

<p>İlk Derece Mahkemesi'nin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; ekonomik kriz, döviz kurunda meydana gelen dalgalanmalar ve enflasyon oranlarındaki artışın ülkemiz bakımından öngörülebilir nitelikte olduğu, Türk lirasının USD karşısında değer kaybetmesinin başlı başına kira bedelinin uyarlanmasını gerektirmediği gibi tacir olan kiracı bakımından da öngörülemeyen olağanüstü bir durum olarak değerlendirilemeyeceği, bu kapsamda 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 138. maddesinde düzenlenen uyarlama koşullarının bulunmadığı; 13.09.2018 tarih ve 30534 Sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 85 Sayılı Türk Parasi Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Kararda Değişiklik Yapılmasına Dair Cumhurbaşkanlığı Kararının 8. maddesinde yer alan kanuni düzenleme ve bu kapsamda çıkarılan Hazine ve Maliye Bakanlığı Tebliği'nin 8. maddesinin yirmi sekizinci fıkrası uyarınca hesaplama yapan ve keşif sonucu alınan bilirkişi raporunun denetime elverişli ve somut verilere dayalı olarak hazırlandığından hükme esas alındığı gerekçesiyle; davanın kısmen kabulüyle 07.07.2006 başlangıç tarihli kira sözleşmesi uyarınca 07.07.2022-06.07.2023 tarihleri arasında yıllık kira bedelinin brüt 1.944.212,50 TL ( NET 1.555.370,45 TL ) olarak ve müteakip yıllarda kira bedelinin kira yılının tüketici fiyat endeksindeki 12 aylık ortalamalara göre değişim oranında artırılması şeklinde uyarlanmasına, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiş; karar, taraf vekillerince istinaf edilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İSTİNAF</strong></p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi'nin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; 07.07.2006 tarihinden dava tarihine kadar devam eden taraflar arasındaki sözleşmenin, akaryakıt bakım istasyonu/ market/ alışveriş merkezi yaptırılması, 25 yıl süreyle bedeli karşılığı kullanılması ve süre sonunda devredilmesine dair birden fazla aşamayı içeren (yap/ işlet/ devret şeklinde) bir sözleşme olduğu, her yıl için bedelin USD cinsinden ayrıca belirlendiği, sözleşmenin kendi içinde bütünlük arzettiği ve dövizle kiralama yasağı kapsamındaki sözleşmelerden olmadığı, 6098 Sayılı Kanun'un 138. maddesinin uygulanması şartlarının bulunmadığı, davacının tacir olduğu, ekonomik koşulların öngürülemeyen, olağanüstü bir durum olarak değerlendirilemeyeceği ve davanın reddi gerektiği gerekçesiyle; davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüyle İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden davanın reddine karar verilmiş; karar, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong></p>

<p>A. Temyiz Sebepleri</p>

<p>Davacı vekili; taraflar arasında imzalanan sözleşmede; açıkça kiralanan şeyin cinsinin, mecurun adresinin, kiranın süresinin, kira karşılığının ne şekilde ödeneceğinin, kiranın başlangıcının, kiracı ve kiraya verenin isimlerinin düzenlendiği, noter şerhinin altında da kira sözleşmesi olduğunun belirtildiği, öngörülmeyen ve olağanüstü koşulların sadece davacı açısından değil tüm ülke açısından geçerli olduğunu, bu nedenle 12.09.2018 tarihli Cumhurbaşkanlığı Kararı ile döviz cinsinden veya dövize endeksli sözleşme yapılması yasaklanarak Türk Lirası cinsinden sözleşme yapılması ve mevcut sözleşmelerin de uyarlanması konusunda düzenleme getirildiğini, global olarak yaşanan kriz ve pandemi etkilerinin ülke çapında pek çok şirketin mali yapısında dengesizlik ve daralmalara yol açıp konkordato ve buna bağlı iflas davalarının inanılmaz derecede arttığını ve tacirler yönünden de öngörülebilir olmadığını, uyarlama koşullarının gerçekleştiğini ileri sürerek, kararın bozulmasını istemiştir.</p>

<p>B. Gerekçe ve Değerlendirme</p>

<p>Uyuşmazlık, kira bedelinin uyarlanması istemine ilişkindir.</p>

<p>Bir sözleşmenin niteliğini, yazılışı ve taşıdığı hükümler tayin eder. Yorum, bir irade beyanının manasının tespitidir. Mülga 818 Sayılı Borçlar Kanunu'nun 18. maddesiyle aynı doğrultuda düzenlenen 6098 Sayılı Kanun'un 19. maddesi uyarınca; bir sözleşmenin türünün ve içeriğinin belirlenmesinde ve yorumlanmasında, tarafların yanlışlıkla veya gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcüklere bakılmaksızın gerçek ve ortak iradeleri esas alınır. Bu hüküm, yorum bakımından 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 1. maddesinde yer alan ve kanunların yorumlanmasında esas alınan “Kanun, sözüyle ve özüyle değindiği bütün konularda uygulanır.” hükmünün sözleşme hukukuna yansıması niteliğindedir.</p>

<p>Yap-işlet-devret sözleşmeleri; taraflardan birinin kendisine ait olmayan taşınmaz üzerinde bina, tesis veya başkaca bir eser meydana getirmesi, diğer tarafın da taşınmazına yapılan bu eser için bir bedel ödememesi nedeniyle, yapan tarafın belli süreyle kullanmasına müsaade etmesine, dolayısıyla eser ve kira sözleşmelerine dair hükümler içerdiğinden, karma nitelikte sözleşmeler olup; sözleşmeye konu eserin meydana getirilmesi ve bundan doğan talep hakları eser sözleşmesi hükümlerine, oluşturulan eserin ve bulunduğu taşınmazın kullanılması aşaması ve bundan doğan talep hakları kira sözleşmesi hükümlerine tabidir.</p>

<p>Bu açıklamalar ışında taraflar arasındaki uyuşmazlığa konu sözleşme; yap- işlet- devret niteliğinde bir sözleşme olmakla, uyuşmazlık sözleşme konusu taşınmazın kullanılması aşamasına ve bundan doğan kira bedeline ilişkin olduğundan kira sözleşmesi hükümlerinin uygulanması gerekmektedir.</p>

<p>Hal böyle olunca Bölge Adliye Mahkemesince; uyuşmazlığın kira sözleşmesinden kaynaklandığı gözetilerek, uyarlama talebinin ve kira bedelinin 13.09.2018 tarihli ve 30534 Sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 85 Sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Kararda Değişiklik Yapılmasına Dair Cumhurbaşkanlığı Kararı kapsamında Türk Lirasına dönüştürülmesi talepleri bakımından, kira sözleşmelerine uygulanacak hükümler değerlendirilip alanında uzman bilirkişiden rapor alınması ve hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve kanuna aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.</p>

<p>2.Bozma sebebine göre, davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına karar verilmiştir.</p>

<p><strong>SONUÇ : </strong>Açıklanan sebeple;</p>

<p>1.Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 Sayılı Kanun'un 371. maddesi uyarınca usulden BOZULMASINA,</p>

<p>2.Bozma sebebine göre, davacı tarafın sair temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına,</p>

<p>Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde temyiz edene iadesine,</p>

<p>Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 15.10.2025 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://hukukihaber.net/kira-bedelinin-uyarlanmasi-karma-sozlesme-202543</guid>
      <pubDate>Wed, 10 Jun 2026 15:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-baskanligi-3a.jpg" type="image/jpeg" length="25223"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[NAFAKA VE MADDÎ TAZMİNAT MİKTARI YÖNÜNDEN ISLAH TALEBİ - BOZMA SONRASINDA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİNCE DURUŞMA AÇILARAK YAPILAN YARGILAMA]]></title>
      <link>https://hukukihaber.net/nafaka-ve-maddi-tazminat-miktari-yonunden-islah-talebi-bozma-sonrasinda-bolge-adliye-mahkemesince-durusma-acilarak-yapilan-yargilama</link>
      <atom:link rel="self" href="https://hukukihaber.net/nafaka-ve-maddi-tazminat-miktari-yonunden-islah-talebi-bozma-sonrasinda-bolge-adliye-mahkemesince-durusma-acilarak-yapilan-yargilama" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay’ın bozma kararından veya Bölge Adliye Mahkemesi’nin kaldırma kararından sonra dosya ilk derece mahkemesine gönderildiğinde, ilk derece mahkemesinin tahkikata ilişkin bir işlem yapması hâlinde tahkikat sona erinceye kadar ıslah yapılabilir.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>YARGITAY</strong></p>

<p><strong>2. HUKUK DAİRESİ</strong></p>

<p><strong>Esas Numarası: 2024/10310</strong></p>

<p><strong>Karar Numarası: 2025/6377</strong></p>

<p><strong>Karar Tarihi: 24.06.2025</strong></p>

<p><strong>BOŞANMA DAVASI</strong></p>

<p><strong>NAFAKA VE MADDÎ TAZMİNAT MİKTARI YÖNÜNDEN ISLAH TALEBİ</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>BOZMA SONRASINDA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİNCE DURUŞMA AÇILARAK YAPILAN YARGILAMA</strong></p>

<p><strong>İSTİNAF İNCELEMESİ</strong></p>

<p><strong>ÖZETİ:</strong> Davacı kadın tarafından, davalı erkeğe karşı açılan boşanma davasının yapılan yargılaması sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulü ile tarafların boşanmalarına ve boşanmanın fer’ilerine hükmedilmiştir. Tarafların kararı istinaf etmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kısmen esastan reddi ve kısmen kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmünün ilgili bölümleri kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle karar verilmiştir. Kararın taraflarca temyiz edilmesi üzerine Dairece erkeğin tüm, kadının sair temyiz itirazlarının reddi ile ortak çocuk yararına hükmedilen iştirak nafakası ile kadın yararına hükmedilen maddi tazminatın miktarının az olduğu gerekçesiyle Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir. Bozma kararı sonrasında yapılan duruşmada Mahkemece Yargıtay bozma ilamına uyulmasına karar verilmiş ardından davacı kadın vekili nafaka ve maddî tazminat miktarı yönünden davayı ıslah etmek için süre talep etmiş, Mahkemece davacı vekilinin ıslah için süre talebinin reddine karar verilmiş sonrasında hüküm kurulmuştur. Mahkemece, davacı vekiline maddi tazminat ve iştirak nafakası yönünden ıslah dilekçesi sunmak için süre verilmesi, verilen süre içinde ıslah dilekçesi sunulması halinde ıslah dilekçesinin karşı tarafa tebliğ edilmesi sonrasında bir karar verilmesi gerekmektedir.</p>

<p>SAYISI : 2024/1140 E., 2024/1152 K.</p>

<p>Taraflar arasında görülen ve istinaf incelemesinden geçen boşanma davasında bozma sonrasında yapılan yargılama sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince verilen yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacı kadın vekili tarafından ıslah talebinin reddi, maddî tazminat ve iştirak nafakası miktarı ile kişisel ilişki yönünden; davalı erkek vekili tarafından kusur belirlemesi, kadın lehine hükmedilen maddî tazminat, iştirak nafakası, velâyet ve kişisel ilişki yönünden temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p>Davacı kadın tarafından, davalı erkeğe karşı açılan boşanma davasının yapılan yargılaması sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulü ile tarafların boşanmalarına ve boşanmanın fer’ilerine hükmedilmiştir. Tarafların kararı istinaf etmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kısmen esastan reddi ve kısmen kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmünün ilgili bölümleri kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle karar verilmiştir. Kararın taraflarca temyiz edilmesi üzerine Dairemizce erkeğin tüm, kadının sair temyiz itirazlarının reddi ile ortak çocuk yararına hükmedilen iştirak nafakası ile kadın yararına hükmedilen maddi tazminatın miktarının az olduğu gerekçesiyle Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir. Bozma kararı sonrasında yapılan duruşmada Mahkemece Yargıtay bozma ilamına uyulmasına karar verilmiş ardından davacı kadın vekili nafaka ve maddî tazminat miktarı yönünden davayı ıslah etmek için süre talep etmiş, Mahkemece davacı vekilinin ıslah için süre talebinin reddine karar verilmiş sonrasında hüküm kurulmuştur.</p>

<p>Islah kurumu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 176’ncı ve devamı maddelerinde ayrıntılı olarak düzenlenmiştir. Islah, davacı veya davalının, iddianın ve savunmanın değiştirilmesi yasağı kapsamındaki usul işlemlerini, karşı tarafın iznine ve hâkimin onayına bağlı olmaksızın belli kurallar çerçevesinde bir defaya mahsus olmak üzere düzeltmesini sağlayan bir usul hukuku kurumudur. Islahın zamanı ve şekli, 6100 sayılı Kanun'un 177 inci maddesinde düzenlenmiştir. İlgili maddenin birinci bendinde "Islah, tahkikatın sona ermesine kadar yapılabilir." hükmü yer almakta olup Yargıtay'ın 04.02.1948 tarihli ve 1944/10 Esas, 1948/3 Karar sayılı, yine 06.05.2016 tarihli ve 2015/1 Esas, 2016/1 Karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararları gereği uygulama bozmadan sonra ıslah yapılamayacağı ve bozma sonrası ıslah taleplerinin reddi gerektiği şeklinde gerçekleşmiştir. Bununla birlikte 6100 sayılı Kanun'un 177 inci maddesinde yer alan ıslahın zamanı hususunda 22.07.2020 tarihinde yürürlüğe giren 7251 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun'un 18 inci maddesi ile açıklayıcı bir düzenleme getirilmiştir. Buna göre; birinci fıkradan sonra gelmek üzere ikinci fıkra olarak "Yargıtayın bozma kararından veya Bölge Adliye Mahkemesinin kaldırma kararından sonra dosya İlk Derece Mahkemesine gönderildiğinde, İlk Derece Mahkemesinin tahkikata ilişkin bir işlem yapması hâlinde tahkikat sona erinceye kadar da ıslah yapılabilir. Ancak bozma kararına uymakla ortaya çıkan hukuki durum ortadan kaldırılamaz." hükmü getirilmiştir. Böylelikle kanunda öngörülen şartları sağladığı takdirde Yargıtay bozma kararı ve Bölge Adliye Mahkemesi gönderme kararından sonra da ıslah yapılabilmesi mümkün kılınmıştır.</p>

<p>Her ne kadar Bölge Adliye Mahkemesi tarafından; davacı vekilinin ıslah için süre talebinin reddine karar verilmiş ise de 6100 sayılı Kanun'un 176 ve devamı maddelerine göre, bozma sonrasında Bölge Adliye Mahkemesince duruşma açılarak yapılan yargılamanın istinaf incelemesi niteliğinden olmadığı, bozmaya uyularak tahkikata devam edilmiş olduğunun anlaşılmasına göre taraflarca ıslah talebinde bulunulması mümkündür. Hal böyle iken Mahkemece, davacı vekiline maddi tazminat ve iştirak nafakası yönünden ıslah dilekçesi sunmak için süre verilmesi, verilen süre içinde ıslah dilekçesi sunulması halinde ıslah dilekçesinin karşı tarafa tebliğ edilmesi sonrasında bir karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçeyle ıslah için süre talebinin reddine karar verilmesi doğru görülmemiş bozmayı gerektirmiştir.</p>

<p><strong>KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan sebeplerle;</p>

<p>Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, bozma sebebine göre diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına,</p>

<p>Peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edenlere iadesine,</p>

<p>Dosyanın Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,</p>

<p>24.06.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p>

<p></p>

<p><span style="color:#999999">legalbank.net</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://hukukihaber.net/nafaka-ve-maddi-tazminat-miktari-yonunden-islah-talebi-bozma-sonrasinda-bolge-adliye-mahkemesince-durusma-acilarak-yapilan-yargilama</guid>
      <pubDate>Wed, 10 Jun 2026 12:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-baskanligi-4asaa.jpg" type="image/jpeg" length="36802"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[YARGITAY’IN ÇIRAKLIK SİGORTASI KRİTERİ]]></title>
      <link>https://hukukihaber.net/yargitayin-ciraklik-sigortasi-kriteri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://hukukihaber.net/yargitayin-ciraklik-sigortasi-kriteri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Çırak ve stajyerler, çıraklık ve stajyerlik sigortasının emeklilikte dikkate alınarak sigorta başlangıcı kabul edilmesini isterken, Yargıtay'dan dikkat çekici bir karar geldi. Yargıtay, çıraklık sırasında üretimde çalıştığını, bu çalışmasının emeklilikte dikkate alınan uzun vadeli sigorta kollarına tabi prim günlerine eklenmesini isteyen kişinin talebini kabul eden mahkeme kararını, eksik inceleme gerekçesiyle bozdu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Çırak ve stajyerler, uzun süredir mücadele veriyorlar. Çıraklık ve stajyerlik sigortasının sigorta başlangıç tarihi olarak kabul edilmesini istiyorlar. Çıraklık ve stajyerlik yaptıkları dönemde doğrudan üretimde çalıştıklarını, gerekirse bu süreler için borçlanma hakkı verilmesini talep ediyorlar. Yargı yoluyla hak arıyorlar.</p>

<p>1987 – 1989 yıllarında 16 yaşında iken Makine Kimya Endüstrisinde (MKE) çırak olarak çalışan bir kişi, bu dönemdeki çalışmalarının uzun vadeli sigorta kollarına tabi zorunlu sigortalılık statüsünde geçtiğini belirterek emekliliğine sayılması için iş mahkemesinde hizmet tespiti davası açtı. İş mahkemesi, o tarihte birlikte çalıştığı işçileri tanık olarak dinledi. Mahkeme, tanıkların ifadelerine dayanarak, davacının söz konusu dönemde üretime yönelik olarak çalıştığını, gün içerisindeki çalışma süresinin meslek öğrenme nitelik ve ağırlığında geçmediğini değerlendirerek, talebi kabul etti. Bölge adliye mahkemesi kararı doğru buldu.</p>

<p><strong>YARGITAY NASIL ARAŞTIRMA YAPILMASI GEREKTİĞİNE AÇIKLIK GETİRDİ</strong></p>

<p>Temyiz başvurusu üzerine dosya Yargıtay 10. Hukuk Dairesine geldi. Yargıtay kararında (Tarih: 04.02.2026, Esas No: 2025 / 11878, Karar No: 2026 / 725) sosyal güvenlik hakkının Anayasal haklar arasında yer aldığına dikkat çekilerek, sigortalı konumunda geçen çalışma sürelerinin saptanmasına ilişkin davaların özel bir duyarlılıkla ve özenle yürütülmesi gerektiği belirtildi. Hak kayıplarının ve gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi, temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyip gerek görüldüğünde mahkemelerce araştırma yapılarak delil toplanabileceği kaydedildi.</p>

<p>Kararda bu tür davalarda mahkemelerce davacıyla ilgili varsa tüm belge ve kayıtların işverenden istenmesi, çalışmanın gerçekleştiği ileri sürülen iş yerinin Sosyal Güvenlik Kurumu nezdinde bulunan dosyası, işverence hazırlanması gerekli ücret ödeme bordroları, puantaj kayıtları ve diğer kayıtların getirtilmesi, aynı dönemde çalışan diğer işçilerin tanık sıfatıyla dinlenmesi, SGK müfettişlerince inceleme yapılıp yapılmadığının sorulması, inceleme yapılmışsa belgelerin getirtilmesi, aynı çevrede faaliyet yürüten tarafsız nitelikteki başka işverenler ve sigortalı işçilerin saptanarak dinlenmesi gerektiği ifade edildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>506 Sayılı eski Sosyal Sigortalar Kanunu uyarınca sigortalılık niteliğinin, hizmet akdinin kurulması ve çalışmaya başlanması ile edinileceği belirtilen kararda, aynı kanunda, çıraklık devresi sayılan süre içinde analık, malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları hükmünün uygulanamayacağının öngörüldüğü vurgulandı.</p>

<p><strong>“ÜRETİMLE İLGİLİ ÇALIŞMALARA BİLFİİL KATILIYOR, EĞİTİMİ ARKA PLANDA TUTULUYORSA ÇIRAK SAYILMAZ”</strong></p>

<p>Yargıtay kararında, davacının iddia edilen dönemde çırak olup olmadığına karar verilirken çalışma ilişkisine de bakılması gerektiği belirtildi. Çıraklık sözleşmesinde esas amacın çalışma olgusu değil, bir meslek ve sanat öğretilmesi olduğu kaydedilen kararda, ancak çırak iş yerinde üretimle ilgili çalışmalara bilfiil katılıyor, meslek ve sanat eğitimi arka planda tutuluyorsa, bu durumda çıraklık ilişkisinden söz edilemeyeceğinin altı çizildi.</p>

<p>Çıraklık döneminde öğrencilerin sigortalı sayılmamalarının, tatbiki mahiyetteki yapım ve üretim işlerinin gördükleri öğrenimin doğal bir gereği olmasından ötürü olduğu kaydedilen kararda, bu işler sigortalı işçilerin gördükleri iş görünümünde bulunsalar bile belirgin olarak öğrenim çevresine girdiği ifade edildi. Bu bakımdan, bu gibi durumlarda bir hizmet akdinin varlığından söz edilemeyeceği için sigortalılık niteliği edinme halinin de söz konusu olmayacağı dile getirildi.</p>

<p><strong>YARGITAY İÇTİHADI NE DİYOR?</strong></p>

<p>Kararda, çıraklar hakkında çıraklık süresi içinde analık, malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları hükümleri uygulanmasa da Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin içtihatlarına göre, çıraklar bu süre içinde diğer çalışanlar gibi üretime katılıyorlarsa, meslek ve sanat öğrenimleri geri planda kalıyorsa artık çıraklık ilişkisinden söz edilemeyeceğinin kabul edildiği vurgulandı.</p>

<p>MKE’nin nitelikli askeri malzemeler üreten bir kurum olup iş yerinde üretimde çalışan işçilerin bu üretimi yapabilecek yeterli bilgi birikimi ve tecrübeye sahip kişiler olması gerektiği kaydedildi. MKE’nin işçileri önceleri kendi bünyesinde kurduğu çıraklık okulunu bitirenler arasından sınavla almakta iken, bunların kapanması üzerine Milli Eğitim Bakanlığına bağlı Mesleki Eğitim Merkezlerinde eğitim alanlar arasından işçi almaya başladığı hatırlatıldı.</p>

<p>Söz konusu dosyaya göre, davacının MKE çırak öğrencisi olarak kayıtlarının mevcut olduğu, çıraklık sözleşmesinin bulunduğu, SGK’dan gelen yazıda uzun vadeli sigorta kollarından bildirim yapılmadığının bildirildiği, tanıkların davacının normal işçi gibi üretime ve imalata yönelik çalıştığını beyan ettiği ancak mahkemece üretime ne şekilde katıldığı hususunun tüm yönleriyle açıklığa kavuşturulmadığı, iş yerindeki faaliyetlerinin çıraklık eğitimindeki teorik eğitimin tamamlatılması amacıyla pratik eğitime yönelik olup olmadığının tartışılıp değerlendirilmeği kaydedildi.</p>

<p>Yargıtay kararında, böyle bir iş yerinde işe yeni başlayan, henüz 16 yaşında olan, çıraklık sözleşmesi bulunan ve o güne kadar herhangi bir işte çalışmayan, işi öğrenmek için çıraklık okulunda teorik ve pratik eğitim alan davacının üretime nasıl katıldığı, hangi işleri nasıl yaptığı, bu yeterliliğe nasıl sahip olduğu hususlarının titizlikle araştırılması, somut olarak ortaya konulması gerektiği belirtildi. Yargıtay bu gerekçelerle bölge idare mahkemesi kararını ortadan kaldırarak iş mahkemesi kararını bozdu.</p>

<p><strong>YARGITAY KARARI NE ANLAMA GELİYOR?</strong></p>

<p>Yargıtay kararında, “çıraklık sigortası kesin olarak emeklilikte dikkate alınamaz” denilmiyor. Çırak eğer bilfiil üretimde çalışmışsa, eğitim geri planda kalıp üretim ön plana çıkmışsa yapılan işin çıraklık olarak kabul edilemeyeceği öngörülüyor. Ancak, bu durumun tüm yönleriyle etraflıca araştırılıp, delilleriyle ortaya konulması gerektiği belirtiliyor. (Haber: Ahmet Kıvanç / HaberTürk)</p>

<p><i>İlgili karar şöyle;</i></p>

<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>10. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2025/11878 E., 2026/725 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ: Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi<br />
SAYISI: 2025/46 E., 2025/247 K.<br />
İLK DERECE MAHKEMESİ: Kırıkkale 2. İş Mahkemesi<br />
SAYISI: 2023/56 E., 2024/363 K.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi kararı fer'i müdahil Kurum vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü;</p>

<p><strong>I. DAVA</strong></p>

<p>Davacı vekili dava dilekçesinde, davacının davalı ... nezdinde 01.10.1987 tarihinden itibaren 18 yaşından önceki çalışmalarının da uzun vadeli sigorta kollarına tabi zorunlu sigortalılık statüsünde geçtiğinin tespit edilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong></p>

<p>Davalı ... Genel Müdürlüğü vekili; davanın reddini savunmuştur.<br />
Fer'i müdahil SGK Başkanlığı vekili; davanın reddini savunmuştur.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong></p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dosya kapsamında dinlenen taraf ve tanık anlatımları ile davacının 237 sicil no.lu davalı Kurumda 05.10.1987 – 29.03.1989 tarihleri arasında çalıştığı anlaşılmış, yine tanık anlatımları ile davacının üretime yönelik olarak çalıştığı, gün içerisindeki çalışma süresinin meslek öğrenme nitelik ve ağırlığında geçmediği, tespiti istenen dönemde davacı 16-17 yaşlarında olup, yapılan işin niteliğine göre de normal işçi olarak çalışmasının uygun olduğu ancak davacının 18 yaşının 29.03.1989 tarihinde ikmal edecek olup tespitini istediği dönemde henüz 18 yaşını ikmal etmediği açık olup, bu sürelere ilişkin çalışmasının Mülga 506 Sayılı Kanun'un 60/g maddesi ve halen yürürlükte bulunan 5510 Sayılı Kanun'un 38/2. maddesi gereği prim ödeme gün sayısına ilave edilmesi gerekmekte olup davacının davasının kabulüne, davacının 7 sicil no.lu davalı ... Genel Müdürlüğünde 05.10.1987 – 29.03.1989 tarihleri arasında hizmet akdiyle çalışmalarının 506 sayılı Kanun'un 60/g hükmü ve 5510 Sayılı Kanun'un 38/2. maddesi hükmü uyarınca prim gününe ilavesinin gerektiğinin tespitine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İSTİNAF</strong></p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı ve fer'i müdahil Kurum vekilleri tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dinlenen tanıklarının davacının çalışmasının diğer işçilerin yaptığı işlerle aynı olduğunu ve üretime yönelik olarak çalıştıklarını beyan etmeleri karşısında davalı iş yerinde geçen çalışmalarının üretime yönelik olduğunun anlaşıldığı gerekçesiyle davalı vekili ve fer'i müdahil Kurum vekilinin istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong></p>

<p>A. Temyiz Sebepleri</p>

<p>Fer'i müdahil Kurum vekili; davanın hak düşürücü süreden reddi gerektiği, 506 sayılı Kanun'un 60-G maddesi ve geçici 54. maddesi gereğince 18 yaşından önce uzun vadeli sigorta kollarına tabii işçilerin sigortalılık süresinde 18 yaşından önceki çalışmalarının değerlendirilmeyeceği kuralının getirildiğini belirterek kararı temyiz etmiştir.</p>

<p>B. Değerlendirme ve Gerekçe</p>

<p>Uyuşmazlık, hizmet tespitine ilişkindir.</p>

<p>1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.</p>

<p>2.Hizmet tespitine ilişkin talebin yasal dayanağı 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun geçiş hükümlerini içeren geçici 7. maddesi gereğince 506 sayılı Kanun'un 79/10. ve 5510 sayılı Kanun'un 86/9. maddeleri olup Anayasal haklar arasında yer alan sosyal güvenliğin yaşama geçirilmesindeki etkisi gözetildiğinde, sigortalı konumunda geçen çalışma sürelerinin saptanmasına ilişkin bu tür davalar kamu düzeni ile ilgili olduğundan özel bir duyarlılıkla ve özenle yürütülmeleri zorunludur. Bu bağlamda, hak kayıplarının ve gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi, temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için, tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyip gerek görüldüğünde kendiliğinden araştırma yapılarak delil toplanabileceği açıktır.</p>

<p>3.Bu tür davalarda Mahkemece yapılacak iş, davacıyla ilgili varsa tüm belge ve kayıtlar işverenden istenilmeli, çalışmanın gerçekleştiği ileri sürülen iş yerinin Kurum nezdinde bulunan dosyası, işverence hazırlanması gerekli ücret ödeme bordroları, puantaj kayıtları ve diğer kayıtlar getirtilmeli, dönemsel sigorta primleri bordrosuyla veya aylık prim ve hizmet belgesiyle bildirimleri yapılan sigortalılar tanık sıfatıyla dinlenilmeli, Kurum müfettişlerince inceleme yapılıp yapılmadığı sorulmalı, inceleme yapılmışsa belgeler getirtilmeli, aynı çevrede faaliyet yürüten ve davacının çalışmasını bilebilecek durumda olan tarafsız nitelikte başka işverenler ve bordrolu çalışanlar yöntemince saptanarak tanık sıfatıyla dinlenilmeli, işçilik alacaklarına ilişkin dava dosyasının varlığı araştırılarak celbedilmeli ve işçilik hakları davasında dinlenen tanıkların anlatımları ile bu dosyada bilgi ve görgüsüne başvurulan tanıkların anlatımları karşılaştırılmalı, varsa çelişki giderilmeli, yargılama sürecinde dinlenen tanık anlatımlarının değerlendirilmesinde, iş yerinin kapsamı, kapasitesi ve niteliği nazara alınmalı, işin mevsimlik olduğu anlaşılırsa dönemleri belirlenmeli, bu dönemde davacı ile işveren arasındaki sözleşmenin askıda olduğu ve mevsimlik dönemlerde hak düşürücü sürenin işlemeyeceği gözönünde bulundurulmalı; böylelikle; çalışmanın varlığı, başlangıç ve bitiş tarihleri, mevsimlik mi, sürekli mi olduğu, yapılan işin kapsam ve niteliği de nazara alındığında kısmi çalışma mümkün olduğundan kısmi ve kesintili olup olmadığı yöntemince araştırılmalıdır.</p>

<p>4.506 sayılı Kanun’un 2. maddesine göre sigortalılık niteliği, hizmet akdinin kurulması ve 6. madde gereğince çalışmaya başlanması ile edinilir. Aynı Kanun'un “Sigortalı Sayılmayanlar” başlıklı 3/II-B maddesinde; “Özel Kanunda tarifi ve nitelikleri belirtilen çıraklar hakkında, ... devresi sayılan süre içinde analık, malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları ile bu Kanun'un 35. maddesi hükümleri uygulanmaz.” hükmü öngörülmüştür.</p>

<p>Atıf yapılan ve dava konusu dönemde yürürlükte bulunan özel kanun olan 3308 sayılı Mesleki Eğitim Kanunu'nun 3. maddesi, çırağı; “... sözleşmesi esaslarına göre bir meslek alanında mesleğin gerektirdiği bilgi, beceri ve iş alışkanlıklarını iş içerisinde geliştirilen kişi” olarak tanımlanmıştır.<br />
Anılan Kanun'un “... Şartları” başlıklı 10. maddesine göre çırak olabilmek için,</p>

<p>a)14 yaşını doldurmuş, 19 yaşından gün almamış olmak. (Bu bentte yer alan "onüç yaşını" ibaresi, 16.08.1997 tarih ve 4306 sayılı Kanun'un 6. maddesiyle "on dört yaşını" olarak değiştirilmiştir.)</p>

<p>b)En az ilköğretim okulu mezunu olmak.</p>

<p>c)Bünyesi ve sağlık durumu gireceği mesleğin gerektirdiği işleri yapmaya uygun olmak gerekmektedir.</p>

<p>Ancak, 19 yaşından gün almış olanlardan daha önce ... eğitiminden geçmemiş olanlar, yaşlarına ve eğitim seviyelerine uygun olarak düzenlenecek mesleki eğitim programlarına göre ... eğitimine alınabilir. Kanun'un 13. maddesi hükmüne göre ise “Bu Kanunun uygulandığı yer ve meslek dallarında 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun ... sözleşmesine dair hükümleri ile 18 yaşını doldurduktan sonra sözleşmesi devam eden çıraklar hakkında 1475 sayılı İş Kanunu'nun, İşçi Sağlığı ve Güvenliği başlıklı beşinci bölümünde yer alan hükümleri dışındaki hükümler uygulanmaz.”</p>

<p>5. Bu hükümler çerçevesinde taraflar arasındaki ilişkinin niteliği belirlenirken, başka bir ifade ile davacının uyuşmazlığa konu dönemde çırak olup olmadığına karar verilirken, çalışma ilişkisine bakılmalıdır.</p>

<p>Gerçekten de ... sözleşmesinde, akdi ilişkinin üstün niteliği çalışma olgusu değil, sigortalıya bir meslek ve sanatın öğretilmesidir. Ancak çırak, iş yerinde üretimle ilgili çalışmalara bilfiil katılıyor, meslek ve sanat eğitimi arka planda tutuluyorsa, bu durumda ... ilişkisinden söz edilemeyecektir.</p>

<p>Sözü edilen öğrencilerin sigortalı sayılmamaları, “tatbiki mahiyetteki yapım ve üretim işleri” nin gördükleri öğrenimin doğal bir gereği olmasından ötürüdür. Bir başka anlatımla, bu işler -SSK anlamında sigortalı işçilerin gördükleri iş görünümünde bulunsalar bile- belirgin olarak öğrenim çevresine girmektedir. Bu bakımdan, bu gibi durumlarda, esasen bir hizmet akdinin varlığından söz edilemeyeceği için sigortalılık niteliği edinme hali de söz konusu değildir (..., Sosyal Sigortalar Kanun'u Şerhi; ..., 1977 Baskı, s;130).<br />
506 sayılı Kanun'un 3/II-B maddesinde yazılı olduğu üzere çıraklar hakkında ... devresi süresi içinde analık, malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları ile bu Kanun'un 35. maddesi hükümleri uygulanmaz. Ancak Dairemiz içtihatlarına göre çırakların bu süre içinde diğer çalışanlar gibi üretime katılmaları, meslek ve sanat öğrenimleri geri planda kalıyorsa artık ... ilişkisinden söz edilemeyeceği kabul edilmiştir.</p>

<p>Bir iş yerinde üretim - imalat, malzemelerin veya bileşenlerin fiziksel olarak bir araya getirilip bir ürünün oluşturulduğu süreci ifade eder. İmalat, genellikle seri üretim veya kitlesel üretim süreçlerini içerir. İmalat, belirli makinelerin, proseslerin ve işçilerin kullanımını gerektirebilir. Genellikle ürünün kalitesi, maliyeti ve üretim hızı gibi faktörler önemlidir. ..., nitelikli askeri malzemeler üreten bir kamu kurumu olup, iş yerinde üretimde çalışan işçilerde bu üretimi yapabilecek yeterli bilgi birikimi ve tecrübeye sahip kişiler olması gerektiği kuşkusuzdur. ... işçi alımında önceleri kendi bünyesinde kurduğu ... okulunu bitirenler arasından sınavla almakta iken, bunların kapanması üzerine Milli Eğitim Bakanlığına bağlı Mesleki Eğitim Merkezlerinde eğitim alanlardan başarılı olanlar arasından sağlamaktadır.<br />
6. İnceleme konusu eldeki davada, 29.03.1971 doğumlu davacının 05.10.1987 tarihli işe giriş bildirgesinin ... sicil numaralı Kırıkkale ... Eğitim Merkezi iş yerinden 23.11.1987 tarihinde kuruma intikal ettiği, Kırıkkale ... Mesleki Eğitim Merkezi Müdürlüğü’nün 18.04.2023 tarihli yazısında davacının 05.10.1987-01.03.1990 tarihleri arasında ... çırak öğrencisi olarak kayıtlarının mevcut olduğu ... sözleşmesinin olduğu, SGK'dan gelen yazı cevaplarında; davacı adına uyuşmazlık konusu dönem yönünden uzun vadeli sigortalı kollarından bildirim yapılmadığının bildirildiği, Mahkemece dinlenen bordro tanıklarının davacı ile 1987 yılından itibaren ... ... fabrikasında beraber çalıştıklarını, ... okulundan gelenlerin de normal işçi gibi üretime ve imalata yönelik çalıştığını beyan ettiği, ancak Mahkemece davacının üretime ne şekilde katıldığı hususunun tüm yönleriyle açıklığa kavuşturulmadığı, iş yerindeki faaliyetlerinin ... eğitimindeki teorik eğitimin tamamlatılmasına yönelik pratik eğitime yönelik olup olmadığının tartışılıp değerlendirilmediği anlaşılmaktadır.</p>

<p>Böyle bir iş yerinde işe yeni başlayan henüz 16 yaşında olan, ... sözleşmesi bulunan ve o güne kadar herhangi bir işte çalışmayan, işi öğrenmek için ... okulunda teorik ve pratik eğitim alan davacının üretime nasıl katıldığı, hangi işleri nasıl yaptığı, bu yeterliliğe nasıl sahip olduğu titizlikle araştırılmalı, somut olarak ortaya konulmalıdır.</p>

<p>Kabule göre de yasal dayanak olarak 5510 sayılı Kanun'un Geçici 7. maddesi yollamasıyla uygulanan mülga 506 sayılı Kanun'un 60/G maddesi esas alınarak hüküm kurulması gerektiği halde, tespite konu dönem dikkate alındığında uygulanma yeri bulunmayan 5510 sayılı Kanun'un 38/2. maddesine atıf yapılması isabetsizdir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan sebeplerle;</p>

<p>1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,</p>

<p>2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,</p>

<p>Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,</p>

<p>04.02.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>GÜNDEM, KARARLAR</category>
      <guid>https://hukukihaber.net/yargitayin-ciraklik-sigortasi-kriteri</guid>
      <pubDate>Wed, 10 Jun 2026 10:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-baskanligi-b.jpg" type="image/jpeg" length="33556"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İstanbul BAM 14. Hukuk Dairesi’nin 2021/2064 E., 2025/83 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://hukukihaber.net/istanbul-bam-14-hukuk-dairesinin-20212064-e-202583-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://hukukihaber.net/istanbul-bam-14-hukuk-dairesinin-20212064-e-202583-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi’nin 28.01.2025 tarihli, 2021/2064 E., 2025/83 K. sayılı kararı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>T.C.<br />
İSTANBUL<br />
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br />
14. HUKUK DAİRESİ</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>DOSYA NO: 2021/2064<br />
KARAR NO: 2025/83</strong></p>

<p><strong>T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A</strong></p>

<p><strong>İ S T İ N A F K A R A R I</strong></p>

<p><strong>İNCELENEN KARARIN</strong></p>

<p>MAHKEMESİ: İstanbul 16. Asliye Ticaret Mahkemesi<br />
TARİHİ: 29.06.2021<br />
NUMARASI: 2019/737 Esas - 2021/463 Karar</p>

<p>DAVA: Tazminat (Taşıma sözleşmesinden Kaynaklanan)<br />
Taraflar arasındaki tazminat davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın reddine dair verilen karara karşı, davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.</p>

<p><strong>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ </strong></p>

<p>Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin soğuk şoklama yaptığı kiraz emtiasının Shangay'a direkt uçuşla taşınması için 29.07.2018 tarihinde davalı ile anlaştığını, taşımanın Bişkek aktarmalı yapılması nedeniyle Shangay'a varış saatinde bir buçuk saatlik gecikme nedeniyle ürünün zayi olduğunu, emtianın direkt uçuş ile taşınmasına ilişkin talimatın dikkate alınmadığını, zararın ve uygunsuzlukların 01.08.2018 tarihinde davalıya bildirdiğini, kiraz ihraç edilen şirketlerin ödedikleri 12.000 USD'nin iadesini talep ettiklerini, müvekkili şirketin ürünlerin ihracı için 4.000 TL gümrük vergisi, depolama bedeli gibi giderler yaptığını, ürünün bir buçuk saatlik gecikme nedeniyle zayi olduğunu ileri sürerek, 12.000 USD ve 4000 TL zararın faiziyle birlikte davalı şirketten tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, savunmasında özetle; davacının ürünlerini aktarmalı taşındığına ilişkin iddiasının yerinde olmadığını, yükün başka bir uçağa aktarılmadığını, taşımanın direkt uçuşla yapılmadığına ilişkin beyanların yanıltıcı olduğunu, uçağın sadece Bişkek'e uğradığını, yükün burada başka bir uçağa alınmadığını ve taşımanın tek bir uçakla gerçekleştiğini, taşımada aktarma yapıldığını ve paletlerin kırıldığına ilişkin iddianın doğru olmadığını, fiili taşıyıcı ... ile yapılan görüşmede de aktarma yapılmadığının bildirildiğini, taşıma süresi taahhüt edilmediğini, davacının navlun borcunu ödemediğini ve müvekkilince takip başlatıldığını savunarak, davanın reddini savunmuştur.</p>

<p><strong>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ </strong></p>

<p>İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "...Tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde yapılan taşımanın aktarmalı taşıma olmayıp direkt uçuş olduğu, hava yük senetlerinin de direkt taşımaya işaret ettiği, yükün araçtan indirilmeden bir duraklama yerinde durmasının direkt taşıma şartını ihlal etmediği, yüklerin başka bir araca aktarılmasının söz konusu olmadığı, davacı taraf her ne kadar ürünlerin geç teslim edildiğinden bahisle işbu davayı ikame etmiş ise de alınan bilirkişi raporunda da belirlendiği üzere taşıma senetlerinde yükün belli gün veya sürede taşınması, belli bir teslim tarihi gibi bir taahhütün bulunmadığı..." gerekçesiyle davanın reddine, karar verilmiştir. Bu karara karşı, davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.</p>

<p><strong>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ </strong></p>

<p>Davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Uçuşa ilişkin kayıtların getirtilmesi talebinin iddia ve savunmanın genişletilmesi olarak değerlendirilmesine rağmen, oysa 21.01.2019 tarihli delil dilekçesinin 4. maddesinde uçuş kayıtlarının istendiğini, bununla uçuş sırasında taşımaya konu ürünlerin sıcaklık değerlerinin sabit tutulup tutulmadığı, uçuşa ait bilet satış sırasında vaat edilen kalkış ve varış saatlerine uyulup uyulmadığının belirleneceğini, ancak bu deliler toplanmadan karar verildiğini,</p>

<p>Hükme esas alınan raporda uyuşmazlık konusu dışında değerlendirmelerde bulunulması nedeniyle, raporun hükme esas alınamayacağını, davalı şirketin taşıma sözlemesine aykırı hareket edip etmediğinin ve meydana gelen zararın miktarının uyuşmazlık konusu olmasına rağmen bu hususların tespit edilmeden rapor düzenlendiğini, raporun sektörel zirai ve teknik inceleme ve değerlendirmeler başlıklı bölümünde yapılan incelemenin dosya kapsamı dışında olduğunu, tarafların iddia ve savunmasının dışına çıkılarak taşınma sıcaklığına ve şartlarına ilişkin değerlendirme yapıldığını, taşıma işleminde sözleşmeye aykırı şekilde aktarma veya bekleme olup olmadığının tespiti gerekirken, raporda bu hususun göz ardı edilerek, uyuşmazlık konusu bir kenara bırakılarak başkaca teknik konularda görüş bildirildiğini, uyuşmazlığı çözmekten uzak şekilde, ileri sürülmeyen iddia ve savunmalara dayanarak hazırlanan rapora dayanılarak karar verilemeyeceğini, Teknik olarak taşıma sıcaklığının belirtilmesine karşın belirtilen sıcaklık değerlerinin sabit tutulması ve sözleşmede belirtilen varış saatine uyulması halinde ürünlerin zayi olup olmayacağının tespit edilmediğini, şoklanmış olarak teslim edilen kirazların ne kadar süre bozulmadan kalacağı ve vaat edilen uçuş saati ile gerçek uçuş saati arasındaki farkın ürünlerdeki zaiyatı etkileyip etkilemediğinin incelenmediğini, sıcaklığın taşıma süresince sabit tutulup tutulmadığının değerlendirilmediğini, toplanması istenen ...'nin uçuş, varış, bekleme, uçak teknik özellikleri, soğuk zincirin nakliye süresince korunup korunmadığı ve sıcaklık değerinin ölçülüp kayıt altına alındığı elektronik datalar gibi hususlara dair bilgi ve belgeler dosya arasına alınmaksızın yapılan bilirkişi incelemesinin eksik ve hatalı olduğunu, bu delile, delil dilekçesinde dayanılmasına karşın mahkemece dilekçeler incelenmeksizin dilekçeler aşamasında bu yönde bir talep bulunmadığı gerekçesiyle delilin toplanmadan karar verildiğini, Emtianın taşınmasına dair şartların belirlendiği hava yük senedinde her ne kadar +2-+8 dereceleri arasında taşınması konusunda göndericinin kusuru olduğu ileri sürülmüşse de müvekkilinin buna ilişkin bir talimatı bulunmadığını, hava yük senedinde müvekkilinin kaşe veya imzası bulunmadığını, müvekkili şirketin davalılara +2-+8 dereceleri arasında taşıma yapılmasına dair talimat verdiğine ilişkin davalıların da bir savunması bulunmadığını, bu nedenle zayinin müvekkilinin talimatından kaynaklandığına ilişkin kabulün yerinde olmadığını, hava yük senedinin akdi taşıyıcı olan davalı tarafından düzenlendiğini, Başka bir yük senedinde de aynı ısı değerlerinin yer aldığını ve ürünlerin Pekin'e sağlam olarak teslim edilmesi karşısında, dava konusu ürünlerin bozulmasındaki esas nedenin sıcaklık değerleri olmayıp, bu sıcaklık değerinin aktarma süreci dahil korunmaması olduğunu, bu nedenle taşıma süresince emtianın kaç derecede taşındığına ilişkin bilgilerin getirtilerek değerlendirilmesi gerektiğini, başka bir seferle taşınan ürünlerin bozulmayıp, bu ürünlerin bozulmasının da taşıma sırasındaki sıcaklık değerinin uygun tutulmadığını gösterdiğini, Emtianın taşıma öncesi soğuk şoklama ve diğer standartlara uygun olarak hazırlandığı, kirazların varış yerine ulaştırılması için direk uçuş ayarlanmasının istendiğini, davalı yetkilisi ile yapılan WhatsApp görüşmelerinde de direkt uçuş konusunda uyarılar yapıldığını, aktarma bulunmadığının taahhüt edildiğini, ancak uçuşun direkt şekilde yapılmadığını, davalı ile fiili taşıyan arasında yapılan yazışmalarda da aktarmalı uçuş yapıldığının anlaşıldığını, aktarma olmasa dahi davalı veya ... tarafından özel bozulabilir kargo niteliğinde olan kirazların Bişkek'te beklenilen süreçte soğuk zincir kırılmadan, soğutma yapılarak (+2-+8 dahi olsa ) muhafaza edildiğine dair herhangi bir belge sunulmadığını, gecikme nedeniyle bir zarar oluşması halinde gecikmenin süresinin bir öneminin bulunmadığını, bilirkişilik hukukunun temel ilkelerine aykırı rapor düzenlendiğini, müvekkilinin ilk kez kiraz ihracatı yaptığının belirtilmesine karşın bu sonuca nasıl ulaşıldığının anlaşılamadığını, müavekkilinin uzun yıllardır kiraz meyvesinin depolanması ve ticareti ile uğraştığını, sürekli ihracat yaptığını, bu nedenle 21.01.2019 tarihinde sunulan dilekçe ile bildirilen ...'nin uçuşa dair tüm belgelerinin istenilerek taşıma süresinin ve şartlarının belirlenerek karar verilmesi gerektiğini, Bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.</p>

<p><strong>İNCELEME VE GEREKÇE </strong></p>

<p>Dava, taşıma sözleşmesinin ifası sırasında emtianın zayi olması nedeniyle uğranılan zararın tahsili istemiyle açılmış bir maddi tazminat davasıdır. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verilmiş; bu karara karşı, davacı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır. Somut olayda uluslararası hava yolu ile kargo taşıması işlemi gerçekleştirilmiştir. Türkiye Cumhuriyeti 2011 yılında Montreal Konvansiyonu'na taraf olarak Konvansiyon'un 1/1. maddesi uyarınca uluslararası kargo taşımalarında konvansiyonun uygulama alanı bulacağını kabul etmiştir.</p>

<p>Montreal Konvansiyonu 04.11.1999 tarihinde yürürlüğe girmiş, Türkiye 26.03.2011 tarihi itibariyle Konvansiyon'a taraf olduğundan uyuşmazlığın çözümünde Montreal Konvansiyonu hükümlerinin uygulanması gerekmektedir. Montreal Konvansiyonu'nın 18. maddesi uyarınca, hava yolu taşımasını yapan davalı, hasarın hava yolu taşıması sırasında meydana gelmesi hâlinde sorumlu olacaktır.</p>

<p>Montreal Konvansiyonu 22/3. maddesinde ise "Kargo taşımacılığında, kontrol edilmiş kargonun, taşıyıcının sorumluluğuna verildiği anda, gönderen kargonun ulaşacağı yerde teslimi ile ilgili özel bir fayda beyanında bulunmadığı ve durumun gerektirmesi halinde ilave bir ödeme yapmadığı müddetçe, taşıyıcın kargonun tahrip olması, kaybolması yada kargoya hasar gelmesi her kilogram için sorumluluğu 17 Özel Çekme Hakkı ile sınırlıdır." denilerek, taşıyıcının sorumluluğu ve sorumluluk sınırları düzenlenmiştir. Taşıyıcının Konvansiyon kapsamındaki sorumluluğu kural olarak sınırlı sorumluluktur.</p>

<p>Taşıma hukuku açısından zıya, taşıyıcının kendisine verilen eşyayı (bagaj ya da yükü) hak sahibine teslim etmek iktidarından yoksun bulunmasıdır.</p>

<p>Bu yoksunluk hukuki veya fiili bir sebepten kaynaklanabilir. Örneğin eşyanın yandığı, kaybolduğu, çalındığı, yetkili makamlarca alıkonulduğu, yanlışlıkla hak sahibinden başka bir kişiye teslim edilmiş olup da geri alınmasının mümkün olmadığı hallerde zıya mevcuttur (Hüseyin ÜLGEN, Hava Taşıma Sözleşmesi, Banka Ve Ticaret Hukuku Araştırma Enstitüsü, Ankara 1987, s.179). Yani yerine ulaşmayan ve davalı tarafından varış yerine aktarılamayan malın tam zayi olduğu kabul edilmektedir. Eşyanın hasara uğraması ise eşyanın maddesel anlamda değerini azaltabilecek kötüleşme şeklinde tanımlamıştır ( ÜLGEN, a.g.e., s.181). Zıya hâlinde hasar ihbarına gerek bulunmamaktadır. Yargıtay uygulamasında yükün kaybolması durumuna ilişkin olarak ihbar şartının aranmayacağı kabul edilmiştir (Yargıtay 11 HD'nin 2019/3125 E- 2020/2079 K sayılı, 26.02.2020 tarihli ilamı).</p>

<p>Montreal Konvansiyonu'nın 18. maddesi uyarınca, hava yolu taşımasını yapan davalı, hasarın hava yolu taşıması sırasında meydana gelmesi hâlinde sorumlu olacaktır. Yine Konvansiyon'un 31. maddesindeki düzenleme uyarınca, hasarın, teslimden itibaren 14 günlük sürede taşıyıcıya ihbarı gerekmektedir. Aksi halde gönderilene, taşınan emtianın eksiksiz ve hasarsız teslim edildiği karine olarak kabul edilir.</p>

<p>Bu düzenleme karşısında, ihbar sürelerine uyulmaması hâlinde, yalnızca taşıyıcı leyhine bir karine söz konusu olmayıp, taşıyıcının sorumluluğu da sona ermektedir (Hüseyin Ülgen, Havva Taşıma Sözleşmesi, İstanbul 1987, s. 211; Tuba Birinci Uzun, Uluslararası Hava Taşımalarında Taşıyıcının Sorumluluğu, 2012, s.134-135). Ancak taşıyıcının herhangi bir suretle hasarı öğrenmesi hâlinde ihbarın süresinde yapılmadığını ileri sürmesi TMK'nın 2. maddesi uyarınca iyiniyet kurallarıyla bağdaşmayacağından bu durumda hasar nedeniyle ihbar şartı aranmamalıdır.</p>

<p>Dosyadaki belgelerden emtianın zayi olduğu ve hasarın ihbarına ilişkin bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Uyuşmazlık, hasarın taşıma sırasında ve taşıyıcıdan kaynaklı bir nedenle meydana gelip gelmediğine ilişkindir. Konvansiyonun 18/2.maddesindeki düzenlemeye göre, "Bununla beraber, taşıyıcı, sadece aşağıdaki hallerden birinin veya birkaçının, yünü, tahrip, kayıp ve hasarına neden olduğunu ispat ederse, sorumlu olmayacaktır: Yükün tabiatından veya ayıbından, taşıyıcı veya onun adamları dışındaki bir şahıs tarafından yükün hatalı paketlenmesinden; bir savaş hali veya bir silahlı çatışma halinden; yükün giriş, çıkış ve transit geçişi ile ilgili kamu otoritesinin tamamlanmış bir fiilinden" kaynaklanan zararlardan taşımacı sorumlu tutulmayacaktır. Taraflar arasındaki taşıma sözleşmesinde davacı tarafından, emtianın hangi süreler içerisinde taşınacağını ve niteliği gereği özel bir ısıda taşınması gereken emtianın, taşınma şartlarına ilişkin bir şart kararlaştırılmamıştır.</p>

<p>Başka bir anlatımla gönderenin, taşımaya konu emtia için özel bir fayda beyanında bulunduğu ve gerektiğinde ek ücret ödediği hâllerde, taşıyanın gerçek zarardan sorumlu olacaktır. Taraflar arasında belirtilen şekilde bir sözleşme bulunmadığından, taşımacının taşıma konusu emtianın taşınması konusunda basiretli bir taşımacının gösterdiği olağan özeni gösterip göstermediğinin değerlendirilmesi gerekmektedir. İlk derece mahkemesince çözümün teknik bilgiyi gerektiren konuda bilirkişi kurulu oluşturulmuş ve rapor alınmıştır.</p>

<p>İstinaf başvurusunun aksine bilirkişi raporunun ikinci sayfasının b bendinde dava konusu ürünün hangi şartlar altında taşınması gerektiği teknik olarak incelenmiştir. Ancak emtianın taşınması gerektiği şartlarda taşınması için davacının bir talepte bulunmadığı da tespit edilmiştir. Dosyadaki taşıma senetlerine göre emtianın 2 ile 8 derece arasında taşınması için tarafların anlaştığı ancak dava konusu ürünün 0 ile +/-2 derece arasında taşınması gerektiği ve bu şarta uyulmaması ürününün bozulmasının başlıca sebebi olduğu anlaşılmıştır. Bu durumda başkaca bir araştırmaya gerek bulunmadan, ürünün gönderenin talimatı nedeniyle hasara uğradığı kabul edilir. Her ne kadar hava yük senedinin taşımacı tarafından düzenlendiği ve davacının ısıya ilişkin bir talimatının bulunmadığı belirtilmiş ise de esasen gönderenin ısıya ilişkin farklı bir talebinin bulunmadığı, senetteki +2 +8 derecede taşımaya ilişkin belgenin davacıya verildiği ve bu nedenle gönderenin emtianın taşınma ısısı hakkında talimat sahibi veya en azından bilgi sahibi olduğu kabul edilmelidir. Yük senedindeki ısının başlı başına hasara neden olması karşısında, artık taşımaya ilişkin kayıtların getirtilerek emtianın hangi şartlarda taşındığının belirlenmesine gerek duyulmamaktadır. Taraflar arasındaki sözleşme ilişkisinde yazılı şekilde bir taşıma sözleşmesi öngörülmediği gibi, emtianın başka bir nakil vasıtasına aktarılmadığı anlaşılmaktadır. Yukarıdaki tespitlere göre emtiayı taşıyan uçağın doğrudan varış noktasına gitmeyerek bir buçuk saat Bişkek havaalanında beklemesinin emtianın hasarlanmasına bir etkisinin bulunmadığı anlaşılmıştır. Davacının iddiasının aksine, emtiadaki bozulmanın davacının talimatı ve bilgisi dahilinde, +2/8 derece arasında taşınmasından kaynaklandığı, hükme esas alınan rapora bu hususun denetime elverişli şekilde belirlendiği, hasar şeklinin kesin olarak belirlenmesine rağmen başkaca bir araştırma yapmanın yargılamaya katacağı herhangi bir olumlu katkı olmayacağı bu nedenle davacının 21.01.2019 tarihli delil listesinde talep ettiği sefer bilgilerini talep edilmesinin sonuca etkisinin bulunmadığı, taşımacının özel bir taşıma süresini taahhüt etmediği, bu nedenle uçağın aktarma havaalanında bir buçuk saat beklemesinin hasara bir etkisinin olmadığı anlaşılmakla davacı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvuru nedenlerinin reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Açıklanan bu gerekçelerle, davacı vekilinin istinaf başvuru nedenleri ile sınırlı olarak yapılan inceleme sonucu, ilk derece mahkemesinin kararında ve gerekçesinde yasaya ve usule aykırılık bulunmadığı gibi kamu düzenine aykırılık da görülmediğinden, davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca esastan reddine dair aşağıdaki hüküm verilmiştir.</p>

<p><strong>HÜKÜM: </strong>Yukarıda açıklanan gerekçelerle; 1-HMK'nın 353/1.b.1. maddesi uyarınca, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, 2-Davacı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına, bakiye 556,10 TL istinaf karar harcının davacıdan tahsili ile Hazineye gelir kaydına, 3-Davacı tarafından yapılan kanun yolu giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 4-Gerekçeli kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine, 5-Dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair; HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, oy birliğiyle ve kesin olarak karar verildi. 28.01.2025</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://hukukihaber.net/istanbul-bam-14-hukuk-dairesinin-20212064-e-202583-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 17:09:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/04/yargi/istanbul-bolge-adliye-mahkemesi.jpg" type="image/jpeg" length="75662"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2019/3125 E., 2020/2079 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20193125-e-20202079-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20193125-e-20202079-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 26/02/2020 tarihli, 2019/3125 E., 2020/2079 K. sayılı kararı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>11. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2019/3125 E., 2020/2079 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 14. HUKUK DAİRESİ</p>

<p>Taraflar arasında görülen davada Bakırköy 7. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 02/04/2018 tarih ve 2015/341 E- 2018/325 K. sayılı kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin kısmen kabulüne dair İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi'nce verilen 11/04/2019 tarih ve 2018/1029 E- 2019/552 K. sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:</p>

<p>Davacı vekili; müvekkilince Türkiye'den Karaçi/Pakistan'a yapılacak taşıma için davalı şirkete konişmento talimatı gönderdiğini, ancak davalının konişmentoyu düzenlerken davacının talimatına aykırı olarak varış yerini Dhaka/Bangladeş olarak belirttiğini, bunun sonucunda da ürünlerin yanlış adres olan Dhaka/Bangladeş'e sevk edildiğini, yapılan taşımanın konşimento talimatında belirtilen sevk adresi olan Karachi/Pakistan'a yapılamaması nedeniyle taşıma konusu ürünlerin zayi olduğunu , zararın tazmini amacıyla davalı şirkete gönderilen ihtarnamenin sonuçsuz kaldığını ileri sürerek 118.095,925 TL maddi zararın davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Davalı vekili; Montreal Konvansiyonu'nun 31/2. maddesinde öngörülen 21 günlük süre içinde taşıyıcıya ihbarda bulunulmadığını, hak düşürücü sürelerde ihbarda bulunulmamış ise davanın reddi gerektiğini, müvekkilinin davacının uğramış olduğunu iddia ettiği zararlardan hiç bir şekilde sorumlu olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.</p>

<p>İlk derece mahkemesince tüm dosya kapsamına göre; taraflar arasında bir kısım tekstil ürünün Türkiye'den Pakistan'a taşınması için anlaşma olduğu, malın Pakistan/Karachi yerine Bangladeş/Dhaka'ya taşındığı, yükleme senedinin davalı yanca hazırlanarak açıkça alıcı adresinin Karachi olarak gösterilmesi karşısında artık davacı sorumluluğundan söz edilemeyeceği, airwaybill evrakında varış havalimanının Dhaka Bangladeş olarak gösterilmesinden davalının sorumlu olacağı, Monreal Konvansiyonun 18.maddesine göre yanlış yere gönderilen emtiadan taşıyanın kusurlu olduğu, yerine ulaşmayan ve davalı tarafından varış yerine aktarılmayan malın tam zayi kabul edileceği, tam zayi durumunda davanın iki yıllık hak düşürücü süreye tabi olacağı, taşıma masraflarının dava konusu ulaşmayan mal için yapıldığının davacı tarafından ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile, taşıma bedeli olarak ıslah ile talep olunan 4.882,15 TL yönünden talebin reddine, fazlaya dair haklar saklı kalmak üzere 22.040 SDR tutarının (hüküm tarihindeki karşılığı 126.672,69 liradan harçlandırılan 118.095,92 lirasının) dava tarihinden işleyecek avans faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmiştir.</p>

<p>Karara karşı davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi'nce; uyuşmazlığa 26.03.2011 tarihinde yürürlüğe giren Montreal Sözleşmesi hükümlerinin uygulanması gerektiği, anılan sözleşmenin 31. maddesinde ihbar yükümlülüğünün eşyanın hasara uğraması haline özgü olarak düzenlendiğinden, taşıma konusu eşyanın ziyaı durumunda sorumluluğun doğumu için ihbar şartı aranmayacağı, davacının yükleme talimatını davalının e-maili üzerine gönderdiği, airwaybill/hava yük senedinde alıcı adresinin Karachi/Pakistan olmakla birlikte havalimanı varış yerinin Dhkaka olarak düzenlendiği, gümrük çıkış beyannamesinde de alıcı adresinin Karachi olarak belirtilip gümrük işlemlerinin yapıldığı, taraf personelleri arasında 15.10.2014 tarihinde başlayan Dhaka'ya yapılacak taşımaya ilişkin e-mail yazışmalarından sonra 17.10.2014 tarihinde davacı yanca davalıya gönderilen konşimento talimatında emtianın Dhaka/Bangladeş'e gönderileceğine dair talimat bulunmadığı, aksine alıcı firma adresi olarak Karaçi/ Pakistan'ın bildirildiği, taşıyıcının hava yolu taşımasını yanlış yere yapmasından ötürü sorumlu olduğu, Montreal Konvansiyonu'nun 22/3 ve 24/1. maddeleri gereğince, taşıyıcının sorumluluğunun taşınan malın brüt ağırlığının kilogramı başına 19 SDR ile çarpımından elde edilecek meblağ ile sınırlı olduğu gerekçesiyle HMK'nın 353/1.b.2. maddesi uyarınca davalı vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile yerel mahkeme kararının kaldırılmasına, tazminat talebinin kısmen kabulü ile 13.680 SDR nin hüküm tarihi olan 02.04.2018 tarihindeki TL karşılığı esas alınarak belirlenen 78.799,54 TL tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek ve 3095 sayılı Yasa'nın 2/2.maddesi uyarınca avans esasına göre hesaplanacak temerrüt faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, fazlaya ilişkin tazminat talebinin reddine, taşıma bedeli olarak ıslah ile talep olunan 4.882,15 TL yönünden talebin reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.</p>

<p>İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik olarak yapılan istinaf başvurusu üzerine HMK'nın 355 vd. maddeleri kapsamında yöntemince yapılan inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince esastan verilen nihai kararda, dosya kapsamına göre saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kurallarına aykırı bir yön olmadığı gibi HMK'nın 369/1. ve 371. maddelerinin uygulanmasını gerektirici nedenlerin de bulunmamasına göre usul ve yasaya uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.</p>

<p><strong>SONUÇ: </strong>Yukarda açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz isteminin reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK'nın 370/1. maddesi uyarınca ONANMASINA, HMK'nın 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı bakiye 4.028,20 TL temyiz ilam harcının temyiz edenden alınmasına, 26/02/2020 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20193125-e-20202079-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 17:07:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-baskanligi-3a.jpg" type="image/jpeg" length="15912"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2016/7522 E., 2018/2791 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20167522-e-20182791-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20167522-e-20182791-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 17/04/2018 tarihli, 2016/7522 E., 2018/2791 K. sayılı kararı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>11. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2016/7522 E., 2018/2791 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ</p>

<p>Taraflar arasında görülen davada ... 13. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 10/11/2014 gün ve 2014/361-2014/377 sayılı kararı bozan Daire’nin 08/02/2016 gün ve 2016/29-2016/1140 sayılı kararı aleyhinde davalı ...Nakliyat ve Tic. A.Ş. vekili tarafından karar düzeltilmesi isteğinde bulunulmuş ve karar düzeltme dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya için düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:</p>

<p>Davacı vekili, müvekkili şirketin silah ihracatçılığı yapmakta olduğunu, 31.08.2010 tarihinde...'da mukim olan dava dışı... Ltd. Şirketine 176 adet ateşli ve havalı olmak üzere çeşitli silah satımı gerçekleştirildiğini, emtiaların Kanada'daki alıcısı firmaya gönderimi ve nakliyesi için davalı ...Nak. ve Tic. A.Ş. ile anlaşıldığını, gönderilen konşimento talimatında emtianın, demonte av tüfeği ve ... Havalimanı'na uçak taşımasıyla gönderileceğinin bildirildiğini, davalının 1.184 EURO navlun ücreti faturası düzenlediğini ve faturada da emtianın varış yeri olarak ...'nun gösterildiğini, davalı tarafından ... Havalimanı'ndan ...'ya götürüleceği, müvekkilinin davalılara Ticari Silah İhracat Lisansı ile teslim edildiğine dair bilgilerin yer aldığı, kargoların Newyork'a gönderileceği, buradan karayolu ile Kanada'ya taşınacağının bildirilmediği, kargoların 31 Ağustos 2010 tarihinde çıkmış ve doğrudan varma yeri olan ...'ya götürülmesi yerine Amerika'ya sokulmaya çalışıldığını ve ...'ya götürülmek üzere tıra yüklendiğini, tırlar için gerekli izin alınmadığından Amerika Gümrük Makamları tarafından taşıyıcının silah taşıma ruhsatı olmaması nedeniyle emtiaların müsadere altına alındığını ileri sürerek, 27.130,00 ... Dolarının müsadere tarihinden itibaren işlemek kaydıyla devlet bankalarının USD cinsi dövize uyguladığı en yüksek mevduat faiziyle ve 1.184 EURO navlun ücretinin ödeme tarihinden itibaren devlet bankalarının Euro cinsi dövize uyguladığı en yüksek mevduat faiziyle davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini talep ve dava etmiştir.</p>

<p>Davalılar vekilleri, davanın reddini istemiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Mahkemece, davanın kısmen kabulüne dair verilen karar davacı vekili ve davalı ...Nakliyat ve Tic. A.Ş. vekilinin temyizi üzerine Dairemizin 08/02/2016 tarihli ilamında belirtilen gerekçelerle davacı yararına bozulmuştur.</p>

<p>Davalı ...Nakliyat ve Tic. A.Ş. vekili, bu kez karar düzeltme isteminde bulunmuştur.</p>

<p>1-Yargıtay ilamında benimsenen gerektirici sebeplere göre, davalı ...Nakliyat ve Ticaret A.Ş. vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan HUMK 440. maddesinde sayılan hallerden hiçbirini ihtiva etmeyen sair karar düzeltme isteğinin reddi gerekir.</p>

<p>2-Dava, hava taşıması sırasında meydana gelen zarar nedeniyle tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece, Varşova Konvansiyonu 22. maddesi uyarınca, davalı taşıyıcı ...Nakliyat ve Ticaret A....nin sınırlı sorumlu olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Davacı vekili ve davalı ...Nakliyat ve Ticaret A.Ş. vekilinin temyiz istemi üzerine Dairemizce, Varşova Konvansiyonunun 22/5 maddesine göre, taşıyıcının kaybın muhtemelen oluşacağını bilerek dikkatsizce yaptığı bir fiil veya ihmal neticesinde oluşması halinde sınırlı sorumluluk uygulanmayacağı gerekçesiyle davacı yararına bozulmuştur.</p>

<p>Ancak, somut olayda uygulanması gereken Varşova Konvansiyonu'na göre sınırsız sorumluluğun söz konusu olabilmesi için, zararın yolcu ve bagaj taşımasından doğmuş olması gerekir.</p>

<p>Varşova Konvansiyonu, 4 sayılı Montreal Protokolü ile yapılan değişiklikten sonra yük taşımalarında 25. maddesindeki koşullarda dahi taşıyıcının sorumluluğunun sınırsız olması mümkün değildir.</p>

<p>Başka bir deyişle, yük taşımalarında, taşıyıcının veya adamlarının zarar verme kastıyla hareket veya ihmal sonucunda zarar doğmuş olsa bile taşıyıcının sorumluluğu sınırlı olup, somut olayda sorumluluk sınırını ortadan kaldıran bir anlaşmanın varlığının da ileri sürülmemiş olmasına göre, Varşova Konvansiyonu’nun 1975 tarihli 4 sayılı Montreal Protokolü ile değişik 22. maddesi uyarınca taşıyıcının sorumluluğunun kg başına 17 özel çekme hakkı ile sınırlı olması nedeniyle mahkemece sınırlı sorumluluk ilkesine göre zarar miktarının tespiti doğru olup, davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile hükmün onanması gerektiğinden, davalı ...Nakliyat ve Tic. A.Ş. vekilinin karar düzeltme isteminin kabulü ile Dairemizin 08/02/2016 tarih, 2016/29 E., 2016/1140 K. sayılı bozma ilamının kaldırılarak, hükmün onanmasına karar verilmiştir.</p>

<p><strong>SONUÇ: </strong>Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı ...Nakliyat ve Tic. A.Ş. vekilinin sair karar düzeltme itirazlarının REDDİNE, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı ...Nakliyat ve Tic. A.Ş. vekilinin karar düzeltme isteminin kabulü ile Dairemizin 08/02/2016 tarih, 2016/29 E., 2016/1140 K. sayılı bozma ilamının kaldırılarak, yerel mahkeme hükmünün ONANMASINA, ödediği karar düzeltme harcının isteği halinde karar düzeltme isteyen davalı ...Nakliyat ve Tic. A....ye iadesine, peşin harcın onama harcından mahsubu ile bakiye 8,2 TL'nin temyiz eden davacıdan alınmasına, 17/04/2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20167522-e-20182791-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 17:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-baskanligi-4a.jpg" type="image/jpeg" length="43008"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 2026/3662 E., 2026/2712 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20263662-e-20262712-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20263662-e-20262712-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 04.05.2026 tarihli, 2026/3662 E., 2026/2712 K. sayılı kararı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>3. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2026/3662 E., 2026/2712 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi<br />
SAYISI : 2020/209 E., 2023/288 K.</p>

<p>Mahkeme kararının bir kısım (... ve ...) davacılar vekili ve davalı vasisi tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece kararın bozulmasına dair verilen kararın davalı vasisi tarafından düzeltilmesi istenilmiş olmakla; kesinlik, süre ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, karar düzeltme dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Davacılar vekili; davacıların müşterek murisleri ... ile davalı arasında, davalının hissedar olduğu taşınmazın satışı konusunda 30.09.1970 tarihinde harici bir satış anlaşması yapıldığını, anlaşmaya konu olan taşınmaz üzerindeki davalının hissesi kadar bir taşınmaz parçasının zilyetliğinin, aynı tarihte müşterek murise geçtiğini, satış bedelinin tamamının peşinen ödendiğini, murisin vefatından sonra da söz konusu taşınmazı nizasız ve fasılasız olarak kullana geldiklerini ancak Orhangazi Sulh Hukuk Mahkemesinin 2010/166 E. sayılı dosyası ile 2501 parsel sayılı taşınmaz için ortaklığın giderilmesi davası açıldığını ve davanın halen derdest olduğunu ileri sürerek; harici satış anlaşması ile davalıdan satın alınan taşınmaz bölümünün kendilerine ait olduğunun tespiti ile, bu kısmın bedelinin taşınmazın tümünün toplam değeri üzerinden hesaplanmasına, Orhangazi Sulh Hukuk Mahkemesinin 2010/166 E. sayılı ortaklığın giderilmesi davasında satıştan elde edilecek gelirin hesaplanacak olan orandaki kısmın kendilerine ait olduğunun tespitine ve bu bedellerin müvekkillere ödenmesine karar verilmesini talep etmiş, 16.04.2019 tarihli ıslah dilekçesiyle; 2501 sayılı parselin ifrazı sonucu oluşan 2907, 29 08... parsel sayılı taşınmazların davalıya ait toplam 11.219,25 m²'lik hissesinin 1/3'ünün davacı ...'a 1/3'ünün de ...'a ait olduğunun tespit edilerek, bu kısmın değeri olan 200.353,46 TL nin ana taşınmazın tümünün toplam değerine oranının her davacı için ayrı ayrı %8,33 olduğundan Orhangazi Sulh Hukuk Mahkemesinin 2010/166 E. sayılı ortaklığın giderilmesi davasında satıştan elde edilecek gelirin bu orandaki kısmının davacılara ait olduğunun tespiti ile davacı müvekkillerine ödenmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong></p>

<p>Davalı vasisi; ıslah yoluyla zamanaşımı def'ini ileri sürmüş, ayrıca senedin sahte olduğunu, imzanın davalıya ait olmadığını, davacıların taşınmazda işgalci olduklarını savunarak davanın reddini istemiştir.</p>

<p><strong>III. MAHKEME KARARI</strong></p>

<p>Mahkemenin 28.01.2015 tarihli kararıyla; taşınmazın kadastro tutanağının 28.01.1971 tarihinde kesinleştiği, davacılar veya murisleri yönünden artık ferağ imkanının ortadan kalktığı ve davacılar veya murislerinin ferağdan ümitlerinin kesildiği tarihin "Gayri Menkul Satış Senedi"ndeki ifade kapsamında, kadastro tutanağının kesinleştiği tarih olan 28.01.1971 tarihi olduğu, bu tarihten itibaren başlayan 10 yıllık zamanaşımının da 28.01.1981 tarihi itibariyle sona erdiği, davanın; davacıların tüm talepleri yönüyle zamanaşımına uğradığı gerekçesiyle, davanın zamanaşımı nedeni ile reddine karar verilmiş, karar süresi içinde davacılardan ... ve ... tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p><strong>IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ</strong></p>

<p>Dairemizin 12.04.2017 tarihli ilamıyla; davanın davacıların murisi ile davalı arasında imzalanan adi yazılı taşınmaz satım sözleşmesi ile satın alınan taşınmaz hakkında diğer hissedarlar tarafından ortaklığın giderilmesi davası açılmış olması nedeniyle, bedelin tahsili istemine ilişkin olduğu, davacıların satın alma tarihinden bu yana zilyetliklerine bir itirazın olmadığı, zamanaşımının ancak zilyetliğin son bulduğu tarihte işlemeye başlayacağı, Mahkemece; işin esasına girilerek bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesinin doğru görülmediği gerekçesiyle, kararın bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>Bozmaya uyan Mahkemenin 17.05.2019 tarihli kararıyla; satış sözleşmesinde, satışa konu taşınmazın parsel olarak bildirilmediği, tepealtı mevkii ve ahlat sırtı mevkiinde iki taşınmazın 1.200,00 TL bedel ile satılarak bedelin nakden alındığının sözleşmede ifade edildiği, satıcıların babaları ... ile anneleri ...'dan kendilerine intikal eden hisseleri sattığı, ancak tapuda devir işlemlerinin yapılmadığı, satış tarihinden itibaren davacıların zilyet olduğu, dava tarihi itibariyle dava konusu parselin ... nolu parsel olduğu, daha sonra ifraz edilerek 29 07... parseller olduğu, gerekçesiyle, davacılar ... ile ...'ın davasının kabulü ile; 2501 parsel sayılı taşınmazın (ifrazdan sonra 2907, 2908, 2909 parsel sayılı taşınmazların) Fen bilirkişisinin 02.01.2019 tarihli rapor ve krokisinde gösterilen davalının hissesine düşen toplam 11.219,25 m²'lik kısmın 1/3'ünün davacı ...'a, 1/3'ünün davacı ...'a ait olduğunun tespiti ile bu kısmın toplam bedelinin davacıların veraset ilamındaki 32/96 payına göre 100.176,83 TL olduğunun, ortaklığın giderilmesi davasından satıştan elde edilen gelirin bu orandaki kısmının ayrı ayrı davacı ...'a ve davacı ...'a ait olduğunun tespiti ile davacıya ödenmesine; davacılar ... ve ... yönünden kararın temyiz edilmeyerek kesinleşmiş olması nedeni ile bu davacılar yönünden yeniden hüküm kurulmasına yer olmadığına karar verilmiş olup, karar davalı vasisi tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p>Dairemizin 03.03.2020 tarihli ilamıyla, imza inkarında bulunulduğundan dava konusu sözleşmedeki imzanın davalının eli ürünü olup olmadığına ilişkin Adli Tıp Kurumu'ndan rapor alınması; imzanın davalıya ait olmadığının anlaşılması halinde davanın reddine karar verilmesi, sahte olmadığının anlaşılması halinde; davaya konu 30.09.1970 tarihli gayrimenkul satış senedinde, iki adet taşınmaz (6,5 dönüm ve 3,5 dönüm) satışa konu edildiği, her iki taşınmaz için 12.000 ETL bedel belirlendiği davacılar tarafından sözleşmede 6,5 dönüm olarak sınırlandırılan 2501 parsel sayılı taşınmaz bedeli, dava konusu edilerek eldeki davanın açıldığı, 2501 parsel sayılı taşınmazın geldisi olan 641 nolu taşınmazın kadastro tutanağının 28.01.1971 tarihinde kesinleştiği, ifraz ve intikal ile 2501 parsel numarasını aldığı, hissedarların davalı ... vd. olduğu, davacılar tarafından dosyaya ibraz edilen 13.04.2015 tarihli temyiz dilekçesi ile, denkleştirici adalet uyarınca tarafların aldıklarını geri vermesi gerektiği yönünde talepte bulunulduğu, Mahkemece, davacılar tarafından, 30.09.1970 tarihli sözleşme ile dava konusu taşınmaz için ödenen paranın talep edilmesinin, sebepsiz zenginleşme hükümleri gereğince ve denkleştirici adalet ilkesinin esas alınması suretiyle tahsili talebine ilişkin olduğu kabul edilerek, satış bedeli olarak kabul edilen değerin dava konusu edilen taşınmaz ve davalı hissesine tekabül edecek miktar esas alınmak suretiyle, çeşitli ekonomik etkenlerin (enflasyon, ÜFE, TÜFE, faiz, altın ve döviz kurlarındaki artışlar, memur maaş ve işçi ücretlerindeki artışlar vs) ortalamaları alınmak suretiyle ifanın imkansız hale geldiği tarihte ulaşacağı alım gücünün belirlenmesi için konusunda uzman bilirkişiden Mahkeme ve Yargıtay denetimine elverişli rapor aldırılması ve bu yolla belirlenecek miktara hükmedilmesi gerekirken, kadastro sonrası davalı ve diğer hissedarlar üzerine tescil gören ve davalı hissesine tekabül eden miktar esas alınmak suretiyle, taşınmazın tespit edilen rayiç bedeli üzerinden davalı aleyhine yazılı şekilde hüküm tesisinin doğru görülmediği gerekçesiyle, hükmün bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>Bozmaya uyan Mahkemenin ilam başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; 29.03.2022 tarihli ATK raporunda söz konusu imzaların ...'in eli ürünü olduğunun belirlendiği, dava konusu “30.09.1970 tarihli gayrimenkul satış senedinde” satıcının ..., ... vekili ..., ... ve ...'ın alıcının ise ... olduğu, parsel numarası belirtilmemekle iki adet taşınmazın 12.000 TL’ye satışının yapıldığı, bedelinin nakden alındığı, taşınmazların 6,5 dekar tarla ve 3,5 dekar olduğu, satış senedine konu olan 6.5 dönüm taşınmazın 2501 parsel sayılı taşınmaz olduğu, taşınmazın ifraz işlemi ile 641 nolu taşınmazdan geldiği, 641 nolu taşınmazın kadastro tutanağının 28.01.1971 tarihinde kesinleştiği, toplam miktarının 44.975 dönüm olduğu, maliklerinin ... , ... , ... , ... ve ... olduğu, bilahare ifraz ve intikal ile 2501 parsel numarasını aldığı, hissedarların ..., ..., ... vd. olduğu, davalının toplam taşınmaz hissesinin 8.414,44 m² ve 2.804,81 m² olduğu, davacılar tarafından sadece sözleşmede 6,5 dönüm olarak sınırlandırılan 2501 parsel sayılı taşınmaz bedelinin talep edildiği; 10 dönümlük taşınmazın 12.000,00 TL'ye satın alındığı, dava konusu taşınmazın dönüm itibari ile 7.800,00 TL'ye alındığının kabulü ile ilgili miktarın satış tarihi olan 30.09.1970 tarihinden itibaren enflasyon, ÜFE, TÜFE, faiz, altın ve döviz kurlarındaki artışlar, memur maaş ve işçi ücretlerindeki artışlar vs ortalamaları alınmak suretiyle 24.066,32 TL olduğu, davalının hissesi oranında (3/16 oranında paylı mülkiyeti ile 120/1920 iştiraken hissesi toplamı 480/1920 = 1/4 olmakla) 6.016,58 TL'den sorumlu olacağı, davacıların ise 1/3 hissedar olması sebebi ile davalının hissesine düşen toplam 11.219,25 m²'lik kısmın 1/3'ünün davacılara ait olduğunun tespiti ile bu kısmın toplam bedelinin davacıların veraset ilamındaki 32/96 payına göre 2.005,52 TL olduğunun, ortaklığın giderilmesi davasından satıştan elde edilen gelirin bu orandaki kısmının davacılara ait olduğunun tespiti ile davacı ...'a ve davacı ...'a ayrı ayrı ödenmesine, davacılardan ... ve ... yönünden kararın temyiz edilmeyerek kesinleşmiş olması nedeni ile bu davacılar yönünden yeniden hüküm kurulmasına yer olmadığına,<br />
karar verilmiş; karar süresi içinde davacılar Vedat ve Ahmet vekili ve davalı vasisi tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p><strong>IV. TEMYİZ</strong></p>

<p>Dairece bozmanın kapsamı dışında kalarak kesinleşmiş olan yönlere ilişkin sebeplerin incelenmesinin artık mümkün olmadığı anlaşılmakla, bir kısım davacılar vekilinin tüm davalı vasisinin aşağıdaki temyiz nedeni yapılan hususlar dışında kalan diğer temyiz itirazları yerinde görülmediği, Mahkemece; bozma ilamında belirtildiği şekilde rapor alınarak satış bedeli olarak kabul edilen değerin ifanın imkansız hale geldiği tarihte ulaşacağı alım gücüne ilişkin hesaplamaların yapılarak miktarın belirlenmiş olmasına göre, satış bedelinden davalının hissesine düşen bedelin, her bir davacı için ayrı ayrı hüküm kurulmak suretiyle, davalıdan alınarak davacılara verilmesine, şeklinde karar verilmesi ile yetinilmesi gerekirken, bozmaya uyulduğu halde; Yargıtay bozma kararında belirtilen çerçevede işlem yapma ve hüküm kurma zorunluluğuna uyulmayarak davalının hissesine düşen toplam 11.219,25 m²'lik kısmın 1/3'ünün davacılara ait olduğunun tespiti ile bu kısmın toplam bedelinin davacıların veraset ilamındaki 32/96 payına göre 2.005,52 TL olduğunun, ortaklığın giderilmesi davasından satıştan elde edilen gelirin bu orandaki kısmının davacılara ait olduğunun tespiti ile davacı ...'a ve davacı ...'a ayrı ayrı ödenmesine şeklinde karar verilerek, kadastronun kesinleşmesi sonrasında davalı ve diğer hissedarlar üzerine tescil gören ve davalı hissesine tekabül eden miktarın 1/3'ünün davacılara ait olduğunun tespitine dair hüküm kurulması doğru olmadığı gibi, ortaklığın giderilmesi davasından satıştan elde edilen gelirin bu orandaki kısmının davacılara ait olduğunun tespiti hükmü kurulması da doğru görülmediği gerekçesiyle kararın bozulmasına karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davalı vasisi karar düzeltme isteminde bulunmuştur.</p>

<p><strong>V. KARAR DÜZELTME</strong></p>

<p>A. Karar Düzeltme Sebepleri</p>

<p>Davalı vasisi; bozma kararı verilmesinin memnuniyet verici olduğunu, reddedilen temyiz nedenlerinin karşılanmadığını, bilirkişi raporların (ATK raporu imza konusunda ve denkleştirici adalet konusunda) hukuka aykırı ve kasıtlı düzenlendiğini, bozma ilamında belirtilen hususlar gözetilmeden karar verildiğini ileri sürerek hükmün bozulmasını istemiştir.</p>

<p>B. Değerlendirme ve Gerekçe</p>

<p>Uyuşmazlık, harici satış sözleşmesine dayanan alacak istemine ilişkindir.<br />
Karar düzeltme yoluyla incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre davalı vasisinin karar düzeltme isteminin reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>VI.KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan sebeplerle;<br />
Davalı vekilinin yerinde bulunmayan karar düzeltme isteminin REDDİNE,<br />
Aşağıda yazılı bakiye karar düzeltme harcı ile para cezasının karar düzeltme isteyene yükletilmesine,<br />
04.05.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20263662-e-20262712-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 09:56:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-baskanligi-4.jpg" type="image/jpeg" length="59120"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 2026/3634 E., 2026/2711 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20263634-e-20262711-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20263634-e-20262711-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 04.05.2026 tarihli, 2026/3634 E., 2026/2711 K. sayılı kararı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>3. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2026/3634 E., 2026/2711 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi<br />
SAYISI : 2020/43 E., 2023/254 K.</p>

<p>Mahkeme kararının davalı ... vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece kararın onanmasına dair verilen kararın davalı ... vekili tarafından düzeltilmesi istenilmiş olmakla; kesinlik, süre ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, karar düzeltme dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong></p>

<p>Davacı vekili; müvekkilinin, ... Belediye Başkanlığı ve ... A.Ş. arasında 16.10.2006 düzenleme tarihli "Ambalaj Atıklarının ... Belediyesinde Kaynağında Ayrı Toplanması ve Geri Kazanımı Projesi Uygulama Protokolü’ başlıklı 5 yıl süreli Protokol imzalandığını, Protokol gereklerinin yerine getirildiğini, ancak davalı Belediyece gönderilen fesih ihbarnamesiyle ... Belde Belediyesinin 29.03.2009 tarihinde tüzel kişiliği sona erdiğinden Protokolün (8.) maddesine istinaden sözleşmenin tek taraflı olarak feshedildiğinin bildirildiğini, Belediye mal varlıkları, hakları, alacakları ve borçları ile devrolduğunu, sözleşmenin devamının gerektiğini ileri sürerek; değişik iş üzerinden kaydedilen asıl davasında ... Belediyesinin 22.07.2009 tarihli fesih işleminin geçersiz olduğunun tespiti ile taraflar arasında tanzim edilen 16.10.2006 tarihli sözleşmenin geçerliliği ve yürürlüğünün tespitine karar verilmesini istemiş, esas dava kaydı alan birleşen davasında ise; liste halinde zararlarını göstererek şimdilik 20.000,00 TL'nin davalılardan tahsiline karar verilmesini istemiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong></p>

<p>1. Davalı ... vekili; 5747 sayılı Büyükşehir Belediyesi Sınırları İçerisinde İlçe Kurulması ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun (5747 sayılı Kanun) ile ... Belediye Başkanlığının tüzel kişiliğinin sona erdiğini, müvekkili olan ... Belediye Başkanlığına katıldığını, söz konusu protokolün geçerli olmadığını, davacının Protokolün (4/3.) bendinde düzenlenen yükümlülükleri yerine getirmediğini, Protokole konu atık toplama ve geri kazanım uygulamasının tüm ilçe sınırlarını kapsayacak şekilde tek elden yürütülmesi gerektiğini, bu işlemin ayrı ayrı firmalarla yapılmasının uygulamada aksaklık oluşturacağını savunarak, davanın reddini istemiştir.</p>

<p>2. Davalı şirket vekili; Protokolün müvekkilli şirket tarafından feshedilmediğini, müvekkili şirketin sorumluluğunun bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.</p>

<p><strong>III. MAHKEME KARARI</strong></p>

<p>Mahkemenin 12.05.2015 tarihli kararıyla; asıl dava olan 2009/20 Değişik İş dosyasında, davanın kabulüne taraflar arasındaki sözleşmenin geçerli olduğunun tespitine, 2010/426 E. sayılı birleşen davada davanın kabulü ile 437.447,00 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalılardan tahsiline karar verilmiş; hüküm, davalılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p><strong>IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ</strong></p>

<p>1. Yargıtay (Kapatılan) 13. Hukuk Dairesinin 25.09.2019 tarihli ilamıyla; birleştirme kararı verilebilmesi için her iki dosyanın ‘dava’ niteliğinde olması gerektiği, değişik iş üzerinden tutulan kayıtların dava olarak kabul edilip birleştirme kararı verilemeyeceği, asıl davada talep olunduğu gibi sözleşmenin feshinin geçersizliğine ilişkin kabul veya red hükmünün değişik iş üzerinden verilebilecek bir karar olmadığı gibi esas sırasına kayıtlı bir dava, değişik işler kaydındaki bir dosya ile birleştirilemeyeceği, Mahkemece Değişik İş kaydı kapatılarak daha sonra açılacak esas kaydında birleştirme ve nihai kararın verilmesi gerektiği gerekçesiyle, kararın bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>2. Bozmaya uyan Mahkemenin ilam başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; sözleşmenin tarafı olan ... Belediye Başkanlığının 5747 sayılı Kanun ile tüzel kişiliğinin sona erdirildiği ve davalı ... Başkanlığına katıldığı ancak sözkonusu katılma ile ... Belediye Başkanlığının tüzel kişiliğinin devam ettiği süreçte yapılan işlemlerin yok hükmünde sayılamayacağı, dolayısıyla davalı ..., davacının taraf olduğu protokolün ... Belediye Başkanlığının tüzel kişiliğinin sona erdiğinden bahisle tek taraflı irade ile feshedilemeyeği, yapılan fesih işleminin haksız fesih niteliğinde olduğu, davacının söz konusu feshe bağlı olarak kâr mahrumiyeti niteliğindeki müspet zararını talep edebileceği, ancak sözkonusu sözleşmenin ifası amacıyla alındığı belirtilen demirbaşlar ve ... Belediyesine hibe edildiği ileri sürülen araç bedelinin munzam zarar kapsamında talep edilemeyeceği, davacının davalı ... Başkanlığından sözleşmenin haksız feshine dayalı olarak müspet zarar kapsamında 14.12.2022 tarihli rapor ile davacının dava ve ıslah dilekçesindeki talepleri doğrultusunda davalı ... yönünden davanın kısmen kabulü ile toplam 358.835,37 TL'nin (20.000,00 TL'si için dava tarihinden, bakiye 338.835,37 TL'si için ıslah tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte) davalı belediyeden tahsiline, protokolde davalı ...'ın görevinin koordinasyonu sağlamak olduğu, fesih işleminde ve feshe bağlı uğradığı zararlardan sorumlu olmayacağı gerekçesiyle davalı ... yönünden davanın reddine karar verilmiş; karar, süresi içinde davalı ... vekilince temyiz edilmiştir.</p>

<p><strong>IV. TEMYİZ</strong></p>

<p>Dairece hükme esas alınan bilirkişi raporunun denetlenebilir ve somut olaya uygun olmasına, bozmanın kapsamı dışında kalarak kesinleşmiş olan yönlere ilişkin ileri sürülen sebeplerin incelenmesinin artık mümkün olmamasına göre, davalı ... vekilinin temyiz itirazının reddi ile usul ve kanuna uygun bulunan kararın onanmasına karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davalı ... vekili karar düzeltme isteminde bulunmuştur.</p>

<p><strong>V. KARAR DÜZELTME</strong></p>

<p>A. Karar Düzeltme Sebepleri</p>

<p>Davalı ... vekili; kararın gerekçesinin yeterli, bilirkişi raporunun hüküm kurmaya elverişli olmadığını, alacağın zamanaşımına uğradığını, müvekkil idarenin tazminattan sorumlu olmadığını, müvekkili Belediyenin ..., ... ve ... Belediyelerinin birleşmesinden meydana geldiğini, 5747 sayılı Kanuna göre ... Belediyesi kurulduktan sonra yapılan sözleşmeye davacının muvafakatinin aranmayacağını ve bu işlemlerin mevzuat hükümlerine uygun olduğunu, davacı şirketin Protokolün (4/3.) bendinde düzenlenen yükümlülüklerini yerine getirmediğini, davacının muhtemel zararı hesaplanırken fesih nedeniyle uğradığını iddia ettiği müspet zarardan, fesih nedeniyle yaptığı ikame işler kazancının düşülmesi bu suretle tazminat miktarının hesaplanması gerektiğini, davacının kâr mahrumiyeti hesaplanırken işin kalan bölümünün yapılmaması nedeniyle edinilen tasarruf, başka bir iş nedeniyle kazandığı veya kazanmaktan kasten feragat eylediği şeylerin mahsubunun yapılması gerektiğini, 29.11.2021 tarihli bilirkişi raporunda feshin davacı şirket için zarara yol açmadığını, başka işler alarak daha büyük kârlar elde etmesini sağladığının tespit edildiğini, davacı fesihten sonra personel ve ekipmanını başka işlerde kullandığını, elde edilen dönem kârları toplandığında müvekkil aleyhine hükmedilen miktardan çok daha fazla olduğunu, feshedilen sözleşmede herhangi bir bedel kararlaştırılmadığını, davacı şirketin çöplerin geri dönüşümünden elde edeceği gelir ile kazanç sağlamasının hedeflendiğini, davacı zararını ispatlayamadığını ileri sürerek; kararın bozulmasını istemiştir.</p>

<p>B. Değerlendirme ve Gerekçe</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Uyuşmazlık, sözleşmenin haksız feshedildiği iddiasına dayalı tazminat istemine ilişkindir.</p>

<p>Karar düzeltme yoluyla incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere ve özellikle hükme esas alınan bilirkişi raporunun taraf, Mahkeme, Yargıtay denetimine elverişli olduğunun anlaşılmasına göre davalı ... vekilinin karar düzeltme isteminin reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan sebeplerle;</p>

<p>Davalı ... vekilinin yerinde bulunmayan karar düzeltme isteminin REDDİNE,</p>

<p>Aşağıda yazılı para cezasının karar düzeltme isteyenden alınmasına,</p>

<p>04.05.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20263634-e-20262711-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 09:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-baskanligi-4asaa.jpg" type="image/jpeg" length="10130"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 2025/9525 E., 2026/757 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-20259525-e-2026757-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-20259525-e-2026757-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 03.02.2026 tarihli, 2025/9525 E., 2026/757 K. sayılı kararı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>9. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2025/9525 E., 2026/757 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :İş Mahkemesi<br />
SAYISI : 2024/155 E., 2025/102 K.</p>

<p>İlk Derece Mahkemesince kesin olarak verilen kararın kanun yararına temyizen incelenmesi Adalet Bakanlığı tarafından istenilmiş olmakla; Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong></p>

<p>Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalı nezdinde, 27.02.2017-09.04.2018, 16.08.2019-25.08.20 20... .11.2021-31.01.2022 tarihleri arasında çalıştığını, iş sözleşmesinin davalı işveren tarafından haksız olarak feshedildiğini, müvekkilinin haftanın 6 günü günlük 12 saat çalıştığını, ulusal bayram ve genel tatil günlerinde çalıştığını, son 6 aylık çalışmasında hafta sonu izinlerini de kullanmadığını, müvekkilinin hiç izin kullanmadığını belirterek ihbar tazminatı, fazla çalışma, hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil ücreti ile yıllık ücretli izin alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong></p>

<p>Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının müvekkili Şirkette, 27.02.2017-09.04.2018, 16.08.2019-25.08.20 20... .11.2021-31.01.2022 tarihleri arasında olmak üzere birden fazla dönemde çalıştığını, davacının iddia ettiği gibi işyerinde güveni kötüye kullanarak haksız menfaat sağlamak suretiyle hareket ettiği anlaşılınca istifa ederek işten ayrıldığından işten çıkışının istifa nedeniyle yapıldığını, davacının haftada 6 gün çalıştığını, 3 gün 11.00-21.00 arası ve 3 gün de 14.00-22.00 saatleri arasında olacak şekilde çalıştığını, davacının her ulusal bayram ve genel tatil günlerinde çalışmadığını, işyerinde dönüşümlü olarak çalışma yapıldığını, dönüşümlü olarak denk geldiğinde de ücretinin kendisine ödendiğini, davacının yıllık ücretli izin alacağı bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong></p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davalının iş sözleşmesinin haklı nedenle feshedildiğine ilişkin dosyada herhangi bir delil olmadığı, istifa dilekçesi sunulmadığı, davacının iş sözleşmesinin işveren tarafından haklı sebep bildirmeden feshedildiği, hafta tatili alacağının ispatlanamadığı, ulusal bayram ve genel tatil günleri alacaklarının tahakkuk edilerek ödendiği, davacının 2 tam yıllık çalışması karşılığında 24 gün yıllık ücretli izin hakkı kazandığı, yıllık izinlerin kullandırıldığı ve davacının bakiye yıllık izin alacağının bulunmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. KANUN YARARINA TEMYİZ</strong></p>

<p>A. Kanun Yararına Temyiz Sebepleri</p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına yönelik Adalet Bakanlığı kanun yararına temyiz isteminde; davacının hizmete esas süresi karşılığında toplam 28 gün ücretli izin hakkının bulunduğu, davacının yıllık iznini kullandığı döneme denk gelen hafta tatili günlerinin izin süresinden sayılmayacağı, buna göre davacının hafta tatiline denk gelmesi sebebiyle kullanmadığı yıllık izninin bulunduğu, iş sözleşmesinin sona ermesi nedeniyle işçinin hak kazanıp da kullanmadığı yıllık izin sürelerine ait ücretin davalı tarafça ödenmesi gerektiği dikkate alınarak karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçeyle talebin reddine karar verilmiş olmasının usul ve yasaya aykırı olduğu ileri sürmüştür.</p>

<p>B. Değerlendirme ve Gerekçe</p>

<p>Uyuşmazlık, davacının yıllık ücretli izin alacağının bulunup bulunmadığı noktasındadır.</p>

<p>4857 sayılı İş Kanunu'nun (4857 sayılı Kanun) 59. maddesinde, iş sözleşmesinin herhangi bir nedenle sona ermesi hâlinde, işçiye kullandırılmayan yıllık ücretli izin sürelerine ait ücretlerin son ücret üzerinden ödeneceği hükme bağlanmıştır. Yıllık izin hakkının ücrete dönüşmesi için iş sözleşmesinin feshi şarttır. Bu noktada, sözleşmenin sona erme şeklinin ve haklı nedene dayanıp dayanmadığının önemi bulunmamaktadır.</p>

<p>Yıllık ücretli izinlerin kullandırıldığı noktasında ispat yükü işverene aittir. İşveren yıllık izinlerin kullandırıldığını imzalı izin defteri veya eşdeğer bir belge ile kanıtlamalıdır. Bu konuda ispat yükü üzerinde olan işveren, işçiye yemin teklif edebilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İzin ücreti hesabında, 4857 sayılı Kanun’un 56/5 hükmünde yer alan “Yıllık ücretli izin günlerinin hesabında izin süresine rastlayan ulusal bayram, hafta tatili ve genel tatil günleri izin süresinden sayılmaz” hükmünün dikkate alınması gereklidir.</p>

<p>Somut uyuşmazlıkta, davacının davalı işyerindeki çalışma süresine göre toplam 28 gün yıllık ücretli izin hakkının bulunduğu, dosya kapsamında bulunan yıllık izin belgelerine göre 12.03.2018-26.03.20 18... .06.2020-15.06.2020 tarihleri arasında toplam 28 gün yıllık ücretli izin kullandığı, ancak bu tarihler arasında toplamda 4 hafta tatili günü bulunduğu, buna göre davacının kullanmadığı 4 günlük yıllık ücretli izin hakkının bulunduğu anlaşılmaktadır. Hal böyle olunca bakiye 4 günlük yıllık ücretli izin alacağının bulunduğunun kabulü gerekmektedir.</p>

<p>Kanun yararına temyiz isteminin yukarıda açıklanan sebeplerle kabulü ile İlk Derece Mahkemesince verilen kararın kanun yararına bozulması gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p><strong>V. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan sebeplerle;</p>

<p>Adalet Bakanlığının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'un 363/1 hükmüne dayalı kanun yararına temyiz isteminin kabulü ile kararın sonuca etkili olmamak üzere aynı Kanun'un 363/2 hükmü gereğince KANUN YARARINA BOZULMASINA,</p>

<p>Dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına gönderilmesine,</p>

<p>03.02.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-20259525-e-2026757-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 09:51:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-baskanligi-baa.jpg" type="image/jpeg" length="11174"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2008/7228 E., 2010/1539 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20087228-e-20101539-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20087228-e-20101539-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 11.02.2010 tarihli, 2008/7228 E., 2010/1539 K. sayılı kararı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>11. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2008/7228 E., 2010/1539 K.</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi</p>

<p>Taraflar arasında görülen davada İzmir 3.Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 18.12.2007 tarih ve 2007/195 - 2007/794 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi duruşmalı olarak davacı vekili tarafından istenmiş olmakla, bazı noksanlıkların ikmali için dosya mahalline gönderilmişti. Bu noksanlıkların giderilerek dosyanın gönderildiği anlaşılmakla, duruşma için belirlenen 09.02.2010 gününde davalı avukatı Tijen Taka gelip, davacı avukatı tebligata rağmen gelmediğinden, temyiz dilekçesinin süresinde verildiği anlaşıldıktan ve duruşmada hazır bulunan taraf avukatları dinlenildikten sonra, duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakılmıştı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:</p>

<p>Davacı vekili, müvekkilinin 01.08.2006 tarihinde Martin Air (Toronto-Amsterdam), 02.08.2006 tarihinde THY ile (Amsterdam-İstanbul) 02.08.2006 tarihinde (İstanbul-İzmir) uçuşları sırasında iki valizden bir tanesinin İzmir Adnan Menderes Havaalanına indiğinde eline ulaşmadığını, süresinde yapılan ihbarnameye rağmen eşyaları iade etmeyen davalının zararı da tazmin etmediğini, kaybolan valizin içinde davacının Türkiye’de yapacağı düğün için ABD’de bulunan arkadaşları tarafından hediye edilen ürünler ile damatlığı ve bir çok eşyası bulunduğunu, olay nedeniyle davacının maddi ve manevi zarara uğradığını ileri sürerek, 6.744 YTL maddi, 15.000 YTL manevi tazminatın haksız fiil tarihinden itibaren en yüksek banka mevduat faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.<br />
Davalı vekili, bagaj içerisinde bulunduğu iddia edilen kameranın niteliği itibariyle bagaj içerisinde taşımaya müsait olmadığı gibi, sözkonusu emtia için herhangi bir özel değer beyanında da bulunulmadığını, her halükarda Varşova/Lahey Protokolü’nün 22/2.a maddesine göre müvekkilinin sorumluluğunun sınırlı olduğunu, davacının manevi tazminat talebinin de yerinde olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.</p>

<p>Mahkemece, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, davacı yolcunun bagajının muhteviyatı ve değeri hakkında beyanda bulunulmadığı, bu durumda “davalının sorumluluğunun kg başına 20 USD’nın esas alınması gerektiği, kaybolan bagajın 64 kg olup, davalı sorumluluğunun 1.280 USD ya da 64/17 SDR hesabıyla 1.088 SDR olabileceğinin” bilirkişi raporunda belirtildiği, davalının sorumluluğunun 1.088 SDR karşılığı olan 2.362,16 YTL olduğu, olayda manevi tazminat takdirini gerektirir şekilde davacının şeref ve haysiyetine yönelik bir saldırının sözkonusu olmadığı sonucuna varılarak, 2.362,16 YTL maddi tazminatın 02.08.2006 tarihinden itibaren 4489 sayılı Yasa’nın 1/1. maddesindeki faiz oranı uygulanmak suretiyle davalıdan tahsiline, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Karar, davacı vekilince temyiz edilmiştir.</p>

<p>Dava, davalı şirket tarafından taşınırken kaybolan bagaj nedeniyle maddi ve manevi tazminatın tahsili istemine ilişkindir.</p>

<p>Varşova Konvansiyonu’nun 4 numaralı Montreal Protokolü ile değişik 25.maddesi hükmüne göre, taşıyıcının veya adamlarının zarar verme kasdıyla veya pervasızca hareketleri veya ihmal sonucu zarar meydana gelirse, 22.maddedeki sorumluluk sınırlaması uygulanmayacaktır. Davacı vekili, Adnan Menderes Havalimanı Dış Hatlar Terminalinde görevli 5 personelin hırsızlık olayları nedeniyle gözaltına alındığı haberini içeren haber sayfalarını, kanıtlarını sunduğu dilekçe ekinde dosyaya ibraz etmiştir. Dava konusu olayda da, davalı ... şirketi tarafından gerçekleştirilen taşıma sonrasında davacıya ait bagajın kaybolduğu tartışmasız olup, mahkemece Varşova Konvansiyonu’nun 4 numaralı Montreal protokolü ile değişik 25.maddesi gereğince davalının sorumluluk sınırlamasına dair 22.madde hükmünden yararlanıp yararlanamayacağının tartışılması gerekirken, bu konuda bir değerlendirme yapılmadan, sınırlı sorumluluk hükümlerine göre maddi tazminata hükmedilmesi doğru değildir.</p>

<p>Öte yandan, ABD’den Türkiye’ye davalı THY’na ait uçakla gelen davacı, Türkiye’de yapacağı düğün nedeniyle hediye edilen eşyaların kaybolduğu, düğün için aldığı kıyafetin de içinde olduğu bagajı aramak için zaman harcadığını, bulamaması nedeniyle daha basit kıyafet almak zorunda kaldığını, olaylar nedeniyle manevi olarak da zarara uğradığını iddia etmiştir. Düğün için gelen davacının yaşadığı olaylar karşısında mahkemece, MK’nun 4.maddesi hükmü dikkate alınarak, davacı lehine makul miktarda manevi tazminata hükmedilmesi gerekirken, davacının manevi tazminat isteminin reddine karar verilmesi de doğru görülmemiş, kararın bu nedenlerle davacı yararına bozulması gerekmiştir.</p>

<p><strong>SONUÇ: </strong>Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, davacı vekili duruşmaya katılmadığından duruşma vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 11.02.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20087228-e-20101539-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/07/yargi/yargitayd4ss.jpg" type="image/jpeg" length="40810"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[KİRA BEDELİN TESPİTİ DAVASI - KİRA BEDELİNİN NET VEYA BRÜT OLARAK BELİRTİLMEMESİ]]></title>
      <link>https://hukukihaber.net/kira-bedelin-tespiti-davasi-kira-bedelinin-net-veya-brut-olarak-belirtilmemesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://hukukihaber.net/kira-bedelin-tespiti-davasi-kira-bedelinin-net-veya-brut-olarak-belirtilmemesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtayın yerleşmiş içtihatlarında da belirtildiği üzere, kira bedelinin tespiti davalarında kira bedelinin brüt olarak tespitine karar verileceği, hüküm fıkrasında kira bedelinin net veya brüt şeklinde belirtilmemesi halinde, brüt olarak tespit edildiğinin kabul edileceği dikkate alındığında, tespit edilen kira bedelinin brüt olarak belirlendiğinin kabulü gerekmektedir.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>3. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2022/1717 E., 2022/8408 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p><strong>MAHKEMESİ : İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 36. HUKUK DAİRESİ</strong></p>

<p><strong>İLK DERECE MAHKEMESİ : GAZİOSMANPAŞA 1. SULH HUKUK MAHKEMESİ</strong></p>

<p>Taraflar arasında ilk derece mahkemesinde görülen itirazın iptali davasının kısmen kabulüne dair verilen karar hakkında bölge adliye mahkemesi tarafından yapılan istinaf incelemesi sonucunda; davalılar vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile ilk derece mahkemesi kararı kaldırılarak yeniden davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen karar, davalılar vekili tarafından duruşmalı olarak temyiz edilmekle; duruşma günü olarak belirlenen 01/11/2022 tarihinde davalılar vekili Av. ... geldi. Başka gelen olmadı. Açık duruşmaya başlandı ve hazır bulunan vekilin sözlü açıklaması dinlenildikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için saat 14.00'e bırakılması uygun görüldüğünden, belli saatte dosyadaki bütün kağıtlar okunarak, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlenip, gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>Y A R G I T A Y K A R A R I</strong></p>

<p>Davacı; bodrum, zemin ve asma kattan ibaret toplam 1.850 m² alanlı taşınmazın 01/09/1998 başlangıç tarihli ve dört yıl süreli kira sözleşmesi ile davalılara kiraladığını, kesinleşen mahkeme kararı ile aylık kira bedelinin 01/09/2007 tarihinden itibaren 22.000 TL olarak belirlendiğini, bu tespite göre 01/09/2007 ile 27/02/2012 tarihleri arası ödenmesi gereken aylık 22.000 TL kira bedelinden, eksik ödenen 549.044 TL’nin yasal faiziyle birlikte tahsili talepli takip başlattığını ancak davalıların takibe haksız olarak itiraz ettiklerini ileri sürerek; takibe vaki itirazın iptaline, takibin devamına ve davalıların icra inkar tazminatına mahkum edilmesini talep etmiştir.</p>

<p>Davalılar; 17/01/2012 tarihinde taşınmazı tahliye ettiklerini, anahtarların teslim edildiği icra dosyasından geç teslim alınmasının haksız ve kötü niyetli olduğunu, Gaziosmanpaşa 1.Sulh Hukuk Mahkemesinin 2009/1883 Esas sayılı dosyasından verilen ilamda, tespit edilen kiranın, brüt ya da net olduğu hususun belirtilmediğini, bu nedenle bedelin brüt olarak tespit edildiğinin kabul edilmesi gerektiğini, bu nedenle davacının kira fark bedelini talep ederken, stopajın tenzili ile net 17.600 TL kira bedeli talep edebileceğini, 22.000 TL brüt kira bedeli talep edilmesinin haksız ve kötüniyetli olduğunu ayrıca kira sözleşmesinde taraf olmayan ...’a husumet yöneltilemeyeceğini savunarak, davanın reddini istemişlerdir.</p>

<p>İlk derece mahkemesince; davalı ...’ın, ... isimli davalı şirketin yetkili temsilcisi sıfatıyla sözleşmeyi imzaladığı, tespiti yapılan kira bedelinin ise brüt kabul edilmesi gerektiği, yine 27/02/2012 tarihli tahliye tutanağının tahliye tarihi olarak dikkate alınması gerektiği gerekçesiyle; davalı ... bakımından davanın usulden reddine, davalı ... Ticaret ve İnşaat A.Ş. bakımından davanın kısmen kabulü ile icra takibine yönelik itirazın kısmen iptaline, icra takibinin 301.331 TL asıl kira fark alacağının, 05/03/2013 tarihinden itibaren avans faizi ile birlikte devamına, davalı tarafından icra takibinden sonra ödenen 74.700 TL'nin icra müdürlüğünce dosya hesabında nazara alınmasına karar verilmiş; karara karşı, taraf vekillerince istinaf yoluna başvurulmuştur.</p>

<p>Bölge adliye mahkemesince; davalılar vekilinin istinaf başvurusunun reddine, kesinleşen mahkeme kararları ile davalı ...’ın kiracılık sıfatının kesinleştiği, tespit edilen aylık kira bedelinin ise net olarak belirlendiği yine kira tespit kararının kesinleştiği tarihten, takibin yapıldığı tarihe kadar avans faizi istenebileceği gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf talebinin kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına davanın kısmen kabulü ile davalıların icra dosyasında yaptıkları itirazlarının 515.781,86 TL asıl alacak ve 5.244,81 TL birikmiş faiz yönünden iptali ile bu miktarlar yönünden takibin devamına, asıl alacağa takip tarihinde itibaren avans faizi uygulanmasına, davalı tarafından icra takibinden sonra ödenen 74.700 TL'nin icra müdürlüğünce icra dosyasının infazı aşamasında dikkate alınmasına karar verilmiş; karar, davalılar vekilince temyiz edilmiştir.</p>

<p>1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı bilgi ve belgelere, özellikle temyiz olunan bölge adliye mahkemesi kararında yazılı gerekçelere göre, davalılar vekilinin sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>2- Taraflar arasında, 01/09/1998 başlangıç tarihli ve dört yıl süreli kira sözleşmesi nedeniyle Gaziosmanpaşa 1. Sulh Hukuk Mahkemesinde görülen davada verilen 2009/1883 E. 2012/603 K. sayılı kararla; aylık kira bedeli, 01/09/2007 tarihinden itibaren 22.000 TL olarak tespit edilmiş ve Yargıtayca söz konusu hüküm onanarak kesinleşmiştir. Davacı tarafından, işbu tespit hükmüne dayanılarak başlatılan icra takibinde, aylık 22.000 TL kira bedeli üzerinden hesaplanan, 01/09/2007 ile 27/02/2012 dönemlerine ait bakiye 549.044 TL asıl, 163.050,06 TL işlemiş faiz alacağının, yıllık %13,75 faiziyle birlikte tahsili istenilmiştir.</p>

<p>Her ne kadar bölge adliye mahkemesince; kira tespit dosyasındaki beyanlar, deliller, bilirkişi raporları ve Yargıtay ilamındaki gerekçeden, tespit edilen kira bedelinin net olduğunun anlaşıldığı gerekçeyle yazılı şekilde karar verilmiş ise de; Yargıtayın yerleşmiş içtihatlarında da belirtildiği üzere, kira bedelinin tespiti davalarında kira bedelinin brüt olarak tespitine karar verileceği, hüküm fıkrasında kira bedelinin net veya brüt şeklinde belirtilmemesi halinde, brüt olarak tespit edildiğinin kabul edileceği dikkate alındığında, tespit edilen kira bedelinin brüt olarak belirlendiğinin kabulü gerekmektedir. Kaldı ki, dava konusu kiralanana ilişkin taraflar arasında görülen tazminat davasında, Gaziosmanpaşa 3. Sulh Hukuk Mahkemesince verilen kararın bozulmasına yönelik Dairemizin 01/06/2021 tarihli ve 2020/2108 E. 2021/5839 K. sayılı ilamı ile de, belirlenen aylık 22.000 TL kira bedelinin brüt olarak kabul edildiği, yine aynı ilam ile açıkça kiralananın tahliye tarihinin taşınmazın anahtarlarının ilgili icra dairesine teslim tarihi olan 19/01/2012 olduğunun belirlendiği anlaşılmaktadır.</p>

<p>Hal böyle olunca, bölge adliye mahkemesince; 01/09/2007 tarihinden itibaren belirlenen aylık kira bedelinin brüt, kiralananın ise 19/01/2012 tarihinde tahliye edilmiş olduğu gözetilerek, davacının talep edebileceği bakiye kira bedelinin belirlenmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmiş olması, usul ve kanuna aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.</p>

<p><strong>SONUÇ: </strong>Yukarıda birinci bentte açıklanan nedenlerle davalıların sair temyiz itirazlarının reddine; ikinci bentte açıklanan nedenlerle 6100 sayılı HMK'nın 371. maddesi uyarınca bölge adliye mahkemesi kararının davalılar yararına BOZULMASINA, 8.400 TL Yargıtay duruşması vekalet ücretinin davacıdan alınıp davalılara verilmesine, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edenlere iadesine, dosyanın aynı Kanun'un 373/2 maddesi uyarınca kararı veren bölge adliye mahkemesine gönderilmesine, 01/11/2022 tarihinde oy birliği ile karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://hukukihaber.net/kira-bedelin-tespiti-davasi-kira-bedelinin-net-veya-brut-olarak-belirtilmemesi</guid>
      <pubDate>Mon, 08 Jun 2026 14:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa1aa1.jpg" type="image/jpeg" length="21087"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nin 2024/5981 E., 2025/8851 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://hukukihaber.net/yargitay-3-ceza-dairesinin-20245981-e-20258851-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://hukukihaber.net/yargitay-3-ceza-dairesinin-20245981-e-20258851-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nin 20.03.2025 tarihli, 2024/5981 E. ve 2025/8851 K. sayılı kararı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>3. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2024/5981 E., 2025/8851 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>İNCELENEN KARARIN<br />
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi<br />
SAYISI : 2022/1036 E., 2023/870 K.<br />
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 34. Ağır Ceza Mahkemesi<br />
SAYISI : 2018/138 E., 2022/264 K.<br />
SUÇ : Silahlı terör örgütüne üye olma, silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüte bilerek ve isteyerek yardım etme</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesince verilen hüküm temyiz edilmekle;<br />
Ceza süresi yönünden yasal şartları oluşmadığından; sanıklar ..., ..., ..., ... ile sanıklar müdafilerinin duruşmalı inceleme isteminin CMK'nın 299. maddesi uyarınca REDDİNE,<br />
01.09.2016 tarih ve 2918 sayılı mükerrer Resmi Gazete’de yayımlanan 674 sayılı KHK’nın 19. ve 20. maddeleri kapsamında müsaderesine karar verilen şirketlerin kayyımlık görev ve yetkilerini elinde bulunduran Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonunun sadece şirketlerin müsaderesi yönünden davaya katılma ve hükmü temyiz etme yetkisi bulunduğundan CMK'nın 237/2. maddesi uyarınca davaya katılan olarak KABULÜNE,<br />
Temyiz edenlerin sıfatı, başvuruların süresi, kararın niteliği ve temyiz sebeplerine göre dosya incelendi, gereği düşünüldü;<br />
I-) Müşteki ... vekilinin temyiz taleplerinin incelenmesinde;<br />
Müşteki kurum vekili tarafından yapılan istinaf başvurusunun katılma haklarının bulunmadığından Bölge Adliye Mahkemesinin istinaf talebinin CMK'nın 279/1-b maddesi uyarınca reddine karar verildiği, bu karar karşı anılan müşteki vekilince usulüne uygun olarak itiraz kanun yoluna başvurulduğu ve itiraz makamınca itirazların reddine karar verildiği görülmekle, bu hususta temyizi mümkün bir karar bulunmadığından temyiz incelemesine yer olmadığına, dosyanın incelenmeksizin mahalline İADESİNE,</p>

<p>Temyiz taleplerinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi;<br />
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre tebliğnamede ismi geçen sanıklar ... ve ...'e ilişkin aleyhe temyiz istemi bulunmadığından haklarında verilen beraat kararlarının temyiz edilmeden Bölge Adliye Mahkemesince usulüne uygun olarak kesinleştirildiği belirlenerek yapılan incelemede;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>II-) HUKUKİ AÇIKLAMALAR</strong></p>

<p><strong>1-) SİLAHLI TERÖR ÖRGÜTÜNE ÜYE OLMA</strong></p>

<p>Ayrıntıları Yargıtay (Kapatılan) 16. Ceza Dairesinin 2017/1809 Esas ve 2017/5155 sayılı kararında ve Dairemizce de benimsenen, istikrar kazanmış yargısal kararlarda açıklandığı üzere;</p>

<p>Örgüt üyesi, örgüt amacını benimseyen, örgütün hiyerarşik yapısına dahil olan ve bu suretle verilecek görevleri yerine getirmeye hazır olmak üzere kendi iradesini örgüt iradesine terk eden kişidir. Örgüt üyeliği, örgüte katılmayı, bağlanmayı, örgüte hakim olan hiyerarşik gücün emrine girmeyi ifade etmektedir. Örgüt üyesi örgütle organik bağ kurup faaliyetlerine katılmalıdır. Organik bağ, canlı, geçişken, etkin, faili emir ve talimat almaya açık tutan ve hiyerarşik konumunu tespit eden bağ olup, üyeliğin en önemli unsurudur. Örgüte yardımda veya örgüt adına suç işlemede de, örgüt yöneticileri veya diğer mensuplarının emir ya da talimatları vardır. Ancak örgüt üyeliğini belirlemede ayırt edici fark, örgüt üyesinin örgüt hiyerarşisi dahilinde verilen her türlü emir ve talimatı sorgulamaksızın tamamen teslimiyet duygusuyla yerine getirmeye hazır olması ve öylece ifa etmesidir.</p>

<p>Silahlı örgüte üyelik suçunun oluşabilmesi için örgütle organik bağ kurulması ve kural olarak süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk gerektiren eylem ve faaliyetlerin bulunması aranmaktadır. Ancak niteliği, işleniş biçimi, meydana gelen zarar ve tehlikenin ağırlığı, örgütün amacı ve menfaatlerine katkısı itibariyle süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk özelliği olmasa da ancak örgüt üyeleri tarafından işlenebilen suçların faillerinin de örgüt üyesi olduğunun kabulü gerekir. Örgüte sadece sempati duymak ya da örgütün amaçlarını, değerlerini, ideolojisini benimsemek, buna ilişkin yayınları okumak, bulundurmak, örgüt liderine saygı duymak gibi eylemler örgüt üyeliği için yeterli değildir (Evik, Cürüm İşlemek İçin Örgütlenme, S 383 vd.).</p>

<p>Örgüt üyesinin, örgüte bilerek ve isteyerek katılması, katıldığı örgütün niteliğini ve amaçlarını bilmesi, onun bir parçası olmayı istemesi, katılma iradesinin devamlılık arz etmesi gerekir. Örgüte üye olan kimse, bir örgüte girerken örgütün kanunun suç saydığı fiilleri işlemek amacıyla kurulan bir örgüt olduğunu bilerek üye olmak kastı ve iradesiyle hareket etmelidir. Suç işlemek amacıyla kurulmuş örgüte üye olmak suçu için de saikin "suç işlemek amacı" olması aranır (Toroslu Özel Kısım s.263-266, Alacakaptan Cürüm İşlemek İçin Örgüt s.28, Özgenç Genel Hükümler s.280).<br />
Suç örgütünün tanımlanıp yaptırıma bağlandığı 5237 sayılı TCK’nın 220. maddesinin 7. Fıkrasında yardım fiiline yer verilmiştir. “Örgüt içindeki hiyerarşik yapıya dahil olmamakla birlikte, örgüte bilerek ve isteyerek yardım eden kişinin, örgüt üyesi olarak” cezalandırılacağı belirtilmiş, anılan normun konuluş amacı, gerekçesinde; “örgüte hakim olan hiyerarşik ilişki içinde olmamakla beraber, örgütün amacına bilerek ve isteyerek hizmet eden kişi, örgüt üyesi olarak kabul edilerek cezalandırılır.” şeklinde açıklanmıştır.</p>

<p>Yardım fiilini işleyen failin örgütün hiyerarşik yapısına dahil olmaması, yardımda bulunduğu örgütün TCK’nın 314. maddesi kapsamında silahlı terör örgütü olduğunu bilmesi, yardımın örgütün amacına hizmet eder nitelikte bulunması yardım ettiği kişinin örgüt yöneticisi ya da üyesi olması gereklidir. Yardımdan fiilen yararlanmak zorunlu değildir. Örgütün istifadesine sunulmuş olması ve üzerinde tasarruf imkanının bulunması suçun tamamlanması için yeterlidir.<br />
Yardım fiilleri örgüte silah sağlama ve terörün finansmanı dışında tahdidi olarak sayılmamıştır. Her ne surette olursa olsun örgütün hareketlerini kolaylaştıran ve yaşantısını sürdürmeye yönelik eylemler yardım kapsamında görülebilir (Yargıtay Ceza Genel Kurulu 11.11.1991 tarih, Esas 9-242, Karar 305). Yardım teşkil eden hareketin başlı başına suç teşkil etmesi gerekmez. Yardım bir kez olabileceği gibi birden çok şekilde de gerçekleşebilir. Ancak yardım teşkil eden faaliyetlerde devamlılık, çeşitlilik veya yoğunluk var ise örgüt üyesi olarak da kabul edilebilecektir.</p>

<p>Kuruluş, amaç, örgüt yapılanması ve faaliyet yöntemleri (Kapatılan) 16. Ceza Dairesinin 2015/3 Esas sayılı kararında anlatılan ve nihai amacı, Devletin Anayasal nizamını cebir ve şiddet kullanarak değiştirmek olduğu anlaşılan FETÖ/PDY terör örgütünün başlangıçta bir ahlak ve eğitim hareketi olarak ortaya çıkması ve toplumun her katmanının büyük bir kesimince de böyle algılanması, amaca ulaşmak için her yolu mübah gören, fakat sözde meşruiyetini sivil alanda dinden, kamusal alanda ise hukuktan aldığı izlenimi vermek için yeterli güce ulaşıncaya kadar alenen kriminalize olmamaya özen göstermesi gerçeği nazara alınmalıdır.</p>

<p><strong>2-) TERÖRİZMİN FİNANSMANI SUÇU:</strong></p>

<p>Terörizmin finansmanıyla mücadeleyi ve özellikle terörizmin finansmanının suç haline getirilerek bu suçların suçun ağırlığına uygun şekilde cezalandırılması için gerekli ulusal düzenlemelerin yapılması ve devletler arasında işbirliğinin sağlanmasını hedefleyen birtakım uluslararası belge ve sözleşmeler ortaya konulmuştur.</p>

<p>Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda 09.12.1999 tarihinde kabul edilerek 10.01.2000 tarihinde imzaya açılan “Terörizmin Finansmanının Önlenmesine Dair Uluslararası Sözleşme" terörizmin finansmanıyla mücadele konusundaki ayrıntılı düzenlemeler içeren ilk uluslararası sözleşme olarak kabul edilmiştir. Anılan Sözleşme, Türkiye Cumhuriyeti tarafından 27.09.2001 tarihinde imzalanarak 17.01.2002 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 4738 sayılı Terörizmin Finansmanının Önlenmesine Dair Uluslararası Sözleşmenin Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun'la onaylanması uygun bulunmuş, Bakanlar Kurulunun 01.03.2002 tarih ve 2002/3801 sayılı kararıyla onaylanmasının ardından sözleşme 01.04.2002 tarihli ve 24713 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Bu Sözleşme çerçevesinde, "Terörün finansmanı suçu" ilk kez 18.07.2006 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 5532 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'la 3713 sayılı Kanun'un 8. maddesinde düzenlenmiştir.<br />
16.02.2013 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6415 sayılı Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkındaki Kanun'la, anılan uluslararası sözleşme çerçevesinde terörizmin finansmanının önlenmesi konusu yeniden düzenlenmiş ve aynı Kanun'un 18. maddesiyle de 3713 sayılı Kanun'un 8. maddesi yürürlükten kaldırılmıştır.<br />
6415 sayılı Kanun'un “Tanımlar” başlıklı 2. maddesi;<br />
“1) Bu Kanunun uygulanmasında;<br />
...<br />
c)Fon: Para veya değeri para ile temsil edilebilen taşınır veya taşınmaz, maddi veya gayri maddi her türlü mal, hak, alacak ile bunları temsil eden her türlü belgeyi,<br />
ç)(Değişik:27/12/2020-7262/35 md.) Malvarlığı: Bir gerçek veya tüzel kişinin;<br />
1)Mülkiyetinde veya zilyetliğinde bulunan ya da doğrudan veya dolaylı olarak kontrolünde olan fon ve gelir ile bunlardan elde edilen veya bunların birbirine dönüştürülmesinden hasıl olan menfaat ve değeri,<br />
2)Adına veya hesabına hareket eden gerçek veya tüzel kişinin mülkiyetinde ya da zilyetliğinde bulunan fon ve gelir ile bunlardan elde edilen veya bunların birbirine dönüştürülmesinden hasıl olan menfaat ve değeri,”</p>

<p>Aynı Kanun'un "Fon sağlanması veya toplanması yasak fiiller” başlıklı 3. maddesinde;<br />
“(1) Aşağıda sayılan fiillerin gerçekleştirilmesi amacıyla fon sağlanması veya toplanması yasaktır:<br />
a)Bir halkı korkutmak veya sindirmek ya da bir hükûmeti veya uluslararası kuruluşu herhangi bir eylemi gerçekleştirmeye veya gerçekleştirmekten kaçınmaya zorlamak amacıyla, kasten öldürme veya ağır yaralama fiilleri.<br />
b)12.4.1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu kapsamında terör suçu olarak kabul edilen fiiller.<br />
c)Türkiye’nin taraf olduğu;</p>

<p>1)Uçakların Kanun Dışı Yollarla Ele Geçirilmesinin Önlenmesi Hakkında Sözleşmede,<br />
2)Sivil Havacılığın Güvenliğine Karşı Kanun Dışı Eylemlerin Önlenmesine İlişkin Sözleşmede,<br />
3)Diplomasi Ajanları da Dahil Olmak Üzere Uluslararası Korunmaya Sahip Kişilere Karşı İşlenen Suçların Önlenmesi ve Cezalandırılmasına Dair Sözleşmede,<br />
4)Rehine Alınmasına Karşı Uluslararası Sözleşmede,<br />
5)Nükleer Maddelerin Fiziksel Korunması Hakkında Sözleşmede,<br />
6)Sivil Havacılığın Güvenliğine Karşı Kanun Dışı Eylemlerin Önlenmesine İlişkin Sözleşmeye Munzam, Uluslararası Sivil Havacılığa Hizmet Veren Havaalanlarında Kanun Dışı Şiddet Olaylarının Önlenmesine İlişkin Protokolde,<br />
7)Denizde Seyir Güvenliğine Karşı Yasadışı Eylemlerin Önlenmesine Dair Sözleşmede,<br />
8)Kıta Sahanlığında Bulunan Sabit Platformların Güvenliğine Karşı Yasadışı Eylemlerin Önlenmesine Dair Protokolde,<br />
9)Terörist Bombalamalarının Önlenmesine İlişkin Uluslararası Sözleşmede yasaklanan ve suç olarak düzenlenen fiiller.” şeklinde, terörizmin finansmanının önlenmesi amacıyla fon sağlanması veya toplanması yasaklanan fiiller sayılmış,</p>

<p>“Terörizmin finansmanı suçu” başlıklı 4. maddesinde ise;<br />
“(1) Üçüncü madde kapsamında suç olarak düzenlenen fiillerin gerçekleştirilmesinde tümüyle veya kısmen kullanılması amacıyla veya kullanılacağını bilerek ve isteyerek belli bir fiille ilişkilendirilmeden dahi bir teröriste veya terör örgütlerine fon sağlayan veya toplayan kişi, fiili daha ağır cezayı gerektiren başka bir suç oluşturmadığı takdirde, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.<br />
(2)(Ek:27/12/2020-7262/36 md.)(1) Birinci fıkrada sayılan fiillerin, örgütü kuran veya yöneten ya da örgüt üyesi tarafından gerçekleştirilmesi hâlinde bu kişiler hakkında örgüt kurmak, yönetmek veya örgüte üye olmak suçları uyarınca verilecek ceza üçte birine kadar artırılır.<br />
(3)Birinci fıkra hükmüne göre ceza verilebilmesi için fonun bir suçun işlenmesinde kullanılmış olması şartı aranmaz.<br />
(4)Bu madde kapsamına giren suçların kamu görevinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle işlenmesi hâlinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır.<br />
(5)Suçun bir tüzel kişinin faaliyeti çerçevesinde işlenmesi hâlinde, bunlara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunur.<br />
(6)Suçun, yabancı bir devlet veya uluslararası bir kuruluş aleyhine işlenmesi hâlinde, soruşturma ve kovuşturma yapılması Adalet Bakanının talebine bağlıdır.<br />
(7)3713 sayılı Kanunun soruşturmaya, kovuşturmaya ve infaza ilişkin hükümleri, bu suç bakımından da uygulanır.<br />
(8)(Ek: 14/04/2016-6704/29 md.) Bu suç bakımından 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun;<br />
a)133 üncü maddesinde yer alan şirket yönetimi için kayyım tayini,<br />
b)135 inci maddesinde yer alan iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması,<br />
c)139 uncu maddesinde yer alan gizli soruşturmacı görevlendirilmesi,<br />
ç)140 ıncı maddesinde yer alan teknik araçlarla izleme, tedbirlerine ilişkin hükümler uygulanabilir. (Ek cümle:27/11/2020-7262/36 md.) Ayrıca, 13/11/1996 tarihli ve 4208 sayılı Kanunda yer alan hükümlere göre kontrollü teslimat tedbirine karar verilebilir.” şeklinde, terörizmin finansmanı suçunun unsurlarına, tüzel kişilere özgü güvenlik tedbirlerine, bu suçların soruşturma, kovuşturma ve infazına ilişkin hükümlere yer verilmiştir.<br />
Görüldüğü üzere "fon"; 3713 sayılı Kanun'un suç tarihinden sonra yürürlükten kaldırılan 8. maddesinin ikinci fıkrasında "para veya değeri para ile temsil edilebilen her türlü mal, hak, alacak, gelir ve menfaat ile bunların birbirine dönüştürülmesinden hasıl olan menfaat ve değer" olarak, 6415</p>

<p>sayılı Kanun'un 2. maddesinin (c) bendinde ise, "para veya değeri para ile temsil edilebilen taşınır veya taşınmaz, maddi veya gayri maddi her türlü mal, hak, alacak ile bunları temsil eden her türlü belge" olarak tanımlanmıştır. Her iki kanuna göre de fon; para veya değeri para ile temsil edilebilen her türlü değer veya menfaat olduğundan, maddi değeri olan her şey fon olabilmektedir. Bu bakımdan, fonun para veya eşya olması zorunlu olmayıp “alacak hakkı” gibi bir ekonomik değer ihtiva etmesine rağmen eşya niteliği taşımayan şeyler olması da mümkündür.</p>

<p>6415 sayılı Kanun'un 4. maddesinin 1. fıkrasında; aynı Kanun'un 3. maddesi kapsamına giren suçların işlenmesinde tümüyle veya kısmen kullanılması amacıyla veya kullanılacağı bilinerek, terör örgütlerine veya bir teröriste fon sağlanması veya toplanması yasaklanmakta ve yaptırıma bağlanmaktadır. Bu düzenlemeye göre, terörizmin finansmanı suçunun oluşabilmesi için, 3713 sayılı Kanun'un 3 ve 4. maddelerinde düzenlenen terör suçlarında veya 6415 sayılı Kanun'un 3. maddesinde belirtilen suçların işlenmesinde kullanılacağını bilerek ve isteyerek belli bir fiille ilişkilendirilmeden dahi bir teröriste veya terör örgütüne fon sağlanması veya toplanması yeterlidir.<br />
Aynı maddenin 3. fıkrasında ise; terörizmin finansmanı suçundan ceza verilebilmesi için, fonun bir suçun işlenmesinde kullanılmış olması şartı aranmamakta, fonun sağlanması veya toplanması yeterli kabul edilmektedir. Bu bakımdan, terörizmin finansmanı suçu bir tehlike suçudur. Zira, fonun sağlanması veya toplanmasının yarattığı tehlike cezalandırılmakta ve başkaca bir zarar ya da netice öngörülmemektedir.<br />
Terörizmin finansmanı suçu seçimlik hareketli bir suçtur. 6415 sayılı Kanun'un 4. maddesine göre bu suç fon sağlamak veya fon toplamak şeklinde iki farklı hareket ile işlenebilir.</p>

<p>Fon sağlamayı; failin kendi mal varlığından veya başkasının mal varlığından fon sayılabilecek ekonomik bir değeri örgüte aktarma veya terör örgütünün finansmanında kullanılacak fonun temin edilmesine yönelik her türlü faaliyet olarak, fon toplamayı ise; failin başkalarından temin edilen fonları örgüte aktarma konusunda aracılık yapması olarak tanımlamak mümkündür.</p>

<p>Terörizmin finansmanı suçunun oluşması açısından, toplanan ya da sağlanan fonun miktarının ya da toplama veya sağlama yönteminin herhangi bir önemi yoktur. Ancak fon sağlama ya da toplama eylemlerinin belli yoğunluk ve süreklilik arz ettiği durumlarda, diğer koşulların varlığı halinde, failin eyleminin TCK'nın 314/2. maddesinde düzenlenen silahlı terör örgütü üyesi olmak suçunu oluşturacağı gözetilmelidir.<br />
Terörizmin finansmanı suçunun manevi unsuru bilme ve istemeden ibaret olan kasttır.<br />
Terörizmin finansmanı suçu, silahlı terör örgütüne yardım etme suçunun özel bir hâlidir.</p>

<p>27/12/2020 tarihinde kabul edilen 7262 sayılı Kanun'un 36. maddesiyle 6415 sayılı Kanun'un 4. maddesinde yapılan değişikliğe kadar bu suçun faili terör örgütünün kurucusu, yöneticisi ya da üyesi olmayan her gerçek kişi olabilirdi. Ancak 31/12/2020 tarihinde Resmi Gazete'de yayınlanan 7262 sayılı Kanun'un 36. maddesiyle 6415 sayılı Kanun'un 4. maddesine eklenen 2. fıkra ile artık terör örgütünün kurucusu, yöneticisi ya da üyesinin de bu suçun faili olabileceği kabul edilmiştir. Terör örgütünün kurucusu/yöneticisi/üyesinin terörizmin finansmanı suçunu işlemesi halinde TCK'nın 314. maddesine göre tayin edilecek temel cezadan 7262 sayılı Kanun'un 36. maddesiyle eklenen 6415 sayılı Kanun'un 4/2. maddesi gereğince artırım yapılacak daha sonra 3713 sayılı Kanun'un 5/1. maddesi uygulanacaktır.</p>

<p>Failin kamu görevlisi olması ve suçun kamu görevlisinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle işlenmesi ise, 6415 sayılı Kanun'un 4/4. maddesinde nitelikli hâl olarak düzenlenmiştir.<br />
Anılan maddenin 5. fıkrasına göre, bir tüzel kişinin faaliyeti çerçevesinde terörizmin finansmanı suçunun işlenmesi hâlinde, tüzel kişilere özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunacaktır. Aynı maddenin 6. fıkrasında suçun, yabancı bir devlet veya uluslararası bir kuruluş aleyhine işlenmesi hâlinde, soruşturma ve kovuşturma yapılması Adalet Bakanının talebine bağlı kılınmıştır. Söz konusu maddenin 7. fıkrası ile Terörle Mücadele Kanunu'nun soruşturmaya, kovuşturmaya ve infaza ilişkin hükümlerinin, bu suç bakımından da uygulanacağı hususu düzenlenmiştir.</p>

<p><strong>3-)TERÖRİZMİN FİNANSMANI SUÇU BAĞLAMIN FETÖ/PDY SİLAHLI TERÖR ÖRGÜTÜNÜN GELİR KAYNAKLARI</strong></p>

<p>FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün finans sağlama ve mali kaynak kullanımı açısından geleneksel anlamdaki terör örgütlerinden farklılaşması ve yeni nesil bir terör örgütü olması nedeniyle sadece 6415 sayılı Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkındaki Kanun yönünden değerlendirmek bütünü görme ve tedbir alma açısından yeterli olmayabilir. Bunun yanında örgüt üyesi gerçek ve tüzel kişiler ortaklaşa hareket etmekte ve yalnızca örgüt üyesi olma sebebiyle elde ettikleri pek çok kazanç bulunmaktadır. Hatta örgüt ilişkili şirketler, örgütün sızmış olduğu kamu kurumları vasıtasıyla pek çok avantaj elde etmekte ve örgüt menfaatleri adına varlıklarını sürdürmeleri ve kazançlarını arttırmalarını sağlamaktadır. Bunlar terörizmin finansmanı ile yakın ilişkili olmakla birlikte örgüt ilişkili şirket yöneticilerinin örgüt üyesi olma sebebiyle elde ettikleri suç gelirleri altında düşünülmelidir.</p>

<p>Finansal kaynakları nazara alındığında örgütün kendine özgü bir yapı oluşturduğu görülmektedir. Bir yandan, “himmet” adı altında ve bağış, burs, zekât, fitre şeklinde örgüte yapılan yardımlar, diğer yandan doğrudan örgütün finansmanı için oluşturulan veya örgütün amacına tahsis edilen ticari şirketler bu örgüte sabit bir finansal kaynak sağlamıştır. Bu türden yapılan yardımlar, örgüt mensuplarından ve örgüt mensubu olmayıp çeşitli yollardan baskılarla adeta “haraç” gibi toplanarak sağlanmaktadır. Himmet şeklindeki zorunlu kesintiler; örgüt iltisaklı şirketler için aylık bağış ve sponsorluklar, örgüt üyesi kişiler için maaşlarının bir kısmı olmaktadır.<br />
Öte yandan örgüt, sabit olmayan gelirler de elde etmektedir. Bunlar da özellikle örgüte yakın olmasa da örgütün kamusal ve iş hayatındaki gücünden yararlanmak isteyen kişilerin örgüte sağlamış olduğu doğrudan ya da dolaylı kazançlar olarak karşımıza çıkmaktadır. Ayrıca örgüt, kamu kurumlarındaki örgütlü insan gücünü kullanarak kamu kaynaklarından da pek çok gelir elde etmiş ve bunlar sayesinde finansmanı için kurduğu ya da kendisini finanse eden ticari şirketlerin gelirlerini arttırmıştır. Gelirleri katlanan ticari şirketler ise kazançlarının bir kısmını kendi uhdelerinde tutarken büyük kısmını da örgüte veya örgütün amaçları doğrultusunda kurulan başka kurumlara aktarmışlardır.</p>

<p>FETÖ/PDY, zamanla faaliyetlerini birçok alanda genişletmiş ve Türkiye’nin yanı sıra yüz elliyi aşkın ülkede yaygınlaştırmıştır. Ülke içindeki pek çok şirket örgütün yurtdışı faaliyetlerini finanse eder duruma gelmiştir. Ayrıca söz konusu yapılanmanın yurt içinde ve yurt dışında eğitim, sağlık, medya, finans, ticaret, sivil toplum gibi farklı alanlarda faaliyet gösteren çok sayıda kuruluşu bulunmaktadır.</p>

<p><br />
FETÖ/PDY’nin dünya çapında tahmin edilen sermaye değeri 150 milyar dolardır. Bu sermaye birikimi başta özel sektör olmak üzere kamu sektörü ve sivil toplum kuruluşlarından gerek emri vaki yöntemlerle gerekse ekonomik faaliyetlerle oluşturulmuştur. Fakat finansman açısından “himmet” gibi öyle örnekler vardır ki halkın iyi niyetinin suistimal edilmesiyle özellikle tüm İslam aleminin dini bayramı olan kurban bayramında, kapı kapı dolaşarak hayvan derilerinin toplanması, yardım, bağış, burs, zekat, fitre, camii yaptırma, okul yaptırma adı altında köylerde ve kentlerden elde edilen gelirler finansman açısından daha önce başka terör örgütlerinde görülmeyen örneklerdir. Yine FETÖ/PDY’nin Türkçe Olimpiyatları organizasyonları ile milli duygular üzerinden yapılan suistimaller ulusal ve uluslararası arenada örgüt sempatizanlarının artmasına neden olmuş, bu durum bağışları ve diğer destekleri artırmıştır. Örgüt eliyle kamuya yerleşen kişiler, ilk maaşlarının tamamını ve sonrasında diğer maaşlarının %10 ile %20 arasında değişen oranını örgüte ödemişlerdir. Aynı şekilde örgütün kamu ihalelerinde yolsuzluk yaparak ihaleleri yandaş şirketlerin kazanmasına vesile olduğu da bilinmektedir. Yaklaşık olarak Türkiye’de 1700, yurt dışında 2500 ilkokul, ortaokul ve lise; Türkiye’de 15, yurt dışında 10 üniversite; Türkiye’de 450, yurt dışında 200 yurt; 1 banka, 1000 dershane, 3 haber ajansı, 16 televizyon kanalı, 23 radyo istasyonu, 45 gazete, 15 dergi, 29 yayınevi; Türkiye’de 35, yurt dışında 15 hastane; Türkiye’de 1200, yurt dışında 1500 dernek ve vakıf ve Türkiye’de 8 bin, yurt dışında 3000 şirketiyle devasa bir yapı haline gelmiştir.</p>

<p>FETÖ/PDY içerisindeki ticari yapılanma, elde ettiği finansal getirisinin yanı sıra örgütün insan kaynağının yetiştirilmesinde de faydalanılmıştır. “Başka bir ifadeyle parasal girdi, örgüt çarkı içinde insan çıktısı üretecek şekilde dizayn edilmiştir.” Örgütün dışarıdan görünen yüzünün sempatikleştirilmesi, sözde hoşgörü, barış ve demokrasiye dayanan söylemleri, pek çok kişiye moral ve umut vaadederek kendi safına çekmeyi sağlamıştır.<br />
Türkiye’nin şimdiye kadar gördüğü klasik terör örgütü algısını yıkan ve terör, terörizm terimlerine yeni bir boyut kazandıran örgüt, suç dünyasından da himmet adı altında haraç almış, himmet vermek istemeyenlerin kamu gücünü kullanarak tepesine binmiş, himmet verenlerin ise önünü açarak işlerini kolaylaştırmıştır. Bu noktada aslında devleti her zaman kötü olarak görmüş ve “düşman devletten kaçır, himmete yatır” sloganıyla hareket ederek kendisini güçlendirip devleti zayıflatmak istemiş, yine kamu kurumlarındaki örgüt elemanları sayesinde birçok ihaleyi yanlısı olduğu şirketlere kazandırarak vergi muafiyeti sağlatmış, bu yönüyle ise kamu gelirlerini azaltıp ve kamu bütçesini zarara uğratarak kendini finanse etmiştir.</p>

<p>FETÖ paralel devlet yapılanması faaliyetlerinden hareketle kuruluşundan bu yana ele geçirdiği tüm sektörler birbirini destekleyerek örgüt faaliyetlerini kolaylaştırmış ve devleti ele geçirmeye çalışan devasa bir örgüte dönüştürmüştür.</p>

<p>Örgütün mali yapıya sızma amacının;<br />
• Kamu destek ve teşviklerini grup şirketlerine yönlendirme,<br />
• Mali Denetim faaliyetlerinden haberdar olma ve denetimleri yönlendirme, Kamu ihalelerini örgütle bağlantılı şirketlere verme,<br />
• Bilişim altyapısı ve kurum arşivini örgütle bağlantılı kişilerin ve şirketlerin menfaatine kullanma olarak özetlenmesi mümkündür.</p>

<p>FETÖ/PDY’nin özel sektör yapılanması temelde iki faaliyet için kullanılmıştır. Bunlardan birincisi ekonomik gelir elde etme, ikincisi ise kara para aklayarak fon transferlerini kolaylaştırma şeklindedir.<br />
Emniyet Genel Müdürlüğünün hazırlamış olduğu rapora göre, örgüt, şirketlerinin binlercesi üzerinden elde ettikleri kazançları ticaret gibi göstererek bankacılık sistemine sokmaktadırlar.</p>

<p>FETÖ/PDY basın yayın ve medya kuruluşlarının efektif etkisinin her zaman farkında olmuş, amaçlarına ulaşmak için algı yönetimi politikalarını bu kuruluşlar üzerinden yapmaya çalışmıştır. Örgütün basın yayın, medya kuruluşları incelenecek olursa;... ve ....gazeteleri, ...ve ...TV ile öne çıkan FETÖ/PDY’nin hedefi dindar-muhafazakâr olmayan kesime hitap etmektir.... Grubu bu anlamda .... Gazetecilik’i tamamlar niteliktedir.</p>

<p>FETÖ’nün mali anlamda büyüklüğünü anlatabilmek için faaliyetlerini “yatay büyüme” teorisiyle açıklamak faydalı olacaktır. Bu teori aslen bir işletmenin ürettiği mal veya hizmeti, ara mallarını ve parçalarını da üretmek üzere genişlemesidir. Örgüt, topladığı himmet gelirleri ile okullar, yurtlar ve dershaneler açarak eğitim sektörüne yatırım yapmıştır. Daha sonrasında yine eğitim sektöründe şirketler kurarak faaliyetlerini bu şirketler üzerinde yürütmüştür. Bu sistem içerisinde kendi matbaasını ve okulları için kılık kıyafet firmalarını, kırtasiye ve kargo şirketlerini kurarak bir ticaret döngüsüne girmiştir. Sonuç olarak örgüt dış alımlarını olabildiğince azaltmış ve iç alımlar ile parayı kendi şirketlerini güçlendirmekte kullanmıştır. Bu bağlamda eğitim alanında başlayan ticari ilişki, basın, yayın, taşımacılık, tekstil, gıda hatta sağlık ve finans gibi sektörlere uzanmıştır. 1990’lı yıllardan sonra sistemli şekilde gelişme ve genişleme dönemi yaşanmış bazı sektörler hedef olarak özellikle seçilmiştir.</p>

<p>FETÖ/PDY ile İlişkili Şirketler;</p>

<p>Örgüt Şirketleri: Örgüt sermayesi ile kurulan ve örgütü aktif olarak destekleyen şirketlerdir.<br />
Bağlantılı Şirketler: Örgüt ile hareket etmekte olup, kuruluş sermayesi örgüte ait olmamakla birlikte ilerleyen süreçte şirketlerin örgütün amacına tahsis edilen şirketlerdir. Bu şirketlerin bir kısmı örgüte maddi destek sağlamakla birlikte bir kısmı ise tümüyle örgüt kontrolüne girmiştir.<br />
Diğer Şirketler: Bu şirketler, bağlantılı şirketler gibi doğrudan ilişkide bulunmamakla birlikte örgüte kaynak sağlayan şirketlerdir.<br />
Örgütle ilişkili şirketlerin genel özelikleri şöyledir:<br />
-Örgüte ait ve örgütle bağlantılı şirketlerin ortaklık yapısı belirsiz ve karmaşıktır.<br />
-Çokça şüpheli hisse devirleri gerçekleştirilmiştir. Söz konusu hisse devirlerinin gerçekleşmesinde bedellerin ödenmesine ilişkin kayıtlara rastlanılmamaktadır.<br />
-Şirketlerin kayıt dışı para giriş çıkışını kolaylaştırabilmek için ortaklarına yüklü miktarda borçlandırıldığı görülmüştür.<br />
-Aynı sermayenin ürünü şirketlerin aralarında mal ve hizmet alımına dayanmayan yüklü miktarda fiktif işlem yoluyla para transferlerinin gerçekleştirildiği tespit edilmiştir.</p>

<p>-Gerçekte şirket ortağı olmayarak görünürde şirket ortağı olan “Emanetçi Ortaklık” ilişkileri bulunmaktadır.<br />
-Şirketlerin birbiri ile olan faaliyetlerinde transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü kazanç dağıtımına gidilmiştir. Bu durumun sonucu olarak yüksek miktarlarda kaynak aktarımları görülmektedir.<br />
-Kâr dağıtımı yapmamışlardır.<br />
-Personel maaş ödemeleri ve bilançoda gider olarak gösterilen kalemleri, geri toplayarak bu paraları örgütün finansmanında kullanmışlardır.<br />
-Şirketlerin bütün işlemlerini örgüte dahil olan diğer şirketler ile gerçekleştirdiği, örgütsel bir yapılanma içerisinde daha önce bahsedilen yatay büyüme konusuyla ilişkili olduğu bilinmektedir. Şirketlerin mal ve hizmet alışlarıın çok büyük çoğunlukla örgüte mensup kişilere ait şirketlerden gerçekleştirildiği, iş ilişkilerinde ağırlıklı olarak örgütle iltisakı şirketlerin tercih edildiği, gözlemlenmiştir.<br />
-Şirketler tarafından örgüte ait kâr amacı gütmeyen kuruluşlara ve yurtdışı okullarına yardım ve bağış adı altında para transferi yapılmaktadır.<br />
-FETÖ/PDY diğer terör örgütlerinden belirli özellikleri ile ayrılmakta, özellikle üyelerinin kamu kurumlarına sızması ve kamu kurumlarının sahip olduğu kamu gücünü örgüt lehine yönlendirmeleri ve kurumlardaki gizli bilgi ve belgeleri örgütün kullanımına açmaları suretiyle örgüte avantaj sağladıkları da bilinen bir gerçekliktir.<br />
-Himmet olarak toplanan paralar öncelikle şirketlerin faaliyet konularıyla ilişkilendirilmekte sonra ise bu paralarla gazete, dergi vs. aboneliği yapılarak döndürülmektedir.</p>

<p><strong>4-) MÜSADERE</strong><br />
Anayasa'nın 13. maddesine göre, temel hak ve özgürlükler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasa'nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlandırılabilecektir. Mülkiyet hakkının düzenlendiği Anayasa madde 35/1’de, herkesin mülkiyet ve miras haklarına sahip olduğu belirtildikten sonra, ikinci fıkrada bu hakların, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabileceği düzenlenmiştir. Maddenin üçüncü fıkrasına göre ise, mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamayacaktır. Anayasa madde 38/9’da “genel müsadere cezası verilemez” şeklinde müsadere konusunda temel bir yasak kabul edilmiştir.<br />
Mülkiyet hakkı aynı zamanda uluslararası hukukta da teminat altına alınmış temel hak ve hürriyetlerin en önemlilerinden birisi olarak karşımıza çıkmaktadır. İnsan Hakları</p>

<p>Evrensel Beyannamesinin 17. maddesi, herkesin tek başına ve başkalarıyla ortaklaşa mal ve mülk edinme hakkı olduğunu ve hiç kimsenin keyfi olarak mal ve mülkinden yoksun bırakılamayacağını düzenlemektedir. Ayrıca, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşmeye Ek Protokolün "Mülkiyetin korunması" başlıklı 1. maddesinde, her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı bulunduğu, bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabileceği düzenlenmiştir. Söz konusu hükme göre, bu hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek için gerekli gördükleri kanunları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmeyecektir.</p>

<p>Kamusal düzeni bozarak, temel hak ve hürriyetlere en derin biçimde müdahale eden suç olgusuyla mücadele amacıyla mülkiyet hakkına müdahale edilmesinin Anayasanın ve Ek Protokolün öngördüğü şekilde kamu yararı taşıdığı açıktır. Maddi hakikate ulaşılabilmesi için delil olarak kullanılması gereken malvarlığı değerlerinin değiştirilmeden veya kaybolmadan muhafaza altına alınması gerektiği gibi, suçla bağlantılı malvarlığı değerlerinin ileride müsadere edilebilmesi için de bu malvarlığı değerlerinin kontrol altına alınması gerekmektedir. Anayasa Mahkemesi de kararlarında el koyma ve müsadere gibi tedbirlerin çeşitli kamu yararı amaçlarını taşıdığını, söz konusu tedbirler ile suçta kullanılan, kullanılmak üzere hazırlanan veya suçtan meydana gelen eşyanın mahkûmiyete rağmen suçlunun elinde bırakılmaması, suçtan gelir elde edilmemesi, ayrıca suçla ilgili veya bizatihi suç teşkil eden eşyanın ülke ekonomisi, kamu düzeni ve güvenliği ile toplum ve çevre sağlığı bakımından arz ettiği tehlikelerin önlenmesinin amaçlandığını belirtmiştir. Böylece suçla mücadelede caydırıcılığın sağlanması, yeni suçların işlenmesinin önüne geçilmesi ve tehlikelilik arz eden suça konu mülkün kullanılmasının ve dolaşımının engellenmesi hedeflenmektedir (Hamdi Akın İpek Başvurusu, B.N.: 2015/17763, 24/5/2018, § 97).</p>

<p>Suç işlemenin kazanç elde etme yöntemi olarak kullanılması, suç işleme eğilimini artıracağı kuşkusuzdur. Bu şekilde kazanç amacıyla suç işlenmesi bireysel olarak mağduriyetler yanında genel olarak toplumsal yapının ve kamu düzenin bozulmasına neden olmaktadır. Ayrıca müsadere tedbiri özellikle terör ve örgütlü suçlarla ulusal ve uluslararası düzeyde mücadele bakımından büyük önem taşımaktadır. Nitekim uluslararası hukuk metinlerinde de suçla mücadelede bu gibi tedbirlerin etkin bir yaptırım olarak kullanılması gerektiği belirtilmektedir. Ülkemizin de taraf olduğu 141 sayılı Suç Gelirlerinin Aklanması, Aranması, Zapt Edilmesi ve Müsadere Edilmesi Hakkında Avrupa Konseyi Sözleşmesi ile 198 sayılı Terörizmin Finansmanı ve Suçtan Elde Edilen Gelirlerin Aklanması, Aranması ve Müsaderesi Hakkındaki Avrupa Konseyi Sözleşmesi'nde; giderek artan ölçüde uluslararası bir sorun hâline gelen suça karşı mücadelenin uluslararası düzeyde modern ve etkin yöntemlerin kullanılmasını gerektirdiği, bu yöntemlerden birinin de el koyma ve müsadere tedbirleri olduğu ve bu alanda uluslararası iş birliğine de ihtiyaç duyulduğu belirtilmektedir. Ayrıca yine ülkemizin taraf olduğu Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından kabul Terörizmin Finansmanının Önlenmesine Dair Uluslararası Sözleşme de terörizmin finansmanının engellenmesi bakımından el koyma ve müsadere gibi tedbirlerin uygulanmasının gerekli olduğunu düzenlemektedir (Hamdi Akın İpek Başvurusu, B.N.: 2015/17763, 24/5/2018, § 98).</p>

<p>Bu nedenlerle suçla mücadele bakımından suç ve fail araştırılması kadar, suç gelirlerinin araştırılması ve bu gelirlere elkonulması ve müsadere edilmesi gerekmektedir. Özellikle terör ve örgütlü suçlarla mücadelenin, bu örgütlerin finansal kaynakları kurutulmadan başarılı olması da mümkün değildir. Bu nedenle suç örgütlerine yönelik soruşturmalarda, örgütlerin suçun işlenmesinde kullanıldıkları veya suçun işlenmesine tahsis ettikleri ya da suçtan elde ettikleri ya da dönüştürülmesi sonucu ortaya çıkan ekonomik kazançların ve malvarlığı değerlerinin tespit edilerek, müsadere edilmesi büyük önem taşımaktadır.</p>

<p>Eşya müsaderesinin düzenlendiği TCK madde 54’e göre, eşya müsaderesi dört farklı durumda söz konusu olabilecektir. Buna göre müsadere kararının, suçla bağlantılı eşya hakkında, suçun işlenmesine tahsis edilen tehlikeli eşya hakkında, konusu suç teşkil eden eşya hakkında ve kaim değer hakkında verilmesi mümkündür. Bir suçla bağlantılı olarak eşyanın müsaderesine göre, kasıtlı bir suçun işlenmesinde kullanılan veya suçun işlenmesine tahsis edilen ya da suçtan meydana gelen eşyanın müsaderesine hükmolunacaktır. Suçun işlenmesine tahsis edilen tehlikeli eşyanın müsaderesine göre, suçun işlenmesinde kullanılmak üzere hazırlanan eşyanın, kamu güvenliği, kamu sağlığı veya genel ahlak açısından tehlikeli olması durumunda müsadere edilecektir. Konusu suç teşkil eden eşyanın müsaderesine göre, üretimi, bulundurulması, kullanılması, taşınması, alım ve satımı suç oluşturan eşya müsadere edilecektir. Kaim değerin (eşdeğerin) müsaderesine göre, müsadereye tabi eşyanın, ortadan kaldırılması, elden çıkarılması, tüketilmesi veya müsaderesinin başka bir surette imkânsız kılınması halinde; bu eşyanın değeri kadar para tutarının müsaderesine karar verilecektir. Kazanç müsaderesinin düzenlendiği TCK madde 55/1’e göre, suçun işlenmesi ile elde edilen veya suçun konusunu oluşturan ya da suçun işlenmesi için sağlanan maddi menfaatler ile bunların değerlendirilmesi veya dönüştürülmesi sonucu ortaya çıkan ekonomik kazançların müsaderesine karar verilecektir. TCK madde 55/2’ye göre, müsadere konusu eşya veya maddi menfaatlere elkonulamadığı veya bunların merciine teslim edilmediği hallerde, bunların karşılığını oluşturan değerlerin müsaderesine hükmedilecektir.</p>

<p>Öte yandan müsaderenin ölçülü olması için bazı düzenlemeler yapılmıştır. Müsadereyi ölçülülük bakımından sınırlandıran hükümler, aynı zamanda, müsadere amacıyla elkonulacak eşya veya malvarlığı değerlerini de sınırlandırmaktadır. Nitekim eşya müsaderesinde orantılılığı sağlamak amacıyla TCK madde 54/3’de düzenlenen, “Suçta kullanılan eşyanın müsadere edilmesinin işlenen suça nazaran daha ağır sonuçlar doğuracağı ve bu nedenle hakkaniyete aykırı olacağı anlaşıldığında, müsaderesine hükmedilmeyebilir.” şeklindeki hüküm, mecburi müsadere sistemi yerine kısmen de olsa ihtiyari müsadere sisteminin kabul edildiğini göstermektedir. Buna göre eşyanın yukarıdaki şekilde bir suçla bağlantısı tespit edilse dahi, verilecek kararın orantılı olmaması, yani eşyanın müsadere edilmesi ile suçun ihtiva ettiği haksızlık muhtevası arasında makul bir oranın bulunmaması durumunda hâkime müsadere kararı verme konusunda takdir yetkisi verilmiştir. Müsadere bakımından orantılılık ilkesini sağlamak TCK madde 54/5’de ayrı bir hükme daha yer verilmiştir. Söz konusu hükme göre, “bir şeyin sadece bazı kısımlarının müsaderesi gerektiğinde, tümüne zarar verilmeksizin bu kısmı ayırmak olanaklı ise, sadece bu kısmın müsaderesine karar verilecektir”. Dolayısıyla bu hükümlere göre müsadere edilmeyecek bir eşyaya elkoyulmaması gerekir. Ancak söz konusu hükümler müsadere konusunda mahkemenin takdirine bağlı bir yetki verdiğinden, bu müsadere sınırlamasının soruşturma evresinde elkoyma kararına etkisi olmayacaktır. Ancak kovuşturma evresinde, mahkeme orantılık ilkesi nedeniyle müsadere etmemeye karar verdiği eşyayı elkoyma kararını kaldırarak, derhal sahibine iade edilmelidir.</p>

<p>Mülkiyet hakkının korunmasına ilişkin anayasal güvencelerden gerçek kişiler gibi tüzel kişilerin de yararlanma hakkı bulunduğu şüphesizdir. Tüzel kişiler tabi oldukları hukuka göre, kamu hukuku tüzel kişileri ve özel hukuk tüzel kişileri olarak ikiye ayrılmaktadır. Kamu görevlileri tarafından idare edilen ve zaten devlete ait olan kamu tüzel kişilerine elkonulması ve kamu tüzel kişilerinin müsadere edilmesi anlamsızdır. Ancak bir kamu tüzel kişiliği bünyesinde suç işleyen kamu görevlilerinin idari ve cezai sorumluluğu bulunduğu gibi, kamu tüzel kişiliklerinin yöneticilerinin her zaman değiştirilmesi de mümkündür. Bu nedenle elkoyma ve müsadere tedbirleri bakımından tüzel kişi ifadesi, özel hukuk tüzel kişilerini ifade etmektedir. Özel hukuk tüzel kişileri, belli bir amacı gerçekleştirmek üzere bağımsız bir varlık halinde teşkilatlanan şahıs ve mal topluluklarıdır. Özel hukuk tüzel kişileri kazanç paylaşma amacı güden şirketler ve böyle bir amaç gütmeyen dernekler ve vakıflar olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Bir suçun özel hukuk tüzel kişinin faaliyetleri kapsamında özel hukuk tüzel kişinin yararına işlenmesi mümkündür. Kamusal düzeni sağlamakla yükümlü bir hukuk devletinde, tüzel kişi bünyesinde suç işlenmesine ve bu şekilde kazanç elde edilmesine izin verilmesi düşünülemez. Bu nedenle tüzel kişiler vasıta edilerek suç işlemesini ve bu suç vasıtasıyla kazanç elde edilmesini engelleyici düzenlemeler yapılması zorunluluğu bulunmaktadır.</p>

<p>Tüzel kişiliğin malvarlığına elkonulması ve müsaderesi bakımından CMK madde 128’de sayılan suçların işlendiğine ve tüzel kişinin elde ettiği yararın bu suçtan kaynaklandığına ilişkin somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebebin bulunması ve bu durumun maddede sayılan kurumlar tarafından rapora bağlanması, tüzel kişiliğe elkonulması için yeterli değildir. Tüzel kişiliğe elkonulması (ispat aracı olan eşyalar hariç) ileride müsadere hükümlerinin uygulanabilmesi için yapıldığına göre, ancak ileride müsadere edilebilecek malvarlığı değerlerine elkonulabilmesi mümkündür. Bu nedenle tüzel kişinin tamamının müsadere konusu olabilmesi için müsadereye ilişkin bazı yasal hükümler dikkate alınmalıdır. Öncelikle 60. maddenin son fıkrası uyarınca tüzel kişilik hakkında müsadere kararı verilebilmesi için, tüzel kişi yarına işlenen suç dolayısıyla tüzel kişi hakkında güvenlik tedbirlerine hükmolunabileceğine ilişkin açık bir düzenleme bulunmalıdır. Ancak bu şekilde açık bir düzenleme bulunan bir suçun tüzel kişi yararına işlenmesi de tüzel kişiliğe elkonulması için yeterli değildir. Hem 60. maddenin üçüncü fıkrasındaki hem de 54. maddenin üçüncü fıkrasındaki orantılılık (hakkaniyet) ilkesi, tüzel kişiliğe elkonulması bakımından önemli bir sınırlama getirmektedir. Buna göre, suçtan elde edilen yararın miktarı ile tüzel kişiliğin müsaderesi arasında bir orantılılığın bulunması gerekmektedir. Eğer işlenen suç neticesinde elde edilen yarar ile tüzel kişiliğin malvarlığının müsaderesi kıyaslandığında suç nedeniyle elde edilen yarara nazaran müsaderenin ağır bir yaptırım olacağı ve bu nedenle hakkaniyete aykırı olacağı anlaşıldığı durumlarda tüzel kişiliğin müsaderesi yoluna gidilmemelidir.</p>

<p>Ancak, tüzel kişiliğin tüm faaliyetleri dikkate alındığında kasıtlı bir suçun işlenmesinde vasıta olarak kullanılıyorsa veya tüzel kişilik tamamen bir suçun işlenmesine tahsis edildiyse bu tüzel kişiliğin malvarlığının müsadere edilmesi gerekecektir. Yine faaliyetleri hukuka uygun olmasına rağmen elde ettiği kazanç başka suçların finansmanına tahsis edildiyse tüzel kişilik müsadere edilmelidir. Buna göre, legal bir görüntü altında faaliyet yürüten bir tüzel kişiliğin tüm kazancını bir terör örgütünün finansmanı amacıyla kullanması, diğer bir ifadeyle terör örgütü tarafından paravan olarak kullanılan tüzel kişinin hukuka uygun biçimde ticari faaliyette bulunmasına ve kazancını hukuka uygun elde etmesine karşılık, bu kazancın bir terör örgütünün finansmanı için kullanılması ve böylece terörizmin finansmanı suçunun işlenmesi durumunda, bu tüzel kişiliğin malvarlığının müsaderesi gerekecektir. Aynı şekilde hukuka uygun biçimde ticaret yapıyor olsa da, bir terör örgütünün sermayesiyle kurulan tüzel kişiliğin malvarlığının müsaderesi gerekmektedir.</p>

<p>Tüzel kişiliğin malvarlığının müsaderesi bakımından dikkate alınması gereken başka hükümler de bulunmaktadır. Öncelikle Anayasa madde 38/9’da genel müsadere yasaklanmıştır. Genel müsadere, öğretide suçlunun taşınabilir ve taşınmaz bütün malvarlığı üzerindeki mülkiyetini ortadan kaldıran ve bunu devlete geçiren bir ceza olarak ifade edilmektedir. (Dönmzer/Erman, C.II, s. 710, par.) Öğretide hemen bütün yazarlar genel müsadereyi tanımlarken, müsaderenin failin tüm malvarlığına ilişkin olarak gerçekleştirilmesine vurgu yapmaktadırlar. Genel müsaderenin varlığından söz edebilmek için kişinin bir suç işlemesi yeterli olup, müsadere edilecek olan eşyanın suçla ilgisinin bulunması aranmaz. Fail, malvarlığının bir kısmını veya bir eşyasını suçta kullanmış, suça özgülemiş veya suçtan elde etmişse, sadece söz konusu eşya veya malvarlığı değeri değil, bütün malvarlığı müsadere ediliyorsa genel müsadereden söz edilebilir. Başka bir deyişle genel müsadereyi, suç işleyen kimsenin suçla ilgili olmayan malvarlığını da kapsayacak biçimde tüm malvarlığının müsaderesi olarak tanımlamak gerekir. Bu noktada dikkat edilmesi gereken diğer önemli husus iyiniyetli üçüncü kişilerin haklarının korunmasıdır. 54. maddenin birinci fıkrasında müsadere edilecek eşyanın iyiniyetli üçüncü kişilere ait olmaması gerektiği açıkça düzenlenmiştir.</p>

<p>Yine fıkraya göre mülkiyet hakkı yanında iyiniyetli üçünçü kişilere ait sınırlı ayni haklarda korunmuştur. Buna göre, eşyanın üzerinde iyiniyetli üçüncü kişiler lehine tesis edilmiş sınırlı ayni hakkın bulunması hâlinde müsadere kararı, bu hak saklı kalmak şartıyla verilecektir. Ayrıca maddenin son fıkrasına göre, birden fazla kişinin paydaş olduğu eşya ile ilgili olarak, sadece suça iştirak eden kişinin payının müsaderesine hükmolunacaktır. Söz konusu hükümler dikkate alındığında tüzel kişi hakkında elkoyma kararı verilirken müsadere edilemeyecek iyiniyetli üçüncü kişilere ait eşyalara ve paylara elkonulmaması gerektiği sonucu ortaya çıkmaktadır. Bu kapsamda elkonulamayacak malvarlığı değerleri arasında, tüzel kişinin faaliyetini yürütürken kiraladığı bir eşya olabileceği gibi, işlenen suça iştiraki ve suç konusunda bilgisi olmayan ortaklardan birine ait payda olabilir. Elkoyma kararı iyiniyetli üçüncü kişilere ait bu eşya veya pay elkoyma kararının kapsamı dışında tutulacak şekilde verilmelidir veya bu durumun sonradan tespit edilmesi durumunda bu eşya veya pay elkoyma kararı kapsamından çıkartılmalıdır.</p>

<p>Şu hale göre, doğrudan FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne ait şirketlerin mal varlığı ile FETÖ/PDY mensubu kimselere ait ticari şirketlerin mal varlığı veya hisselerinin müsaderesi ile ilgili olarak şu hususlar gözetilmelidir:</p>

<p>1. Müsadere davasına konu şirketin veya hissenin sahibinin FETÖ/PDY terör örgütü mensubu olup olmadığına bakılmaksızın;</p>

<p>a. Şirketin veya hissenin sermayesinin örgüte ait olduğunun,</p>

<p>b. Şirketin yönetiminin şirketin sahibi olarak görülen kişiler tarafından değil doğrudan örgüt mensupları tarafından gerçekleştirildiğinin,</p>

<p>c. Şirketten veya hissenin ticari faaliyetlerinden elde edilen gelirlerin örgütün fonlanması amacına tahsis edildiğinin, somut delillerle ortaya konulması durumunda bu şirketin tamamı veya şirketteki hisse müsadere edilecektir.</p>

<p>2. Şirketin sahibinin FETÖ/PDY terör örgütü mensubu olması halinde şirketin mali hesap kayıtlarının gerçeği yansıtmadığının ve gerçek hukuki ilişkilere dayanmayan örgüte ait/irtibatlı/iltisaklı şirket ve kurumlarla arasında büyük miktarda para hareketlerinin bulunduğunun tespiti halinde şirketin müsaderesine karar verilmelidir.<br />
3. Şirket sahibinin veya şirketteki hisse sahibinin FETÖ/PDY terör örgütü mensubu olması, şirketin tamamının veya şirketteki hissenin müsadere edilmesi için yeterli değildir. Böyle bir müsadere kararı verilebilmesi için öncelikle şirketin ticari faaliyetleri sonucunda veya şirketteki hisseden elde edilen gelirin terör örgütünün faaliyetlerinde kullanıldığının somut delillerle ortaya konulması gerekir. Ancak bu durumun ispatlanması da şirketin tamamının veya şirketteki hissenin<br />
müsadere edilmesi için yeterli görülemez. Şirketin tamamının veya şirketteki hissenin müsadere edilebilmesi, şirketin veya hissenin örgütün geliriyle alınmış olmasına veya şirketten veya hisseden elde edilen gelirin tamamının terör örgütüne tahsis edilmesine veya şirketin doğrudan örgüt tarafından yönetilmesine bağlıdır.</p>

<p>4. Şirketten veya hisseden elde edilen gelirin tamamının örgüte tahsis edilmediği durumlarda, şirketin tamamının veya şirketteki hissenin müsadere edilmesi için, örgüte tahsis edilen paranın şirketin veya hissenin mali büyüklüğüyle kıyaslanması gereklidir. Örgüte gönderilen miktar şirketin veya şirketteki hissenin mali büyüklüğüyle kıyaslandığında, müsadere kararı verilmesinin orantılı olmayacağı durumlarda, şirketin veya şirketteki hissenin tamamının müsaderesine karar verilmemelidir. Buna göre, şirketin tamamının veya şirketteki hissenin müsaderesinin hakkaniyete uygun olmaması nedeniyle müsadere edilemediği, ancak FETÖ/PDY terör örgütü mensubunun örgüte fon sağladığının somut delillerle ortaya konulduğu durumlarda, örgüte verilen miktar müsadere edilecektir. Dolayısıyla bu durumda ele geçirildiğiyse örgüte gönderilen paranın; ele geçirilemediyse, bu miktarın değeri kadar para tutarının müsaderesine karar verilmelidir.</p>

<p>5. Şirketin tamamı hakkında müsadere kararı verilirken her durumda iyiniyetli üçüncü kişilerin hakları korunmalıdır.<br />
6. Kuruluş, amaç, örgüt yapılanması ve faaliyet yöntemleri Dairemizin 2015/3 Esas ve 2017/3 sayılı kararında anlatılan ve nihai amacı, Devletin Anayasal nizamını cebir ve şiddet kullanarak değiştirmek olduğu anlaşılan FETÖ/PDY terör örgütünün başlangıçta bir ahlak ve eğitim hareketi olarak ortaya çıkması ve toplumun her katmanının büyük bir kesimince de böyle algılanması, amaca ulaşmak için her yolu mübah gören fakat sözde meşruiyetini sivil alanda dinden, kamusal alanda ise hukuktan aldığı izlenimi vermek için yeterli güce ulaşıncaya kadar alenen kriminalize olmamaya özen göstermesi gerçeği nazara alındığında; terör örgütü mensubu olmayan kişilere ait şirketlerden veya şirket paylarından gönderilen kurban, öğrencilere burs verilmesi, öğrenci yurtlarına iaşe temini gibi salt dini veya sosyal saiklerle yapılan yardımlar, silahlı terör örgütüne fon sağlama kastıyla yapılmadığından şirket veya hissenin müsadere gerekçesi olamayacaktır.</p>

<p><strong>III-) YUKARIDAKİ AÇIKLAMALAR IŞIĞINDA SOMUT OLAY DEĞERLENDİRİLDİĞİNDE:</strong></p>

<p>1-)Sanıklar ..., ..., ... ve ... hakkında silahlı terör örgütüne üye olma, sanık ... hakkında silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüte bilerek ve isteyerek yardım etme suçundan kurulan mahkumiyet kararına ilişkin sanık ..., ..., ..., ... ile sanıklar müdafilerinin temyiz istemlerinin incelenmesinde;<br />
i-) Sanık ... bakımından;</p>

<p>ByLock kullanıcısı olmayan, kod adı kullanmayan ancak dosya kapsamına göre örgüt ile irtibatı bulunan sanık hakkında atılı suçun sübutu açısından belirleyici delil niteliğinde bulunan ve CMK'nın 50/1-c maddesine yanlış anlam yüklenerek yemin verilmeyen tanıklar ...</p>

<p>ve ... ile ...'nın CMK’nın 210. maddesi gereğince doğrudan aleni duruşmada sanığın huzurunda veya 5271 sayılı CMK’nın 180/1-2-5 maddesi gereğince SEGBİS kullanılmak suretiyle dinlenip, AİHS’in 6/3-d ve Anayasa'nın 36. maddeleri ile teminat altına alınan “iddia/kamu tanıklarını sorguya çekmek veya çektirmek” hakkı tanınarak dinlenilmesinden sonra sanığın hukuki durumunun tayin ve takdiri gerekirken eksik araştırma ile yazılı şekilde karar verilmesi,</p>

<p>ii-) Sanık ... bakımından;</p>

<p>Tanık Koruma Kanunu'nun 9. maddesinde belirtildiği üzere gizli tanık beyanlarının tek başına ve diğer deliller ile doğrulanmadıkça hükme esas alınamayacağı cihetle; örgütün hiyerarşik yapısına organik bağ ile dahil olarak, süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk gösteren faaliyetlerde bulunduğuna ilişkin yeterli ve kesin delil bulunmayan sanığın, yönetim kurulu başkanı olduğu şirketlerin taşeron şirketlerden burs ve kurban parası toplamaya yönelik eylemleri, 2014 yılı temmuz ayı itibariyle şirketler grubu bünyesinde çalışanların maaş hesaplarının ...'ya taşınmasına karar verilmesi ve ... TV'de yayımlanan ... isimli programa 2015 yılında da sponsor olunduğu hususu nazara alındığında; sanığın eylemlerinin silahlı terör örgütüne yardım boyutunda kaldığı gözetilmeden suç vasfında düşülen yanılgı sonucu yazılı şekilde karar verilmesi,</p>

<p>iii-) Sanıklar ... ve ... bakımından;</p>

<p>Örgütün hiyerarşik yapısına organik bağ ile dahil olarak, süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk gösteren faaliyetlerde bulunduğuna ilişkin yeterli ve kesin delil bulunmayan sanıkların dosyaya yansıyan eylemlerinin silahlı terör örgütüne yardım etme suçunu oluşturup oluşturmayacağının karar yerinde tartışılması gerekmesi lüzumu,</p>

<p>iv-) Sanık ... bakımından;<br />
Örgütün hiyerarşik yapısına dahil olduğuna dair herhangi bir bağlantı tespit edilemeyen sanığın, dosya kapsamına yansıyan eylemleri de göz önünde bulundurulduğunda; aşamalardaki savunmalarının aksine, terör örgütüne yardım etmek kastı ile hareket ettiğine dair kesin ve inandırıcı delil bulunmaması karşısında, mevcut şüphenin sanık lehine değerlendirilmesi gerektiği gözetilmeden atılı suçtan sanığın beraati yerine yazılı şekilde mahkûmiyetine karar verilmesi,</p>

<p>2-)... Holding A.Ş., ... Teknoloji A.Ş., ... İnşaat Sanayi ve Ticaret A.Ş., ... Otomotiv Sanayi ve Ticaret A.Ş., ... Yönetim Hizmetleri ve Tic.A.Ş., ... Kentsel Dönüşüm ve Proje Gelişim A.Ş., ... Sigorta Acenteliği Ltd.Şti., ... Dış Ticaret ve Pazarlama A.Ş., ... Otomotiv Sanayi ve Ticaret Ltd.Şti., ...Demir Çekme ve Civata Sanayi ve Ticaret A.Ş., ...Plastik Yapı Elemanları Sanayi ve Ticaret A.Ş., ... Sosyal Tesis İşletmeciliği Ltd.Şti., ... Bina ve Ev Teknoloji Ürünleri Sanayi ve Ticaret A.Ş., ... Gayrimenkul ve İnşaat A.Ş., ... ve ... İnşaat A.Ş., ... Oto Sanayi ve Ticaret A.Ş., Tasfiye halinde ...Mağaza Geliştirme Dekorasyon Sanayi ve Ticaret A.Ş.'nin müsaderesine ilişkin karar yönelik sanıklar ve müdafileri ile katılan TMSF vekilinin temyiz istemlerinin incelenmesinde;</p>

<p>Dosya kapsamına göre, müsaderesine karar verilen şirketlerin sermayesinin örgüte ait olduğuna, örgüt tarafından fonlandığına ya da örtülü veya çifte muhasebe kayıtları tutulduğuna dair bir tespit bulunmadığı hususu nazara alındığında; ... İnşaat Sanayi ve Ticaret A.Ş. ile ... Otomotiv Sanayi ve Ticaret A.Ş., isimli şirketler tarafından örgüt ile iltisaklı olan üniversite, dernek ve kurumlara aktarılan, taşeron firmalardan burs ve kurban açıklaması ile alınan çekler ve ... açıklaması ile kasadan çıkışı yapılan paraların miktarı ile söz konusu şirketlerin ekonomik değerleri arasında orantı bulunup bulunmadığının tespitine yönelik; yine ... Holding A.Ş. Bünyesinde bulunan tüm şirketler için ayrı ayrı olmak üzere; şirketlerin kazancının örgüte tahsis edilip edilmediği, şirketlerin ticari faaliyetten kar elde etme amacı dışında örgütsel motivasyonla yönetildiğinin ve terör örgütü ile irtibatlı olup olmadığı, para transferinde bulunup bulunmadığı, örgütün amacına özgülenip özgülenmediği, örgütün yurt dışı yapılanmalarına para gönderip göndermediği, örgütün amacına hizmet eder nitelikte sistematik şekilde para havaleleri gerçekleştirip gerçekleştirmediği, örgütün amaç ve faaliyetleri doğrultusunda hareket edip etmediği ve terör örgütünün devamlılığını sağlamaya yönelik finansal desteklerinin bulunup bulunmadığının her türlü şüpheden uzak olarak tespit edilebilmesi amacıyla, bu hususları da karşılayacak şekilde yeniden MASAK ve uzman bilirkişilerden oluşacak bir heyet raporu aldırılıp, para aktarımı olmayan şirketlerin müsaderesine karar verilemeyeceği, örgüte kaynak aktarımı yapıldığının tespit edilmesi halinde ise şirketlerin ekonomik değerlerinin büyüklüğüne göre aktarılan paranın cüzi miktarda kalması durumunda şirket veya şirketlerin tüm malvarlıklarının müsadere edilmesinin orantılılık ilkesine uygun olmayacağı, bu durumda örgüte aktarılan miktarın ele geçirilmesi halinde bu miktarın, ele geçirilememesi halinde ise örgüte aktarılan miktar kadar kaim değer olan paranın müsaderesi gerektiği gözetilmeden, eksik gerekçe ve yetersiz bilirkişi raporu ile yazılı şekilde tüm şirketlerin müsaderesine karar verilmesi,</p>

<p>Kanuna aykırı, sanıklar ve müdafileri ile katılan TMSF vekilinin temyiz istemleri bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan belirtilen sebepten dolayı hükmün 5271 sayılı CMK’nın 302/2. maddesi uyarınca BOZULMASINA, şirketler hakkında verilen kayyım atanması kararının sürdürülmesine ilişkin takdirin İlk Derece Mahkemesince değerlendirilmesine, 28.02.2019 tarihinde yürürlüğe giren 20.02.2019 tarih ve 7165 sayılı Kanun'un 8. maddesiyle değişik 5271 sayılı Kanun'un 304. maddesi uyarınca dosyanın İstanbul 34. Ağır Ceza Mahkemesine, kararın bir örneğinin İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 20.03.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://hukukihaber.net/yargitay-3-ceza-dairesinin-20245981-e-20258851-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 08 Jun 2026 13:36:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/05/yargi/yargitaya-640x360.jpg" type="image/jpeg" length="61189"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yargıtay 7. Ceza Dairesi’nin 2022/902 E., 2024/5846 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://hukukihaber.net/yargitay-7-ceza-dairesinin-2022902-e-20245846-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://hukukihaber.net/yargitay-7-ceza-dairesinin-2022902-e-20245846-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 7. Ceza Dairesi’nin 28.05.2024 tarihli, 2022/902 E. ve 2024/5846 K. sayılı kararı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>7. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2022/902 E., 2024/5846 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi<br />
SAYISI : 2018/304 E., 2019/113 K.<br />
SUÇ : 4733 sayılı Tütün, Tütün Mamulleri ve Alkol Piyasasının Düzenlenmesine Dair Kanun'a muhalefet<br />
HÜKÜM : Nakil aracının müsaderesine yer olmadığı<br />
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Kısmî ret, kısmî onama</p>

<p>Şikâyetçi Gümrük İdaresi vekilinin temyiz isteği yönünden; suç tarihi ve ele geçen eşyanın niteliğine göre suçtan doğrudan zarar görmeyen Gümrük İdaresinin davaya katılma ve hükmü temyize yetkisinin bulunmadığı anlaşılmıştır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu (Tarım ve Orman Bakanlığı) vekilinin temyiz isteği yönünden; suçun işlenmesinde kullanılan nakil aracı yönünden bozma üzerine kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla temyiz edilebilir olduğu temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu temyiz isteğinin süresinde olduğu, temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. TEMYİZ SEBEPLERİ</strong><br />
Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu (Tarım ve Orman Bakanlığı) vekilinin temyiz sebepleri; nakil aracının iadesine karar verilmesinin hatalı olduğu gerekçesiyle usul ve yasaya aykırı hükmün bozulması talebine ilişkindir.</p>

<p><strong>II. GEREKÇE</strong><br />
A. Şikâyetçi Gümrük İdaresi Vekilinin Temyiz İstemi Yönünden;<br />
Suç tarihi ve ele geçen eşyanın niteliğine göre suçtan doğrudan zarar görmeyen Gümrük İdaresinin davaya katılma ve hükmü temyize yetkisi bulunmadığından, Gümrük İdaresi vekilinin temyiz inceleme isteğinin 5320 sayılı Kanun'un 8 inci maddesinin birinci fıkrası gereğince yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 317. maddesi gereği reddine karar verilmesi gerektiği anlaşılmıştır.</p>

<p>B. Katılan Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu (Tarım ve Orman Bakanlığı) Vekilinin Temyiz İstemi Yönünden;<br />
Suç tarihinde Başkale Sulh Ceza Mahkemesinin 05.10.2012 tarihli ve 2012/15 Değişik İş sayılı önleme araması kararına istinaden ... plakalı araçta yapılan aramada, toplam 2.400 karton gümrük kaçağı sigaranın ele geçirildiği anlaşılmıştır.</p>

<p>Malen sorumlu ...'ın alınan beyanında, nakil aracını ... isimli şahsa sattığını ancak aracın devrini veremediğini beyan ettiği anlaşılmıştır.</p>

<p>Dairemizin 12.06.2018 tarihli bozma ilamı sonrası ...'ın alınan beyanında ise; nakil aracını olaydan iki ay önce ...'dan satın aldığını ancak aracın devrini henüz almadığını, sanık ...'ın akrabası olduğunu, köye gideceğini söylemesi üzerine aracı emanet olarak kendisine verdiğini beyan ettiği anlaşılmıştır.</p>

<p>5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 54/1. maddesindeki "İyiniyetli üçüncü kişilere ait olmamak koşuluyla, kasıtlı bir suçun işlenmesinde kullanılan veya suçun işlenmesine tahsis edilen ya da suçtan meydana gelen eşyanın müsaderesine hükmolunur. Suçun işlenmesinde kullanılmak üzere hazırlanan eşya, kamu güvenliği, kamu sağlığı veya genel ahlak açısından tehlikeli olması durumunda müsadere edilir.'' şeklindeki düzenleme gereği nakil aracının müsaderesi için iyiniyetli üçüncü kişilere ait olmaması gerektiği, sanığın savunmasında arkadaşı ...'dan kendisine ait olan ... plaka sayılı aracını emaneten aldığını belirttiği, ...'ın beyanının da aracı emanet olarak sanığa verdiğini beyan etmesi birlikte değerlendirildiğinde, nakil aracının iyiniyetli üçüncü kişiye ait olduğunun kabul edilerek iadesine karar verilmesinde herhangi bir hukuka aykırılık bulunmamıştır.</p>

<p><strong>III. KARAR</strong><br />
A. Şikâyetçi Gümrük İdaresi Vekilinin Temyiz İstemi Yönünden;<br />
Sanığın eyleminin suç tarihi ve ele geçen eşyanın niteliği itibarıyla 4733 sayılı Tütün, Tütün Mamulleri ve Alkol Piyasasının Düzenlenmesine Dair Kanun kapsamında kaldığı, bu suçtan zarar görenin de Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu olduğu cihetle, suçtan doğrudan zarar görmeyen Gümrük İdaresinin 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 237/1. maddesi uyarınca kamu davasında katılan sıfatının ve aynı Kanun’un 260/1. maddesi gereği sanıklar hakkındaki hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunmadığı hükmün, karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33. maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8. maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Kanun’un 305/1. maddesi gereği re’sen temyize de tabi olmadığı anlaşılmakla, Gümrük İdaresi vekilinin temyiz isteğinin 1412 sayılı Kanun'un 317. maddesi gereği Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle REDDİNE,</p>

<p>B. Katılan Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu (Tarım ve Orman Bakanlığı) Vekilinin Temyiz İstemi Yönünden;<br />
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle katılan Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu (Tarım ve Orman Bakanlığı) vekili tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve dikkate alınan sair hususlar yönünden herhangi bir hukuka aykırılık görülmediğinden katılan Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu (Tarım ve Orman Bakanlığı) vekilinin temyiz sebeplerinin reddiyle hükmün Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle ONANMASINA,</p>

<p>Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 28.05.2024 tarihinde karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://hukukihaber.net/yargitay-7-ceza-dairesinin-2022902-e-20245846-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 08 Jun 2026 13:34:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargiadtaddsa.jpg" type="image/jpeg" length="14411"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
