<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Hukuki Haber</title>
    <link>https://hukukihaber.net</link>
    <description>Türkiye'den ve dünyadan hukuki haberler, makaleler, siyasetten, spora her konuda hukuki haber...</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://hukukihaber.net/rss/kararlar" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Thu, 21 May 2026 03:18:17 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://hukukihaber.net/rss/kararlar"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[AYM'YE BİREYSEL BAŞVURU İLE AYM'NİN KARARI SONRASINDA YENİDEN YARGILAMAYA BAŞLANDIĞI TARİHLER ARASINDA ZAMANAŞIMI SÜRESİ İŞLEMEMEKTEDİR]]></title>
      <link>https://hukukihaber.net/aymye-bireysel-basvuru-ile-aymnin-karari-sonrasinda-yeniden-yargilamaya-baslandigi-tarihler-arasinda-zamanasimi-suresi-islememektedir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://hukukihaber.net/aymye-bireysel-basvuru-ile-aymnin-karari-sonrasinda-yeniden-yargilamaya-baslandigi-tarihler-arasinda-zamanasimi-suresi-islememektedir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uyuşmazlık, dava konusu kıdem ve ihbar tazminatının zamanaşımına uğrayıp uğramadığı noktasındadır. İhlal kararı üzerine yeniden yapılan yargılamada İlk Derece Mahkemesince işçinin iş sözleşmesinin haksız olarak feshedildiği kabul edilerek ıslaha karşı zamanaşımı def'i dikkate alınmak suretiyle ıslah ile artırılan miktarların zamanaşımına uğradığı gerekçesi ile dava konusu kıdem ve ihbar tazminatı dava dilekçesinde talep edilen miktarlar yönünden hüküm altına alınmıştır...]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>YARGITAY</strong></p>

<p><strong>9. HUKUK DAİRESİ</strong></p>

<p><strong>Esas Numarası: 2025/6650</strong></p>

<p><strong>Karar Numarası: 2025/9689</strong></p>

<p><strong>Karar Tarihi: 09.12.2025</strong></p>

<p><strong>KIDEM VE İHBAR TAZMİNATINDA ZAMANAŞIMI</strong></p>

<p><strong>ISLAHA KARŞI ZAMANAŞIMI DEFİ</strong></p>

<p><strong>BİREYSEL BAŞVURU</strong></p>

<p><strong>Özeti:</strong> Uyuşmazlık, dava konusu kıdem ve ihbar tazminatının zamanaşımına uğrayıp uğramadığı noktasındadır. İhlal kararı üzerine yeniden yapılan yargılamada İlk Derece Mahkemesince işçinin iş sözleşmesinin haksız olarak feshedildiği kabul edilerek ıslaha karşı zamanaşımı def'i dikkate alınmak suretiyle ıslah ile artırılan miktarların zamanaşımına uğradığı gerekçesi ile dava konusu kıdem ve ihbar tazminatı dava dilekçesinde talep edilen miktarlar yönünden hüküm altına alınmıştır. İstinaf başvurusu Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddedilmiştir. Bu karar sonrasında işçinin dava konusu tazminat taleplerini dava yoluyla talep etme imkânı bulunmamaktadır. Oysa işçi tarafından yapılan bireysel başvuru üzerine yapılan inceleme sonrasında Anayasa Mahkemesince hak ihlaline karar verilmiştir. Zamanaşımı, harekete geçememek, istemde bulunamamak durumunda bulunan kimsenin aleyhine işlemez. Bu nedenle işçinin bireysel başvurusu ile Anayasaya Mahkemesinin kararı sonrasında yeniden yargılamaya başlandığı tarihler arasında zamanaşımı süresinin işlemediğinin kabulü gerekmektedir. Buna göre işçi tarafından ihlal kararı sonrasında yapılan yargılamada dava konusu tazminatların miktarı, 09.01.2025 tarihli ıslah dilekçesi ile artırılmış olup işçinin iş sözleşmesinin fesih tarihi, Bölge Adliye Mahkemesi karar tarihi, arabuluculuk sürecinde geçen ve Covid 19 salgını döneminde duran süreler ile ıslah tarihi dikkate alındığında davacının kıdem ve ihbar tazminatı taleplerinin zamanaşımına uğramadığı anlaşılmakta olup kıdem ve ihbar tazminatı taleplerinin ıslah dilekçesinde artırılan miktarlar üzerinden hüküm altına alınması gerekmektedir.</p>

<p>MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi</p>

<p>SAYISI : 2025/1180 E., 2025/1596 K.</p>

<p>İLK DERECE MAHKEMESİ : Nazilli İş Mahkemesi</p>

<p>SAYISI : 2024/321 E., 2025/72 K.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p>Davacı vekili tarafından temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılmasının istenilmesi üzerine, işin duruşmaya tâbi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 09.12.2025 Salı günü tayin edilerek taraflara tebligat gönderilmiştir.</p>

<p>Duruşma günü davacı vekili Avukat ... ile davalı vekili Avukat ... duruşmaya geldiler.</p>

<p>Duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra duruşmaya son verildi.</p>

<p>Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalı Şirkete ait işyerinde 28.09.1998 tarihinde işe başladığını, müvekkilinin son ücretinin brüt 3.370,00 TL olduğunu, müvekkilinin özveriyle işini yaptığını, ancak davalı Şirket tarafından terfi ettirilmediğini, yeni personellerin birkaç yılda terfi ettiğini ve zam aldığını, işyerinde personel kayırmacılığının olduğunu, müvekkilinin bu durum ile ilgili yöneticilerine bu aksaklıkları, haksızlıkları, adaletsizlikleri içeren e-postalar gönderdiğini, müvekkilinin hiçbir cevap ve sonuç alamadığını, bunun üzerine müvekkilinin Yönetim Kurulu üyelerine e-posta gönderdiğini, gönderilen bu e-posta nedeniyle iş sözleşmesinin işveren tarafından feshedildiğini, müvekkilinin Şirket yöneticilerinin şahsına ya da şirketin kurumsal yapısına herhangi bir söz söylemediğini, müvekkilinin seçtiği atasözünün hakaret içermediğini, eleştirel düşüncenin ifade biçimi olduğunu belirterek kıdem ve ihbar tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong></p>

<p>Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının kullanmış olduğu kelimelerin hakaret içerdiğini, davacının yazdığı e-posta içeriğinde ifade özgürlüğü ve eleştiri sınırlarını aştığını, kullanılan üslubun ölçülü olması gerektiğini, davacının mevcut e-postasını düzeltme ihtiyacı ile yeni bir e-posta gönderdiğini kabul etmekle ölçüyü kaçırdığını ikrar ettiğini savunarak davanın reddini istemiştir.</p>

<p><strong>III. İHLAL KARARINDAN ÖNCEKİ YARGILAMA SÜRECİ</strong></p>

<p>A. İlk Derece Mahkemesi Kararı</p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin 18.10.2018 tarihli kararı ile; davacı tarafından gönderilen e-posta içeriğinin değerlendirilmesinde, her ne kadar diğer cümleler eleştiri kapsamında rahatsız olunan durumun dile getirilmesi olarak değerlendirilebilecek ise de "bokla yapılan sidikle yıkılır derler. ... enerji de işler bok' la yapılıyor sidikle yıkılmaya mahkumdur." ifadesinin eleştiri sınırlarını aştığı, bu ifadenin hakaret içermesi nedeniyle eleştiri sınırının üstünde kalacağı, bu nedenle işveren tarafından iş sözleşmesinin haklı nedenle feshedildiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.</p>

<p>B. İstinaf</p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin 18.10.2018 tarihli kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesinin 11.10.2021 tarihli kararı ile; davacı tarafından atılan e-posta içeriğinin değerlendirilmesinde, her ne kadar diğer cümleler eleştiri kapsamında rahatsız olunan durumun dile getirilmesi olarak değerlendirilebilecek ise de "bokla yapılan sidikle yıkılır derler. ... enerji de işler bok' la yapılıyor sidikle yıkılmaya mahkumdur." ifadesinin eleştiri sınırlarını aştığı, bu ifadenin hakaret içermesi nedeniyle eleştiri sınırının üstünde kalacağı, bu nedenle işveren tarafından iş sözleşmesinin haklı nedenle feshedildiği gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine kesin olarak karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. ANAYASA MAHKEMESİ KARARI VE İHLAL KARARINDAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ</strong></p>

<p>A. Bireysel Başvuru ve Anayasa Mahkemesi Kararı</p>

<p>Kesin olarak verilen karara karşı davacı tarafın Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunması üzerine Anayasa Mahkemesinin 17.07.2024 tarihli ve 2021/53760 Başvuru No.lu ve kararı ile; başvurucunun sıralı amirlerine yaşadığı sorunları iletmesine karşın sonuç alamaması nedeniyle haklı fesih nedeni olarak kabul edilen ifadeleri içeren e-postayı gönderdiğini, işverenin başvurucunun kullandığı sözleri kaba ve rahatsız edici bulduğu, bununla birlikte başvurucunun değer yargısı niteliği taşıyan bu ifadeleri kullanmasındaki temel amacın işverenlere yönelik bir hakaret değil uğradığı haksızlıklar hususunda farkındalık yaratmak olduğu ve başvurucunun bunları Kurum işleyişini nitelemek için kullandığı, haklı fesih nedeni olarak kabul edilen bu ifade, içerdiği kelimeler nedeniyle sosyoekonomik olarak daha yüksek seviyelerdeki bazı çevrelerde kaba olarak nitelendirilse dahi bu ifadenin toplumun bir kesimince vahim ve kabul edilemez işleri eleştirmek amacıyla kullanıldığının da bilindiği, ayrıca söz konusu ifadelerin taşıdığı kabalığın on dokuz yıl gibi uzun sayılabilecek bir süre Şirkete emek ve mesaisini harcayan, buna karşın haksızlığa uğradığını düşünen başvurucunun agresif anlatımının bir parçası olduğu, bir iş sözleşmesinin feshinin temel hak ve özgürlüklerin ihlaline neden olmaması için iş ilişkisinin devam ettirilmesini imkânsız kıldığı değerlendirilen ve doğrudan en ağır yaptırıma bağlanmış olan bu sebeplerin işverence ve daha sonra denetleme yapan ilk derece mahkemelerince hiçbir şüpheye yer bırakmayacak şekilde ortaya konulmuş olması gerektiği, buna karşın başvurucunun iş sözleşmesinin sonlandırılmasında ve buna bağlı olarak tazminat talebinin reddedilmesinde feshin son çare olması prensibinin değerlendirilmediği, 4857 sayılı İş Kanunu'nun (4857 sayılı Kanun) 25. maddesinin aşırı bir yoruma tâbi tutularak düşünce açıklamalarının dolaylı sınırlandırılmasına dayanak yapıldığı ve derece mahkemelerinin 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın (Anayasa) 26. maddesinde güvence altına alınan ilkelere uygun hareket etmedikleri, bu nedenle başvurucunun Anayasa’nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine karar verilmiş ve ihlalin sonuçlarının giderilmesi için yeniden yargılama yapılmasına ve dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.</p>

<p>B. İlk Derece Mahkemesi Kararı</p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; Anayasa'nın 153. maddesinin “Anayasa Mahkemesi kararları yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar.” hükmünü içerdiği, bu itibarla yapılan incelemede e-posta içeriği incelendiğinde davacının, işverenin kişilere ve topluma yararlı çok sayıda faaliyette bulunduğunu ifade ettikten sonra kendisinin de bir parçası olduğu Kurumun işleyişini eleştirdiği, bu bağlamda kullanılan sözlerin muhataplarının şahsına sarf edilmiş hakaret içerikli ifadeler değil kurumsal işleyişe ilişkin değer yargısı içeren eleştiri mahiyetinde ifadeler olduğu, bu nedenle davacının iş sözleşmesinin haksız feshedildiği ve davacının kıdem ve ihbar tazminatına hak kazandığı, fesih tarihinin 23.05.2017, dava tarihinin 16.03.2018, ıslah tarihinin ise 09.01.2025 tarihi olduğu, kural olarak fesih tarihi olan 23.05.2017 tarihine 10 yıllık zamanaşımı süresi eklendiğinde 23.05.2027 tarihinde zamanaşımı süresinin sona ereceği, ancak 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun geçici madde 8/2 hükmüne göre, zamanaşımı süresinin 25.10.2017 tarihinden sonraki kısmı 5 yıldan uzun olduğundan 25.10.2022 tarihinin zamanaşımı süresinin sonu olduğu, bu tarihe arabuluculuk sürecinde geçen ve Covid-19 salgını döneminde duran süreler eklendiğinde zamanaşımının tamamlandığı tarihin 08.02.2023 tarihi olduğu, ıslah edilen taleplerin zamanaşımına uğramaması için 08.02.2023 tarihine kadar talep edilmiş olması gerektiği, somut olayda ise ıslah dilekçesinin 09.01.2025 tarihinde sunulduğu, davalı tarafça süresinde ıslaha karşı zamanaşımı def'inde bulunulduğu, buna göre dava dilekçesinde talep edilen miktarlarla sınırlı olarak dava konusu tazminatların kabul edilmesi gerektiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p>C. İstinaf</p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı davacı vekilince süresinde istinaf başvurusunda bulunulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesinin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; İlk Derece Mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong></p>

<p>A. Temyiz Sebepleri</p>

<p>Davacı vekili temyiz dilekçesinde;</p>

<p>1. Anayasa Mahkemesi kararında tespit edilen ihlalin sonuçlarını gidermek için gerekli işlemlerin yapılması gerektiğini, ihlal kararı sonrasında yeniden yargılama yapıldığını, yeniden yargılamada tahkikata geri dönüldüğüne göre zamanaşımı yönünden de tahkikatın yapıldığı ana dönülmesi gerektiğini,</p>

<p>2. Yapılan yargılamada yeni bir hak ihlaline daha sebep olunmaması gerektiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>B. Değerlendirme ve Gerekçe</p>

<p>Uyuşmazlık, dava konusu kıdem ve ihbar tazminatının zamanaşımına uğrayıp uğramadığı noktasındadır.</p>

<p>Zamanaşımı, alacak hakkının belli bir süre kullanılmaması yüzünden dava edilebilme niteliğinden yoksun kalmasını ifade eder. Bu tanımdan da anlaşılacağı üzere zamanaşımı, alacak hakkını sona erdirmeyip sadece onu eksik bir borç hâline dönüştürür ve alacağın dava edilebilme özelliğini ortadan kaldırır. Bu itibarla zamanaşımı savunması ileri sürüldüğünde, eğer savunma gerçekleşirse hakkın dava edilebilme niteliği ortadan kalkacağından, artık mahkemenin işin esasına girip onu incelemesi mümkün değildir.</p>

<p>Zamanaşımı; bir borcu doğuran, değiştiren ortadan kaldıran bir olgu olmayıp salt doğmuş ve var olan bir hakkın istenmesini ortadan kaldıran bir savunma aracıdır. Bu bakımdan zamanaşımı alacağın varlığını değil istenebilirliğini ortadan kaldırır. Bunun sonucu olarak da yargılamayı yapan hâkim tarafından, yürüttüğü görevinin bir gereği olarak kendiliğinden göz önünde tutulamaz. Borçlunun böyle bir olgunun var olduğunu, kanunda öngörülen süre ve usul içinde ileri sürmesi zorunludur.</p>

<p>Zamanaşımı başlangıcına esas alınan kıdem tazminatı ve ihbar tazminatı hakkının doğumu işçi açısından iş sözleşmesinin feshedildiği tarihtir.</p>

<p>Zamanaşımı; harekete geçememek, istemde bulunamamak durumunda bulunan kimsenin aleyhine işlemez.</p>

<p>4857 sayılı Kanun'un "Zamanaşımı süresi" kenar başlıklı ek 3. maddesinin ilgili bölümü şöyledir:</p>

<p>"İş sözleşmesinden kaynaklanmak kaydıyla hangi kanuna tabi olursa olsun, yıllık izin ücreti ve aşağıda belirtilen tazminatların zamanaşımı süresi beş yıldır.</p>

<p>a) Kıdem tazminatı.</p>

<p>b) İş sözleşmesinin bildirim şartına uyulmaksızın feshinden kaynaklanan tazminat.</p>

<p>..."</p>

<p>4857 sayılı Kanun'un geçici 8. maddesi şöyledir:</p>

<p>"Ek 3 üncü madde, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten sonra sona eren iş sözleşmelerinden kaynaklanan yıllık izin ücreti ve tazminatlar hakkında uygulanır.</p>

<p>Ek 3 üncü maddede belirtilen yıllık izin ücreti ve tazminatlar için bu maddenin yürürlüğe girmesinden önce işlemeye başlamış bulunan zamanaşımı süreleri, değişiklikten önceki hükümlere tabi olmaya devam eder. Ancak, zamanaşımı süresinin henüz dolmamış kısmı, ek 3 üncü maddede öngörülen süreden uzun ise, ek 3 üncü maddede öngörülen sürenin geçmesiyle zamanaşımı süresi dolmuş olur."</p>

<p>Somut uyuşmazlıkta davacı taraf iş sözleşmesinin haksız olarak feshedildiğini ileri sürerek kıdem ve ihbar tazminatlarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. İlk Derece Mahkemesince davacının iş sözleşmesinin haklı nedenle feshedildiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; bu kararın davacı tarafça istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine kesin olarak karar verilmiştir. Davacı taraf verilen kararın ifade özgürlüğünün ihlali niteliğinde olduğunu ileri sürerek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunulmuştur.</p>

<p>Anayasa Mahkemesi yukarıda belirtilen gerekçe ile Mahkemece verilen kararın davacının ifade özgürlüğünün ihlal ettiği gerekçesi ile ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasına karar verilmiştir.</p>

<p>İhlal kararı üzerine yeniden yapılan yargılamada İlk Derece Mahkemesince davacının iş sözleşmesinin haksız olarak feshedildiği kabul edilerek ıslaha karşı zamanaşımı def'i dikkate alınmak suretiyle ıslah ile artırılan miktarların zamanaşımına uğradığı gerekçesi ile dava konusu kıdem ve ihbar tazminatı dava dilekçesinde talep edilen miktarlar yönünden hüküm altına alınmıştır. Davacı tarafın istinaf başvurusu Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddedilmiştir. Bu karar sonrasında davacı tarafın dava konusu tazminat taleplerini dava yoluyla talep etme imkânı bulunmamaktadır. Oysa davacı tarafça yapılan bireysel başvuru üzerine yapılan inceleme sonrasında Anayasa Mahkemesince hak ihlaline karar verilmiştir. Zamanaşımı, harekete geçememek, istemde bulunamamak durumunda bulunan kimsenin aleyhine işlemez. Bu nedenle davacının bireysel başvurusu ile Anayasaya Mahkemesinin kararı sonrasında yeniden yargılamaya başlandığı tarihler arasında zamanaşımı süresinin işlemediğinin kabulü gerekmektedir. Buna göre davacı tarafça ihlal kararı sonrasında yapılan yargılamada dava konusu tazminatların miktarı, 09.01.2025 tarihli ıslah dilekçesi ile artırılmış olup davacının iş sözleşmesinin fesih tarihi, Bölge Adliye Mahkemesi karar tarihi, arabuluculuk sürecinde geçen ve Covid 19 salgını döneminde duran süreler ile ıslah tarihi dikkate alındığında davacının kıdem ve ihbar tazminatı taleplerinin zamanaşımına uğramadığı anlaşılmaktadır. Hâl böyle olunca davacının kıdem ve ihbar tazminatı taleplerinin ıslah dilekçesinde artırılan miktarlar üzerinden hüküm altına alınması gerekli iken yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan sebeplerle;</p>

<p>1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,</p>

<p>2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,</p>

<p>Davacı yararına takdir edilen 40.000,00 TL duruşma vekâlet ücretinin davalı tarafa yükletilmesine,</p>

<p>Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine,</p>

<p>Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,</p>

<p>09.12.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p>

<p></p>

<p><span style="color:#999999">legalbank.net</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://hukukihaber.net/aymye-bireysel-basvuru-ile-aymnin-karari-sonrasinda-yeniden-yargilamaya-baslandigi-tarihler-arasinda-zamanasimi-suresi-islememektedir</guid>
      <pubDate>Wed, 20 May 2026 12:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargiadtaddsa.jpg" type="image/jpeg" length="17610"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Danıştay 15. Dairesi'nin 2013/14422 E., 2017/1836 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://hukukihaber.net/danistay-15-dairesinin-201314422-e-20171836-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://hukukihaber.net/danistay-15-dairesinin-201314422-e-20171836-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Danıştay 15. Dairesi'nin 18/04/2017 tarihli, 2013/14422 E., 2017/1836 K. sayılı kararı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p><strong>T.C.<br />
D A N I Ş T A Y<br />
ONBEŞİNCİ DAİRE<br />
Esas No : 2013/14422<br />
Karar No : 2017/1836</strong></p>

<p><br />
Temyiz Eden (Davalı) :<br />
Vekilleri :<br />
Diğer Davalı :<br />
Vekili :<br />
Karşı Taraf (Davacılar) :<br />
Vekilleri :</p>

<p>İstemin Özeti :Davacıların, mirasbırakanları .......2.6.2006 tarihinde ... Mahallesi ... Sokakta meydana gelen trafik kazasında vefatı üzerine; kazanın yoldaki çukurdan kaynaklandığı, bu durumun Ceza Mahkemesi tarafından hazırlattırılan bilirkişi raporu ile de sabit olduğu, hizmet kusurundan kaynaklı zararlarının idare tarafından karşılanmasının gerektiği ileri sürülerek uğranılan 50.000,00 TL maddi, 80.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren hesaplanacak yasal faiziyle birlikte taraflarına ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılan dava sonucunda, ... 1. İdare Mahkemesi'nce; Adli tıp Kurumu'nun 26/12/2008 tarihli raporunda gerekli aydınlatma ve işaretleme sistemlerini yapmayıp trafiği tehlikeye düşüren davalı idarenin %60; kask takmayan, hızını ayarlamayan ve direksiyon kurallarına uymayan davacılar murisinin %40 kusuru bulunduğunun belirtildiği; bu kusur oranları uyarınca ...... için 19.547 TL;.......n için 4.118,73 TL; ...... için 688.82 TL destekten yoksun kalma tazminatı hesaplandığı, hesaplanan toplam 24.354,78 TL maddi tazminat ile manevi tazminat istemlerinin 50.000 TL'lik kısmının kabulü, tazminatın idareye başvuru tarihi olan 04.06.2007 tarihinden itibaren ödemenin yapıldığı güne kadar idarece hesaplanacak yasal faizi ile birlikte davalı ... Belediye Başkanlığı tarafından davacılara ödenmesi, davanın ... Büyükşehir Belediye Başkanlığı yönünden hizmet kusurunun bulunmadığı gerekçesiyle reddi, maddi ve manevi tazminat istemlerinin fazlaya ilişkin kısımlarının reddi yolunda verilen kararın, davalı Gaziemir Belediye Başkanlığı tarafından hukuka uygun olmadığı ileri sürülerek temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.</p>

<p>Savunmaların Özeti : Savunma verilmemiştir.</p>

<p>Düşüncesi : Temyiz isteminin reddi gerektiği düşünülmektedir.</p>

<p><strong>TÜRK MİLLETİ ADINA</strong></p>

<p>Karar veren Danıştay Onbeşinci Dairesi'nce, dosyanın tekemmül ettiği anlaşılmakla yürütmenin durdurulması istemi hakkında ayrıca bir karar verilmeksizin tetkik hakiminin açıklamaları dinlenip, dosyadaki belgeler incelenerek gereği görüşüldü:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Kararın Bozulması" başlıklı 49. maddesinin 2. fıkrasında; temyiz incelemesi sonucu Danıştayın; a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması, b) Hukuka aykırı karar verilmesi, c) Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması sebeplerinden dolayı incelenen kararı bozacağı kuralına yer verilmiştir.</p>

<p>Dosyadaki belgeler ile temyiz dilekçesindeki iddiaların incelenmesinden, temyiz istemine konu kararın hukuka ve usule uygun olduğu, kararın bozulmasını gerektirecek yasal bir sebebin bulunmadığı sonucuna varılmıştır.</p>

<p>Açıklanan nedenlerle; temyiz isteminin reddine, ... 1. İdare Mahkemesi'nin ... tarih ve ... sayılı kararının ONANMASINA, dosyanın Mahkemesine gönderilmesine, 2577 sayılı Kanunun 18.06.2014 gün ve 6545 sayılı Kanunla eklenen Geçici 8. maddesinin 1. fıkrası ve 54. maddesinin 1. fıkrası uyarınca bu kararın tebliğ tarihini izleyen günden itibaren onbeş gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 18/04/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://hukukihaber.net/danistay-15-dairesinin-201314422-e-20171836-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Wed, 20 May 2026 10:22:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/05/yargi/danistay-1.jpg" type="image/jpeg" length="19213"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Danıştay 15. Dairesi'nin 2013/9890 E., 2017/807 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://hukukihaber.net/danistay-15-dairesinin-20139890-e-2017807-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://hukukihaber.net/danistay-15-dairesinin-20139890-e-2017807-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Danıştay 15. Dairesi'nin 20/02/2017 tarihli, 2013/9890 E., 2017/807 K. sayılı kararı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p><strong>T.C.<br />
D A N I Ş T A Y<br />
ONBEŞİNCİ DAİRE<br />
Esas No : 2013/9890<br />
Karar No : 2017/807</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><br />
Temyiz Eden ve Karşı Taraf (Davacılar) :<br />
Vekili :<br />
Temyiz Eden ve Karşı Taraf (Davalı) :<br />
Vekili :<br />
Diğer Davalı :<br />
Vekili :</p>

<p>İstemin Özeti : ... Kasabası ... Mahallesi ... Köyü yol ayrımında bulunan hemzemin geçitte 16.04.2004 tarihinde meydana gelen kaza sonucu çocukları ......... kaybeden davacıların, çocuklarını kaybetmelerinden dolayı zarara uğradıklarından bahisle davacı baba için 20.000,00 TL maddi, 50.000,00 TL manevi, davacı anne için 20.000,00 TL maddi, 50.000,00 manevi olmak üzere toplam 40.000,00-TL maddi ve 100.000,00-TL manevi tazminatın; Devlet Demiryollarının gerekli tedbirleri almadığının belirterek olay tarihinden itibaren işleyecek en yüksek banka iskonto haddine göre belirlenecek reeskont faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılan dava sonucunda, ... 16. İdare Mahkemesi'nce; Adli Tıp Kurumu tarafından hazırlanan 18/07/2007 tarihli raporunda; olay yeri hemzemin geçide trafiğin güvenliği açısından gerekli önlemleri (bariyer, alt geçit ya da üst geçit gibi) almayan, anılan bu önlemleri almakla yükümlü kazanın meydana geldiği yerdeki karayolunun yapım, bakım, onarımından sorumlu Kurum mevcut şartlarda meydana gelen olayda %10 ; TCDD İşletmesi Genel Müdürlüğü'nün %10 oranında kusurlu olduğunun belirtildiği; bu kusur oranları hükme esas alınarak ve Adli Tıp Kurumu raporunda TCDD İşletmesi Genel Müdürlüğüne atfedilen %10 oranındaki kusurun da karayolundan sorumlu olan idareye atfedilerek; hesap bilirkişisince hesaplanan destekten yoksun kalma zararının davacı baba için 4.066,06 TL maddi, davacı anne için 6.525,17 TL maddi, davacılar için 25.000,00 TL'er manevi tazminatın adli yargıda davanın açıldığı 14.12.2004 tarihinden itibaren hesaplanacak yasal faiziyle birlikte davalı Sincan Belediye Başkanlığı'nca davacılara ödenmesi, fazlaya ilişkin maddi ve manevi tazminat ile faiz isteminin reddi yolunda verilen kararın, taraflarca aleyhlerine olan kısımlarının hukuka uygun olmadığı ileri sürülerek temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.<br />
Savunmanın Özeti : Savunma verilmemiştir.</p>

<p>Düşüncesi : Temyiz isteminin reddi gerektiği düşünülmektedir.</p>

<p><strong>TÜRK MİLLETİ ADINA</strong></p>

<p>Karar veren Danıştay Onbeşinci Dairesi'nce, tetkik hakiminin açıklamaları dinlenip, dosyadaki belgeler incelenerek gereği görüşüldü:</p>

<p>2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Kararın Bozulması" başlıklı 49. maddesinin 2. fıkrasında; temyiz incelemesi sonucu Danıştayın; a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması, b) Hukuka aykırı karar verilmesi, c) Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması sebeplerinden dolayı incelenen kararı bozacağı kuralına yer verilmiştir.</p>

<p>Dosyadaki belgeler ile temyiz dilekçesindeki iddiaların incelenmesinden, temyiz istemine konu kararın hukuka ve usule uygun olduğu, kararın bozulmasını gerektirecek yasal bir sebebin bulunmadığı sonucuna varılmıştır.</p>

<p>Açıklanan nedenlerle; temyiz isteminin reddine, ... 16. İdare Mahkemesi'nin ... tarih ve ... sayılı kararının ONANMASINA, dosyanın Mahkemesine gönderilmesine, 2577 sayılı Kanunun 18.06.2014 gün ve 6545 sayılı Kanunla eklenen Geçici 8. maddesinin 1. fıkrası ve 54. maddesinin 1. fıkrası uyarınca bu kararın tebliğ tarihini izleyen günden itibaren onbeş gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 20/02/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://hukukihaber.net/danistay-15-dairesinin-20139890-e-2017807-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Wed, 20 May 2026 10:19:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/07/yargi/danistay-s1.jpg" type="image/jpeg" length="93114"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yargıtay 10. Ceza Dairesi'nin 2023/16840 E., 2025/3578 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-202316840-e-20253578-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-202316840-e-20253578-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 10. Ceza Dairesi'nin 25.03.2025 tarihli, 2023/16840 E., 2025/3578 K. sayılı kararı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>10. Ceza Dairesi </strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>2023/16840 E., 2025/3578 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ceza Dairesi<br />
SAYISI : 2022/71 E., 2022/472 K.<br />
SUÇ : Uyuşturucu madde ticareti yapma<br />
HÜKÜM : İstinaf başvurusunun esastan reddi<br />
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Temyiz isteminin esastan reddiyle hükmün onanması</p>

<p>Sanık hakkında kurulan hükmün, yapılan ön inceleme neticesinde temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, temyiz isteminin süresinde olduğu, temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. HUKUKİ SÜREÇ</strong></p>

<p>A. Bakırköy 2. Ağır Ceza Mahkemesince sanığın uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan mahkûmiyetine karar verilmiştir.</p>

<p>B. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 36. Ceza Dairesinin yukarıda belirtilen kararı ile sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>II. TEMYİZ SEBEPLERİ</strong></p>

<p>Sanık müdafiinin temyiz sebepleri özetle;</p>

<p>1. Suçun unsurlarının oluşmadığına, sanık hataya düşürüldüğünden hakkında 5237 sayılı TCK'nın 30. maddesi hükümlerinin uygulanması gerektiğine,</p>

<p>2. Sanığın savunmasında adı geçen ... ve diğer kişiler hakkında araştırma yapılmaksızın eksik inceleme yapıldığına,</p>

<p>3. ...'ın tanık olarak dinlenilmesine ilişkin talebin kabul edilmeyerek savunma hakkının kısıtlandığına,</p>

<p>4. Yeterli delil bulunmadığına, beraat kararı verilmesi gerektiğine,</p>

<p>5. Kararın usul ve yasaya aykırı olduğuna,</p>

<p>İlişkindir.</p>

<p><strong>III. GEREKÇE</strong></p>

<p>5271 sayılı CMK'nın "Gizli soruşturmacı görevlendirilmesi" başlıklı 139/1. maddesinde "Soruşturma konusu suçun işlendiği hususunda somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebeplerinin bulunması ve başka surette delil elde edilememesi hâlinde, kamu görevlileri gizli soruşturmacı olarak görevlendirilebilir. Bu madde uyarınca yapılacak görevlendirmeye hâkim tarafından karar verilir." denilmektedir.</p>

<p>Adli kolluk görevlisi “suçu ve failini belirleme, suçla ilgili delilleri toplama” konusundaki genel görevi kapsamında, uyuşturucu madde ticareti yapma suçu ile ilgili olarak, alıcı rolüne girerek sanıktan uyuşturucu madde alabilir. Bu şekilde elde edilen delil gizli soruşturmacının adli kolluk görevlisi olması halinde hukuka uygundur. Adli kolluk görevlisi de olsalar delil toplama faaliyetlerini 5271 sayılı<br />
CMK'nın 2. maddesinin (e) bendi ve 161/2. maddesi ile 2559 sayılı Polis Vazife ve Salâhiyet Kanunu’nun Ek 6. maddesine uygun bir biçimde gerçekleştirmeleri halinde ele geçirilen deliller hükme esas alınabilecektir. Bu kapsamda görevlilerin kışkırtıcı ajan sayılabilecek şekilde faili suç işlemeye yönlendirmesi sonucu ele geçirilen deliller hükme esas alınamayacaktır.<br />
İlgili yasa maddesi gereğince, gizli soruşturmacılar suç ve failini belirlemek ve suçla ilgili delil temin etmek için kişileri suça azmettirmeden veya teşvik etmeden bilgi toplayabilecektir.</p>

<p>Küçükçekmece ilçesi genelinde uyuşturucu madde ticareti yapan ve açık kimliği tespit edilemeyen faillerin belirlenmesi ve bu suça yönelik delil toplanması amacıyla 5271 sayılı CMK'nın 139. maddesi uyarınca gizli soruşturmacı görevlendirilmesine ilişkin karar alınmış ise de; 02.06.2018 tarihli rapor içeriğine göre kolluk görevlilerince uyuşturucu madde ticareti içi kullanıldığı belirlenen 0539 ... nolu hattın tespit edildiği ve tespit edilen bu hattın gizli soruşturmacılara verilerek bu hat üzerinden sanık ile irtibat kurulmasının sağlandığı olayda; alıcı olarak davranan gizli soruşturmacıların, sanık ile telefon irtibatı kurarak hazırladıkları 02.06.2018 tarihli raporda sanığın "caddeden gelirken şirin sokak var oraya gel görürüm sen ne kadar borcun var?" demesi üzerine sanığın belirttiği yerde buluşulduğu, sanığın yanında bir kişinin daha olduğu, gizli soruşturmacının "arkadaş mı?" diye sorması üzerine sanığın "hı hı ne kadar?" dediği, gizli soruşturmacının "kanki ben bi 50'lik sana zahmet" diyerek parayı sanığa verdiği ve uyuşturucu maddeyi aldığı, şüphelinin kullandığı GSM hattının görevlilerce tespit edilmesine rağmen şüpheli hakkında öncelikle 5271 sayılı CMK gereğince genel soruşturma usulleri ve CMK'nın 135. maddesi kapsamında iletişimin tespitine ilişkin tedbir kararı alınarak delil elde edilmeye çalışılması gerekirken sanıkla buluşma öncesinde gizli soruşturmacıların sanığı telefon ile arayarak irtibat kurdukları, gizli soruşturmacıların yalnızca pasif bir şekilde suç teşkil eden eylemi incelemekle sınırlı kalmayıp bir sonuca ulaşmak için yani kanıt toplamak amacıyla sanığın suç teşkil eden bir eylem hazırlığında olmadığı aşamada suça teşvik edecek nitelikte uyuşturucu madde isteyerek sanığın iradesi üzerinde etkili oldukları ve bu nedenle elde edilen delillerin hukuka aykırı delil niteliğinde olduğu, hukuka aykırı delillerin de hükme esas alınamayacağı anlaşıldığından sanığın beraatı yerine mahkûmiyetine karar verilmesi hukuka aykırı görülmüştür.</p>

<p><strong>IV. KARAR</strong></p>

<p>Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle, sanık müdafiinin temyiz istemi yerinde görüldüğünden İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 36. Ceza Dairesi kararının 5271 sayılı CMK'nın 302/2. maddesi gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,</p>

<p>Dava dosyasının, 5271 sayılı CMK'nın 304/2-a maddesi uyarınca Bakırköy 2. Çocuk Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 36. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,<br />
25.03.2025 tarihinde karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-202316840-e-20253578-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 19 May 2026 15:48:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/04/yargi/yargitay-054.jpg" type="image/jpeg" length="86332"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yargıtay 10. Ceza Dairesi'nin 2022/3587 E., 2024/17492 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-20223587-e-202417492-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-20223587-e-202417492-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 10. Ceza Dairesi'nin 15/03/2022 tarihli, 2022/3587 E., 2024/17492 K. sayılı kararı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>10. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2022/3587 E., 2024/17492 K.</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>...<br />
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi<br />
SAYISI : 2021/3292 E., 2021/3012 K.<br />
SUÇ : Uyuşturucu madde ticareti yapma<br />
HÜKÜM : Hükmün düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddi<br />
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Temyiz isteminin esastan reddiyle hükmün onanması</p>

<p>İlk Derece Mahkemesince verilen hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. HUKUKİ SÜREÇ</strong></p>

<p>A. Bakırköy 24. Ağır Ceza Mahkemesinin, 27.10.2021 tarihli ve 2021/202 Esas, 2021/420 Karar sayılı kararı ile sanığın uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 188 inci maddesinin üçüncü fıkrası, dördüncü fıkrasının (a) bendi, 62 nci maddesi, 52 nci maddesinin ikinci fıkrası, 53 üncü maddesinin birinci ve ikinci fıkraları ile üçüncü fıkrasının ilk cümlesi ve 58 inci maddesi uyarınca 13 yıl 9 ay hapis ve 27.500,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir.</p>

<p>B. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesinin yukarıda belirtilen kararı ile, sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükümdeki hukuka aykırılık düzeltilerek, hükme yönelik sanık ve müdafiinin istinaf başvurularının 5271 sayılı Kanun’un 280 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>II. TEMYİZ SEBEPLERİ</strong></p>

<p>Sanık müdafiinin temyiz sebepleri özetle;</p>

<p>1. Yeterli delil bulunmadığına, beraat kararı verilmesi gerektiğine,</p>

<p>2. Gizli soruşturmacı görevlendirilmesine ilişkin kararın hukuka aykırı olduğuna,</p>

<p>3. Sanığın uyuşturucu maddeyi aldığını söylediği kişi araştırılmadığından eksik inceleme yapıldığına,<br />
İlişkindir.</p>

<p><strong>III. GEREKÇE</strong></p>

<p>Sanığın gizli soruşturmacıya uyuşturucu madde sattığı iddiasıyla açılan davada 5271 sayılı Kanun'un "Teknik Araçlarla İzleme" başlıklı 140 ıncı maddesindeki düzenlemeye göre, sanığın teknik araçlarla izlenmesine ilişkin bir karar bulunmadığı, gizli soruşturmacı görevlendirilmesine ilişkin karara dayanılarak ve 5271 sayılı Kanun'un 140 ıncı maddesi uyarınca ayrıca bir karar alınmadan teknik araçlarla izleme ve görüntüleme ve ses alma işlemi yapıldığının anlaşılması karşısında, bu şekilde elde edilen delillerin hukuka aykırı olup hükme esas alınamayacağı, hukuka aykırı şekilde elde edilen görüntünün gösterilmesi sonucu sanığın olayı kısmen doğrulamasının beyanını hukuka uygun hale getirmeyeceği, yargılama esnasında 07.06.2021 tarihli celsede dinlenen gizli soruşturmacının olayı hatırlayamadığını belirtmesi nazara alındığında sanığın uyuşturucu maddeyi başkasına satma ya da devretme iradesi veya eyleminin her türlü şüpheden uzak ve kesin olarak tespit edilemediği, anlatılan şekilde elde edilen delilin hukuka aykırı olduğu ve hükme esas alınamayacağı anlaşıldığından, sanığın beraati yerine mahkûmiyetine karar verilmesi hukuka aykırı görülmüştür.</p>

<p><strong>IV. KARAR</strong></p>

<p>Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle sanık müdafiinin temyiz istemi yerinde görüldüğünden İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesi kararının 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin ikinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,</p>

<p>Bozma nedenine göre sanığın SALIVERİLMESİNE, başka bir suçtan hükümlü ya da tutuklu bulunmadığı takdirde salıverilmesinin sağlanması için ilgili Cumhuriyet Başsavcılığına yazı yazılmasına,</p>

<p>Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendi uyarınca Bakırköy 24. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,</p>

<p>04.04.2024 tarihinde karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-20223587-e-202417492-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 19 May 2026 15:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/05/yargi/yargitaya-640x360.jpg" type="image/jpeg" length="68383"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yargıtay 10. Ceza Dairesi'nin 2021/14424 E., 2022/3224 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-202114424-e-20223224-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-202114424-e-20223224-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 10. Ceza Dairesi'nin 15/03/2022 tarihli, 2021/14424 E., 2022/3224 K. sayılı kararı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>10. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2021/14424 E., 2022/3224 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>Mahkeme : İSTANBUL Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesi<br />
Suç : Uyuşturucu madde ticareti yapma<br />
Hüküm : 1- Mahkûmiyet; İstanbul 16. Ağır Ceza Mahkemesinin 16/10/2020 tarih, 2019/527 esas ve 2020/255 sayılı kararı<br />
2- İstinaf istemlerinin esastan reddi; İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesinin 09/02/2021 tarihli,<br />
2020/3802 esas ve 2021/382 sayılı kararı</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesince verilen hüküm temyiz edenlerin sıfatı, başvuruların süresi, kararın niteliği ve temyiz sebeplerine göre incelendi.</p>

<p><strong>GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ :</strong></p>

<p>Dosya kapsamına göre; temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılmasını gerektirir bir neden görülmediğinden, sanık ... müdafiinin duruşmalı inceleme isteğinin 696 sayılı KHK'nın 100. maddesi ve 7079 sayılı Kanun'un 94. maddesi ile değişik 5271 sayılı CMK'nın 299. maddesi uyarınca takdiren reddine karar verilerek duruşmasız inceleme yapılmıştır.</p>

<p>A) Sanıklar ... ve ... hakkında “uyuşturucu madde ticareti yapma” suçundan verilen istinaf başvurusunun esastan reddine yönelik hükümlerin incelenmesinde:<br />
5271 sayılı CMK'nın 288. ve 294. maddelerinde yer alan düzenlemeler ile 289. maddesinde sayılan kesin hukuka aykırılık halleri dikkate alınıp, sanıklar müdafilerinin dilekçelerinde belirttikleri temyiz sebeplerinin hükümlerin hukuki yönüne ilişkin olduğu değerlendirilerek, anılan sebeplere bağlı olarak yapılan incelemede,<br />
TCK'nın 53. maddesinin uygulanması ile ilgili olarak hükümden sonra 15/04/2020 tarihinde yürürlüğe giren 7242 sayılı Kanun'la yapılan değişikliklerin infaz aşamasında gözetilmesi mümkün görülmüştür.</p>

<p>Sanıklar hakkında uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan kurulan hükme ilişkin istinaf taleplerinin esastan reddine dair İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesinin kararı hukuka uygun bulunduğundan, sanıklar müdafilerinin yerinde görülmeyen temyiz istemlerinin CMK'nın 302/1. maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, hükmolunan ceza miktarı ile tutuklu kalınan süre dikkate alınarak sanık ... hakkındaki tahliye talebinin reddine,</p>

<p>B) Sanıklar ..., ... ve ... hakkında “uyuşturucu madde ticareti yapma” suçundan verilen istinaf başvuruların esastan reddine yönelik hükümlerin incelenmesinde:<br />
5271 sayılı CMK'nın 288. ve 294. maddelerinde yer alan düzenlemeler ile 289. maddesinde sayılan kesin hukuka aykırılık halleri dikkate alınıp, sanıklar müdafilerinin dilekçelerinde belirttikleri temyiz sebeplerinin hükümlerin hukuki yönüne ilişkin olduğu değerlendirilerek, anılan sebeplere bağlı olarak yapılan incelemede,<br />
Gizli soruşturmacı görevlendirilmesine dair karar, olay, yakalama ve fiziki takip tutanakları ile tüm dosya kapsamına göre; alıcı olarak davranan gizli soruşturmacıların kendilerine suça konu uyuşturucu maddeleri temin etmesi için 17/10/2018 ve 23/10/2018 tarihlerinde sanık ...’ın kullandığı ... numaralı GSM hattından aradıkları ve ...’ın da bu teklifleri kabul ederek diğer sanıklar ... ve ... ile birlikte, konuşma esnasında belirlenen yerde uyuşturucu maddeleri gizli soruşturmacılara teslim ettiği olayda; gizli soruşturmacılar yalnızca pasif bir şekilde suç teşkil eden eylemi incelemekle sınırlı kalmayıp bir sonuca ulaşmak için yani kanıt toplamak amacıyla sanıkların suç teşkil eden bir eylem hazırlığında olmadığı aşamada suça azmettirecek nitelikte uyuşturucu madde isteyerek sanıkların iradeleri üzerinde etkili oldukları ve bu nedenle elde edilen delillerin hukuka aykırı delil niteliğinde olduğu, hukuka aykırı delillerinde hükme esas alınamayacak olması nedeni ile sanıkların beraatleri yerine mahkûmiyetlerine karar verilmesi, (Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin 05/02/2008 tarih ve 74420/01 sayılı Romanauskas/Litvanya kararı, 15/12/2009 tarih ve 17570/04 sayılı ... Hun/Türkiye kararı, Muhammed Demirel, “Uyuşturucu Madde Ticareti Suçlarında Alıcı Kılığına Giren Kolluk Görevlisinin Hukuki Niteliği ve Cezalandırılabilirliği”, Ceza Hukuku Dergisi Y:13, Sayı:36 Nisan 2018, syf 101-116 )</p>

<p>Kanuna aykırı, sanıklar müdafilerinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde olup, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesinin 09/02/2021 tarih, 2020/3802 esas ve 2021/382 karar sayılı hükmü hukuka aykırı bulunduğundan, 5271 sayılı CMK'nın 302/2. maddesi uyarınca hükümlerin BOZULMASINA, bozmanın niteliğine göre sanıkların SALIVERİLMELERİNE, başka bir suçtan hükümlü ya da tutuklu bulunmadıkları takdirde salıverilmelerinin sağlanması için ilgili Cumhuriyet Başsavcılığına yazı yazılmasına,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>28/02/2019 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7165 sayılı Kanun'un 8. maddesi ile değişik 5271 sayılı CMK'nın 304/1. maddesi uyarınca dosyanın İstanbul 16. Ağır Ceza Mahkemesine; kararın bir örneğinin İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesine gönderilmesine,<br />
15/03/2022 tarihinde oy birliği ile karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-202114424-e-20223224-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 19 May 2026 15:44:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/07/yargi/yargitayd4ss.jpg" type="image/jpeg" length="42115"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yargıtay 10. Ceza Dairesi'nin 2021/4885 E., 2025/8376 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-20214885-e-20258376-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-20214885-e-20258376-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 10. Ceza Dairesi'nin 17.09.2025 tarihli, 2021/4885 E., 2025/8376 K. sayılı kararı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>10. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2021/4885 E., 2025/8376 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi<br />
SAYISI : 2014/561 E., 2016/49 K.<br />
SUÇ : Uyuşturucu madde ticareti yapma<br />
HÜKÜM : Mahkûmiyet<br />
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama</p>

<p>Yapılan ön inceleme neticesinde; sanık hakkında kurulan hükmün temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, temyiz isteminin süresinde olduğu, temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, gereği düşünüldü:</p>

<p>Sanığın telefon ile aranıp ''kontör lazım'' denildiğinde 30,00 TL karşılığında ikametinde uyuşturucu satın alınacağı bilgisi edinilmesi üzerine; günün nöbetçi Cumhuriyet savcısı ile görüşüldüğü seri numaraları alınmış 30,00 TL'nin verilmesi suretiyle uyuşturucu ticaretine girilmesi durumunda ikametinde arama yapılması sözlü talimatı üzerine, seri numaraları alınmış 30,00 TL ile kolluk görevlisi ....'nin sanığın ikametinin kapısını çaldığı, kapıyı açan sanığa 30,00 TL'yi uzatarak kontör istediği ve uyuşturucu</p>

<p>maddenin teslim alındığı buluşmanın gerçekleştirildiği olayda; açık kimliği, adresi ve telefon numarası belirlenen ve uyuşturucu madde suçu işlediği hususunda yeterli şüphe edinilen sanık hakkında usule uygun biçimde yapılacak fiziki ve teknik takip sonucunda delil elde edilmeye çalışılması gerektiği gözetilmeden, kolluk görevlisinin yalnızca pasif bir şekilde suç teşkil eden eylemi incelemekle sınırlı kalmayıp bir sonuca ulaşmak için yani kanıt toplamak amacıyla sanığın suç teşkil eden bir eylem hazırlığında olmadığı aşamada suça teşvik edecek nitelikte uyuşturucu madde isteyerek sanığın iradesi üzerinde etkili olduğu ve devamında Cumhuriyet savcısından alınan yazılı arama emri veya hakim kararı olmadan Cumhuriyet savcısının sözlü talimatı ile evinde arama yapıldığı, bu şekilde elde edilen delillerin hukuka aykırı delil niteliğinde olduğu, hukuka aykırı delillerin de hükme esas alınamayacağı anlaşıldığından sanığın beraati yerine mahkûmiyetine karar verilmesi,</p>

<p>Kanuna aykırı, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde görüldüğünden, Tebliğname'ye aykırı olarak hükmün BOZULMASINA,</p>

<p>Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 17.09.2025 tarihinde karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-20214885-e-20258376-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 19 May 2026 15:43:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa1.jpg" type="image/jpeg" length="52755"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yargıtay 10. Ceza Dairesi'nin 2019/2783 E., 2025/6186 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-20192783-e-20256186-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-20192783-e-20256186-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 10. Ceza Dairesi'nin 28.05.2025 tarihli, 2019/2783 E., 2025/6186 K. sayılı kararı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>10. Ceza Dairesi </strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>2019/2783 E., 2025/6186 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi<br />
SAYISI : 2012/214 E., 2015/30 K.<br />
SUÇ : Uyuşturucu madde ticareti yapma<br />
HÜKÜM : Mahkûmiyet<br />
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Bozma</p>

<p>Yapılan ön inceleme neticesinde; sanık hakkında kurulan hükmün temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenlerin hükmü temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, temyiz istemlerinin süresinde olduğu, temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, gereği düşünüldü:</p>

<p>5271 sayılı CMK'nın "Gizli soruşturmacı görevlendirilmesi" başlıklı 139/1. maddesinde; "Soruşturma konusu suçun işlendiği hususunda somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebeplerinin bulunması ve başka surette delil elde edilememesi hâlinde, kamu görevlileri gizli soruşturmacı olarak görevlendirilebilir. Bu madde uyarınca yapılacak görevlendirmeye hâkim tarafından karar verilir." denilmektedir.</p>

<p>İlgili yasa maddesi gereğince, gizli soruşturmacılar suç ve failini belirlemek ve suçla ilgili delil temin etmek için kişileri suça teşvik etmeden bilgi toplayabilecektir.</p>

<p>28.11.2011 tarihli güven alımı tutanağı içeriğine göre; olay öncesinde sorumlu kolluk görevlisinin gizli soruşturmacılara "sanığın kullandığı hat üzerinden kullanıcılarla iletişim kurarak belirtilen yerde buluşma sağlamak suretiyle eroin satışı yaptığına" ilişkin bilgi verdiği, diğer bir ifadeyle sanığın isminin, kullandığı hattın ve uyuşturucu madde satma yönteminin kolluk görevlilerince bilindiği, bunun üzerine gizli soruşturmacının sanık ile telefon irtibatı kurmak suretiyle buluşma sağlayıp, sanıktan eroin satın aldığı olayda;</p>

<p>Kolluk görevlilerinin sanığı genel soruşturma usulleri ile takip ederek ya da 5271 sayılı CMK'da yazılı diğer koruma tedbirlerine başvurarak suça ilişkin delilleri elde etmeleri mümkün olduğu halde, öncelikle şüphelisi belli olmayan suçun işlendiği hususunda delil toplamaya yönelik uygulanması gereken gizli soruşturmacı kararına dayanarak delil toplamaya çalışıldığı olayda gizli soruşturmacıların soruşturma yapan adli kolluk görevlisi olduğu kabul edilse dahi, görevlilerin suç teşkil eden fiilleri yalnız pasif davranışlarla izleyip tespit etmek yerine, sanığı arayıp buluşma sağlayarak uyuşturucu madde satın alma iradesini ortaya koyduğu, yani kanıt toplamak amacıyla sanığın suç teşkil eden bir eylem hazırlığında olmadığı aşamada suça teşvik edecek nitelikte uyuşturucu madde isteyerek sanığın iradesi üzerinde etkili olduğu ve bu nedenle elde edilen delilin hukuka aykırı delil niteliğinde olduğu, Anayasa'nın 38/6. maddesi ve 5271 sayılı CMK'nın 206/2-(a) maddesi uyarınca hukuka aykırı delilin hükme esas alınamayacağı gözetilmeden, sanığın beraati yerine mahkûmiyetine karar verilmesi,</p>

<p>Kanuna aykırı, Cumhuriyet savcısı ve sanık müdafiinin temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görüldüğünden, Tebliğnameye uygun olarak hükmün BOZULMASINA,</p>

<p>Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,<br />
28.05.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-20192783-e-20256186-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 19 May 2026 15:42:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa1a.jpg" type="image/jpeg" length="91540"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Danıştay 4. Daire'nin 2024/1334 E., 2024/7702 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://hukukihaber.net/danistay-4-dairenin-20241334-e-20247702-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://hukukihaber.net/danistay-4-dairenin-20241334-e-20247702-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Danıştay 4. Daire'nin 23/12/2024 tarihli, 2024/1334 E., 2024/7702 K. sayılı kararı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p><strong>T.C.<br />
D A N I Ş T A Y<br />
DÖRDÜNCÜ DAİRE<br />
Esas No : 2024/1334<br />
Karar No : 2024/7702</strong></p>

<p>TEMYİZ EDEN (DAVALI) : ... Valiliği<br />
VEKİLİ : Av. ...</p>

<p>KARŞI TARAF (DAVACI) : ...<br />
VEKİLİ : Av. ...</p>

<p>İSTEMİN KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdare Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.</p>

<p><strong>YARGILAMA SÜRECİ :</strong><br />
Dava konusu istem: İstanbul ili, Küçükçekmece ilçesi, ... Mahallesi, ... mevkiinde bulunan Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki gölden dolma alan vasıflı taşınmazın 4.350,00 m²'si üzerine "Restaurant - Çay Bahçesi" yapılmak suretiyle 14/01/2017-21/01/2020 tarihleri arasında fuzulen işgal edildiğinden bahisle 4.177.713,60 TL ecrimisil tahakkuk ettirilmesine ilişkin ... tarih ve ... sayılı ecrimisil ihbarnamesi ile bu ihbarnameye karşı yapılan itirazın reddine dair ... tarih ve ... sayılı ecrimisil düzeltme ihbarnamesinin iptali istenilmiştir.</p>

<p>İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesince verilen ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararda; dosyadaki bilgi ve belgeler ile yapılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonrasında düzenlenen bilirkişi raporunun birlikte değerlendirilmesi neticesinde, söz konusu taşınmazın işgal edilen döneme ilişkin olarak toplam 635.993,84 TL ecrimisil tahakkuk ettirilebileceği görülmekle; dava konusu 4.177.713,60 TL tutarlı ecrimisil ihbarnamesi ile bu ecrimisil ihbarnamesine yapılan itirazın reddine ilişkin ecrimisil düzeltme ihbarnamesinin 635.993,84 TL'lik kısmında hukuka aykırılık, bu tutarı aşan ve fahiş ecrimisil tespitinden ve endeks uygulamasından kaynaklanan toplam 3.541.719,76 TL’lik kısmında hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Belirtilen gerekçelerle dava konusu işlemin 3.541.719,76-TL'lik kısmının iptaline, 635.993,84-TL'lik kısım yönünden ise davanın reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: Bölge İdare Mahkemesince; istinaf başvurusuna konu İdare Mahkemesi kararının usul ve hukuka uygun olduğu ve davalı tarafından ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediği belirtilerek 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.</p>

<p>TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Hükme esas alınan bilirkişi raporunun hatalı olduğu, davacının ticari kazanç elde ettiği, taşınmazın kullanım durumu dikkate alınarak emlak vergi değerinin yüzde beşine göre hesaplama yapıldığı, sunulan emsallerin incelenmediği ileri sürülmektedir.</p>

<p>KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Cevap verilmemiştir.</p>

<p>TETKİK HÂKİMİ : ...<br />
DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü gerektiği düşünülmektedir.</p>

<p>TÜRK MİLLETİ ADINA<br />
Karar veren Danıştay Dördüncü Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:</p>

<p><strong>İNCELEME VE GEREKÇE :</strong></p>

<p>2886 sayılı Devlet Ihale Kanunu'nun 75. maddesinin işlem tarihi itibariyle yürürlükte olan halinde, Devletin özel mülkiyetinde veya hüküm ve tasarrufu altında bulunan taşınmaz malları ve Vakıflar Genel Müdürlüğü ile idare ve temsil ettiği mazbut vakıflara ait taşınmaz malların, gerçek ve tüzel kişilerce işgali üzerine, fuzuli şagilden, bu Kanunun 9. maddesindeki yerlerden sorulmak suretiyle, 13. maddesinde gösterilen komisyonca takdir ve tespit edilecek ecrimisilln isteneceği; ecrimisil talep edilmesi için, Hazinenin işgalden dolayı bir zarara uğramış olmasının gerekmeyeceği ve fuzuli şagilin kusurunun aranmayacağı; ecrimisil fuzuf şagil tarafından rızaen ödenmez ise, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre tahsilolunacağı, kuralı getirilmiştir.</p>

<p>Anılan Kanun'un 74. maddesine dayanılarak çıkarılan Hazine Taşınmazlarının Idaresi Hakkında Yönetmeliğin işlem tarihinde yürürlükte bulunan 4. maddesinde, "ecrimisil", Hazine taşınmazının, idarenin izni dışında gerçek veya tüzel kişilerce işgal veya tasarruf edilmesi sebebiyle, idarenin bir zarara uğrayıp uğramadığına veya işgalcinin kusurlu olup olmadığına bakılmaksızın, taşınmazdan elde edilebilecek gelir esas alınarak idarece talep edilen tazminat; "fuzuli şagil" ise, kusurlu olup olmadığına bakılmaksızın, Hazine taşınmazının zilyetliğini, yetkili idarenin izni dışında eline geçiren, elinde tutan veya her ne şekilde olursa olsun bu malı kullanan veya tasarrufunda bulunduran gerçek veya tüzel kişiler olarak tanımlanmış olup anılan Yönetmeliğin 85. maddesinde de; ecrimisilin tespitinde, aynı yer ve mahalde bulunan emsal nitelikteki taşınmazlar için oluşmuş kira bedelleri veya ecrimisiller, varsa bunlara ilişkin kesinleşmiş yargı kararları, gerektiğinde ilgisine göre belediye, ticaret odası, sanayi odası, ziraat odası, borsa gibi kuruluşlardan veya bilirkişilerden soruşturulmak suretiyle edinilecek bilgiler ile taşınmazın değerini etkileyecek tüm unsurların göz önünde bulundurulacağı kuralı yer almıştır.</p>

<p>Yukarıda yer alan mevzuat hükümlerine göre ecrimisil; taşınmazı izinsiz olarak kullanan fuzuli şagilden işgal nedeniyle rayiç kira bedeli tutarında alınması gereken bir tazminat niteliğindedir.</p>

<p>Ecrimisilin; taşınmazın işgali nedeniyle mevkii, kullanım şekli, elde edilen gelir, altyapı, ulaşım kolaylığı gibi tüm faktörlere göre rayiç kira değeri tutarında alınan bir tazminat niteliğinde olduğu dikkate alındığında, ecrimisil bedeli hesaplanırken, taşınmaza en yakın özellikleri taşıyan emsal nitelikteki bir yerin işgalci tarafından serbest piyasada kiralanması halinde rayiç kiranın ne olacağının belirlenmesi ve işgal edenin elde ettiği yararın göz önünde tutulması gerekmektedir. Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki Küçükçekmece İlçesi, ... Mahallesi, ... Mevkii, gölden dolma alan vasıflı taşınmazın 4.350,00 m²'lik bölümünü davacının restaurant-çay bahçesi yapmak suretiyle işgalinden bahisle, 14/01/2017-21/01/2020 dönemi için, 4.177.713,60-TL ecrimisil tahakkuk ettirilmesine ilişkin ... tarih ve ... sayılı ecrimisil ihbarnamesi ile bu ihbarnameye karşı yapılan itirazın reddine dair ... tarih ve ... sayılı ecrimisil düzeltme ihbarnamesinin davacıya tebliğ edildiği, davacı tarafından, ecrimisilin fahiş olarak takdir edildiği ileri sürülerek işbu davanın açıldığı anlaşılmaktadır.</p>

<p>İstanbul ili, Küçükçekmece ilçesi, ... mevkii, ... ve ... parseller önüne isabet eden gölden dolma vasıflı 9.500,00 m² yüzölçümlü Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki taşınmazın otopark ve wc olarak işgali nedeniyle düzenlenen ecrimisil ihbarnamesinin iptali istemiyle açılan dava sonucunda; 2017 yılı 60,00 TL/m² birim bedel üzerinden, ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla dava konusu işlemin 56.285,96-TL'lik kısmı yönünden iptal,133.592,44-TL yönünden ise davanın reddine karar verildiği, istinaf incelemesi neticesinde davalı idarenin istinaf başvurusu kısmen kabul edilerek dava konusu işlemin 33.066,00 TL'lik ecrimisile ait kısmının iptaline, davanın 156.812,00 TL ecrimisile ait kısmının ise reddine karar verildiği, tarafların temyiz isteminin ise Danıştay Dördüncü Dairesinin 02/12/2024 tarih ve E:2023/5155, K:2024/6864 sayılı kararıyla reddedilerek kesinleştiği anlaşılmaktadır.</p>

<p>İdare Mahkemesince uyuşmazlığın çözümü için mahallinde yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucu düzenlenen ve hükme esas alınan bilirkişi raporunda, davaya konu taşınmazın önceki dönemine ait ihbarnamenin iptali istemiyle açılan davada verilen karar üzerine oluşan birim bedel ile emsal taşınmazlardan, ne amaçlı olarak kullanıldığından bahsedilmiş ise de, bilgi amaçlı yararlanılan emsalin taşınmaza yaklaşık olarak kuş uçuşu beş kilometre uzaklıkta bulunduğu oysa ki, dava konusu taşınmazın bulunduğu Yarımburgaz Mahallesinde dava konusu edilmiş ve sonuçlanmış taşınmazın bulunduğu, bu taşınmazın bilirkişilerce irtibatlandırması sonrasında en yakın özellikleri taşıyan, benzer amaçla kullanılan, emsal oluşturabilecek yerlerin kira bedeli ve varsa önceki dönem ecrimisil bedelleri dikkate alınarak, somut dayanak ortaya konularak, ecrimisil hesaplanması gerekirken, uyuşmazlığa konu olayda bilirkişi raporunda benzer durumdaki taşınmazlara ait hukuki durumlar dikkate alınmadan takdiri olarak ecrimisil hesaplandığı anlaşılmaktadır.</p>

<p>Bu duruma göre, dava konusu taşınmaza en yakın özellikleri taşıyan, benzer amaçla kullanılan, emsal oluşturabilecek yerlerin kira bedeli ve varsa önceki dönem ecrimisil bedelleri dikkate alınarak, ticari sirkülasyon, kullanımın amacı, şekli ve niteliği itibariyle civardaki emsalleri, taşınmazın konumu, mevkii, metrekare değeri, çevre koşulları ve davacının taşınmazın işgali ile elde ettiği gelirler gözetilmek suretiyle, düzenlenecek ek bilirkişi raporu ya da gerektiğinde aralarında en az bir gayrimenkul değerleme uzmanının bulunduğu bilirkişilerce yeniden yapılacak keşif ve bilirkişi incelenmesi sonucu alınacak rapor dikkate alınarak ve söz konusu hususlar açıklığa kavuşturulmak suretiyle yeniden bir karar verilmesi gerektiğinden temyiz konusu kararın iptale ilişkin kısmında hukuka uyarlık bulunmamaktadır.</p>

<p><strong>KARAR SONUCU :</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>1. Temyiz isteminin kabulüne,</p>

<p>2. Temyize konu ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdare Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının iptale ilişkin kısmının BOZULMASINA,</p>

<p>3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın İdare Dava Dairesine gönderilmesine, 23/12/2024 tarihinde oybirliğiyle kesin olarak karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://hukukihaber.net/danistay-4-dairenin-20241334-e-20247702-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 18 May 2026 23:35:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/04/yargi/danistay-kararlari-85.jpg" type="image/jpeg" length="65710"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 2021/8430 E., 2022/341 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20218430-e-2022341-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20218430-e-2022341-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 24/01/2022 tarihli, 2021/8430 E., 2022/341 K. sayılı kararı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>3. Hukuk Dairesi</strong></p>

<p><strong>2021/8430 E., 2022/341 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 4. HUKUK DAİRESİ<br />
İLK DERECE<br />
MAHKEMESİ : FETHİYE 3. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ</p>

<p>Taraflar arasında ilk derece mahkemesinde karşılıklı görülen alacak davalarının reddine dair verilen karar hakkında bölge adliye mahkemesi tarafından yapılan istinaf incelemesi sonucunda; taraf vekillerinin istinaf başvurularının reddine yönelik olarak verilen kararın, süresi içinde taraf vekillerince temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>Y A R G I T A Y K A R A R I</strong></p>

<p>Davacı; 347 ada 1 parsel sayılı taşınmaz üzerinde bulunan ...Otel isimli yeri 05/10/2007 tarihinde bar, restaurant ve havuzdan oluşan müştemilatı ile 20/09/2008 tarihli tahliye taahhüdüne göre 48 oda olarak kiraladığını, daha sonra kiraya verenin muvafakatı ile otelin bulunduğu alana 8 odalı ek bina, restaurant, mutfak ve resepsiyon inşa ettiğini, mahkeme aracılığıyla yaptığı inşaat işleri ile bunlara ilişkin giderlerin ve maliyetlerin tespit edildiğini, bilirkişi raporlarına göre yapılan inşaat işlerinin değerinin tespit tarihi itibariyle 261.250 TL olduğunu, ilave binaları kira sözleşmesine dayanarak yaptığını, yapılan iş kadar davalı tarafın zenginleştiğini, davalı kiraya verenin yapılan işleri benimsediğini ve tahliyeden sonra başka kişilere kiraya verdiğini, buralardan gelir elde ettiğini, masrafları sebepsiz zenginleşme hükümleri kapsamında isteme hakkı doğduğunu iddia ederek; 261.250 TL’nin tespit tarihi olan 09/11/2012 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalıdan tahsilini talep etmiştir.</p>

<p>Davalı davacı şirketin tacir olduğunu, talebin kira sözleşmesi kapsamında olmadığını, davacının kira sözleşmesinin kapsamında olmayan alana izinsiz olarak müştemilat yapıldığını, sebepsiz zenginleşmeye ilişkin talebin zamanaşımına uğradığını, karşı tarafın binayı 2008 yılında yaptığını, 2008 yılında kaçak kaydı tutulduğunu ve bunun tutanakla sabit olduğunu, kira sözleşmesinin (g) bendinde de; "kiracının kiralananda kiralayanın yazılı muvafakatını almadan tadilat ve değişiklik yapamayacağının, izinsiz yapılan tadilatlar için kiralayandan hiçbir masraf talep edemeyeceğinin kararlaştırıldığını, kiracının kiralanana yönelik değer arttırıcı masraf ve harcamaları sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre isteyebilmesi için sözleşmede hüküm bulunması gerektiğini, tadilatlara rızasının bulunmadığını, tacirin basiretli davranma yükümlülüğü olduğunu, devamlı olarak yaptığı işlerle ilgili mevzuatı ve ne yapması gerektiğini tacir olmayanlardan daha iyi bilmesi gerektiğini, yazılı muvafakat almadan masraflarının bedelini istemeyeceğini bildiği halde bina inşa ettiğini, davacının inşa ettiğini belirttiği ve bedelini istediği yapı için belediyeden alınmış ruhsat bulunmadığını, kaçak yapı olduğunu, yapının her an belediyece yıkılmasının mümkün olduğunu, davacıya 48 oda, havuz, havuz başı restorant ve barı kiraya verdiğini, davacının ise taşınmazınının diğer kısımlarını otopark olarak kullandığını, davaya konu ettiği kaçak binayı yaptığını, binanın önüne alakart restoran yaptığını ve kira sözleşmesine konu olmayan yerler için kullanım bedeli ödemediğini savunarak davanın reddini istemiş; karşı davasında ise; sözleşme kapsamı alanı dışında kalıp davacı tarafından işgal edilen alan için şimdilik 10.000 TL ecrimisil bedelinin davalıdan tahsilini talep etmiştir.</p>

<p>Davacı, karşı davanın, zamanaşımına uğradığını savunarak, reddini istemiştir.<br />
İlk derece mahkemesince; kira sözleşmesinde kiracının kiraya verenin yazılı muvafakatini almadan tadilat ve değişiklik yapamayacağının ve izinsiz yaptığı tadilatlar için kiraya verenden bedel talep edemeyeceği hususunun düzenlendiği, davacının davalıdan yazılı muvafakat aldığını ispatlayamadığı gerekçesiyle; asıl davanın reddine, davalı-karşı davacının kiralananın kullanımı süresince karşı davalının tadilatlarına ve bu yerlerin kullanımına ses çıkarmadığı, taşınmaza yapılan eklentiler neticesinde zenginleştiği ve taşınmazı bu haliyle dava dışı kişiye kiralayarak tasarrufta bulunduğu, davalı karşı davacının ecrimisil talebinin TMK madde 2'de düzenlenen iyi niyet ile bağdaşmayacağı gerekçesiyle, karşı davanın reddine karar verilmiş; karara karşı taraf vekilleri istinaf yoluna başvurmuştur.</p>

<p>Bölge adliye mahkemesince; asıl davaya konu imalatlar kira sözleşmesine konu otel ile birlikte kullanılmak üzere inşa edildiğinden bunların kira sözleşmesi hükümleri kapsamında değerlendirilmesi gerektiği, eklentilerin yapı kullanma izini bulunmayan kaçak yapı niteliğinde olduğu, sözleşme hükmüne göre davalının yazılı izninin alındığının da kanıtlanamadığı, sözleşme ile ilgili olmayan bir imalat yapıldığı konusunda somut bir iddia ve delil bulunmadığından asıl davanın reddinin doğru olduğu; karşı davacı kiraya verenin taşınmazın kira ilişkisi içinde kullanıldığı süreçte, yapılan tadilatlara ve bu yerlerin kullanımına ses çıkarmadığı, kira sözleşmesinin feshi veya uyarlanması talebinde bulunmadığı, taşınmazı yapılan eklentiler ile birlikte teslim aldıktan sonra bu haliyle dava dışı kişiye kiralayarak tasarrufta bulunduğu, aralarındaki sözleşmenin devamı sırasında bir istekte bulunmadan sözleşmenin sona ermesinden sonra ve karşı dava yolu ile geriye dönük olarak bu taşınmazlardan ecrimisil istemesinin talep hakkının kötüye kullanılması niteliğinde olduğu, sözleşmeye aykırı olarak yaptığı iddia edilen imalatlar nedeniyle geçmişe dönük talepte bulunmasını gerektiren başkaca haklı bir neden bulunmadığından karşı davanın reddinde isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle, tarafların istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiş; karar, taraflarca temyiz edilmiştir.</p>

<p>6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun "hukukun uygulanması" başlıklı 33. maddesi uyarınca, hakim, Türk hukukunu resen uygular. Buna göre bir davada maddi vakıaları ileri sürmek taraflara, hukuki nitelendirmeyi yapmak ise hâkime ait bir görevdir. Hakim, tarafların iddia ve savunmalarında ileri sürdükleri maddi vakıa ve deliller ile bağlı iken, hukuk, nitelendirmeleri ile bağlı değildir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 684. maddesi uyarınca bir şeye malik olan kimse, o şeyin bütünleyici parçalarına da malik olur. Aynı Kanun'un taşınmaz mülkiyetinin kapsamını düzenleyen 718. maddesi "Arazi üzerindeki mülkiyet, kullanılmasında yarar olduğu ölçüde, üstündeki hava ve altındaki arz katmanlarını kapsar. Bu mülkiyetin kapsamına, yasal sınırlamalar saklı kalmak üzere yapılar, bitkiler ve kaynaklar da girer." düzenlemesini içerir. Kural olarak üst arza tabidir. Bu kuralın bir yansıması olarak TMK'nın 722 maddesi uyarınca bir kimse, başkasının arazisindeki yapıda kendisinin malzemesini kullanırsa, bu malzeme arazinin bütünleyici parçası olur. Görülmektedir ki kanun koyucu, böyle bir durumda taşınmazların durumunu genel hükümlere bırakmamış, bu duruma özel olarak TMK 722-724 arasında ayrıca düzenlemiştir. TMK m. 723 uyarınca "Malzeme sökülüp alınmazsa arazi maliki, malzeme sahibine uygun bir tazminat ödemekle yükümlüdür.<br />
Yapıyı yaptıran arazi maliki iyiniyetli değilse hâkim, malzeme sahibinin uğradığı zararın tamamının tazmin edilmesine karar verebilir.</p>

<p>Yapıyı yaptıran malzeme sahibi iyiniyetli değilse, hâkimin hükmedeceği miktar bu malzemenin arazi maliki için taşıdığı en az değeri geçmeyebilir."</p>

<p>Somut olayda, taraflar arasında 30/11/2008 başlangıç- 30/11/2012 bitiş tarihli kira sözleşmesi imzalanmıştır. Kira sözleşmesinde kiralanan, "boş temiz otel bar restaurant ve havuzdan oluşan müştemilat" olarak tanımlanmıştır. Asıl dava davacısı, kiralananın üzerinde bulunduğu taşınmaz üzerine kiralananla birlikte kullanmak üzere inşa ettiği birtakım yapılar nedeniyle davalı tarafın zenginleştiğini iddia ederek, inşa ettiği bu yapıların bedelini talep etmektedir. Kira sözleşmesi ile ana taşınmaz kiraya verilmemiş olup davacının talebine konu yapılar kira sözleşmesi kapsamında yer almayan alana yapılmıştır. Bu durumda uyuşmazlık konusu yapıların kira sözleşmesi kapsamı dışında olduğu ve kira sözleşmesi kapsamında çözümlenemeyeceği anlaşılmıştır.</p>

<p>Diğer taraftan gerek öğretide gerekse yargısal uygulamalarda ifade edildiği üzere ecrimisil, diğer bir deyişle işgal tazminatı, hak sahibinin, taşınmazı kullanması nedeniyle kötü niyetli zilyetten isteyebileceği bir bedeldir. Uygulamada taşınmazı kullanan kişi, haklı bir sebebe dayandığına inanarak veya bir edim karşılığı ya da davacının rızası dahilinde kullandığından bahisle yararlanmayı sürdürüyorsa bu gibi hallerde, rızanın ortadan kalkması veya tarafların aldıklarını iade etmesine kadar taşınmazı elinde bulundurma haksız ve kötü niyetli kullanım kabul edilmemektedir. Rızaya dayalı kullanım, haksız ve kötü niyetli bulunmadığından tazminat ile sorumluluk da söz konusu olmamaktadır.</p>

<p>Somut olayda; karşı davalının, karşı davacının arazisine kendi malzemesiyle yapı yaptığı ve kira sözleşmesine konu kiralananın tahliye edildiği, kiralanan tahliyesi ile dava konusu yapıların zilyetliğinin de karşı davacıya bırakıldığı uyuşmazlık konusu değildir. Uyuşmazlık; söz konusu yapının yapımı hususunda taraflar arasında bir irade uyuşması olup olmadığı, karşı davacının yapı inşasına ve kullanımına rıza gösterip göstermediği ve bu doğrultuda karşı davalının karşı davacı arazi sahibinin yapıyı kullandığı süreye yönelik ecrimisil talebinden sorumlu olup olmadığı hususundadır. Karşı davalı süresi içinde zamanaşımı definde de bulunmuştur.</p>

<p>Buna göre ilk derece mahkemesince; davacı-karşı davalının, kira sözleşmesi kapsamında yer almayan alana inşa ettiği yapıların davalı-karşı davacının muvafakatiyle yapıldığı iddiasının incelenmesi bu bağlamda yukarıda açıklanan yasal düzenlemeler aşığında tarafların gösterdikleri delillerin değerlendirilmesi, ulaşılacak sonuca göre asıl ve karşı davanın esası hakkında (davacı-karşı davalının karşı davanın zamanaşımına uğradığı yönündeki savunması da dikkate alınmak suretiyle) bir karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirmeyle asıl ve karşı dava hakkında yazılı şekilde karar verilmiş olması, usul ve kanuna aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.</p>

<p>İlk derece mahkemesi kararının, yukarıda açıklanan nedenlerle bozulmasına karar verilmiş olduğundan, HMK'nın 373/1 maddesi uyarınca, işbu karara karşı yapılan istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin bölge adliye mahkemesi kararının da kaldırılmasına karar verilmiştir.</p>

<p><strong>SONUÇ: </strong>Yukarıda açıklanan nedenlerle 6100 sayılı HMK'nın 373/1 maddesi uyarınca temyiz olunan bölge adliye mahkemesi kararının KALDIRILMASINA, aynı Kanun'un 371. maddesi uyarınca ilk derece mahkemesinin kararının taraflar yararına BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harçlarının istek halinde temyiz edenlere iadesine, dosyanın ilk derece mahkemesine, kararın bir örneğinin de bölge adliye mahkemesine gönderilmesine, 24/01/2022 tarihinde oy birliği ile karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20218430-e-2022341-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 18 May 2026 23:34:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa.jpg" type="image/jpeg" length="31719"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yargıtay 1. Hukuk Dairesi'nin 2014/21289 E., 2015/7260 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://hukukihaber.net/yargitay-1-hukuk-dairesinin-201421289-e-20157260-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://hukukihaber.net/yargitay-1-hukuk-dairesinin-201421289-e-20157260-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 1. Hukuk Dairesi'nin 14.05.2015 tarihli, 2014/21289 E., 2015/7260 K. sayılı kararı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>1. Hukuk Dairesi </strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>2014/21289 E., 2015/7260 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : MERZİFON ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ<br />
TARİHİ : 10/12/2013<br />
NUMARASI : 2013/219-2013/687</p>

<p>Taraflar arasında görülen ecrimisil davası sonunda, yerel mahkemece davanın, reddine ilişkin olarak verilen karar davacılar vekili tarafından yasal süre içerisinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi 'ın raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, duruşma isteği dava değeri yönünden reddedilerek gereği görüşülüp düşünüldü.</p>

<p><strong>-KARAR-</strong></p>

<p>Dava, ecrimisil isteğine ilişkindir.<br />
Davacılar, kayden paydaşı oldukları 265 ada 18 parsel sayılı taşınmazın kamulaştırılması nedeniyle bedel tespiti ve tescile karar verilmesi için davalı tarafından 2007 yılından bu yana 2 ayrı dava açıldığını, ilk davanın reddedildiğini, 10.10.2011 tarihinde açılan ikinci dava sonucunda 29.3.2013 tarihinde davanın kabulüne karar verildiğini, 2007 yılından bu yana taşınmazdan fiilen ve hukuken yararlanamadıklarını ileri sürerek 29.3.2013-29.3.2008 tarihleri arasındaki dönem için ecrimisile karar verilmesini istemişlerdir.</p>

<p>Davalı, davanın reddini savunmuştur.</p>

<p>Mahkemece, ecrimisil istenilen sürede davalının taşınmaza fiili bir müdahalesinin bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.<br />
Dosya içeriğinden ve toplanan delillerden, “arsa” vasfındaki çekişme konusu 265 ada 18 parsel sayılı taşınmazın müştereken davacılar Mahmure, Fahri, Abdurrahman, Bahadır, Onur ve Armağan ile davacılar Recep ve Münevver'in mirasbırakanı Makbule adına kayıtlı iken, Merzifon Asliye Hukuk Mahkemesinin 29.3.2013 tarih, 2011/480 E-2013/242 K sayılı kararı ile, kamulaştırma nedeniyle tapunun iptaline, davalı Belediye Başkanlığı adına tesciline karar verildiği, davalı Belediye tarafından aynı taşınmaza ilişkin olarak 12.4.2007 tarihinde açılan kamulaştırma nedeniyle bedel tespiti ve tescil davasının, idarece bedel depo edilmediğinden reddine karar verildiği, davacıların 2007 yılından bu yana taşınmazdan faydalanamadıklarını ileri sürerek 15.4.2013 tarihinde eldeki davayı açtıkları anlaşılmaktadır.</p>

<p>Hemen belirtilmelidir ki, ecrimisil, kötüniyetli zilyedin geri vermekle yükümlü olduğu bir şeyi haksız olarak alıkoyması nedeniyle hak sahibine ödemek zorunda kaldığı bir tür haksız fiil tazminatıdır. Kamulaştırma kararı alınmadan veya kamulaştırma işlemleri tamamlanmadan taşınmaza el koymuş bulunan idare, haksız işgalci konumundadır. Taşınmaz mal malikinin, idarenin bu fiili durumuna razı olup, bedeli mukabilinde taşınmazın mülkiyetini idareye devretme iradesini ortaya koyduğu, eş söyleyişle kamulaştırmasız el koyma karşılığının tahsili talebiyle dava açtığı tarihe kadar davalının taşınmaza elatması haksız fiil niteliğindedir. Sonuç olarak kamulaştırmasız elatma nedeniyle mal sahibi, taşınmazın dava tarihindeki değerini isteyebileceği gibi, ecrimisil de isteyebilir. Ancak yerin kamulaştırılması istendikten sonra, dava gününde bu yerin mülkiyetini idareye devretmeye razı olduğundan dava gününden sonraki zaman için hem ecrimisil hem de faiz isteyemez.<br />
Öte yandan, 25.05.1938 tarih ve 29/10 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı ve Yargıtay'ın aynı yoldaki yerleşmiş içtihatları uyarınca ecrimisil davaları beş yıllık zamanaşımına tabi olup bu beş yıllık süre dava tarihinden geriye doğru işlemeye başlar.</p>

<p>Somut olayda, 12.4.2007 tarihinden bu yana devam etmekte olan yargılama sürecinde çekişme konusu taşınmazın etrafı çevrilerek ve içerisine kum, taş koyulmak suretiyle davalının tasarrufu altında bulunduğu, tapu kaydına konulan şerhler ve sözü edilen müdahale nedeniyle davacıların taşınmazdan fiilen ve hukuken yararlanamadıkları tüm dosya kapsamı ile sabittir. Ancak, davacıların kamulaştırma nedeniyle bedel tespiti ve tescil davasının dava tarihine kadar ecrimisil isteyebilecekleri kuşkusuzdur.</p>

<p>Hal böyle olunca, 15.4.2008 tarihinden 10.10.2011 tarihine kadar belirlenecek ecrimisile (davacıların payları oranında) hükmedilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile davalının taşınmaza müdahalesi bulunmadığından bahisle davanın reddine karar verilmesi doğru değildir.</p>

<p>Davacıların temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerden ötürü (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK'un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 14.05.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://hukukihaber.net/yargitay-1-hukuk-dairesinin-201421289-e-20157260-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 18 May 2026 23:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/03/yargi/yargitayjkf2.jpg" type="image/jpeg" length="46896"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yargıtay 14. Hukuk Dairesi'nin 2006/8684 E., 2006/10197 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://hukukihaber.net/yargitay-14-hukuk-dairesinin-20068684-e-200610197-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://hukukihaber.net/yargitay-14-hukuk-dairesinin-20068684-e-200610197-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 14. Hukuk Dairesi'nin 02.10.2006 tarihli, 2006/8684 E., 2006/10197 K. sayılı kararı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>(Kapatılan)14. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2006/8684 E., 2006/10197 K.</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p><br />
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi</p>

<p>Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 09.07.2004 gününde verilen dilekçe ile men'i müdahale, kal ve ecrimisil istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; men'i müdahale ve kal isteminin kabulüne, ecrimisil isteminin reddine dair verilen 22.05.2006 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi taraf vekillerince istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>K A R A R</strong></p>

<p>Davacı ... davalının davacı Bakanlığa tahsisli hazineye ait tapulu yere vaki müdahalesinin men'i, üzerindeki muhdesatın kal'i ve ecrimisil istemiyle dava açmış, davalı davanın reddini savunmuş, yerel mahkemece men'i müdahale ve kal talebinin kabulüne, ecrimisil isteminin reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Hükmü taraf vekilleri temyiz etmiştir.</p>

<p>Dava, tahsis şerhine dayalı olarak açılan tapulu taşınmaza elatmanın önlenmesi, kal ve ecrimisil isteğine ilişkindir.</p>

<p>I- Toplanan delillere, dosya içeriğine ve mahkemenin değerlendirmesine göre davalı vekilinin temyiz itirazları yerinde görülmemiş, reddi gerekmiştir.</p>

<p>II.Davacının temyiz itirazlarına gelince;</p>

<p>Nizalı taşınmaz tapuda 21.6.2004 tarihi itibariyle ifraz suretiyle Maliye Hazinesi adına kayıtlı olup, beyanlar hanesinde 30.4.2004 tarihi itibariyle davacı bakanlığa tahsisli olduğuna dair şerh vardır. Ayrıca taşınmaza ait hak ve mükellefiyetler sütünunda da 24.1.1952 tarihli "M.İstimal İntifai Milli Savunma Bakanlığına muhassastır" şerhi mevcuttur.</p>

<p>Mahkeme davacının men'i müdahale talebini kabul etmiş, ecrimisil istemini ise 2886 sayılı Devlet İhale Kanununun 75.maddesi ile ecrimisilalacağı için Hazineye tanınan özel tesbit, tahsil ve tahliye imkanından söz ederek reddetmiştir.</p>

<p>Oysa, gerek öğretide ve gerekse yargısal uygulamalarda hak sahibinin kötü niyetli zilyedden haksız işgali nedeniyle isteyebileceği özel bir tazminat olarak tanımlanan ecrimisil, zilyedin faydalanmasından doğan bir istem olup kiraya benzetilemez. Ancak en azı kira karşılığı zarardır. A) Haksız işgalden doğan normal kullanma sonucu eskime şeklindeki olumlu zarar, b) Kullanmadan doğan olumlu zarar, c) Malik ya da zilyedin yoksun kaldığı payda (olumsuz zarar) ecrimisilin kapsamını belirtir. Haksız işgal haksız eylem niteliğindedir. Buna göre haksız işgalle karşılaşan malikin ecrimisil istemek için genel mahkemelerde, genel hükümlere göre dava açabileceği kuşkusuzdur.</p>

<p>Ecrimisil talebinde bulunan Hazinenin ise seçimlik iki hakkı vardır. Dilerse 2886 sayılı Devlet İhale Kanunun 75.maddesi uyarınca tesbit ettiği ecrimisili ihtarname veya ihbarname ile fuzuli şagile tebliğ edip, rızaen ödenmemesi halinde 6183 Sayılı Kanunun hükümlerine göre tahsil edebilir. Taşınmazın bulunduğu yer mülki amiri vasıtasıyla fuzuli şagili tahliye ettirebilir. Ancak bu durumda, ortada idari bir işlem söz konusu olacağından, idari işlemin iptali davası idari yargıda görülür.<br />
İkinci olarak, Hazine dilerse 2886 Sayılı Kanunun 75.maddesinde sözü edilen komisyonu oluşturmadan, ihbarname veya ihtarname düzenlemeden ve bunu şagile tebliğ etmeden, yani idari bir işlem yapmadan doğrudan doğruya genel mahkemede, genel hükümlere göre elatmanın önlenmesi, kal ve ecrimisil istemine ilişkin dava açabilir.</p>

<p>Somut olayda hazine seçimlik hakkını kullanarak genel mahkemede, genel hükümlere göre dava açmış olduğuna ve istem doğrultusunda bir kısım inceleme de yapılmış olduğuna göre ecrimisil talebi hakkında da hüküm kurulması gerekirken Yazılı gerekçe ile ecrimisil isteminin reddine karar verilmesi doğru görülmemiş hükmün bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p><strong>SONUÇ:</strong> Yukarıda I.bentte yazılı nedenlerle davalı vekilinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddine,<br />
II. bentte yazılı nedenlerle davacının temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, 2.10.2006 gününde oybirliği ile karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://hukukihaber.net/yargitay-14-hukuk-dairesinin-20068684-e-200610197-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 18 May 2026 23:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/02/yargi/yargiftada.jpg" type="image/jpeg" length="95898"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2022/1852 E., 2023/4139 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20221852-e-20234139-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20221852-e-20234139-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 05.07.2023 tarihli, 2022/1852 E., 2023/4139 K. sayılı kararı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>11. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2022/1852 E., 2023/4139 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi<br />
SAYISI : 2020/45 Esas, 2021/647 Karar<br />
HÜKÜM : Asıl ve birleşen davaların kısmen kabulü</p>

<p>Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen ve istinaf incelemesinden geçen tazminat davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; asıl ve birleşen davaların kısmen kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p>İlk Derece Mahkemesi kararı, Yargıtayca duruşma istemli olarak davalı ... Turizm Ticaret ve Nakliyat Ltd. Şti. vekili, duruşma istemi olmaksızın davalı Euroka Sigorta A.Ş. vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Duruşma için belirlenen 04.07.2023 günü hazır bulunan davacı vekili Av. ... ile davalı Euroka Sigorta A.Ş. vekili ....., davalı ... Turizm Ltd. Şti. vekili Av..... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip, gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong><br />
1.Asıl davada davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili ile dava dışı İskenderun Demir ve Çelik A.Ş. arasında Nakliyat Abonman Sigorta Poliçesi bulunduğunu, sigortalının Fransa'dan aldığı emtiaların Hatay'a taşınması işleminin davalı ...Turizm Tic. ve Nak. Ltd. Şti. tarafından üstlenildiğini, diğer davalı olan Eureko Sigorta A.Ş.'nin ise ...Turizm Tic. ve Nak. Ltd. Şti.'nin zorunlu sigortacısı olduğunu, hasarsız, eksiksiz kuru ve sağlam halde teslim edilen emtianın varma yerinde yapılan tespitlerde ıslak ve paslı olduğunun anlaşıldığını, davalının taşıma esnasında bilgi vermeksizin İtalya'da araç değişikliği yaptığını, ekspertiz raporunda emtianın yağmur yada benzeri koşullar altında bu hale gelmiş olabileceği kanaatine varıldığını, taşıyıcı firmanın ve sigortacısının bu hasardan sorumlu olduğunu, bu nedenle sigortalısının zararını ödeyen müvekkilinin halefiyet haklarını kullanmak suretiyle davalı taşıyıcı ve onun sigortacısına rücu hakkını kullandığını ileri sürerek 37.995,10 euronun 08.04.2013 tarihinden itibaren yıllık %5 faiz ile davalılardan müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p>2.Birleşen davalarda davacı vekili dava dilekçelerinde; asıl davadaki beyanlarını müvekkili ile dava dışı İskenderun Demir ve Çelik A.Ş. arasında Nakliyat Abonman Sigorta Poliçesi bulunduğunu, sigortalının Slovenya'dan aldığı emtiaların Hatay'a taşınması işleminin davalı ... Turizm Tic. ve Nak. Ltd. Şti. tarafından üstlenildiğini, diğer davalı olan Eureko Sigorta A.Ş.'nin ise .... Turizm Tic. ve Nak. Ltd. Şti.'nin zorunlu sigortacısı olduğunu, hasarsız, eksiksiz kuru ve sağlam halde teslim edilen emtianın varma yerinde yapılan tespitlerde ıslak ve paslı olduğunun anlaşıldığını, davalının taşıma esnasında bilgi vermeksizin İtalya'da araç değişikliği yaptığını, ekspertiz raporunda emtianın yağmur yada benzeri koşullar altında bu hâle gelmiş olabileceği kanaatine varıldığını, taşıyıcı firmanın ve sigortacısının bu hasardan sorumlu olduğunu, bu nedenle sigortalısının zararını ödeyen müvekkilinin halefiyet haklarını kullanmak suretiyle davalı taşıyıcı ve onun sigortacısına rücu hakkını kullandığını ileri sürerek birleşen 2013/902 E. sayılı dosyada 33.379,86 euronun 23.05.2013 tarihinden itibaren, birleşen 2013/903 E. sayılı dosyada 32.821,56 euronun 06.06.2013 tarihinden itibaren, birleşen 2013/904 E. sayılı dosyada 31.929,35 euronun 12.06.2013 tarihinden itibaren, birleşen 2013/905 E. sayılı dosyada 32.181,55 euronun 10.06.2013 tarihinden itibaren yıllık %5 faiz ile davalılardan müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong><br />
1.Asıl ve birleşen davalarda davalı ... Turizm Tic. ve Nak. Ltd. Şti. vekili cevap dilekçelerinde; emtianın ambalajında delik, yırtık, deformasyon bulunmadığını, taşımada kullanılan araçların brandalarında, teknik malzemelerinde herhangi bir sorun olmadığını, söz konusu ıslaklık ve paslanmanın ambalajlanma kusurundan doğmuş olabileceğini, bundan da müvekkili taşıyıcının sorumlu tutulamayacağını, aynı koşullarda yapılan 5 ayrı taşımanın söz konusu olduğunu, her birinde de aynı sorunla karşılaşıldığını, buradan da kusurun taşıyıcıda değil, emtiada ya da ambalajlanmada olduğunun anlaşıldığını savunarak asıl ve birleşen davaların reddini istemiştir.</p>

<p>2.Asıl ve birleşen davalarda davalı ... vekili cevap dilekçesinde; hasarın ambalajlamadan kaynaklandığını, taşıyıcının kusurunun bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong><br />
İlk Derece Mahkemesinin 02.05.2017 tarih, 2014/530 E. ve 2017/383 K. sayılı kararıyla; taşınan ticari emtia niteliğindeki tellerin orijinal paketlenmesinin teknolojiye uygun olduğu, asıl ve birleşen dosyalarda taşımada kullanılan araçların kasasına su girdiğine dair bir tespitin bulunmadığı, taşıma sürecinde sağlam bobinler içine su sızdıracak kadar yoğun yağmura maruz kaldığını gösteren meteorolojik bir veri olmadığı, teslim yerinde ambalajların içine su girebilecek ya da sızabilecek şekilde bir yırtığın ya da deliğin bulunduğuna dair bir tespitin söz konusu olmadığı ve tutanaklarda böyle bir şeyin yer almadığı, öte yandan 5 ayrı taşımada da aynı problemin yaşandığı, sadece ambalaj içindeki nem ya da nemin yoğunlaşmasının değil dış ortamdan difizyon yoluyla neme nüfus etmesi sonucu ancak bu denli bir bozulmanın yaşanabileceği gerekçesiyle asıl ve birleşen davaların reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İSTİNAF</strong><br />
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar<br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.</p>

<p>B. Gerekçe ve Sonuç<br />
Bölge Adliye Mahkemesinin 22.02.2018 tarihli, 2017/508 E. ve 2018/139 K. sayılı kararıyla; hasarın taşıyıcının sorumlu olmadığı bir ambalaj kusurundan kaynaklandığı, bu koşullarda taşıyıcının ve sigortacısının oluşan hasarlardan sorumlu tutulamayacağı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p><br />
<strong>V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ</strong><br />
A. Bozma Kararı<br />
1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>2. Dairemizin 10.12.2019 tarih, 2018/2317 E. ve 2019/8026 K. sayılı kararıyla taşımaya konu emtianın taşıma güzergahına, taşıma koşullarına ve günümüz teknolojik verilerine uygun ambalajlanıp ambalajlanmadığının, emtianın terleme özelliğinin olup olmadığının, ambalaj içerisine rutubet riskini önlemek için özel bir folyo koyulması gerekip gerekmediğinin tespiti, ayrıca dış ortamdan gelen suyun naylon ile ambalanmış (ambalajda delik yırtık vs. olmadığı halde) ürün üzerine sirayet etmesinin mümkün olup olmadığı, mümkün ise bunun nasıl gerçekleşebileceği, mevcut ambalajlı haliyle ürünün dış etkilere karşı yeterince korunaklı olup olmadığının hertürlü soyut yaklaşımdan uzak ve tereddüte mahal vermeyecek şekilde açıklanmak üzere işin uzmanlarından oluşturulacak yeni bir bilirkişi heyetinden rapor alınarak sonucuna göre karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>B. İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar<br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile taşıyıcının eşyanın kendisi tarafından teslim alındığı tarih ile gönderilenen teslim ettiği tarih arasında uğramış olduğu hasar ve ziyandan karine olarak sorumlu olduğu, taşıyıcının kendisine talimat vermeye yetkili kişinin kusurundan, bu kişi tarafından verilen talimattan, eşyadaki ayıptan ya da kaçınamayacağı ve sonuçlarını önleyemeyeceği bir olaydan doğduğunu ispat etmesi halinde sorumluluktan kurtulabileceği, davalı tarafından taşınan emtianın teslim alındığı yerden İtalya'da bulunan merkez depoya getirilerek ve başka araçlara aktarma yapılarak Türkiye'deki varış limanına getirilmesi sürecinde hasara uğradığının ihtilafsız olduğu, ambalaj yetersizliğine ilişkin taşıyıcının herhangi bir çekince kaydının bulunmadığı, ambalajlanma hatasının bulunduğu hususlarında davacının iddiasını ispatlayamadığı, dava konusu emtianın da alıcısına hasarlı teslim edildiğinin sabit olduğu, taşıma devam ederken gerekli özen ve dikkatin gösterilmediği, hasardan davalıların sorumlu olduğu gerekçesiyle asıl ve birleşen davaların kısmen kabulü ile asıl davada 29.394,79 euronun, birleşen 2013/902 E. sayılı dosyasında 29.394,79 euro'nun, birleşen 2013/903 E. sayılı dosyasında 29.960,94 euronun, birleşen 2013/904 E. sayılı dosyasında 29.168,02 euronun, birleşen 2013/905 E. sayılı dosyasında 27.141,67 euronun 20.12.2013 tarihinden itibaren ödeme tarihine kadar yıllık %5 oranında faiz işletilerek davalılardan müteselsilen tahsiline, fazlaya dair taleplerin reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>VI. TEMYİZ</strong><br />
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar<br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p><br />
B. Temyiz Sebepleri<br />
1. Davalı ... Turizm Tic. ve Nak. Ltd. Şti. vekili temyiz dilekçesinde özetle; bozmaya uygun inceleme yapılmadığını, ambalajlamanın emtiaya uygun olup olmadığının yeterince incelenmediğini, müvekkilinin CMR Konvansiyonu'nun 8 inci maddesi gereği ambalajın görünürdeki durumunu kontrol ettiğini, ambalajın görünür haliyle taşımaya uygun ve hasarsız olduğunu, ancak özel bir ambalajlama gerekiyorsa bunu bilmesinin mümkün olmadığını, varma yerinde teslim tutanağında da belirtildiği üzere araç içinin kuru ve ambalajın sağlam olduğunu, buna rağmen ambalaj içinde ıslaklık ve pas olmasından müvekkillinin sorumlu tutulamayacağını, bilirkişi raporunun kesin tespitler içermeyip varsayıma dayalı olduğunu, emtianın İtalya'da kapalı bir depoda başka araca nakledilmesinin söz konusu hasara yol açmayacağını, hasar tazminatı hesaplamalarının da hatalar içeridiğini belirterek kararın bozulmasını istemiştir.</p>

<p>2. Davalı ...Ş. vekili temyiz dilekçesinde özetle; bilirkişi raporunun kesin tespitler içermeyip varsayıma dayalı olduğunu, gönderenin ambalajlama konusunda gerekli özeni göstermediğini, özel bir ambalaj ve folyo kullanılacak ise bunu taşıyıcının bilmesinin mümkün olmadığını, ambalajın görünür haliyle taşımaya uygun ve hasarsız olduğunu, varma yerinde teslim tutanağında da belirtildiği üzere araç içinin kuru ve ambalajın sağlam olduğunu, buna rağmen ambalaj içinde ıslaklık ve pas olmasından taşıyıcının sorumlu tutulamayacağını, davacının sigortalısına yaptığı ödemenin hatır ödemesi olup teminat dışı olduğunu, hasar tazminatı hesaplamalarının da hatalar içerdiğini belirterek kararın bozulmasını istemiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>C. Gerekçe<br />
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme<br />
Sigorta poliçesine dayalı rücuen tazminat istemli davada, uyuşmazlık, taşıma esnasında gerçekleşen hasardan davalı taşıyan ve taşıyanın sigortacısının sorumlu olup olmadığına ve ambalaj hasarı bulunup bulunmadığına ilişkindir.</p>

<p>2. İlgili Hukuk<br />
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 898 inci maddesinin birinci fıkrası, 1472 nci maddesi, Eşyaların Karayolundan Uluslararası Nakliyatı İçin Mukavele Sözleşmesi'nin (CMR Konvansiyonu) 8, 9, 17 ve 18 inci maddeleri.</p>

<p>3. Değerlendirme<br />
1.Asıl ve birleşen davalar, nakliyat emtia sigorta poliçesine dayalı rücuen tazminat istemine ilişkin olup, mahkemece Dairemiz bozma ilâmına uyularak yapılan değerlendirme sonrası asıl ve birleşen davaların kısmen kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p>2.Asıl davaya konu taşıma Fransa'dan, birleşen davalara konu taşımalar ise Slovenya'dan Hatay'a yapılmış, taşımaya konu Ca-Si ve Ca-Fe özlü teller bobin halinde gönderen firma tarafından ambalajlanmıştır. Asıl ve birleşen dosyalar içerisinde bulunan tespit tutanaklarında "...aracın çadırında her hangi bir hasar olmadığı, fakat araçta bulunan ... eşyanın ıslak, su birikintileri ve malzemede paslanma olduğu tespit edilmiştir." şeklinde imzalı tespitlerin yer aldığı, bu durumun dosya içerisinde bulunan fotoğraflardan da net şekilde anlaşıldığı, yine varma yerinde düzenlenen eksper raporlarında da naylon ambalajın içine su sızdırabilecek kadar yırtıldığına, yıprandığına yada delindiğine veya dış yüzeylerinde de ıslaklık olduğuna dair tespite yer verilmediği tespit edilmiştir.</p>

<p>3.CMR Konvansiyonu'nun 17 nci maddesine göre, taşımacı, yükü teslim aldığı andan, teslim edinceye kadar, bunların kısmen veya tamamen kaybından ve doğacak hasardan sorumludur. Ancak eğer hasar yüke has bir kusurdan yahut taşıyıcının önlemesine olanak bulunmayan bir halden meydana gelmişse yada hasar, hasara uğrayan malların hatalı ambalajlanmış olması ve yahut malların özelliğinin doğal sonucu olan özel risklerden doğmuş ise, taşıyıcı zarardan sorumlu tutulamaz.</p>

<p>6102 sayılı Kanun'un 898 inci maddesinde de benzer şekilde taşıyıcının sorumluluktan kurtulma sebeplerine yer verilmiştir. Buna göre, taşıyıcı, gönderen tarafından yapılan paketleme veya etiketleme yetersizse, taşıyıcı tarafından ambalajlanmamış olan eşya taşınmışsa, eşya doğal veya ayıplı yapısı dolayısıyla, özellikle kırılma, işlev bozukluğu, paslanma, bozulma veya sızma gibi sebeplerle kolaylıkla zarar görebilecek nitelikteyse, taşıyıcı sorumluluktan kurtulur.</p>

<p>4.Asıl ve birleşen davalara konu taşımalarda, bobinlerin gönderen tarafından naylon ambalaj ile sarıldığı, davalı taşıyıcının CMR Konvansiyonu'nun 8 inci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca yükün ve bunların ambalajının görünürdeki durumunu kontrol ettiği, 9 uncu maddenin ikinci fıkrasına göre taşıma senedine çekince koymaması malların tam ve sağlam teslim alındığının teyidi gibi düşünülmekte ise de taşıyıcının yükü kontrol mükellefiyetinin eşyanın ve ambalajın görünür durumu kontrol ile sınırlı olduğu, herhangi bir araştırma yapmadan emtianın özelliğini ve paslanabileceğini öngörüp çekince koymasının beklenemeyeceği, taşıma esnasında ambalajın hasar görmediği, varma yerinde ambalajda herhangi bir yırtık yada delik tespit edilmediği, ambalajların dış yüzeyinin ve araç içinin kuru olmasına rağmen ambalaj içinde ıslaklık ve bundan kaynaklı emtiada paslanma görüldüğü, bu durumun taşıyıcının kusurundan değil de emtianın niteliğine uygun ambalajlanmamış olmasından kaynaklandığı, emtianın özelliği gereği nasıl ambalajlanması gerektiğini taşıyıcının bilebilmesinin ve bu hususta çekince koymasının beklenemeyeceği, o halde meydana gelen hasardan davalı taşıyıcının sorumlu tutulamayacağı gibi taşıyıcının sigortacısı Euroka Sigorta A.Ş.'nin sorumluluğunun da gündeme gelmeyeceği gözetilerek davanın reddine karar verilmesi gerekirken varsayıma dayalı bilirkişi raporlarına itibar edilerek yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.</p>

<p><strong>VII. KARAR</strong><br />
Açıklanan sebeplerle;<br />
İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,</p>

<p>Bozma sebebine göre davalılar vekillerinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına,</p>

<p>Takdir olunan 8.400,00 TL duruşma vekalet ücretinin asıl ve birleşen davalarda davacıdan alınarak asıl ve birleşen davalarda davalılara verilmesine,</p>

<p>Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde davalılara iadesine,</p>

<p>Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,</p>

<p>05.07.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20221852-e-20234139-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 18 May 2026 18:08:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa.jpg" type="image/jpeg" length="65963"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2022/3351 E., 2023/2875 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20223351-e-20232875-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20223351-e-20232875-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 10.05.2023 tarihli, 2022/3351 E., 2023/2875 K. sayılı kararı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>11. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2022/3351 E., 2023/2875 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi<br />
SAYISI : 2021/21 Esas, 2022/180 Karar<br />
HÜKÜM : Davanın kısmen kabul kısmen reddi</p>

<p><br />
Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının bozma ilamına uyularak yapılan yargılaması sonucunda Mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p>Mahkeme kararı, davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong><br />
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin Nakliyat Emtia Abonman Sigorta Poliçesi ile sigortaladığı dava dışı Nova Uluslararası Reklam ve Dekorasyon A.Ş.'ne ait emtianın davalının sorumluluğunda taşındığını, alıcı nezdinde yapılan boşaltma işlemleri esnasında ürünlerin hasarlandığının tespit edilip bu hususun tutanağa bağlandığını, sürücünün de hasarın taşıma sırasında meydana geldiğini beyan ettiğini, hasarın, taşıma güzergâhının değişmesine bağlı olarak kötü yollardan geçilip sürüş hatalarından kaynaklandığını, müvekkilinin 33.364,52 euro karşılığı 72.837,20 TL tutarındaki hasar bedelini sigortalıya ödediğini, rücuen tahsil için davalı aleyhine yapılan icra takibine vaki itirazın haksız olduğunu ileri sürerek itirazın iptalini, icra inkar tazminatının tahsilini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong><br />
Davalı vekili cevap dilekçesinde; hasarın, ambalajlamanın yeterli yapılmamasından ve istifleme/yükleme hatasından kaynaklandığını, emtiaların karayolunda uluslararası nakliyatı için sözleşme ("CMR Konvansiyonu") senedinde ambalajlama ile istiflemenin gönderen tarafından yapıldığının, bu nedenlerden doğacak hasardan taşıyanın sorumlu olmayacağının belirtildiğini, ekspertiz raporunda hasara uğrayan malların daha düşük tespit edildiğini, gönderen tarafından bir güzergah tanımlanmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.</p>

<p><strong>III. MAHKEME KARARLARI, BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ</strong><br />
A. Mahkemece Verilen İlk Karar<br />
Mahkemece 21.06.2016 tarih, 2014/693 E. ve 2016/585 K. sayılı kararı ile davanın reddine karar verilmiş, davacı vekilince temyiz edilmiştir.</p>

<p>B. Bozma Kararı<br />
Dairemizin 25.04.2018 tarih, 2016/10300 E. ve 2018/3117 K. sayılı kararıyla davalı taşıyıcının özellikle aracına gabarisi yüksek eşya yüklenmesine karşı çıkmaması ve bunun sonucu olarak Özbekistan gümrüğündeki gaberi kontrolünden kaçınmak amacıyla güzergah değiştirerek bozuk yoldan Kazakistan gümrüğünden geçmesi ve bozuk yol koşullarının da etkisi sebebiyle malların hasarlanmasında nezaret yükümlülüğüne aykırı davranması sebebiyle hasarın meydana gelmesindeki müterafik kusur oranının belirlenip sonucuna göre karar verilmesi gereğine işaret edilerek bozulmuştur.</p>

<p>C. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar<br />
Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile meydana gelen hasarda davalının %10 oranında müterafık kusurunun bulunduğu ve toplam 2.245,36 TL asıl alacak yönünden davalının sorumlu olduğunun rapor edildiği gerekçesiyle davanın kısmen kabul kısmen reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. TEMYİZ</strong><br />
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar<br />
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>B. Temyiz Sebepleri<br />
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; yükleme göndericiye ait olsa da taşıyıcının istife nezaret ile görevli ve sorumlu olduğunu, şayet istif ve ambalajda bir eksiklik gördüyse bu durumu taşıma senedi üzerine ihtirazi kayıt olarak şerh düşmesi gerektiğini, davalının bu sorumluluğunu yerine getirmediğini, aracın yüksekliği nedeniyle şoförün güzergah değiştirdiği, yolların bozuk olduğu ve hasarlandığının davalının kabulünde olduğunu, taşıma sırasındaki hatalar nedeniyle emtiayı sabitlemeye yarayan demir çubukların dahi kırıldığını, davalının yük ve ambalaja ilişkin çekincesinin yer aldığı herhangi bir yazılı evrak bulunmadığını, bu durumda meydana gelen hasardan davalı taşıyıcının sorumlu olduğunu belirterek kararın bozulmasını istemiştir.</p>

<p>C. Gerekçe<br />
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme<br />
Dava, dava dışı sigortalıya ödenen hasar bedelinin davalı taşıyıcıdan rücuen tahsili için başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.</p>

<p>2. İlgili Hukuk<br />
CMR Konvansiyonu'nun 17 nci maddesi, 6098 sayılı Kanun'un 51 ve 52 nci maddesi, 2004 sayılı Kanun'un 67 nci maddesi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>3. Değerlendirme<br />
1. CMR Konvansiyonu'nun 17 nci maddesinde taşımacının, yükü teslim aldığı andan, teslim edinceye kadar, bunların kısmen veya tamamen kaybından ve doğacak hasardan sorumlu olduğu, yükün gönderici, alıcı veya bunlar adına hareket eden kişiler tarafından alınması, taşınması, yüklenmesi, yığılması veya boşaltılması halinde taşımacının sorumlu tutulamayacağı düzenlenmiştir. Ancak,CMR nin 8 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) ve (b) bent hükümleri ile Dairemizin yerleşik uygulamalarına göre, yüklemenin taşıyıcıya ait olmadığı ve hasarın yükleme hatasından kaynaklandığı hallerde de davalı taşıyıcının işletme güvenliğine aykırı yükleme ve sabitleme yapılıp yapılmadığına nezaret görevi bulunması nedeniyle tali de olsa bir müterafik kusurundan söz etmek mümkündür.</p>

<p>2. Mahkemece, Dairemizin 25.04.2018 tarihli bozma ilamına uyularak ve müterafik kusur oranı belirlenerek karar verilmişse de, 6098 sayılı Kanun'ın 51 inci maddesi uyarınca tazminat, zarar verenin kusurunun ağırlığına göre belirlenmektedir. Somut olay, davalı taşıyıcının aracına gabarisi yüksek eşya yüklenmesine karşı çıkmaması ve bunun sonucu olarak Özbekistan gümrüğündeki gaberi kontrolünden kaçınmak amacıyla güzergâh değiştirerek bozuk yolu takip ederek Kazakistan gümrüğünden geçmesi ve bozuk yol koşullarının da etkisi sebebiyle malların hasarlanması şeklinde meydana gelmiştir. Bu durumda davalının nezaret yükümlülüğüne aykırı davranması sebebiyle hasarın meydana gelmesindeki müterafik kusur oranı somut olaya uygun düşmemektedir.</p>

<p>3.Bu durumda, somut olayın özelliğine göre zararın meydana gelmesinde davalının müterafik kusur oranı yeninden belirlenerek bir karar verilmesi için hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.</p>

<p><strong>V. KARAR</strong><br />
Açıklanan sebeplerle;<br />
Mahkeme kararının BOZULMASINA,Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine,</p>

<p>Dosyanın Mahkemesine gönderilmesine, 10.05.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20223351-e-20232875-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 18 May 2026 18:06:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa1a.jpg" type="image/jpeg" length="28482"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Samsun BAM 3. Hukuk Dairesi'nin 2025/732 E., 2025/738 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://hukukihaber.net/samsun-bam-3-hukuk-dairesinin-2025732-e-2025738-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://hukukihaber.net/samsun-bam-3-hukuk-dairesinin-2025732-e-2025738-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi'nin 28.04.2025 tarihli, 2025/732 E., 2025/738 K. sayılı kararı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>T.C.<br />
SAMSUN<br />
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br />
3. HUKUK DAİRESİ</strong></p>

<p><strong>DOSYA NO : 2025/732<br />
KARAR NO : 2025/738</strong></p>

<p><br />
<strong>T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A<br />
İ S T İ N A F K A R A R I</strong></p>

<p>BAŞKAN : ....<br />
ÜYE : ....<br />
ÜYE : ....<br />
KATİP : ....</p>

<p>İNCELENEN KARARIN<br />
MAHKEMESİ : SAMSUN ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br />
TARİHİ : 19/12/2024<br />
NUMARASI : 2024/1489Esas, 2024/1565 Karar<br />
DAVACI : ....<br />
VEKİLİ : ....<br />
DAVALI : HASIMSIZ<br />
DAVANIN KONUSU : Kıymetli Evrak İptali</p>

<p><strong>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ :</strong><br />
Dava hasımsız olarak açılmış olup, davacı vekili dava dilekçesinde özetle; .... Samsun Şubesine ait .... numaralı 5 adet çekin kaybolduğunu beyanla, çekler üzerine ihtiyati tedbir konularak, çeklerin iptaline karar verilmesini talep ettiği anlaşılmıştır.</p>

<p><strong>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:</strong><br />
İlk Derece Mahkemesi tarafından davanın reddine karar verildiği anlaşılmıştır.</p>

<p><strong>İSTİNAFA BAŞVURAN TARAFLAR ve İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:</strong><br />
İstinaf başvurusunda bulunan davacı vekili dilekçesinde özetle, mahkemece verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, müvekkil şirket bünyesindeki çeklerin müvekkil uhdesindeyken kaybolduğunu, kıymetli evrakın zayi olduğu takdirde iptaline karar verilebileceğini, karar gerekçesinin yetersiz olduğunu, ilgili çeklerin müvekkil şirket ile bağlantısı bulunmayan kötüniyetli üçüncü kişilerin eline geçmesi ve haksız olarak piyasaya sunulması ihtimali mevcut olduğunu ve bunun da geri dönüşü imkansız zararlara sebep olacağından bahisle, mahkemece verilen kararın kaldırılarak talepleri doğrultusunda karar verilmesini talep ettiği anlaşılmıştır.</p>

<p><strong>DELİLLER :</strong><br />
Tüm dosya kapsamı.</p>

<p><strong>DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ ve GEREKÇE :</strong></p>

<p>Talep, çekin zayi sebebiyle iptaline ilişkindir.<br />
Dairemizce HMK'nın 355. maddesi kapsamında istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle ve kamu düzenine ilişkin hükümlerle sınırlı olmak üzere inceleme yapılmıştır.</p>

<p>Somut uyuşmazlıkta; davacı vekili,.... Samsun Şubesine ait .... numaralı 5 adet çekin kaybolduğunu belirterek, çekler üzerine ihtiyati tedbir konularak, çeklerin iptaline karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p>Yerel mahkemece "salt çek künye bilgilerine sahip/vakıf olmasının kişiyi çekin meşru hamili kılmayacağı ve çekin ne şekilde iktisap edildiğine dair bir maddi vakıa dahi bildirmeyen kişinin zayi anında çekin ve çekteki mündemiç hakkın sahibi olamayacağı, dosyadaki delil durumuna göre davacının çeklerin keşidecisi/hesap sahibi olduğu değerlendirilmiş, talep edenin çekin zayi anında zilyedi bulunduğunu yaklaşık ispat ölçüsünde de olsa ortaya koyamadığı kabul edilerek talebin reddine" dair karar verilmiştir.</p>

<p>Karar davacı tarafından istinaf edilmiştir.</p>

<p>6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu 757 vd. maddelerinde yer alan kambiyo senedinin zayi nedeni ile iptal davası, iradesi dışında kambiyo senedi elinden çıkan kişiye, hakkın senetsiz olarak ileri sürülmesi veya borçludan yeni bir senet düzenlenmesini isteyebilme imkanı verir. (TTK m. 651-652).</p>

<p>TTK'nın 759. maddesi gereğince, iptal isteminde bulunan kişi, çek elinde iken zayi olduğunu inandırıcı bir şekilde gösteren delilleri mahkemeye sağlamak, çekin bir suretini ibraz etmek yahut da çekin esas içeriği hakkında bilgi vermekle yükümlüdür. Burada, iptal talebinde bulunan şahsın ispat etmesi gereken husus zilyedi bulunduğu çekin rizası hilafına elinden çıkmasıdır. Ancak, iptal davasında kesin ispat aranmayıp çekin kaybolduğunun "kuvvetle muhtemel" olduğunu göstermesi yeterlidir (TTK. m. 760). Hasımsız olarak açılan çek iptali davaları neticesinde elde edilecek iptal kararları kesin hüküm oluşturmaz.</p>

<p>Dosyadaki belgelere, kararın dayandığı delillerle, usul ve yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle, yukarıdaki açıklamalar ışığında davacı tarafından çeklerin esas içeriği hakkında bilgi verilmediği gibi davacının iptali talep edilen çeklerin yetkili hamili olduğuna yönelik de herhangi bir delil ibraz edilmediğinden yerel mahkemece verilen kararda bir isabetsizlik bulunmamasına; kanunun olaya uygulanmasında ve gerekçede hata edilmediği, ihtilafın doğru olarak tanımlandığı, inceleme konusu kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından, davacı vekilinin yerinde bulunmayan istinaf kanun yolu başvurularının 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-b-1. maddesi gereğince esastan reddine karar vermek gerekmiş, aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.</p>

<p><strong>HÜKÜM : </strong>Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;</p>

<p>1.Davacı vekilinin İstinaf Başvurusunun Esastan REDDİNE.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>2.İstinaf karar harcı peşin alındığından, başkaca alınmasına yer olmadığına.</p>

<p>3.İş bu kararın, bilgi mahiyetinde İlk Derece Mahkemesi'nce taraflara tebliğine.</p>

<p>Dair, HMK'nın 362/1-ç maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan incelemede kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.28/04/2025</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://hukukihaber.net/samsun-bam-3-hukuk-dairesinin-2025732-e-2025738-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 18 May 2026 13:08:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/05/yargi/samsun-bolge-adliye-mahkemesi.jpg" type="image/jpeg" length="83470"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İzmir BAM 11. Hukuk Dairesi'nin 2023/1373 E., 2026/101 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://hukukihaber.net/izmir-bam-11-hukuk-dairesinin-20231373-e-2026101-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://hukukihaber.net/izmir-bam-11-hukuk-dairesinin-20231373-e-2026101-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi'nin 23.01.2026 tarihli, 2023/1373 E., 2026/101 K. sayılı kararı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>T.C.<br />
İZMİR<br />
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br />
11. HUKUK DAİRESİ</strong></p>

<p><strong>DOSYA NO : 2023/1373<br />
KARAR NO : 2026/101</strong></p>

<p><strong>T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A<br />
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I</strong></p>

<p>İNCELENEN KARARIN<br />
MAHKEMESİ : İZMİR 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br />
TARİHİ : 17/05/2023<br />
NUMARASI : 2022/228 Esas - 2023/403 Karar<br />
DAVANIN KONUSU : Menfi Tespit (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan)<br />
KARAR TARİHİ : 23/01/2026<br />
KARAR YAZIM TARİHİ : 23/01/2026</p>

<p>Taraflar arasındaki davadan dolayı İzmir 5. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 17/05/2023 gün ve 2022/228 Esas - 2023/403 Karar sayılı hükmün istinaf yoluyla Dairemizce incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için üye .... tarafından düzenlenen rapor dinlenip ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendi.</p>

<p><strong>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ :<br />
DAVA : </strong>Davacı vekili, müvekkili aleyhine Menderes İcra Müdürlüğünün 2019/919 Esas sayılı dosyası ile 01.10.2018 düzenleme tarihli, 15.04.2019 ödeme tarihli, 500.000 TL bedelli senet yönünden icra takibi başlatıldığını, takibe esas senetten dolayı müvekkilinin hiçbir sorumluluğu bulunmadığını, davalı ... tarafından müvekkili .... hakkında açılan takibe konu senet üzerinde imza ve şirket kaşesinin bulunduğunu, takip konusu senedin tanzim bölümünde imza bulunmadığını, kaşe dışında müvekkiline ait imza bulunmadığını, müvekkilinin davaya konu senetten dolayı davalıya borcu olmadığını, söz konusu senet metninde teminat senedidir şeklinde teminat kaydı yer aldığını, bu nedenle senedin kambiyo vasfının da olmadığını belirterek davanın kabulü ile Menderes İcra Müdürlüğünün 2019/919 Esas sayılı icra dosyasına konu 01.10.2018 düzenleme tarihli, 15.04.2019 ödeme tarihli, 500.000 TL bedelli bonodan dolayı müvekkili ...’ün davalıya borçlu olmadığının tespitine, davalı aleyhine % 20 den az olmamak kaydıyla kötü niyet tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.</p>

<p><strong>CEVAP :</strong> Davalı vekili, takibe konu senedin keşideci bölümünde davacının isim, soy isim, TC Kimlik numarası ve adresinin bulunduğunu, senet üzerinde davacının iki adet imzasının bulunduğunu, davacının takibe konu senetten dolayı sorumluluğu olmadığı iddiasının hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, takibe konu senet üzerinde senedin teminat senedi olduğuna ilişkin hiçbir kayıt bulunmadığını, davacının bu yöndeki iddiasını ispatlaması gerektiğini belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.</p>

<p><strong>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ : </strong>Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, dava konusu senet üzerinde yer alan imzanın ...’e ait olduğu, ancak her ikisinin de kaşe üzerinde yer aldığı, bu nedenle ....’ün ayrıca aval veren sıfatı ile borçlandırma iradesinin bulunmadığı, dolayısıyla her iki imzanın şirketi temsilen atıldığı tespit edilmekle bu senetten dolayı borçlu olmadığının tespitine karar vermek gerekmiştir. Davalı tarafın kötü niyet tazminat talebi Yargıtay 11. HD’nin 2020/3287 Esas 2020/4582 Karar 27.10.2020 tarihli kararında yer aldığı üzere davacının icra takibinde davacının dava konusu senette çift imza olması sebebiyle davalı hakkında icra takibi yapmasının kötü niyetli olmasını göstermediğinden kötü niyet tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerektiği belirtilmiş olup, mahkememizce de yapılan değerlendirmede de davacının kötü niyetli olduğu ispatlanamadığından kötü niyet tazminat talebinin reddine karar vermek gerekmiştir.</p>

<p>Karara karşı davalı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur.</p>

<p><strong>İSTİNAF NEDENLERİ : </strong>Davalı vekili, senedin düzenlendiği tarih itibariyle Ticaret Sicilden şirket yetkilisini temsil bilgilerinin kazandırılmadığı, davaya konu senedin icra dosyası celp edilmeden kurulan hükmün yasaya aykırı olduğu gibi cevap dilekçesinde delil olarak belirtilen Menderes İcra müdürlüğünün 2019/918 E sayılı dosyasının da celp edilmediği dolayısıyla savunma hakkının kısıtlandığı belirtilerek hükmün bu sebeple kaldırılması aksi kanaatte olunur ise senedin ödeyecek/düzenleyen kısmında ...'e ait kimlik bilgileri belirtilmek suretiyle esasen düzenleyenin ve borçlunun .... olduğunun sabit olduğu bu hususta emsal yargı kararlarından bahsedilmekle birlikte konu senet gibi bu yargılamaya konu olmamakla birlikte belirtilen diğer senetlerin tümünün davacı tarafından düzenlendiği ve ödeme tarihlerinin aynı gün olduğu, davacı lehine birer ay ara ile toplam üç senet düzenlendiği ilk derece mahkemesince yapılan değerlendirmenin yerinde olmadığı, senet üzerindeki şirket kaşesine yönelik değerlendirmenin doğru olmadığı hususları istinaf nedenleri olarak ileri sürmekle kararın kaldırılmasını istemiştir.</p>

<p><strong>GEREKÇE : </strong>Dava, icra takibine konu bonodan kaynaklı menfi tespit istemine ilişkin olup, ilk derece mahkemesince yukarıda yazılı gerekçeyle davanın kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p>Dairemizce HMK'nın 355. maddesi uyarınca istinaf nedenleriyle ve resen kamu düzenine ilişkin sebeplerle sınırlı olarak istinaf incelemesi yapılmıştır.<br />
Dava konusu bononun konu edildiği icra dosyasının tetkikinde; Davalı ... tarafından davacı.... ve dava dışı ... Şti aleyhine kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile takip başlatıldığı, takip dayanağının 01/10/2018 tanzim, 15/04/2019 vade tarihli ve 500.000,00 TL bedelli bono olduğu, senedin arka yüzünde "teminat senedidir" kaydı olduğu, görülmüştür.</p>

<p>Dava dışı ... Şti birden fazla ortaklık yapısına sahip iken ortak ...'ün hisselerinin 03/08/2012 tarih ve 9849 sayılı Ticaret Sicil Gazetesinde yayınlanan yönetim kurulu ve genel kurul kararı ile diğer ortak/davacı ....' devir edilmekle şirketin tek ortaklı hale geldiği ve tanzim tarihi itibariyle şirketin tek ortaklı olduğu anlaşılmıştır.<br />
Yerleşik Yargıtay içtihatlarında da belirtildiği üzere; bir senedin teminat senedi vasfını taşıyabilmesi için; ya senet metninde açık olarak teminatın hangi hususta verildiği belirtilmeli, ya da ayrı bir sözleşmeyle söz konusu teminat senedine atıf yapılarak senedin teminat senedi olduğunun belirlenebilir olması sağlanmalıdır. Senet üzerine yazılacak olan "teminattır" ibaresi tek başına senede teminat senedi olma hüviyetini kazandırmaz. "teminat senedidir," "devredilemez", "ciro edilemez", ibareleri tek başına geçersiz olup, hiç yazılmamış kabul edilir. Aynı yönde (Yargıtay 12.Hukuk Dairesi’nin 2014/11410 E. 2014/13843 K. sayılı ilamı). Bir senedin teminat senedi olduğunu ileri süren taraf bunu yazılı bir belge ile ispatlamalıdır.</p>

<p>Somut olayda takip konusu senedin ön yüzünde yer alan kaşe üstünde iki imza olmakla birlikte davacı yanca imzanın şirket kaşesi üzerine atıldığı ve bu durumun davacı ....'i borçlu kılmayacağı iddiasına karşılık davalı yanca senet üzerinde atılan iki imzanın şirket temsilcisi ve ayrıca yine kendi adına Aval veren sıfatıyla ....’ü bağladığı iddiasında bulunulmakla birlikte Mahkemece bu hususta yapılan değerlendirme neticesinde her iki imzanın da kaşe üzerinde yer aldığı, bu nedenle ....’ün ayrıca aval veren sıfatı ile borçlandırma iradesinin bulunmadığı, dolayısıyla her iki imzanın şirketi temsilen atıldığı yönündeki tespit zımmında davacı yanın bonodan kaynaklı borçlu olmadığı yönünden açılın davanın kabulüne karar verilmiş ise de takip konusu bononun arka yüzünde az yukarıda da belirtildiği gibi "teminat senedidir" açık ibaresi olmakla birlikte bu hususta ayrıca bir inceleme ve değerlendirme yapılmadığı, zira senedin teminat senedi olduğunun anlaşılması halinde kambiyo vasfı yönünden bir değerlendirme yapılacağı gibi illeten mücerretlik olgusunun kalkması durumunda istem konusu edilen menfi tespit talebine yönelik genel hükümler dairesinde ve genel ispat kuralları çerçevesinde bir değerlendirme yapılarak sonuca gidileceğinden belirtilen yönde bir araştırma ve değerlendirme yapılmaksızın karar verilmiş olması eksiklik oluşturacaktır. Eksik inceleme ve araştırma ile hüküm kurulamaz.</p>

<p>Açıklanan ilkeler ışığında Mahkemece icra dosyasından da görüldüğü üzere senedin arka yüzünde "teminat senedidir" açık ibaresi yer almakla yukarıda açıklanan ilkeler ışığında konu bononun teminat senedi olarak alınıp alınmadığı yönünden taraflarca bildirilen deliller kapsamında bir değerlendirme yapılarak bu yönde oluşacak sonuca göre talep konusu menfi tespit istemi yönünden karar verilmesi gerekirken iş bu yöndeki iddia karşısında bir değerlendirme yapılmaksızın yazılı şekilde karar verilmesi yerinde görülmemiş, bu sebepler ile davalı istinaf itirazının yerinde olduğu kabul edilmiştir.</p>

<p>Bu durumda, ilk derece mahkemesince uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek ölçüde önemli delillerin toplanmamış ve değerlendirilmemiş olması nedeniyle istinaf istemine konu karara yönelik denetim yapılması mümkün değildir. O halde, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-a-6 maddesi uyarınca istinaf başvurusunun esasa ilişkin hususlar incelenmeksizin kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına ve kaldırma kararının sebep ve şekline göre sair istinaf itirazlarının incelenmesine yer olmadığına karar verilmesi gerekmiştir.</p>

<p><strong>H Ü K Ü M :</strong> Yukarıda açıklanan nedenlerle;</p>

<p>1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-a-6 maddesi uyarınca ESASA İLİŞKİN SEBEPLER İNCELENMEKSİZİN KABULÜNE,</p>

<p>2-İzmir 5. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 17/05/2023 gün, 2022/228 esas ve 2023/403 karar sayılı kararının KALDIRILMASINA,</p>

<p>3-Dairemizin kararına uygun şekilde yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın mahal mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>4-İstinaf yoluna başvuran tarafından yatırılan istinaf karar harcının istek halinde istinaf yoluna başvurana iadesine,</p>

<p>5-Karar tebliği ve avans iadesi işlemlerinin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine,<br />
Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-a-6 maddesi gereğince kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.23/01/2026</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://hukukihaber.net/izmir-bam-11-hukuk-dairesinin-20231373-e-2026101-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 18 May 2026 13:05:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/03/yargi/izmir-bolges-1.jpg" type="image/jpeg" length="39261"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Konya BAM 6. Hukuk Dairesi'nin 2025/1390 E., 2025/1112 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://hukukihaber.net/konya-bam-6-hukuk-dairesinin-20251390-e-20251112-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://hukukihaber.net/konya-bam-6-hukuk-dairesinin-20251390-e-20251112-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Konya Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi'nin 10/09/2025 tarihli, 2025/1390 E., 2025/1112 K. sayılı kararı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>T.C.<br />
KONYA<br />
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br />
6. HUKUK DAİRESİ</strong></p>

<p><strong>DOSYA NO : ...<br />
KARAR NO : ...</strong></p>

<p><strong>T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A<br />
İ S T İ N A F K A R A R I</strong></p>

<p>BAŞKAN : ... (...)<br />
ÜYE : ... (...)<br />
ÜYE : ... (...)<br />
KATİP : ... (...)<br />
İNCELENEN KARARIN<br />
MAHKEMESİ : Konya .... ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br />
TARİHİ : 01/08/2025<br />
NUMARASI : ... Esas- ... Karar<br />
İSTİNAF EDEN DAVACI: ...<br />
VEKİLİ : Av. ...<br />
DAVALI : Hasımsız<br />
DAVA : Kıymetli Evrak İptali<br />
İSTİNAF KARARININ<br />
KARAR TARİHİ : 10/09/2025<br />
YAZIM TARİHİ : 10/09/2025</p>

<p>Davacı vekili tarafından Konya .... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... Esas sayılı dosyası ile açılan davada 01/08/2025 tarihinde tesis edilen karara karşı davacı vekilinin istinaf kanun yoluna başvurması üzerine, üye hakimin görüşleri alındıktan sonra dosya incelendiğinde;</p>

<p><strong>DAVA: </strong>Davacı vekili, müvekkilinin zilyedi olduğu 28.04.2025 düzenleme, 10.09.2025 ödeme tarihli, 48.600,00 TL bedelli bonoyu kaybettiğini, zayi olan bir senedin kötü niyetli kişilerce dolaşıma sokulması, sahte bir ciro ile devredilmesi gibi riskler barındırdığını ileri sürerek, davanın kabulü ile zayi olan bononun iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.</p>

<p><strong>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARIN ÖZETİ:</strong> Mahkemece, "...Dava konusu senedin incelenmesinde düzenleme yerinin yazılmadığı, keşidecinin adresinin tam olarak bulunmadığı, sadece Başhüyük olarak yazıldığı, dolayısıyla keşide yerinin bulunmadığı, 6102 Sayılı TTK'nın 776 ve 777 maddeleri gereğince bononun keşide yerinin zorunlu unsurlarından olduğu, yukarıda detayı verilen T.C. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 13/01/2014 Tarih ve ... Esas-... Karar sayılı ilamı ve T.C. Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 13/06/2022 Tarih ve ... Esas-... Karar sayılı ilamı gereğince keşide yeri bulunmayan bononun kambiyo vasfını haiz olmadığı anlaşılmakla, davanın reddine karar verilmiş..." gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>İSTİNAF SEBEPLERİ:</strong> Davacı vekili, ticari teamüller gereği, bölgedeki birçok işletme gibi, senetlerde düzenleme yeri olarak belde, mahalle veya köy isimlerinin yazılmasının sıkça rastlanan bir durum olduğunu, "Başhüyük"ün Konya İline bağlı Sarayönü İlçesinin bilinen ve idari olarak tanımlı bir mahallesi olduğunu, mahkemenin bu açık ve net coğrafi tanımı belirsiz olarak kabul etmesinin hayatın olanağan akışına aykırı olduğunu, bu ibarenin senedin düzenleme yeri olarak kabul edilmesi gerektiğini, bononun zayi olduğuna dair bu karar alınmaz ise müvekkilinin alacağına kavuşamayacağı gibi, icra tehdidi ile de karşı karşıya kalacağını ileri sürerek, mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:</strong></p>

<p>Dava, zayi nedenine dayalı kıymetli evrak iptali istemine ilişkindir.</p>

<p>Her ne kadar ilk derece mahkemesince verilen karara karşı yukarıda yazılı gerekçelerle davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuş ise de, davacı vekilinin 10/09/2025 tarihli dilekçesi ile davadan feragat ettiğini bildirdiği anlaşılmıştır.</p>

<p>Davaya son veren taraf işlemleri olan feragat, kabul ve sulh, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 307 ilâ 315. maddeleri arasında düzenlenmiştir. Tasarruf ilkesinin bir sonucu olarak davaya son veren taraf işlemleri hüküm kesinleşinceye kadar yapılabilir. Bir başka ifade ile taraflar davayı kabul ederek ya da davadan feragat ederek veya sulh sözleşmesi yaparak yargılamanın her aşamasında ve hatta kanun yollarında herhangi bir hükme gerek kalmaksızın davayı sona erdirebilirler. Ancak bu işlemler vekil tarafından yapılacaksa vekilin vekâletnamesinde özel yetkinin bulunması gerekir (HMK m. 74).</p>

<p>Davadan feragat, davayı kabul ve sulh, içerikleri itibariyle birer maddi hukuk işlemi olmakla birlikte, yapılış şekli itibariyle birer usulü işlemdir. Bu nedenle söz konusu işlemler bir taraftan maddi hukuk anlamında uygulama imkânı bulan iradeyi bozan hâllere dayanılarak iptal edilebilirken, diğer taraftan kesin hüküm gibi sonuç doğurmaktadır.</p>

<p>Davadan feragat, davacının talep sonucundan kısmen veya tamamen vazgeçmesidir (HMK m. 307). Davadan feragat eden davacı, bununla dava dilekçesinin talep sonucu bölümünde istemiş olduğu haktan kısmen veya tamamen vazgeçer. Feragat, davayı kesin olarak sonuçlandıran bir hukuki neden olup, yapıldığı anda kesin hükmün sonuçlarını doğurur.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yukarıda yapılan açıklamalardan sonra somut olaya gelindiğinde ise, davacı vekili tarafından ibraz edilen 10/09/2025 tarihli dilekçenin davadan feragat dilekçesi olduğu, HMK'nın 310. maddesi gereğince karar kesinleşinceye kadar davadan feragat mümkün olduğundan ve Dairemizce henüz davacı tarafın istinaf sebepleri esastan incelenip karara bağlanmadığından, davacı vekilinin davadan feragat beyanı ve vekaletnamesinde davadan feragat yetkisi bulunduğu da nazara alınarak ilk derece mahkemesi kararının kaldırılması ve HMK'nın 353/1.b.2 maddesi gereğince yeniden karar verilmesine ilişkin aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.</p>

<p><strong>HÜKÜM : </strong>Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;</p>

<p>A)Davacı vekilinin davadan feragat beyanı nazara alınarak davacı vekilinin istinaf talebine ilişkin dilekçesinin REDDİNE,</p>

<p>1-Davacı tarafından yatırılan 615,40 TL istinaf karar harcının talep halinde davacıya iadesine,</p>

<p>2-Davacının istinaf aşamasında yaptığı yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,</p>

<p>3-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından ücret-i vekalet ile ilgili hüküm kurulmasına yer olmadığına,</p>

<p>B)Davacı vekilinin davadan feragat beyanı nazara alınarak, Konya .... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 01/08/2025 tarih, ... Esas-... Karar<br />
sayılı KARARININ KALDIRILMASINA,</p>

<p>C) Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1.b.2 maddesi gereğince davacı talebi ile ilgili YENİDEN HÜKÜM KURULMASINA,</p>

<p>1-Davanın FERAGAT nedeniyle REDDİNE,</p>

<p>2-Davacı tarafından dava açılırken yatırılan 829,97 TL peşin harçtan, karar tarihi itibariyle alınması gereken 615,40 TL harcın mahsubu ile fazla yatırıldığı anlaşılan 214,57 TL harcın talep halinde davacıya iadesine,</p>

<p>3-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına</p>

<p>4-Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 333 ve HMKGAT'nin 5/1. maddeleri gereğince yatırılan gider avansının kullanılmayan kısmının gider avansını yatıran tarafa iadesine,</p>

<p>D) Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 359/4. maddesi gereğince kararın tebliği işlemlerinin ilk derece mahkemesi tarafından yapılmasına,</p>

<p>E) Dava dosyasının ilk derece mahkemesine gönderilmesine,</p>

<p>Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 10/09/2025 tarihinde oybirliği ile HMK'nın 362/1-a maddesi gereğince kesin olarak karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://hukukihaber.net/konya-bam-6-hukuk-dairesinin-20251390-e-20251112-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 18 May 2026 13:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/04/konya-bam.jpg" type="image/jpeg" length="99066"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İstanbul BAM 14. Hukuk Dairesi'nin 2020/924 E., 2023/273 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://hukukihaber.net/istanbul-bam-14-hukuk-dairesinin-2020924-e-2023273-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://hukukihaber.net/istanbul-bam-14-hukuk-dairesinin-2020924-e-2023273-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi'nin 23.02.2023 tarihli, 2020/924 E., 2023/273 K. sayılı kararı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>T.C.<br />
İSTANBUL<br />
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ</strong></p>

<p><strong>14. HUKUK DAİRESİ<br />
DOSYA NO: 2020/924<br />
KARAR NO: 2023/273</strong></p>

<p><strong>T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A<br />
İ S T İ N A F K A R A R I</strong></p>

<p>İNCELENEN KARARIN<br />
MAHKEMESİ: İstanbul Anadolu 1. Asliye Ticaret Mahkemesi<br />
TARİHİ: 19/02/2019<br />
NUMARASI: 2018/89 E. - 2019/152 K.<br />
DAVANIN KONUSU: Zayi nedeniyle bono iptali<br />
İlk derece mahkemesinde görülen zayi nedeniyle bono iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın kısmen kabulüne dair verilen karara karşı, davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.</p>

<p><strong>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ </strong></p>

<p>Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin lehdarı olduğu, keşidecisi ... olan 80.000 TL bedelli bono ile keşidecisi ... olan 100.000 TL bedelli bononun müvekkili şirketin elindeyken, iradesi dışında elinden çıkarak zayi olduğunu ileri sürerek, iki adet bononun zayi nedeniyle iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.</p>

<p><strong>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ</strong></p>

<p>İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "...Davanın hasımsız olması nedeniyle deliller resen celbedilmiş ve bu deliller incelenmek suretiyle dava sonuçlandırılmıştır. TTK nun 762. madde hükmü uyarınca ticaret sicil gazetesinde birer hafta arayla üç kez ilan yapılmış ve ilana ilişkin gazete nüshaları dosyamıza ibraz edilmiştir. Davacı tarafın hamili olduğu dava konusu 80.000-TL bedelli senette keşideci adı, adresi, vade tarihi, keşide yeri ve keşide tarihi olmadığından çek vasfı taşımadığı anlaşılmıştır. Senetlerden 100.000-TL tutarlı olan bono için ödeme yasağı konulduğu, keşideciye tebligatın yapıldığı, ancak %15 teminat yatırılmadığı için mahkememizce ödeme yasağının kaldırıldığı, Keşideci ... duruşmada hazır bulunarak senedi ibraz edip tahsil etmek isteyen kimsenin çıkmadığını beyan ettiği anlaşılmıştır. Davacı vekili 19/02/2019 tarihli son celsede; davanın kabulünü etmiştir. Toplanan tüm bu deliller çerçevesinde yapılan inceleme ve değerlendirme sonucunda, 80.000-TL bedelli senetin senet vasfı taşımadığından zayi nedeniyle iptal davasının reddine, davaya konu 100.000-TL bedelli senetin üç aylık ilan süresi içerisinde gerek mahkememize gerekse senet borçlusuna ibraz edilmediği anlaşılan senetlerin zayi edildiği sonucuna varılmakla..." gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile davaya konu edilen ancak üzerinde keşideci adı, adresi, vade tarihi, keşide yeri ve keşide tarihi bulunmayan ve bono vasfı taşımayan 80.000 TL tutarlı bonoya ilişkin talebin reddine, muhatabı... Oto Ticaret Limited Şirketi, keşidecisi ... T.C. numaralı ... olan, 100.000 TL bononun zayi nedeniyle iptaline, karar verilmiştir. Bu karara karşı, davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ </strong></p>

<p>Davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; İki adet bononun zayi nedeniyle iptalinin talep edildiğini, mahkemece 100.000 TL bedelli bono yönünden talebin kabul edilmesine rağmen, diğer bono yönünden ret kararı verildiğini, TTK’nın 776/1. maddesinde bonolarda bulunması gereken şekil şartlarının belirlendiğini, buna göre bonoda, düzenlenme tarihinin bulunması gerektiğini, ancak TTK'nın 778. maddesinin atfıyla 680. maddesine göre bir bononun tamamen doldurulmadan tedavüle çıkarılma olanağı bulunduğunu ve bu eksiklerin her zaman tamamlanabileceğini, mahkemece hasımsız açılan bu davada davacının yetkili hamil olduğu ve bono elinde iken zayi olduğu konusunda kanaat verecek delil toplanarak karar verilebileceğini, aksi kabulün hak kaybına yol açacağını, açık bono düzenlenmesinin yasaya aykırı olmadığını ve zorunlu unsurlarının tedavüle çıkarılmadan önce doldurulabileceğini, yapılacak ilanlarla hak sahibinin ortaya çıkması halinde istirdat davası açılabileceğini, bir çok emsal Yargıtay kararında imza dışındaki unsurları bulunmayan bononun şekil eksiklerinin tedavülden önce tamamlanabileceği kabul edilerek iptal davasının kabulü gerektiğinin açıklandığını, bu nedenle keşidecisi ..., muhatabı ... Limited Sirketi olan, 80.000 TL bedelli bononun da zayi nedeniyle iptaline karar verilmesi gerektiğini, Bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın tam kabulüne karar verilmesini istemiştir.</p>

<p><strong>İNCELEME VE GEREKÇE</strong></p>

<p>Dava, iki adet bononun zayi nedeniyle iptali istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın kısmen kabulüne, karar verilmiş; bu karara karşı, davacı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır. Davacı tarafından sureti sunulan ve mahkemece iptal edilen 100.000 TL bedelli bonoda keşideci isim ve imzası ile düzenleme tarihi ve miktarın yazılı olduğu diğer unsurların bulunmadığı görülmüştür. Ret edilen 80.000 TL bedelli bononun oto kiralama sözleşmesinin eki olarak düzenlendiği ve bu bonoda keşideci imzasının bulunduğu, ayrıca keşidecinin TC numarasının yazıldığı, bono bedelinin rakamla yazıldığı bunun dışındaki unsurların boş olduğu anlaşılmıştır. Mahkemece 100.000 TL bedelli bono yönünden ödeme yasağı kararı verilmiş ve bu bonoya ilişkin ilan yapılmıştır. Yargıtay 11.Hukuk Dairesinin 24.10.2018 tarih ve 2017/975 Esas, 2018/6640 Karar sayılı ilamında belirtildiği üzere; TTK'nın 778/1-ı maddesi yollamasıyla TTK'nın 759/2. maddesine dayalı, bononun zayi nedeniyle iptali talebinde, TTK'nın 759/2. maddesinde iptal isteminde bulunan kişinin, bono elinde iken ziyaa uğradığını inandırıcı bir şekilde gösteren delilleri mahkemeye sunmak ve senedin bir suretini ibraz etmek veya esas içeriği hakkında bilgi vermekle yükümlü olduğu düzenlenmiştir. Davacı vekili, dava dilekçesinde 80.000 TL bedelli bononun bilgilerini, meblağını, borçlusu ve hamilini bildirerek zayi nedeniyle iptal isteminde bulunmuş ve bononun fotokopisini dilekçe ekinde sunmuştur. TTK'nın 776. maddesinde bonoda bulunması gereken unsurlar düzenlenmiştir. Unsurların bulunmaması halinde ne şekilde tamamlanacağı devam eden maddede düzenlenmiştir. TTK'nın 778/2-f maddesi atfıyla bonolara da uygulanan TTK'nın 680. madde hükmü uyarınca bononun kısmen doldurulmuş ya da sadece imzalanmış olarak tedavüle çıkarılması mümkün olup, bu eksiklik senedin ibrazına kadar tamamlanabilir. Bu nedenle, keşideci imzası dışında tüm unsurları boş bir bononun düzenlenmesi mümkün olup, bu bononun doldurularak zorunlu unsurları tamamlanmak suretiyle kambiyo senedi vasfıyla işlem yapılması her zaman mümkündür. Bu durumda ilk derece mahkemesine sunulan belgeler bonoya ilişkin ilanların yapılarak bir karar verilmesi gerekirken, keşideci imzası bulunan ve tedavüle çıkarılmadan eksik unsurlarının doldurulması imkan dahilinde bulunan belgenin bono olarak kabul edilmeyerek bu bono yönünden iptal isteminin reddine karar verilmesi doğru değildir. Açıklanan bu gerekçeyle, HMK'nın 353/1.a.6. maddesi uyarınca, dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının kaldırılarak, davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair aşağıdaki karar verilmiştir.</p>

<p><strong>KARAR:</strong> Yukarıda açıklanan gerekçelerle;1-HMK'nın 353/1.a.6. maddesi uyarınca, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının kaldırılmasına, 2-Yukarıdaki açıklamalar ışığında davanın yeniden görülmesi için dosyanın, kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine, 3-Davacı tarafından yatırılan istinaf peşin karar harcının, talep halinde, ilk derece mahkemesince iadesine,4-Davacı tarafından yapılan kanun yolu giderlerinin, ilk derece mahkemesince, esas hükümle birlikte yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine dair; HMK'nın 353/1.a maddesi uyarınca dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda, oy birliğiyle ve kesin olarak karar verildi. 23.02.2023</p>

<p><strong>KANUN YOLU:</strong> HMK'nın 353/1.a maddesi uyarınca karar kesindir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://hukukihaber.net/istanbul-bam-14-hukuk-dairesinin-2020924-e-2023273-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 18 May 2026 12:58:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/04/yargi/istanbul-bolge-adliye-mahkemesi.jpg" type="image/jpeg" length="96104"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İstanbul BAM 12. Hukuk Dairesi'nin 2024/769 E., 2024/700 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://hukukihaber.net/istanbul-bam-12-hukuk-dairesinin-2024769-e-2024700-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://hukukihaber.net/istanbul-bam-12-hukuk-dairesinin-2024769-e-2024700-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi'nin 09/05/2024 tarihli, 2024/769 E., 2024/700 K. sayılı kararı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>T.C.<br />
İSTANBUL<br />
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br />
12. HUKUK DAİRESİ<br />
DOSYA NO: 2024/769<br />
KARAR NO: 2024/700</strong></p>

<p><strong>T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A<br />
İ S T İ N A F K A R A R I</strong></p>

<p>İNCELENEN KARARIN<br />
MAHKEMESİ: TEKİRDAĞ ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br />
TARİHİ: 15/02/2024<br />
NUMARASI: 2023/783 Esas - 2024/95 Karar<br />
DAVA: Kıymetli Evrak İptali (Zayi Nedeniyle)</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İSTİNAF KARAR TARİHİ: 09/05/2024<br />
Davanın reddine ilişkin kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;</p>

<p><strong>DAVA: </strong>Davacı vekili; müvekkilinin lehtarı ve yetkili hamili olduğu keşidecisi ... San. ve Tic. Ltd. Şti. olan 31/12/2023 vade tarihli 250.000-TL bedelli bono vasıflı senedin zayi olduğunu, müvekkilinin söz konusu senedi aracında, iş yerinde ve evinde her yerde aramış olmasına rağmen bulamadığını, bu senedin/bononun bulan kişilerce tedavüle çıkarılması ve ibrazının mümkün olduğunu ileri sürerek, fazlaya ilişkin dava ve talep hakları saklı kalmak kaydıyla; dava konusu lehdarı ve yetkili hamili müvekkil keşideci yanı ... San. ve Tic. Ltd. Şti., vade tarihi 31/12/2023 ve bedeli 250.000-TL olan senet/bononun dava sonuna kadar ödenmemesi için ödeme yasağı kararı verilmesine ve iptaline, karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: </strong>Mahkemece; davanın zayi nedeniyle bono iptali istemine ilişkin olduğu, esasen hasımsız olarak açılan bu davada iptal talebinde bulunan şahsın ispat etmesi gereken hususun, zilyedi bulunduğu kıymetli evrakın rızası hilafına elinden çıkması olduğu, davacının süre verilmesine rağmen bono görüntüsüne dair herhangi bir belge dosya arasına sunmadığı, bononun davacının elinde bulunduğu ve yetkili hamil olup olduğu dosya kapsamı ile anlaşılamadığı, delillerin ibrazına dair kesin süre verilmesine dair herhangi bir başkaca delil de ibraz edilmediği gerekçesiyle, davacının yetki hamil olduğunu ispatlayamaması nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>İSTİNAF SEBEPLERİ:</strong> İstinaf yoluna başvuran davacı vekili; 26/12/2023 tarihli beyan dilekçesi ile mahkemenin 15/12/2023 tarihli tensip tutanağının 18/12/2023 tarihinde e-tebliğ alındığı yasal sürelerinde ara kararlar gereğince beyanlarını sunduklarını, mahkemece dava konusu bononun davacı müvekkilin eline nasıl geçtiğine dair evraklarını mahkemeye sunması için kesin süre verilmediği halde gerekçeli kararda bu şekilde yazılmasının kararın gerekçesinin açıkça dosya kapsamına uygun olmadığını, davacı müvekkil dava konusu bononun yetkili hamili olduğunu, aksi yönde dosya kapsamında hiçbir delil bulunmadığını, kaldı ki bonoyla ilgili Ticaret Sicil Gazetesinde üç kez ilan yapılmış, ilan tarihinden itibaren 3 aylık bekleme süresi dolmasına rağmen dava konusu bono hakkında herhangi bir müracaat olmadığını, bononun zayi olduğunun bu haliyle sabit olduğunu, müvekkil tarafından iptali istenilen bonoya ilişkin ayrıntılı bilgilerin sunulduğunu, müvekkilin yetkili hamil olduğunun kabulü ile davanın kabulünün gerektiğini ileri sürerek, istinaf başvurusunun kabulü ile mahkeme kararının kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>GEREKÇE:</strong> Dava, zayi nedeniyle kıymetli evrakın iptali istemine ilişkindir. Somut olayda, davacı tarafından dava konusu bononun kayıp olduğu ileri sürülmüştür. Esasen hasımsız olarak açılan ve mahkemece verilen kararın kesin hüküm niteliği de taşımayacağı bu türden davalarda, davacının mahkemeye olumlu bir kanaat verecek kadar delil sunması yeterlidir. Davacı vekili tarafından senede ilişkin bilgiler mahkemeye sunulmuştur. Aksinin kabulü ile davacının daha fazlasını ispata zorlanması, zayii nedeniyle iptal hükümlerinin uygulanmasını imkânsız hale getirecektir. Kaldı ki, dava sırasında yapılacak olan ilanlar sonucunda, hak sahipleri varsa ortaya çıkabilecek ve kendilerine karşı istirdat davası açılabilecek, ya da hak sahipleri tarafından hasımlı olarak açılacak bir dava ile senet iptali kararının iptali talep edilebilecektir. (Yargıtay 11.HD nin 2015/14291 esas 2016/2204 karar sayılı 29.2.2016 tarihli ilamı) Somut olayda, davanın reddine neden olan tüm bu hususlar, gelişen durumlara karşılık açılabilecek davalarda tartışılacaktır. İlk derece mahkemesince; verilen süreye rağmen davacının bono görüntüsüne dair herhangi bir belge sunmadığı, davacının yetkili hamil olup olmadığı dosya kapsamından anlaşılamadığından davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş; somut uyuşmazlık yönünden mevcut delillerin yeterli sayılarak, yasal ilanlar yapılarak sonuca göre karar verilmesi gerektiğinden davanın reddine ilişkin kararın hükmün kaldırılarak davanın yeniden görülmek üzere dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>HÜKÜM:</strong> Yukarıda açıklanan nedenlerle: Davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne; Tekirdağ Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 15/02/2024 Tarih 2023/783 Esas - 2024/95 Karar sayılı hükmün HMK'nın 353(1)a-6 gereği KALDIRILMASINA; "Davanın yeniden görülmek üzere dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine" Davacı tarafından yatırılan 427,60-TL peşin istinaf karar harcının istek halinde kendisine iadesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda HMK 353(1)-a maddesi uyarınca kesin olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 09/05/2024</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://hukukihaber.net/istanbul-bam-12-hukuk-dairesinin-2024769-e-2024700-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 18 May 2026 12:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/03/yargi/istanbul-bolge-adliye.jpg" type="image/jpeg" length="58071"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Hukuk Genel Kurulu'nun 2017/1636 E., 2019/319 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-20171636-e-2019319-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-20171636-e-2019319-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 19.03.2019 tarihli, 2017/1636 E., 2019/319 K. sayılı kararı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Hukuk Genel Kurulu </strong></p>

<p><strong>2017/1636 E., 2019/319 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi</p>

<p><br />
Taraflar arasındaki “menfi tespit” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İstanbul 32. Asliye Ticaret Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 25.12.2012 tarihli ve 2012/24 E., 2012/259 K. sayılı karar taraf vekilleri tarafından ayrı ayrı temyiz edilmekle; Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 11.12.2013 tarihli ve 2013/15593 E., 2013/19698 K. sayılı kararı ile;</p>

<p>(...Davacılar vekili; müvekkili ...'un diğer müvekkilinden satın aldığı mala karşılık çek düzenleyip verdiğini, çekin cirosuz olarak kaybedilmesi üzerine açılan davada çekin iptaline karar verildiğini, davalının anılan çeke dayalı olarak müvekkilleri aleyhine icra takibi başlattığını, çekteki cironun sahte olduğunu ve keşide tarihinde tahrifat yapıldığını belirterek müvekkillerinin davalıya borçlu olmadıklarının tespitine, %40 tazminata karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br />
Davalı vekili; davanın reddini istemiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Mahkemece; alınan Adli Tıp Kurumu raporu ile dava konusu çekteki 1. ciro imzasının davacı şirketin yetkilisi eli ürünü olmadığının anlaşıldığı, sahte ciro ile ciro silsilesinin bozulduğu, davalının çekte tahrifat yapılmış olması nedeniyle müracaat hakkının bulunmadığı, çekin 15.12.2006 tarihinde bankaya ibraz edildiğinin iptal davasına konu olduğunun ve ödeme yasağı bulunduğunun çek arkasına şerh edildiği davalının iyiniyetli olması halinde ibraz tarihinde derdest olan çek iptal dava dosyasına çeki tevdi ederek bedelinin ödenmesini talep etmesi gerektiği, davalının çek bedelini tahsil edemediği ve davacının mağdur olmadığı, davalının tazminatla sorumlu tutulamayacağı gerekçesiyle davanın kabulüne, davacıların dava konusu çek nedeniyle borçlu olmadığının tespitine, tarafları bağlayacak şekilde çekin iptaline, davacıların tazminat talebinin reddine karar verilmiş, hüküm taraf vekillerince temyiz edilmiştir.</p>

<p>1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davacılar vekilinin tüm, davalı vekilinin ise aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan ve yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.</p>

<p>2- Davacı yan, davacı ...'un keşide ettiği çeki diğer davacıya teslim ettiğini, çekin diğer davacı elinde iken cirosuz olarak kaybedildiğini, çekteki cironun sahte olduğunu belirterek çek nedeniyle davalıya borçlu olunmadığının tespitini talep etmiş, davalı yan ise iyiniyetli hamil olduğunu bildirerek davanın reddini istemiştir.<br />
Dava konusu çek davacı keşideci ... tarafından diğer davacı..... Enerji A.Ş. namına keşide edilip, davacı lehtar..... Enerji A.Ş. cirosu, dava dışı 3. kişilere ait 3 ayrı cirodan sonra davalı hamil eline geçmiş ve davalı hamil tarafından iş bu çeke dayalı olarak davacılar ve dava dışı cirantalar aleyhine takip başlatılmıştır.<br />
Davaya konu çekin lehdarı olan davacı..... Enerji şirketi çekin arkasındaki cirosunun sahte olduğunu beyan etmiştir. Bu durumda davacı lehtar..... Enerji şirketinin davaya konu çekten dolayı sorumlu tutulması mümkün olmasa bile, TTK.'nun 589. maddesinde düzenlenen imzaların istiklali ilkesi gereğince çekin keşidecisi olan ve imzası hakkında tartışma olmayan davacı ...'un davaya konu çekten dolayı mahkemece sorumlu tutulmaması isabetsiz olup bozmayı gerektirmiştir…)<br />
gerekçesiyle oy çokluğuyla bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; dosya kendisine gönderilen İstanbul 10. Asliye Ticaret Mahkemesince önceki kararda direnilmiştir.</p>

<p><br />
<strong>HUKUK GENEL KURULU KARARI</strong></p>

<p>Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü:<br />
Dava, menfi tespit istemine ilişkindir.</p>

<p>Davacılar vekili; müvekkili ...’un diğer müvekkil ve takip borçlusu olan..... Enerji Madencilik İnş. San. ve Tic. A.Ş.'den satın aldığı mal bedeline karşılık olarak 15.10.2006 tarihli ve 6.250,00TL bedelli bir adet çeki müvekkil şirket emrine düzenleyip teslim ettiğini, çekin yitirilmesi üzerine lehdar olan müvekkil şirket tarafından açılan davada çekin iptaline karar verildiğini ve verilen kararın kesinleştiğini, davalının iptal edilen bu çeke dayalı olarak müvekkilleri aleyhine icra takibi başlattığını, çekin lehdarı olan müvekkil şirket tarafından süresinde itiraz edildiğini ve şirket bakımından takibin durdurulduğunu, ancak keşideci olan müvekkil şahıs yasal süresi içinde itiraz etmediği için bu davacı yönünden icra takibinin kesinleştiğini, davacı şirketin rızası hilafına elinden çıkmış, tahrif edilmiş ve bulan yahut çalan şahıslarca taklit ve sahte cirolarla tedavül ettirilmiş görüntüsü verilen dava konusu çekte davalının iyiniyetli meşru hamil olmadığını, TTK.'nın 704. vd. maddeleri karşısında çekin davacı tarafa iadesinin yahut da iptal edilmesinin gerektiğini, davalının takip ve dava konusu çeke dayalı herhangi bir talep hakkının bulunmadığını ileri sürerek müvekkillerinin davalıya borçlu olmadıklarının tespitine, %40 oranında tazminatına karar verilmesini talep etmiştir.<br />
Davalı vekili; müvekkilinin kendisinden önceki cirantadan çeki alırken davacı lehtarın cirosunun sahte olup olmadığını bilmesinin mümkün bulunmadığını, bu durumun hayatın olağan akışına da aykırı olduğunu, çek bedelinin ödenmemesi nedeniyle müvekkilinin mağdur olduğunu, kambiyo senetlerinin tek başına bir alt ilişkiye bağlı olmaksızın hak ve borç doğuran belgelerden olduğunu, ödeme aracı olduğundan neden ve niçin ödenmeyeceğini iddia eden tarafın bu iddiasını yine senet gücündeki kesin delillerle ispat etmesi gerektiğini, müvekkilinin kendisinden önceki cirantadan çeki alacağına karşılık aldığını, çeki elinde bulundurmasının da tek başına bu durumun ispatı olduğunu belirterek, davanın reddi ile davacıların %40 oranında tazminata mahkûm edilmesine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.</p>

<p>Mahkemece; Adli Tıp Kurumu raporu ile dava konusu çekteki birinci ciro imzasının davacı şirketin yetkilisi eli ürünü olmadığının anlaşıldığı, sahte ciro ile ciro silsilesinin bozulduğu, davalının çekte tahrifat yapılmış olması nedeniyle müracaat hakkının bulunmadığı, çekin 15.12.2006 tarihinde bankaya ibraz edildiğinin iptal davasına konu olduğunun ve ödeme yasağı bulunduğunun çek arkasına şerh edildiği, davalının iyiniyetli olması halinde ibraz tarihinde derdest olan çek iptal dava dosyasına çeki tevdi ederek bedelinin ödenmesini talep etmesi gerektiği, davalının çek bedelini tahsil edemediği ve davacının mağdur olmadığı, davalının tazminatla sorumlu tutulamayacağı gerekçesiyle davanın kabulüne, davacıların dava konusu çek nedeniyle borçlu olmadığının tespitine, tarafları bağlayacak şekilde çekin iptaline, davacıların tazminat talebinin reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Taraf vekillerinin ayrı ayrı temyizi üzerine hüküm, Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde açıklanan gerekçelerle bozulmuştur.</p>

<p>Yerel Mahkemece; önceki gerekçeler ve bozma kararında yer alan karşı oy gerekçesi ile direnme kararı verilmiştir.</p>

<p>Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p>Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olayda TTK.'nın 589. maddesinde düzenlenen imzaların istiklali ilkesinin uygulanma olanağı bulunup bulunmadığı, burada varılacak sonuca göre mahkemece çekin keşidecisi olan ve imzası hakkında tartışma olmayan davacı ...'un davaya konu çekten dolayı sorumlu tutulmasına karar verilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.</p>

<p>Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle konu ile ilgili kavramların ve yasal düzenlemelerin incelenmesinde fayda bulunmaktadır.</p>

<p>2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 72. maddesine göre borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu bulunmadığını ispat için menfi tespit davası açabilir.</p>

<p>6762 sayılı Mülga Türk Ticaret Kanunu’nun kambiyo senetlerine ilişkin hükümleri poliçe esası üzerine kurulmuştur. Kanun, kambiyo senetlerinin ortak olan hükümlerine poliçe başlığı altında yer vermiş; bono ve çek hakkında ise ortak hükümlere yollama yapmakla yetinmiştir.</p>

<p>6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nu da aynı esas benimsemiştir. Çek, Türk Ticaret Kanununun üçüncü kitabı ile 5941 sayılı Çek Kanunu ve bu Kanun uyarınca çıkarılan tebliğlerle düzenlenen bir kıymetli evraktır. Türk Ticaret Kanununun 670 vd. düzenlemelerine göre çek de poliçe ve bono gibi bir kambiyo senedidir. Türk Ticaret Kanununun üçüncü kitabında 780-823. maddeleri arasında düzenlenen çeke 818. maddenin yaptığı atıflar çerçevesinde poliçeye ilişkin hükümlerin uygulanması kabul edilmiştir (Bozer, A /Göle, C: Kıymetli Evrak Hukuku, Ankara, 2018, s:221, 6102 sayılı TTK' nın 778 ve 6762 sayılı eTTK.’nın 690, 730. maddeleri)<br />
Çek, Türk Ticaret Kanunu’nda tanımlanmamıştır.</p>

<p>Çeke ait hükümler göz önüne tutularak çek şöyle tarif edilebilir:Çek, kanunun öngördüğü belirli şekil şartlarına bağlı, soyut ve kayıtsız şartsız bir bedelin ödenmesi konusunda sadece bankalar üzerine düzenlenebilen, kıymetli evraktan sayılan özel bir havaledir (Tuna., E/ Göç Gürbüz, D: Ticaret Hukuku Prensipleri Kıymetli Evrak, Ankara 2018, s:268).</p>

<p>Çek bir kıymetli evraktır. Her kıymetli evrak gibi çek te bir hak içerir ve bu hak çeklerde bir alacak hakkıdır. Çeke bağlanmış olan alacak hakkının istenebilmesi için çekin ibrazı şarttır. Başka bir kişiye devri de ancak çekin devri yoluyla sağlanabilir (6762 sayılı TTK’nın 557., 6102 sayılı TTK’nın 645. maddesi).<br />
Türk hukukunda çek kıymetli evrak olmasının yanı sıra kambiyo senedi de sayılır ve diğer kambiyo senetleri poliçe ve bono gibi sıkı şekil şartlarına tabidir.<br />
Çek diğer kambiyo senetleri olan poliçe ve bono gibi, kanunen emre yazılı bir kıymetli evraktır. Kanunen emre yazılı olduğu için "emre" kaydını kapsamadan bir kişi adına düzenlenen çek de emre yazılı sayılır. Çekin nama ve hamiline yazılı olarak düzenlenmesi de mümkündür (Bozer /Göle -s:225 vd).<br />
Poliçe ve bononun aksine çekte lehtarın gösterilmemesi çeki geçersiz kılmaz. Çekte lehdar gösterilmemişse bu çek hamile yazılı çek olarak geçerliliğini sürdürür (eTTK 697, TTK 795, Kayıhan, Ş.:Kıymetli Evrak Hukuku, Ankara, 2018,s:107).</p>

<p>6762 sayılı Mülga TTK’nın “Muteber Olmıyan İmzaların Bulunması” başlıklı 589. maddesi;<br />
“Bir poliçe, poliçe ile borçlanmaya ehil olmıyan kimselerin imzasını, sahte imzaları, mevhum şahısların imzalarını yahut imzalıyan veya namlarına imzalanmış olan şahısları herhangi bir sebep dolayısiyle ilzam etmiyen imzaları taşırsa, diğer imzaların sıhhatine bu yüzden halel gelmez.” şeklinde düzenleme içermektedir.<br />
Bu maddeye göre, bir poliçe, ehliyeti olmayan kimselerin imzalarını ihtiva ederse, sahte imzalar veya gerçekte mevcut olmayan (mevhum) kimselerin imzalarını taşırsa yahut senedi imzalayan kişiler (veya namına imzalanan) açısından herhangi bir sebepten bağlayıcı olmayan imzalar mevcutsa, bütün bu durumlar diğer imzaların geçerliliğini etkilemez. Kambiyo senetlerinde (ticari senetler) “taahhütlerin bağımsızlığı” (imzaların istiklâli) ilkesi caridir (Ö., Fırat: Kıymetli Evrak Hukuku, Ankara 1997, s: 414vd). Anılan madde eTTK’nın 730/3. maddesinin yollamasıyla çekler hakkında da uygulanır.</p>

<p>İmzaların bağımsızlığı ilkesi, poliçeye atılan her geçerli imzanın (düzenleyenin, cirantanın, avalistin, kabul eden muhatabın imzası gibi) sahibini bağladığını, geçersiz imzaların sahiplerini sorumlu kılmamalarına rağmen, poliçenin geçerliliğini ortadan kaldırmadığını ifade eder. Geçerli imzaların sahipleri, başkasının imzasının geçersiz olduğunu ileri sürerek kambiyo sorumluluğundan kurtulamazlar; geçersiz bir imza sahibini bağlamaz, ancak ciro zincirini de koparmaz. İmzaların geçersizliği ilkesi ciro zincirinde bulunan imzalardan birinin veya bazılarının sahteliğine dayanılarak menfi tespit davası açılmasına olanak tanımaz. Poliçeye imza koyan kişi diğer imzaların geçersiz veya sahte olmasının riskini de taşır. Sahte imza sahibini bağlamaz, ancak sahte imzanın sahibi, sonradan onay verirse senetten dolayı egemen olan görüşe göre sorumlu tutulabilir. Kamu güvenliğini haiz bir senedin dolaşım gücü böyle sağlanabilir. Maddeye göre her imza kendi sahibini, diğer imzalardan bağımsız olarak bağlar (P., Reha/ T., Ünal: Kıymetli Evrak Hukuku Esasları, İstanbul 2018, s: 178).</p>

<p>Ticari senetlerde, senedin geçerliliği meselesi ile sorumluluk meselesi birbirinden tamamen ayrıdır. Kanun yapıcı, 589. maddede senedin geçerliliğinin, sorumluluktan tamamen bağımsız şekilde mevcut olabileceğini kabul etmiştir. Senetteki imzalar, bu imzalarda ismi geçen şahıslar yönünden herhangi bir sorumluluk yaratmasa bile, senet yine de geçerli kalır. Senedin geçerli kalmasının sonucu ise, diğer imzaların sahiplerinin sorumluluklarının devam etmesidir (sahte imzayı atan dâhil olmak üzere). Borç yaratmayan imzalar yönünden müracaat kullanılmasına muhatap olmak da söz konusu değildir. Demek oluyor ki bu gibi imzaların varlığı hâlinde bütün riskler geçerli kalan imza sahiplerine kaymaktadır.</p>

<p>Kambiyo senetlerine karşı güveni arttırmak, dolayısıyla da bu senetlerin tedavül gücünü yükseltmek bakımından taahhütlerin geçerliliği ilkesi Kıymetli Evrak Hukukunda büyük önem arzeder. Ticari senetlerin tedavül gücünü korumak açısından, poliçeyi iktisap edecek kimselerden, sadece kendilerini hak sahibi yapacak beyanın (doğrudan doğruya) geçerliliğini araştırmaları istenmiş; buna karşılık kendilerine poliçeyi (bonoyu veya çeki) devreden şahsı hak sahibi yapan beyanların da sıhhatini her yönüyle araştırmaları talep olunmamıştır. Bununla beraber Kanun yapıcının, poliçeyi iktisap eden kimseden doğrudan doğruya ilişkide bulunmadığı şahısların, özellikle temel poliçede yer alan temel beyanlar, sahipleri (bu beyanları yapmış görünen kimseler) yönünden geçersiz de olsa “sonraki beyanlar” geçerli kalır, yani bağımsızdır. Mamafih, bunun için, temel borçların, dış görünüşleri itibari ile yani şeklen kusursuz olması gerekir. Kısacası, maksat temel beyanın "geçerli olduğu hukukî görünümüne" güvenen kimselerin bu güvenini korumaktır. Bu himaye poliçe hukukunda görünüşe itimat esasının söz konusu olduğu diğer bütün hâllerden daha öteye gitmektedir; zira, bu hâllerde sadece iyiniyetli üçüncü şahısların iktisapları korunmaktadır; halbuki 589. madde, bunlardan da önce, lehtarın korunmasını da mümkün kılmıştır. Cirantaların taahhütlerinin 589. maddede ifade olunan bağımsızlığına ilâveten, burada bir de, 598'. maddenin 2. fıkrası ve 599. madde ile, senedi devralanlar lehine getirilen himaye de söz konusu olmaktadır ( Öztan-s.414,416).</p>

<p>6762 sayılı TTK’nın 598. maddesi ; “Bir poliçeyi elinde bulunduran kişi, son ciro beyaz ciro olsa da kendi hakkı müteselsil ve birbirine bağlı cirolardan anlaşıldığı takdirde, yetkili hamil sayılır. Çizilmiş cirolar bu hususta yazılmamış hükmündedir. Bir beyaz ciroyu diğer bir ciro izlerse son ciroyu imzalayan kişi, poliçeyi beyaz ciro ile iktisap etmiş sayılır”. hükmünü içermektedir.</p>

<p>Sahte imza, bir başkasının imzasının taklit edilmesi hâli olup, takip tarihi itibariyle yürürlükte olan 6762 sayılı mülga TTK'nın 589. maddesi hükmü gereğince; ticari senetteki geçersiz imza zincirleme ve birbirine bağlı, lehtardan hamile değin tam ve düzenli yani kesintisiz cirolar hak sahipliğine karine sayılır. Cirolar arasındaki zincirleme bağlılığın gözlenmesi sadece dış görünüm bakımından yapılır. Başka bir anlatımla, ciro silsilesinin (zincirinin) muntazam bir şekilde birbirini takip edip etmediğini incelerken dış görünüşü incelemek yeterli olup, cirantalardan birinin imzasının sahte olması veya temsilci sıfatıyla senedi imzalayan şahsın imza yetkisinden yoksun olması ciro zincirini etkilemez (Gürbüz,H ; Yargıtay Uygulaması Işığında Ticari Senetlerin iptali Davaları ve Ticari Senetlere Özgü Sorunlar, İstanbul 1984, s.295; Doğanay s.1646-1647; Alışkan, M; Kambiyo Senetlerinde Temlik Cirosu, İstanbul 1998, s. 255 vd; Başbuğoğlu, T; Uygulamalı Türk Ticaret Kanunu, 1.cilt Ankara 1988, sh. 807;l Ertekin, E./ Karataş, İ; Uygulamada Ticari Senetler: Ankara 1998, s. 363).</p>

<p>Yine TTK’nın 702. maddesi “ Cirosu kabil bir çeki elinde bulunduran kimse son ciro beyaz ciro olsa bile kendi hakkı müteselsil ve birbirine bağlı cirolardan anlaşıldığı takdirde salahiyetli hamil sayılır. Çizilmiş cirolar bu hususta yazılmamış hükmündedir. Bir beyaz ciroyu diğer bir ciro takibederse bu son ciroyu imzalıyan kimse çeki beyaz ciro ile iktisabetmiş sayılır.” düzenlemesine yer vermiş iken; 704. madde ile de “Çek, her hangi bir suretle hamilinin elinden çıkmış bulunursa ister hamile yazılı bir çek bahis mevzuu olsun, ister ciro suretiyle nakledilebilen bir çek bahis mevzuu olup da hamil hakkını 702 nci maddeye göre ispat etsin çek eline geçmiş bulunan yeni hamil ancak çeki kötü niyetle iktisabetmiş olduğu veya iktisapta ağır bir kusuru bulunduğu takdirde o çeki geri vermekle mükelleftir.” hükmü getirilmiştir.</p>

<p>Hemen belirtmek gerekir ki, anılan düzenleme ile çekin kaybolması hâlinde çeki elinde bulunduran hamile ancak çeki kötü niyetle iktisap etmesi ya da iktisapta ağır kusuru bulunması hâllerinde geri verme mükellefiyeti getirilmiştir. Bu hâller dışında çeki elinde bulunduran hamil geri verme mükellefiyetinde olmadığı gibi çeki elinde bulundurmasından kaynaklanan yasal haklarını kullanma olanağına da sahiptir.</p>

<p>Çekin rıza dışında elden çıkması hâlinde keşidecinin muhatabı ödemeden men etme olanağını düzenleyen 711.maddenin 3.fıkrasında ise;<br />
“Keşideci çekin kendisinin veya üçüncü bir kimsenin elinden rızası olmaksızın çıkmış olduğu iddiasında ise muhatabı çeki ödemekten menedebilir.” şeklinde düzenleme getirilmiştir.</p>

<p>Yeri gelmişken kısaca; mahkemece verilen çekin iptali kararlarının etkisi üzerinde de durmakta yarar vardır.</p>

<p>Mahkemece verilen bu karar maddi hukuk anlamında kaziyei muhkeme (kesin hüküm) teşkil etmez. Maddi hukuk yönünden mevcut hukuki durum aynen devam eder. İptal kararı, hakkın varlığına, muhtevasına ve bu hak üzerindeki tasarruf yetkisine tesir etmez (Poroy/Tekinalp-s:274).</p>

<p>Senedin ziyaının söz konusu olduğu bütün hâllerde, senedi iyiniyetle devralan üçüncü şahısların haklarına iptal kararının hiç bir etkisi olmaz. Senedi iyiniyetle iktisap etmiş bulunan şahsın durumu, iptal kararıyla değişmez. Başka bir deyişle, iyiniyetin korunması esası iptal kararıyla sınırlandırılmamıştır.</p>

<p>İptal davası davacının talebi doğrultusunda sonuçlandıktan sonra, bu davadan haberi olmadığı için, senedi iyiniyetle iktisap etmiş olsa bile, hamil, borçluya karşı hak sahibi olarak teşhis edilebilme pozisyonunu kaybetmektedir; çünkü iptal edilen kıymetli evrak, artık kıymetli evrak değildir. Buna karşılık, dava sonuçlanmadan önce senet iyiniyetle devralınmışsa, artık bundan sonra, iptal kararının iyiniyetli müktesebin iktisabına aleyhte bir etkisi olmaz. Davacı, elindeki kararı, iyiniyetli hamile vermek zorundadır; bu karara dayanarak, senet bedelini borçludan tahsil etmiş bulunduğu takdirde ise, bu meblağın devri gerekir. Bu gibi hâllerde, iyiniyetli üçüncü şahsın senedin kendisine verilmesi veya sebepsiz zenginleşme iddiasıyla, iptal kararı hamiline yönelmek hakkı vardır.</p>

<p>Öte yandan, orijinal senedi iyiniyetle devralmış bulunan üçüncü şahıs, iptal davası devam etmekteyken, yapılan ilandan haberi olmaz ve senedi mahkemeye vermezse (tevdi), iptal kararı sonucunda, elindeki senede istinatla hak sahibi olarak teşhis edilebilme imkânını kaybeder; yani, borçludan ödeme talebinde bulunamayacak bir duruma düşer.</p>

<p>Şüphesiz, ilânların tek tek herkese duyurulmasına imkân yoktur; bunu genel bir esasa bağlamakta yarar vardır; ama, elinde bir senet bulunan herkesin, o senet hakkında bir iptal kararı verilip verilmediğini devamlı surette araştırmak mecburiyetinin olmadığı da gözden kaçırılmamalıdır. Senedi iyiniyetle iktisap etmiş ve maddî hukuk yönünden hak sahibi olmuş bulunan üçüncü şahıs, iptal kararıyla şeklen hak sahibiymiş gibi görünen şahsa karşı, bu sebeple, burada da, senedin kendisine verilmesini talebe (Herausgabeanspruch) veya sebepsiz zenginleşme gerekçesiyle talepte bulunmaya (Bereicherungsansprııch) haklıdır ( Öztan -285).</p>

<p>Eldeki davada davacılar vekili; çekin davacı lehdar elinde iken cirosuz olarak kaybedildiğini, çekteki cironun sahte olduğunu belirterek çek nedeniyle davalıya borçlu olunmadığının tespitini talep etmiş, davalı taraf ise çeki şeklen düzgün olan ciro silsilesine göre iktisap eden davalının iyiniyetli hamil olduğunu belirtmiştir. Lehtar cirosunun sahte olduğu ileri sürülmüş, keşidecinin imzası inkâr edilmemiş ve tartışma konusu yapılmamıştır.</p>

<p>Dava konusu çek davacı keşideci ... tarafından diğer davacı..... Enerji A.Ş. namına keşide edilip, davacı lehtar..... Enerji A.Ş. cirosu, dava dışı 3. kişilere ait 3 ayrı cirodan sonra davalı hamil eline geçmiş ve davalı hamil tarafından işbu çeke dayalı olarak davacılar ve dava dışı cirantalar aleyhine takip başlatılmış ve 27.09.2010 tarihli ödeme emri gönderilmiştir. Başlatılan bu takibe davacı lehdar tarafından 22.11.2010 tarihli dilekçe ile takibe, borca, işlemiş ve işleyecek yasal faizlere itiraz edilmiştir. Yine davacı lehdar tarafından, çekin şirketin rızası hilafına elinden çıktığından bahisle 09.10.2006 tarihinde çek iptal davası açılmış; Torbalı 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 10.04.2007 tarihli ve 2006/512 E., 2007/144 K. sayılı kararı ile davanın kabulüne ve çekin iptaline karar verilmiştir. Anılan karar, 10.05.2007 tarihinde kesinleşmiştir. Dosya kapsamında bulunan 19.11.2012 tarihli Adli Tıp Kurumu raporunda “ İnceleme konusu çekteki 1. Ciro imzası ile Ayhan Mızrakçı' nın mukayese imzalar arasında; tersim biçimi, işleklik derecesi, alışkanlıklar, istif, eğim, doğrultu, seyir, hız ve baskı derecesi bakımından uygunluk ve benzerlik saptanmadığından söz konusu imzanın mevcut mukayese imzalarına kıyasla Ayhan Mızrakçı'nın eli ürünü olmadığı sonucuna varıldığı” belirtilmiştir. Çek bankaya, 15.12.2006 tarihinde ibraz edilmiş ve Torbalı Asliye Hukuk Mahkemesinin ödeme yasağı kararı gereğince banka tarafından bir işlem yapılmayarak iade edilmiştir. Çek bedeli ödenmemiştir.</p>

<p>Davacı lehtarın dava konusu konu çekten dolayı sorumlu tutulmasının mümkün olmadığı hususunda mahkeme ile Özel Daire arasında ihtilaf bulunmamaktadır.</p>

<p>İhtilaf; çekin keşidecisi olan ve imzası hakkında tartışma olmayan davacı ...'un davaya konu çekten dolayı sorumlu tutulmamasının gerekip gerekmediğidir.</p>

<p>Ticari senetteki geçersiz imza sadece imza sahibi yönünden hükümsüzlük sonucu doğurur ve senetteki her imza diğerlerinden bağımsız olarak sadece imza sahibini bağlar. İmzaların bağımsızlığı ilkesi olarak adlandırılan bu ilke gereğince de geçerli imzaların sahipleri başkasının imzasının geçersiz olduğunu ileri sürerek kendi sorumluluğundan kurtulamazlar. Bu nedenle de kendi imzasını inkâr etmeyen davacı keşideci lehtarın imzasının sahte olduğuna dayanarak sorumluluktan kurtulamaz. Eş söyleyişle; lehtar imzasının sahte olması hâli, keşidecinin senetten kaynaklanan sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.</p>

<p>Öte yandan; Senedi şeklen düzgün silsileye dayalı olarak ele geçiren hamilin son cirodan önceki cirolardaki imzaların sahte olduğunu bilmesi mümkün olmadığı gibi, böyle bir sorumluluk da kendisine yüklenemez. Senet borçlusu ile senet alacaklısı arasındaki kişisel itiraz ve savunmalar senedi şeklen düzgün ciro silsilesi yolu ile ele geçirmiş olan iyi niyetli hamile karşı da ileri sürülemez.</p>

<p>O hâlde, imzaların bağımsızlığı ilkesi gereğince imzası inkâr edilmeyip tartışma konusu yapılmayan davacı (keşideci) ...'un davaya konu çekten dolayı mahkemece sorumlu tutulmaması yerinde görülmemiştir.</p>

<p>Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, davalının lehtar tarafından açılan iptal davasından yapılan ilanlarla ve çekin ibrazı ile haberdar olduğu, buna rağmen elinde bulunan çeki mahkemeye ibraz edip istirdat davası açmaya olanak sağlamadığı, çek iptal kararının iptali yoluna da başvurmadığı, alınmış olan bu iptal kararından sonra senedin teşhis fonksiyonunun kaybolduğu, davalının yetkili hamil olmadığı, imzalar arasında muntazam teselsül bulunmadığını bilerek ödeme yapan keşidecinin lehtara karşı olan sorumluluğundan kurtulamayacağı ve yetkili olmayan hamile ödeme yapan keşidecinin lehtara tekrar ödeme yapmak zorunda kalabileceğinden davacı keşidecinin de davalıya (hamile) ödeme yapmama hakkına sahip olduğu belirtilerek direnme kararının onanması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de, bu görüş yukarıda açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.</p>

<p>Hâl böyle olunca Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına, bozma kararında gösterilen ve yukarıda açıklanan ilave nedenlerle uyulmak gerekirken; önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.</p>

<p><strong>SONUÇ: </strong>Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda gösterilen ilave nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana iadesine, karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 19.03.2019 tarihinde oy çokluğu ile kesin olarak karar verildi.</p>

<p><br />
<strong>KARŞI OY</strong></p>

<p>Dava, çeke dayalı icra takibi nedeniyle menfi tespit davasıdır.<br />
Davacılardan..... Enerji Madencilik A.Ş. çekin lehdarı, ... keşidecisidir. Davalı çekin en son hamili olup, davacılar aleyhine icra takibi yapmıştır. Dava konusu çek davalı tarafından 15.12.2006 tarihinde bankaya ibraz edilmiş, bankaca Torbalı Asliye 2. Hukuk Mahkemesinin ödeme yasağı kararı gereği işlem yapılamadığı şerh edilerek çek davalı hamile geri verilmiştir. Mahkemece yukarıda özette yazılı gerekçelerle davanın kabulüne karar verilmiş Özel Dairece davacılardan lehdar ilk cirantanın imzası sahte olduğundan çekten sorumlu olmasa da TTK’nun 589. maddesindeki imzaların istiklâli prensibi gereğince çekin keşidecisi olan ve imzası hakkında tartışma olmayan davacı ...’un sorumlu tutulmamasının isabetsiz olduğu gerekçesiyle hüküm oyçokluğuyla bozulmuş, yerel mahkemece davanın kabulü kararında direnilmiştir.</p>

<p>Özel Daire ile Mahkeme arasındaki uyuşmazlık, dava konusu çekin keşidecisi olan ve imzası hakkında tartışma olmayan davacı ...’un, lehdar cirosundaki ilk imzanın sahteliği ve alınan zayi nedeniyle iptal kararına rağmen son hamil davalıya çekten dolayı borçlu olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.</p>

<p>Davalı uygulanacak olan 6762 sayılı TTK’nın 702. maddesine göre, cirosu kâbil bir çeki elinde bulunduran kimse son ciro beyaz ciro olsa bile, kendi hakkı müteselsil ve birbirine bağlı cirolardan anlaşıldığı takdirde yetkili hamil sayılır. Hamilin, kendisine ciro edenden çeki alırken, önceki ciroların birbirine bağlı olduğunu görmesi yeterli olup, bir de bu ciro imzalarının sahte olup olmadığını tetkik yükümlülüğü bulunmamaktadır. Çekte imzası bulunan cirantalar da tıpkı keşideci gibi son yetkili hamile karşı sorumludurlar. TTK 589. maddesinde imzaların istiklâli prensibi düzenlenmiştir. Çekteki ciro imzasının sahteliği herkese karşı ileri sürülebilecek mutlak defidir. Davacı lehdarın imzasının sahteliği dosyadaki Adli Tıp Kurumu raporuyla sabit olup, son hamil davalıya karşı bunu ileri sürerek sorumluluktan kurtulabilir. Ancak, lehdarın imzasının sahte olması, kambiyo senetlerinde imzaların istiklâli prensibi gereğince keşidecinin senetten doğan sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.</p>

<p>Ancak somut davada, lehdar, davacı..... Enerji A.Ş. Torbalı Asliye 2. Hukuk Mahkemesinde 9.10.2006 tarihinde zayi nedeniyle iptal davası açmış ve 2006/512 esas 2017/144 karar sayılı kararla, 10.4.2007 tarihinde dava konusu çekin zayi nedeniyle iptaline karar verilmiştir. Lehdarın aldığı zayi iptal kararının hamile etkisi irdelenmesi gerekir. Davalı, lehdardan sonraki müteselsil üç ciro imzasından sonra çeke hamil olmuş ve bankaya ibraz ettiği 15.12.2006 tarihinde bankanın mahkemenin ödeme yasağı nedeniyle ödememe şerhi üzerine bu çekle ilgili iptal davası olduğunu öğrenmiştir. Ancak çeki zayi iptal davasına bakan mahkemeye ibraz ederek çekin hamili olduğunu ileri sürmemiştir. İbraz etseydi, iptal davasının davacısı olan lehdara çeki ibraz edene karşı istirdat davası açması için mehil verilecek ve sonucuna göre karar verilecekti. Çekin zayi nedeniyle iptaline karar verilmiş, kesinleşmiştir. İptal kararı üzerine hak sahibi, hakkını senetsiz olarak da ileri sürebilir veya yeni bir senet ihdasını talep edebilir. (TTK m. 652) Böylece senet ile kağıt arasındaki bağ çözülmüş olur. Çözülme ile zayi olan senet artık hakkın talep edilmesinde kullanılamaz, artık “kağıt” poliçe olarak hakların taşıyıcısı olmak vasfını yitirmiştir, senet iyiniyetli müktesibin elinde bulunsa da durum değişmez, karar, iptali talep eden yönünden asıl borçluya karşı, sadece, şeklen teşhis ettiricidir, senetle meşru hamilin tanınması (belirlenmesi) işlevini yok eder. (Prof Dr. Reha Poroy-Prof Dr. Ünal Tekinalp- Kıymetli Evrak Hukuku Esasları 2018 – sayfa 122, 123.) iyiniyetli müktesip, elindeki senede dayanarak borçludan ödeme talebinde bulunamaz ama davacıya karşı senet bedelini talep hakkı mevcuttur. İptal kararı verildikten sonra, fakat daha davacı bir talepte bulunmadan önce, senede zilyet olan üçüncü şahıs senedi ibraz ederek ödeme talebinde bulunursa, borçlu bakımından yapılacak en doğru hareket senet bedelini tevdi etmektir. ( Prof. Dr. Fırat Öztan-Kıymetli Evrak Hukuku -1997. Sayfa 283). Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 5.11.2001 tarih 5674 e. -8724 k. sayılı ilamında, zayi nedeniyle iptal kararının maddi anlamda kesin hüküm sonuçları doğurmadığı, keşideciyi ve hamil senet zilyedini bağlamayacağı ancak iptal kararı ticari senedin teşhis fonksiyonunu ortadan kaldıracağından artık senet zilyedinin keşideciye müracat ederek senet bedelinin kendisine ödenmesini istemesi mümkün olmadığı gibi, keşidecinin iptal kararıyla senedi ödemekden kaçınması gerektiği, ne var ki senedin zilyedinin meşru hamil olduğunu iddia ederek, iptal kararının iptali istemi ile dava açıp, zayi nedeniyle verilen iptal kararını ortadan kaldırtıp senede dayalı haklarına kavuşması, senede dayanarak ödeme talebinde bulunması mümkün olduğu belirtilmiştir. Bu ilke HGK’nun 5.6.2002 tarihli 19-443 E. -474 K. sayılı kararında da yer almıştır. (Poroy-Tekinalp sayfa 123) Somut olayda, senedin zilyedi olan davalı hamil, iptal davasında verilen ödeme yasağı kararı nedeniyle bankaya ibrazında çek karşılığını alamamış, iptal davasından haberdar olduğu halde çeki mahkemeye ibraz ederek istirdat davası açılmasını sağlamadığı gibi, iptal kararından sonra da yerleşmiş Yargıtay kararlarıyla uygulanır olan zayi iptal kararının iptali davası da açarak iptal kararını iptal ettirmemiş olmakla, aksi sonuca varıldığında, iptal kararı ile kendisine gelen lehdara da çekin zilyedi son hamile de ödeme durumunda kalacak olan keşideci tek çek bedelini iki kez ödemiş olacağından, keşidecinin menfi tespit davasının kabulü gerekirken, Özel Dairece iptal kararının neticeleri tartışılmaksızın kararın bozulmasının doğru olmadığı, keşideci bakımından da davanın kabulü kararının bu gerekçelerle onanması gerektiği görüşünde olduğumuzdan çoğunluğun bozma kararına katılmıyoruz.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-20171636-e-2019319-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 18 May 2026 12:51:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa1a.jpg" type="image/jpeg" length="56934"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
