MAKALE

7 Kişilik Büyükbaş Kurban Hissedarlığı: Sadece dini bir ritüel midir, yoksa ardında hukuksal bir ilişki de var mıdır?

Hukuk hayatımızın her alanında karşımıza çıkmaktadır. Toplumda genellikle yalnızca dini bir vecibe olarak görülen "hissedarlık yoluyla kurban kesimi" de aslında arka planında ciddi bir hukuksal ilişki barındırır. Peki, kurban kesiminde uyuşmazlığın hukuksal özü nedir?

Abone Ol

Türk Borçlar Kanunu (TBK) m. 620/1 uyarınca; “Adi ortaklık sözleşmesi, iki ya da daha fazla kişinin emeklerini ve mallarını ortak bir amaca erişmek üzere birleştirmeyi üstlendikleri sözleşmedir.”

Tam da bu yasal tanımdan yola çıkarak, birden çok kişinin bir araya gelerek kurban kesmesinin hukuki niteliğinin bir adi ortaklık sözleşmesi olduğunu söyleyebiliriz. Türk Ticaret Kanunu (TTK), ticaret şirketlerinin kuruluş amacını “ticari bir işletme işletmek amacıyla” sınırlandırmışken; TBK, adi ortaklığın kuruluşu için yalnızca “ortak amaç” vurgusu yapmıştır. Kanunun bu lafzından, adi ortaklığın her türlü meşru amaç için kurulabileceğini anlamaktayız. Dolayısıyla bu "her türlü amacın" içine, pek tabii kurban kesmek de girmektedir.

Peki, kurban ortaklığı adi ortaklığın diğer kurucu unsurlarıyla da örtüşüyor mu?

- Kişi Unsuru: Kanunen en az iki kişiyle adi ortaklık kurulabileceğine göre, kurban hissedarlığında (örneğin 7 kişinin bir araya gelmesiyle) kişi unsuru yönünden kanunun aradığı koşul sağlanmaktadır.

- Şekil Unsuru: Bilindiği üzere günlük yaşamda hissedarlar kurban kesmek için aralarında yazılı bir sözleşme yapmamaktadır. Yazılı bir metnin bulunmaması ortaklığın kurulmasını engeller mi? Cevabımız kesinlikle hayır. TTK; kollektif, komandit, anonim ve limited şirketlerin kuruluş sözleşmeleri için "yazılılık" şartını bir geçerlilik koşulu olarak aramaktadır. Buna karşın TBK, adi ortaklık sözleşmesi için herhangi bir geçerlilik şekli öngörmemiştir. TBK’nın sistematiğinden, adi ortaklığın sözlü de kurulabileceğini görmekteyiz.

- Sermaye koyma borcu: Her ortağın ortak amaca ulaşmak için ortaklığa bir sermaye (para, ayın veya emek) koyması gerekir. Kurbanda her hissedarın ödediği para veya kurban kesimine sağladığı katkı bu sermaye payını oluşturmaktadır.

Günlük yaşamda genellikle ortaklardan biri (veya dışarıdan yetkilendirilen bir vekil) hayvanı seçer, pazarlık yapar ve kesim yerini ayarlar. Bu durum, adi ortaklıktaki "yönetici ortak" veya "temsil yetkisi" hükümleriyle birebir örtüşür. Tabii bu noktada TBK md. 625/2 hükmünü de unutmamak gerekir: “...ortaklığı yönetmeye yetkili olan her ortak, tamamlanmasından önce işleme itiraz etmek suretiyle, bu işlemin yapılmasını engelleyebilir.” Bu hüküm uyarınca diğer hissedarların; seçilen hayvana, belirlenen bedele veya kesim yerine işlem tamamlanmadan önce itiraz etme hakkı hukuken mevcuttur.

Peki, kurban kesmek amacıyla oluşturulan bu adi ortaklığı nasıl feshedeceğiz?

TBK 639, ortaklık amacının gerçekleşmesiyle veya gerçekleşmesinin imkansız hale gelmesiyle adi ortaklık kendiliğinden son bulacağını düzenlemektedir. Yani kurbanın kesilmesiyle ortaklığın amacı tamamlanır ve ortaklık sona erer. Diğer yandan, diyelim ki kurbanlık hayvan can havliyle kaçtı ve tüm aramalara rağmen izini kaybettirerek kesilmekten kurtuldu. Bu durumda da ortaklık yine kendiliğinden sona erer; çünkü artık ortaklık amacı imkansız hale gelmiştir.

Ortaklığın sona ermesi, hukuki ilişkilerin bittiği anlamına gelmez. Son aşama, ortaklık malvarlığının paylaştırılması, yani tasfiyedir. Aksi kararlaştırılmadıkça ortaklar tasfiye sonucunda kalan değerleri eşit olarak paylaşırlar. Kurban özelinde bu durum, kesilen hayvanın etinin, derisinin ve sakatatının hissedarlar arasında eşit şekilde paylaştırılması olarak karşımıza çıkar.

Aynı kural, ortaklık zararları için de geçerlidir. Yukarıda verdiğimiz örnekteki gibi hayvanın kaçması neticesinde bir zarar doğmuşsa, ortaklar bu zarara da (ödenen paranın kaybına) iç ilişkide eşit olarak katlanmak zorundadır.

Peki, hissedarlardan biri bayram günü veya arife günü gibi son anda kurban kesmekten ve sermaye payını ödemekten vazgeçti. Bu halde ne olacak?

Bu hal adi ortaklık sözleşmesindeki sermaye koyma borcunun ihlalidir. Bu son dakika vazgeçiş neticesinde satıcıya karşı doğacak sorumlulukta "dış ilişki" kuralları devreye girer. Eğer hayvan satıcıdan 7 ortak adına borçlanılarak alındıysa, hayvan satıcısına karşı tüm ortakların müteselsil, birinci dereceden ve sınırsız sorumluluğu bulunmaktadır.

Ancak haksız vazgeçme nedeniyle satıcının veya ortaklığın zararını karşılamak zorunda kalan diğer ortaklar, ödedikleri bu tutarın tamamını (vazgeçen ortağın payına düşen kısmı ve onun yüzünden uğradıkları ek zararları) iç ilişkide vazgeçen ortağa rücu edebilirler.

Sonuç olarak; kurban hissedarlığı sadece manevi bir birliktelik değil, her aşaması Türk Borçlar Kanunu’nun sözleşme sistematiğiyle örülmüş, tam anlamıyla bir adi ortaklık ilişkisidir.

Bu vesileyle kurban bayramınızı kutlarım.

Av. Tuğçe GÜRHANLILAR