CEZA İNFAZ KURUMU PERSONELİNE YÖNELİK SAKAL VE BIYIK YASAĞININ YARGISAL DENETİMİ VE DANIŞTAY 12. DAİRESİ KARARI

Abone Ol

Ceza infaz kurumlarında görev yapan infaz ve koruma personelinin kılık ve kıyafetine ilişkin düzenlemeler, idarenin kamu hizmetini yürütme yetkisi kapsamında uzun yıllardır ayrıntılı şekilde düzenlenmektedir. Bu düzenlemeler, özellikle güvenlik hizmetlerinin niteliği ve disiplinin sağlanması gerekçeleriyle daha sıkı kurallar içerebilmekte; buna karşılık kamu görevlilerinin temel hak ve özgürlükleri ile idarenin düzenleme yetkisi arasındaki denge, yargısal denetimin yoğunlaştığı alanlardan biri olarak öne çıkmaktadır.

Bu bağlamda Danıştay Onikinci Dairesi’nin (Esas No: 2022/4589 Karar No: 2025/4695) 23.10.2025 tarihli kararında, 29.12.2005 tarihli Ceza İnfaz Kurumları Personeli ile Ceza İnfaz Kurumları ve Tutukevleri Personeli Eğitim Merkezi Öğrencilerinin Kıyafet Yönetmeliği’nin 5. maddesinin birinci fıkrasının (g) bendinde yer alan sakal ve bıyık yasağı ile günlük tıraş zorunluluğunu öngören düzenleme hukuka aykırı bulunarak iptaline karar verilmiştir. (Bkz. “Madde 5- (g) İnfaz ve koruma başmemurları ve memurları ile infaz ve koruma memurluğu öğrencilerinin sakal ve bıyık bırakması yasaktır. Her gün sakal ve bıyık tıraşı olunması zorunlu olup, saçlar kep giyildiğinde dışarı taşmayacak uzunlukta kesilir. Favoriler kulak deliği hizasını geçemez. Ceza infaz kurumu niteliğinden çıkarılarak tarihî ve turistik amaçlar için tahsis edilen bina ve eklentilerinde görevli olanlar için bu hüküm, Genel Müdürlüğün izni ile uygulanmayabilir. Beden temizliğine her bakımdan özen gösterilir.”)

I. Dava Konusu Düzenlemenin İçeriği ve Hukuki Çerçeve

Dava konusu düzenleme ile infaz ve koruma başmemurları ve memurları ile infaz ve koruma memurluğu öğrencilerine yönelik olarak:

- Sakal ve bıyık bırakma yasağı,

- Her gün sakal ve bıyık tıraşı olma zorunluluğu,

- Favori uzunluğuna ilişkin sınırlamalar,

- Saç uzunluğu ve dış görünüşe ilişkin detaylı kurallar, öngörülmüştür.

İdare bu düzenlemeyi, ceza infaz kurumlarının güvenlik niteliği, disiplinin sağlanması, kurum içi düzenin korunması ve üniforma bütünlüğü gerekçelerine dayandırmıştır. Ayrıca ceza infaz kurumlarının, yüksek güvenlik gerektiren kapalı kurumlar olduğu, personelin görünüşünün hükümlü ve tutuklular üzerinde etkili olabileceği ve güvenlik zafiyeti doğurabilecek unsurların önlenmesi gerektiği savunulmuştur.

II. Normlar Hiyerarşisi ve Üst Hukuk Normuna Uygunluk Sorunu

Danıştay, öncelikle düzenleyici işlemlerin hukuki geçerliliği bakımından normlar hiyerarşisi ilkesine vurgu yapmıştır. Buna göre idarenin düzenleyici işlem tesis etme yetkisi, ancak kanun ve üst normlarla çizilen çerçeve içinde kullanılabilir.

Mahkeme, Ceza İnfaz Kurumları Kıyafet Yönetmeliği’nin dayanağını oluşturan üst düzenlemelerde, sakal ve bıyık yasağına ilişkin açık, belirli ve zorunlu bir düzenleme bulunmadığını değerlendirmiştir. Bu nedenle yönetmelik hükmünün, üst normların sınırlarını genişlettiği ve kanuni çerçevenin ötesine geçtiği sonucuna ulaşılmıştır. Bu yönüyle karar, idarenin düzenleme yetkisinin kanuni dayanaktan yoksun şekilde genişletilemeyeceği ilkesini yeniden vurgulamaktadır.

III. Temel Hak ve Özgürlükler Bağlamında Değerlendirme

Kararda ayrıca, kılık ve kıyafete ilişkin düzenlemelerin yalnızca idari disiplin alanına ilişkin olmadığı, aynı zamanda bireyin kişisel görünümüne ilişkin tercihlerini de etkileyen yönü bulunduğu ifade edilmiştir.

Bu kapsamda Danıştay, söz konusu müdahalenin Anayasa’nın:

13. Maddesinde düzenlenen temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması rejimi,

10. Maddesinde yer alan eşitlik ilkesi,

2. Maddesinde yer alan hukuk devleti ilkesi, çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiştir.

Mahkeme, temel haklara yönelik sınırlamaların ancak kanunla öngörülmesi, demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olması ve ölçülülük ilkesini aşmaması halinde hukuka uygun kabul edilebileceğini vurgulamıştır.

IV. Ölçülülük İlkesi Yönünden Değerlendirme

Kararın en önemli gerekçelerinden biri ölçülülük ilkesine ilişkin tespittir. Danıştay’a göre, kamu hizmetinin niteliği gereği bazı sınırlamalar öngörülebilmekle birlikte, bu sınırlamaların; elverişli, gerekli ve orantılı olması gerekmektedir.

İncelenen düzenlemede ise sakal ve bıyık bırakmanın mutlak şekilde yasaklanması ve her gün tıraş zorunluluğu getirilmesinin, ulaşılmak istenen amaç bakımından ölçüsüz bir müdahale niteliği taşıdığı değerlendirilmiştir. Mahkeme ayrıca, idarenin güvenlik ve disiplin gerekçelerini soyut düzeyde ileri sürmesinin yeterli olmayacağını, bu gerekçelerin somutlaştırılması gerektiğini belirtmiştir.

V. Demokratik Toplum Düzeni ve Gereklilik Standardı

Kararda, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 10. maddesi kapsamında ifade özgürlüğüne ilişkin standartlara da atıf yapılmıştır. Bu bağlamda, bireyin dış görünüşünün de belirli ölçüde kişisel ifade alanı ile bağlantılı olabileceği kabul edilmiştir.

Danıştay, sınırlamanın “demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olması” gerektiğini, bu bağlamda müdahalenin zorlayıcı bir toplumsal ihtiyacı karşılaması gerektiğini vurgulamıştır. Somut olayda ise bu yönde yeterli bir gerekçelendirme bulunmadığı ifade edilmiştir.

VI. İdarenin Takdir Yetkisi ve Sınırları

Kararda idarenin özellikle ceza infaz kurumları gibi güvenlik hassasiyeti yüksek alanlarda geniş takdir yetkisine sahip olduğu kabul edilmiştir. Ancak bu yetkinin sınırsız olmadığı, yargısal denetime tabi bulunduğu açıkça belirtilmiştir. Mahkemeye göre, idarenin takdir yetkisi:

- Hukuka uygunluk denetimine,

- Ölçülülük ilkesine,

- Üst normlara uygunluğa, tabidir.

Bu sınırların aşılması halinde düzenleyici işlemin iptali gerekecektir.

VII. Sonuç ve Değerlendirme

Danıştay Onikinci Dairesi, düzenlemenin:

- Üst hukuk normlarına uygun olmadığı,

- Ölçülülük ilkesini ihlal ettiği,

- Demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun düşmediği,

- Yeterli ve somut gerekçeye dayanmadığı, sonuçlarına ulaşarak iptaline karar verilmiştir.

Ayrıca aynı gerekçeler doğrultusunda, bireysel başvuruya dayalı idari işlemin de hukuki dayanaktan yoksun kaldığı tespit edilerek iptaline hükmedilmiştir. Bu karar, ceza infaz kurumu personeline yönelik kılık ve kıyafet düzenlemelerinin sınırlarının yeniden tartışmaya açıldığı; idarenin güvenlik ve disiplin gerekçeleri ile bireylerin temel hakları arasında kurulması gereken dengenin yargı denetimi yoluyla yeniden şekillendirildiği önemli bir içtihat niteliği taşımaktadır. Karar, ceza infaz kurumlarında görev yapan personelin dış görünüşüne ilişkin düzenlemelerin tamamen ortadan kalktığı anlamına gelmemekte; ancak bu tür sınırlamaların kanuni dayanak ve ölçülülük ilkesi çerçevesinde yeniden değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır.

VIII. Kararın Uygulamaya Olası Etkileri

Danıştay Onikinci Dairesi tarafından verilen iptal kararı, yalnızca bir yönetmelik hükmünün hukuka uygunluğunun denetlenmesi bakımından değil, ceza infaz kurumu personelinin özlük hakları ve çalışma hayatına ilişkin etkileri bakımından da önem taşımaktadır. Öncelikle kararın kesinleşmesi halinde, Ceza İnfaz Kurumları Personeli ile Ceza İnfaz Kurumları ve Tutukevleri Personeli Eğitim Merkezi Öğrencilerinin Kıyafet Yönetmeliği’nde yer alan sakal ve bıyık yasağı ile günlük tıraş zorunluluğunun hukuki dayanağı ortadan kalkacaktır. Böylece infaz ve koruma personeline yalnızca sakal veya bıyık bırakması nedeniyle disiplin işlemi uygulanmasının hukuki zemini önemli ölçüde zayıflayacaktır.

Bununla birlikte karar, ceza infaz kurumlarında kılık ve kıyafete ilişkin her türlü düzenlemenin ortadan kalktığı şeklinde yorumlanmamalıdır. İdarenin kamu hizmetinin gerekleri doğrultusunda personelin görünümüne ilişkin belirli kurallar koyma yetkisi devam etmektedir. Ancak bundan sonraki süreçte yapılacak düzenlemelerin kanuni dayanağa sahip olması, ölçülülük ilkesine uygun bulunması ve güvenlik ya da disiplin gerekçelerinin somut verilerle desteklenmesi gerekecektir.

Öte yandan kararın, yalnızca ceza infaz kurumu personeli açısından değil, üniformalı veya disiplin esasına göre görev yapan diğer kamu personeli bakımından da tartışmalara yol açması mümkündür. Her ne kadar ceza infaz kurumlarının kendine özgü güvenlik koşulları bulunsa da Danıştay'ın ölçülülük, temel hakların korunması ve idarenin takdir yetkisinin sınırlandırılması yönündeki değerlendirmeleri benzer nitelikteki düzenlemeler bakımından da emsal olarak ileri sürülebilecektir.

Sonuç olarak karar, ceza infaz kurumlarında disiplin ve güvenlik anlayışı ile kamu görevlilerinin bireysel hakları arasında kurulması gereken dengeyi yeniden gündeme taşımış; idarenin düzenleme yetkisinin sınırlarının yargısal denetime tabi olduğunu bir kez daha ortaya koymuştur.

KAYNAKÇA

- https://www.hukukihaber.net/danistay-12-dairenin-20224589-e-20254695-k-sayili-karari

- https://www.hukukihaber.net/ceza-infaz-kurumlari-personeli-ile-ceza-infaz-kurumlari-ve-tutukevleri-personeli-egitim-merkezleri-ogrencilerinin-kiyafet-yonetmeligi